‘MARX’ olarak etiketlenmiş yazılar

B. RUSSELL, “DÜNYA GÖRÜŞÜM”

Salı, 23 Kasım 2010

 

 B. RUSSELL, “DÜNYA GÖRÜŞÜM”

 

- Felsefe yapmak, üzerinde henüz belirli bir bilginin olmadığı konularda kurgular yapmaktır.

- Kabaca bilim; bildiğimiz felsefeyse bilmediğimiz şeydir.

- Felsefe, bir yandan bizi hep tetikte tutar diğer taraftan da öğrenebileceğimiz şeyi düşünmemizi önerir bize.

- Filozofun gerçek işlevi, dünyayı değiştirmek değil anlamaktır. Bu ise Marx’ın söylediğinin tam tersidir.

- İncelenen nesnenin derinine varmak için analiz yapmak gerekir ve bu yöntemi, çözümlenmesi olanaksız nesnelere rastladığınız ana dek kullanabilirsiniz ki, bunlar “mantıksal atomlar”dır. Çünkü bunlar maddenin değil de düşüncelerin küçük parçacıklarıdır.

- Felsefe henüz bitmemiş, tamamlanmamış bir bilim gibi görülebilir.

- Hiçbir şey emin olmaya değmez. Çünkü, insan inandığı şeyler içinde her zaman biraz kuşkuya da yer bırakmalıdır ve bu kuşkuya rağmen yine de enerjiyle hareket edebilmelidir.

- Ben bir miktar şaşırma ve bocalamanın zihnin antrenmanı için çok gerekli olduğunu düşünüyorum.

- Bana öyle geliyor ki, bilimin gelişmesi, ilerlemesi felsefenin önemini kaçınılmaz biçimde azaltmaktadır.

- Tanrı kanıtlarının hepsi değerden yoksundur. Bunlardan bir sonuç çıkarıp ona inanmak gereksinmesi olmasaydı, hiç kimse onları hiçbir zaman kabul etmezdi.

- Dinin tarih boyunca ortaya çıkan sonuçları bakımından çoğunun zararlı olduklarına inanıyorum.

 Genellikle dinin birçok kötülükler yaptığına inanıyorum. Tutuculuğu, geçmişin alışkanlıklarına bağlılığı kutsallaştırmıştır. Özellikle de hoşgörmezliği ve hıncı kutsallaştırmıştır. Hele Avrupa’da hoşgörmezlik olarak dine girebilmiş ne varsa hepsi korkunçtur gerçekten.

- Dine duyulan ihtiyaç, herşeyden önce korkudandır. Onu korkutan üç şey var:

 Birincisi; doğanın kendisine yapabileceği şeyler. İkincisi; başka insanların kendisine yapabilecekleri, üçüncüsü de insanoğlunun kendi tutku ve arzularının etkisiyle onu bazı şeyler yapmaya iteleyebilir.

 Din onların bu korkudan daha az etkilenmelerine yardımcı olmaktadır.

- Orta halli Çinliler hiçbir dine sahip değiller ve bundan ötürü daha az mutlu da değillerdir.

- Bu büyük savaşlar, bu büyük baskı rejimleri sürüp giderse ve büyük çoğunluk yine yoksul, mutsuz bir yaşam sürmeye devam ederse din de varolmaya devam edecektir.

 - Toplumsal sorunlar çözüldü mü din de ölecektir. Tersine bu sorunlar ortada kaldıkça, onun öleceğini sanmıyorum.

- Sosyalizmin bana göre arzu edilir bir yanı yok. Çünkü hiçbir özgürlük vermiyor, bir bilginin engelsizce edinilmesine izin vermiyor. Dogmacılığı teşvik ediyor. Bir düşünceyi yaymak için baskı kullanılmasını öneriyor. Ben ki eski bir liberalim, onun yapıp ettikleri çoğu kez pek az hoşuma gidiyor.

 - Orta halli bir Rus, Stalin zamanında Çarlık zamanına göre daha az mutluydu.

 - Lenin, kendisi için değil de bir inancı cisimlendirmek için ortaya çıkmıştı. Fakat inancı çok dar göründü bana. Marxçı yörüngenin dışında hiç mi hiç düşünemeyen bir bağnaz gördüm ben onda.

 - Lenin’in bir proleter sayıldığını gördüm. Fakat dilenciler, yiyecek bir lokması olmayan zavallılar için “burjuvazinin uşakları” deniyordu.

- Cehennemi zalim insanlar yaratmıştır.

- Eğer bir eylemin kimseye bir zararı dokunmuyorsa onu yerin dibine batırmak için bir neden yoktur. Çağdışı bir tabu kötü saydı diye onu yerin dibine batırmamak gerekir. Yapılacak iş, bu eylemin iyi mi, kötü mü olduğunu görmektir. Bütün ahlakların olduğu gibi cinsellik ahlakının temeli de budur.

- Mutluluğun dört boyutu; birincisi sağlık, ikincisi yoksulluk çekmemek için gerekli araçlar, üçüncüsü başkalarıyla iyi ilişkiler sürdürmek, dördüncüsü de insanın işinde başarılı olmasıdır.

- Devlet özellikle yabancıları öldürmek için kurulmuş bir örgüttür.

- Doğu ile Batı arasındaki gerginliği ve savaş tehlikesini bir tarafa bırakırsam milliyetçilik, insanoğlunun şimdiye kadar karşılaştığı en büyük tehlikedir.

- Herhangi bir yönde ilerlemeler yapan insanlar genel olarak halkın tam bir engellemesiyle karşılaşıyorlar.

- Toprağında büyük miktarda petrol var diye küçücük bir ulusun bu petrolden kendi keyfince yararlanması saçma şeydir.

- Dürüst insanlar köpeklere eziyet edilmemesini kınarlar. Fakat köpeklere yapılan eziyet, başka hiçbir eziyete benzemeyen bir zulüm gibi görülürse bu bağnazlıktır.

- Yahudi aleyhtarlığı, hristiyanlıkla birlikte doğmuştur…Roma iktidarı hristiyanlaşınca Yahudi aleyhtarı oldu. İsa’yı Yahudilerin öldürdükleri söyleniyor, böylece Yahudilere beslenen hınç haklı hale geliyordu. Gerçek nedenler ekonomikti hiç kuşkusuz. Fakat herkes kendini böyle haklı gösteriyordu.

 

B. RUSSEL, Ekleyen; Felsefe Kulübü / OĞUZ TURGUT

 

- Ne kadar az bilirseniz, onu o kadar şiddetle savunursunuz.

- Akıllılar hep kuşku içindeyken aptallar küstahça kendinden emindir.

- Mutluluğun sırrı; dünyanın korkunç, korkunç bir yer olduğu gerçeğiyle yüzleşmektir.

- Kendi refahımızı, herkesin refahının güvence altına alınmasının dışında bir yolla güvence altına alamayız. Kendinizin mutlu olmasını diliyorsanız, başkalarının da mutlu olmasına rıza göstermek zorundasınız.

- Bir kasabın ekmeğe, bir fırıncının da ete ihtiyacı vardır. Bu nedenle kasapla fırıncının birbirini sevmesi için mantıklı bir neden vardır. Her ikisi de birbirine yararlı olur.

- Tek kitaplı adamdan kork!

- Eğitimin amacının zihinsel özgürlük olduğu bir dünya isterdim. Gençlerin aklını, onları bütün hayatları boyunca nesnel kanıtların oklarından koruyacak olan bir zırhın içine sokmamalı. Dünyanın açık kalplere ve aydın insanlara ihtiyacı var ve bunu statik sistemlerle elde edemeyiz.

- Ne yazık ki, çoğu insan daha önce mutlu olduğunu ancak mutsuzluğa düştüğü zaman anlıyor.

- Aşktan korkmak, yaşamdan korkmak demektir ve yaşamdan korkanlar şimdiden üç kez ölmüşlerdir.

- Manevi bir çöküşün en büyük belirtisi, kişinin yaptığı işi çok önemli olduğunu düşünmeye başlamasıdır.

 

 

 

ÖZLÜ SÖZLER - SOLDAN

Salı, 26 Ekim 2010

 

  - İnsan, özgür doğar ama hayatın her anında zincire mahkum edilir.

 - Bütün kavgaların, felaketlerin, tüm kötülüklerin anası; ‘özel mülkiyet’tir. Özel mülkiyetin olmadığı yerde haksızlık da yoktur.

J.J. ROUSSEAU

 

MARX :

- Tarihi yapan, insandır…

- Alt yapı, üst yapıyı belirler…

- İnsanlık tarihi, sınıf çelişkisinden ibarettir.

- Komünizmin önündeki engel, burjuvazinin eksikliğidir.

- Din, toplumun afyonudur.

- İnsan, ne üretirse ona yabancılaşır.

- Kapitalist, kendisinin kapitalist olmasından sorumlu değildir ama ilişkilerin kurulmasına yardımcı olduğu için sorumludur

- Bir memleket iki şekilde talan edilir; düşmanlar ve bizzat o ülkenin kendi maliyesi tarafından.

- Zorun güzelliği, doğallığındadır.

- Mülkiyet, hırsızlıktır.

———-

 - Batı dışı dünya hakkında Marx ve Engels‘in düşünceleri bütünüyle emperyalisttir…ABD‘nin, Meksika‘nın epeyce toprağını ilhak etmesiyle sonuçlanan savaşı Marx kendi cümleleriyle, “tembel ve çaresiz Meksikalılara karşı uygarlaşmanın lehine bir netice” olarak nitelemiş ve desteklemiştir.

Fransa‘nın Cezayir‘i işgali de “ilerleme ve uygarlık için önemli ve talihli bir olay”dı. Çünkü, “Bedeviler bir haydutlar ulusu” idi.

 

Marx, İngilizlerin Hindistan‘ı işgalini de aynı mantıkla desteklemiştir. Çünkü Hint toplumsal hayatı, Marx’ın tabiriyle “değersiz, durağan ve bitkisel” idi.

 

 RASİM OZAN KÜTAHYALI

 

      - İhtiyaç, icadın anasıdır.

                  - Felsefe, mantık ve diyalektikten oluşur.

 - Erkek burjuvazidir, karısıysa proleteryayı temsil eder.

- Ne mutlu o yoksullara ki, öteki dünya onlarındır ve er ya da geç bu dünyada onların olacaktır.  

ENGELS

  - Az gelişmiş toplumlarda ordu, kendi halkına karşı kullanılmak için vardır. 

 - Her devrimin temel sorunu, iktidar olmak içindir.

- Yumurtalar kırılmadan, omlet (devrim) olmaz.

 LENİN

  G.V.PLEKHANOV:

 Formel mantık, realitede geçer değildir. Hareket, ayniyet ve çelişmezlik prensibine tabi değildir. Çünkü; madde hareketsiz, hareketsiz de madde olmaz. Bütün alemin esası bu hareketli maddedir. Hareket halindeki bir cisim, aynı zamanda hem burada hem de başka yerdedir..Hem vardır hem de yoktur. Bizzat bu değişmenin varlığı, gerçekte çelişmezlik mantığı yerine, çelişme mantığı veya diyalektiğin cari olduğunu gösterir.

 Ya formel mantık doğrudur, o zaman realiteyi inkar etmeli ya da realite doğrudur, o zaman da formel mantık ilkelerinin geçerliliği yoktur.

 Eğer mantığımız doğruysa, Zenon gibi hareketi inkar etmemiz gerekir.

…/…

- Minnettarlık, köpeklerin alışkanlığıdır.

- İki şeyden taviz verilmez; vatan ve ordu.

- En büyük hatalarımdan birisi; imzaladığımız “Güvenlik İşbirliği Antlaşması”na Hitler’in sadık kalacağını düşünmemdir. 

- Bir insanın ölümü trajedi, bir milyonun ölümü ise istatistiktir.

STALİN

- Bir köle olarak yaşamaktansa, bir özgürlük savaşçısı olarak ölmek daha iyidir.

  YILMAZ GÜNEY

- Bilgi sahibi olmadan, fikir sahibi olunmaz.

    UĞUR MUMCU

 - Marxizm, toplumumuzun gerçeklerine uydurulacak yerde, toplumumuzu kafamızdaki yarım yırtık yani aptallığımızın marxizmine uydurmak istemişizdir…Memleketimizde, 50 yıllık marxizm çabalamalarının içine düşürüldüğü durum, marxizmi tersine çevirdiğimizden ileri gelir…Değişen şartlara göre değişen tedbirler gerekir. Dogmatizm, değişen durumların karşısına eski gerçeklere göre alınmış tedbirlerle çıkmaktır. Dünyada değişmez gerçek yoktur…Batılı toplumlara benzemeyen doğulu toplumlarda durum daha da çapraşık sayılmalı, kesinliklerden, genellemelerden büsbütün kaçınılmalıdır. Bir durumun değiştirilebilmesi için onun genel gerçeklerini bilmek hiçbir işe yaramaz, özelliklerinden yola çıkılmadıkça hiçbir durum işe yaramaz.

- Her ülkenin sosyalistleri, kendi yollarını kendileri bulmak daha açıkçası, kendi sosyalizmlerini kendileri yaratmak zorundadırlar.

  KEMAL TAHİR

- “…Şartlar ne kadar elverişsiz olursa olsun, günün birinde devrimin gerçekleşeceğine inanıyorum da. İş, devrimden sonraki hayatın, insana gereksindiği mutluluğu verip veremeyeceğine geldi mi aklım karışıyor. Neden dersen, toplumun ve doğanın çelişkileri üstüne tutmuş koskoca bir sistem ve felsefe koymuşuz da birey olarak insanın iç çelişkilerini hiç hesaba katmamışız. Senin insan dediğin, kendini doğru ve haklı bir davaya adamış, kalıptan çıkma bir yaratık değil ki! Baştan ayağa karşıtlıklarla dolu bir varlık. Aynı zamanda iğrenç ve saygıdeğer, aşağılık ve yüce, ödlek ve cesur! Bunu demekle zannetme ki, insanı soyut ve değişmez bir kavram olarak alıp, şartlar ne kadar değişirse değişsin, o aynı kalacaktır demek istiyorum. Hayır o da değişiyor, değişiyor ama değişmesi kötüden iyiye, bilgisizden bilgiliye, vahşiden medeniye sürekli yükselen bir eğri çizmiyor. Çizdiği daha çok; iyiyle kötü, günahlarıyla sevap arasında aralıksız bir zikzak. Ayrıca, iyilik ve kötülük kavramları, koşullara göre değişen kavramlar”.

ATİLLA İLHAN “BIÇAĞIN UCU”

 - Türkiye’de sağ soldur, sol da sağdır.

- Türk Kurtuluş savaşı, anti-emperyalist bir savaş değildir. 

        İDRİS KÜÇÜKÖMER

- Herşey değişebilir, herşey tartışmaya açıktır. Ancak dinler, marxistler, Stalin, Hitler bunu kabul etmiyor. Bir tek bilim herşeyi tartışmaya açar. Üstelik onda da amaç, tartışmanın sonunda doğruyu bulmak değil, ona yaklaşmaktır. Bunu da yanlışları eleyerek yapar.

CELAL ŞENGÖR

- Eşitlik yok, yalnızca farklılık vardır.

T. EAGLETON

 - İdeoloji, kendine göre bir mantığı ve tutarlılığı olan, belli bir toplum içinde tarihi bir görevi bulunan, bir tasavvurlar (imajlar, mitler, ve fikirler) bütünüdür.

  - Ayrıca ideoloji; maddi yaşamı din, ahlak ve bir anlamda da felsefe düşüncesiyle açıklayan tasarımlara ilişkindir. Kısaca ideoloji, bilim öncesi düşüncedir. Bilim düşüncesi ise tarihi ve toplumu, maddi yaşamın temel koşullarına göre açıklamaktır.

ALTHUSSER  (Hilmi Yavuz, “Kültür Üzerine”)

 - Bir ülkeye diktayı yapanlar değil, boyun eğenler getirir.

- Sizin yüksekliğiniz bizim eğilmişliğimizdendir. (!)

BÜLENT ECEVİT

 - Önemli olan kedinin ak ya da kara olması değil, fareyi yakalamasıdır.

 MAO

- İnsan, yediği şeydir ve insan insanın tanrısıdır. Tanrı, insanın idealleştirilmiş olarak dışavurumudur.

L. FEURBACH

 

 - İnsanın gelişimi, tanrının yerine kendisini koyabilme çizgisindedir.

*

- Tanrı, sıradan insan entellektüelizminin göğe yansımasıdır.

- Tanrı, insan yaratılarının en kutsal olanıdır.

         YALÇIN KÜÇÜK

Sol, ezilen ve dışlananların sözcüsü olan düşünce akımının adıdır…Ezilen ve dışlananlar 1960′larda işçiler ve köylülerdi. Sol bunların sözcüsü oldu. 70′lerde Kürtleri farkettik ama temelde Kemalist olduğumuz için onlara uzak durduk. 80′lerde bu kategori tüm dünyada fevkalade çeşitlendi; çingeneler, kadınlar, sakatlar, eşcinseller, vicdani redçiler vb. Ama biz bu yıllarda canımızla uğraştığımız için farkında bile olmadık. 90′larda kendimize gelmeye başlayınca baktık ki, bunların yanısıra Türkiye’de Aleviler, üniversiteye sokulmayan başörtülü kızlar, ateistler, gayrimüslimler…hepsi de ezilmişler ve dışlanmışlar kategorisinin has elemanları. Şimdi sol demek, işte bütün bunların sözcüsü demek”.

BASKIN ORAN

“Ancak bir noktada Marx yanıldı. Proleterya ve burjuvaziden oluşan iki kutuplu dünya oluşacak diye beklenirken orta sınıf büyüdü. Bugün dünyayı değiştirecek olan işte bu orta sınıftır, küçük üreticiler ve girişimcilerdir.”

NABİ YAĞCI

 - Burjuva kültürünün demokratlaşmasıyla, niteliği değişmeden çok sayıda insana ulaşıp yaygınlaşmasıyla, ‘mutlu azınlık kültürü’ olmaktan çıkıp, ‘mutlu çoğunluk’ kültürüne dönüşebilir.

- Eğer tanrınız yoksa, saygılarınızı Hitler veya Stalin‘e sunarsınız.

T.S. ELİOT

- Komiserin manivelası; devrim. Dava, alt yapıyı değiştirmek, üst yapı kendiliğinden değişir. Yogi içinse kurtuluş, içimizde. Aksiyon, bir tuzak. 

Zıt yaklaşımlara sahip oldukları için, komiserle yogi uzlaşamaz.

ARTUR KOESTLER

 - Marxizm aşılamaz tek toplum felsefesidir. Benim yaptığım ise, onun unutttuğu bireyi yerine koymaya çalışmaktır.

 SARTRE

- Sol; ilericidir, enternasyonaldir, devrimcidir, hümanisttir. Bizde ise kendisi gibi düşünmeyene, yaşamayana tahammül edemeyen, ‘faşist solcular’ var.

 SİNAN ÇETİN

- Aç insanların karnını doyurduğum zaman bana, ‘kahraman’ diyorlar. Bunların neden aç olduğunu sorduğum zaman ise bana, ‘komünist’ diyorlar.

Cardinal HELDER PESSOA CAMARA

- Bireye tek olma imkanı vermeyen, kollektivizm şeytandır. Tek insan, tanrı karşısında sorumlu olan insandır.

 KİERKEGAARD

 

ÖZLÜ SÖZLER -2

Perşembe, 18 Şubat 2010

 

- İnsan, simgeleştiren bir hayvandır, bu sayede düşünür.

    E. CASSIRER

 - İnsan, korku içinde özgürlüğün imkanını keşfeder. “Özgürlük imkanı” ise karar vermektir.

- Öznellik, hakikattir.

- Bireye tek olma imkanı vermeyen, kollektivizm şeytandır.

- Tek insan, tanrı karşısında sorumlu olan insandır.

- Yabancılaşma, kitle içinde kaybolmaktır.

   S. KİERKEGAARD

 - İnsan, makrokozmosda bir mikrokozmosdur.

     M. SCHELER

 - Hayatın anlamı sorulduğunda ve bunda bir anlam görülmediğinde intihar mı etmeliyiz yoksa bu anlamsızlığın bir gün değişebileceğine dair umudumuzu korumaya devam mı edeceğiz?…Anlamsız olan ne dünyadadır ne de akılda, ikisinin arasındadır.

- İlk işimiz, umutsuzluğa düşmemektir.

- Pekçok insan, ‘trajik’ ile ‘umutsuzluğu’ birbirine karıştırıyor.

- Ölüm, bir istatistik ve devlet işi oldu mu, dünya işleri artık iyi gitmiyor demektir. Ama ölüm soyutlaştı mı, yaşam da soyutlaştı demektir. Bir adamın yaşamını bir ideolojiye kul köle etmek, onu soyutlaştırmak değil de nedir?

 Bu ideolojiler kendilerine, dar kafalarına, budalaca mantıklarına o kadar güveniyorlar ki, dünyanın esenliğini yalnız kendilerinin başa geçmesine ve başkalarının boyun eğmesine bağlı görüyorlar. Oysa bir insana ya da herhangi birşeye boyun eğdirmeyi istemek, onun kısır, sessiz hatta ölü olmasını istemek demektir.

- Karşılıklı konuşma olmayan yerde, yaşam da yoktur…Diyaloğun yerini polemik tutmuştur.

- 17. yüzyıl matematik çağı, 18. yüzyıl fizik çağı, 20. yüzyıl ise korku çağıdır.

- Ya zamanla birlikte yaşar ve ölürsün ya da daha yüce bir yaşam uğruna zamanın dışına çıkarsın.

- Tanrı ve insan anlaşmazlığı karşısında, ben insandan yanayım.

- Bu geçici evren içinde, insanca olanın, yalnız insanca olanın daha ateşli bir anlamı vardır.

- Ütopya, gerçekle çelişme durumunda olan şeydir. Bu bakımdan kimsenin kimseyi öldürmemesini istemek, tam anlamıyla bir ütopyadır. Ama adam öldürmenin haklı görülmemesini istemek, ütopya olarak çok daha hafiftir.

- Düşüncemizi kurtarmak için, bedenimizin işkencelere katlanması gerekti. Ancak ödediğimiz şey tam anlamıyla bizim olur.

- Öyle mutlu bir arenadır ki Avrupa bizim için, orada batılı insanın dünyaya, tanrılara karşı giriştiği savaş bugün en çalkantılı anına varmıştır.

- Yine de bu dünyanın yüce bir anlamı olmadığına inanıyorum ama onda birşey olduğunu biliyorum. O da insandır. Çünkü, bir anlam arayan tek varlık odur. Bu dünyada hiç değilse insanın gerçeği var ve bizim ödevimiz, onun yazgısına karşı koymasına yardım etmektir. Dünyanın insandan başka anlamı yoktur. Yaşam anlayışımızı kurtarmak istiyorsak, onu kurtarmak gerekir.

   A. CAMUS

- İnsan, büyüklüğünü bir uca giderek değil, her iki uca dokunarak gösterir.

PASCAL

- İnsan yokolurmuş, olabilir ama dayanarak yok olalım. Yazgımız hiçlikse bile, bunu kendimiz haketmiş olmayalım.

OBERMAN

 - Bütün bilgilerimiz tecrübe ile başlar ama tecrübe ile bitmez.

- Tümevarım, bir mitostur.

      D.HUME

 - İnsan özgür doğar ama hayatın her anında zincire mahkum edilir.

 - Bütün kavgaların, felaketlerin, tüm kötülüklerin anası; ‘özel mülkiyet’tir. Özel mülkiyetin olmadığı yerde haksızlık da yoktur.

     J.J.ROUSSEAU

- Bilgi, kuvvettir.

- Mutlu olmak için, doğayla uyum içerinde olmak gerekir.

     F.BACON

 - Bir çalışmayı bölen en kötü iki şey, zamansız çalan telofon ve davetsiz gelen misafirdir.

    E. HAMİNGWAY 

- İyi örneklerde, teşvik olsun diye isim veririm ama kötü örneklerde vermem. Ola ki, pişman olur.

- Sofrada ‘tuzluk’ neyse, çalışma masasında ’sözlük’ de odur.

- Karpuz, ‘kabak’ çıkarsa yemezsiniz ya kitap kabak çıkarsa?

BİLGE KARASU

- Gençlik olgunlukla, cehalet bilgelikle, hastalık sağlıkla, sarhoşluk ayılmayla kendine gelir ama aptallık, sonsuza kadar sürer.

    ARİSTOFANES

 SOKRATES:

- Kendini tanı.

- Bilgi, hatırlamadır

- Doğru bilgi, doğru eylemi gerektirir.

- Benim sizden farkım, bilmediğimi bilmek.

- Birşeyi gerçekten bilmek, onu anlatmakla olur.

- Her iki halde de evlenin! Karınız iyi çıkarsa mutlu olursunuz, kötü çıkarsa filozof olursunuz.

- Eşek çift attı diye mahkemeye mi vereyim? Eşek, eşekliğini yapıyor.

- Kaçmıyorum çünkü, suçlu değilim…Suçsuz yere ölmek suçlu olarak ölmekten daha iyidir.

- Önemli olan yaşamak değil, doğru yaşamaktır.

                                             MARX :                                                                       

- Tarihi yapan insandır…

- Alt yapı, üst yapıyı belirler…

- İnsanlık tarihi, sınıf çelişkisinden ibarettir.

- Komünizmin önündeki engel, burjuvazinin eksikliğidir.

- Din, toplumun afyonudur.

- İnsan, ne üretirse ona yabancılaşır.

- Kapitalist, kendisinin kapitalist olmasından sorumlu değildir ama ilişkilerin kurulmasına yardımcı olduğu için sorumludur

- Bir memleket iki şekilde talan edilir; düşmanlar ve bizzat o ülkenin kendi maliyesi tarafından.

- Zorun güzelliği, doğallığındadır.

- Mülkiyet hırsızlıktır.

———-

- İhtiyaç, icadın anasıdır.

- Felsefe, mantık ve diyalektikten oluşur.

- Erkek burjuvazidir, karısıysa proleteryayı temsil eder.

- Ne mutlu o yoksullara ki, öteki dünya onlarındır ve er ya da geç bu dünyada onların olacaktır.  

ENGELS

  - Az gelişmiş toplumlarda ordu, kendi halkına karşı kullanılmak için vardır. 

 - Her devrimin temel sorunu, iktidar olmak içindir.

- Yumurtalar kırılmadan, omlet (devrim) olmaz.

 LENİN

  G.V.PLEKHANOV:

 Formel mantık, realitede geçer değildir. Hareket, ayniyet ve çelişmezlik prensibine tabi değildir.Çünkü; madde hareketsiz, hareketsiz de madde olmaz. Bütün alemin esası bu hareketli maddedir. Hareket halindeki bir cisim, aynı zamanda hem burada hem de başka yerdedir..Hem vardır hem de yoktur. Bizzat bu değişmenin varlığı, gerçekte çelişmezlik mantığı yerine, çelişme mantığı veya diyalektiğin cari olduğunu gösterir.

 Ya formel mantık doğrudur, o zaman realiteyi inkar etmeli ya da realite doğrudur, o zaman da formel mantık ilkelerinin geçerliliği yoktur.

 Eğer mantığımız doğruysa, Zenon gibi hareketi inkar etmemiz gerekir.

———–

 HEISENBERG İLKESİ (Belirsizlik İlkesi):

 Kuantum fiziğinde, bir parçacığın yerini tespit ettiğimizde hızını, hızını tespit ettiğimiz de ise yerini tespit edemiyoruz..

———–

 - Acı çekmek, ölmekten daha çok cesaret ister.

-Yenile yenile yenmesini de öğreneceğiz.

- Siz istediğim parayı verin, ben her savaşı kazanıyım.

- Devlet adamının kalbi, beynidir.

- Bu kadar şey yaptım ama geriye kala kala, bir medeni kanun kaldı. Bu kadar zaferlerimi, bir Waterloo mahvetti ama geriye kala kala, elimde şeref duyduğum bir “Fransız Medeni Kanunu” kalmıştır.

- Sadece kaba güçle hiçbirşey kurulamaz. İki şey dünyayı egemenliğinde tutar; biri kılıç diğeriyse düşüncedir. Kılıç eninde sonunda düşünceye yenilir.

- Şans, detaylara özel dikkat etmekten geçer.

- Tarih, üzerinde anlaşılmış yalanlar bütünüdür.

- Aşk kadın için, para sizin için, şeref benim için.

NAPOLYON

- Minnettarlık, köpeklerin alışkanlığıdır.

- İki şeyden taviz verilmez; 1- Vatan, 2- Ordu.

- En büyük hatalarımdan birisi; imzaladığımız “Güvenlik İşbirliği Antlaşması”na Hitler’in sadık kalacağını düşünmemdir. 

- Bir insanın ölümü trajedi, bir milyonun ölümü ise istatistiktir.

 STALİN

 - Düşmanını tamamen yok edersen, gün gelir kendi ellerinle yeniden yaratmak zorunda kalırsın.

- Atatürk, bir ulusun bütün araçlarından yoksun bırakılsa bile kendini kurtaracak araçları yaratabileceğini öğreten bir liderdir. Onun ilk talebesi Mussolini’dir, ikinci talebesi de benim.

 HİTLER

 - Bir köle olarak yaşamaktansa, bir özgürlük savaşçısı olarak ölmek daha iyidir.

  YILMAZ GÜNEY

- Burjuva kültürünün demokratlaşmasıyla, niteliği değişmeden çok sayıda insana ulaşıp yaygınlaşmasıyla, ‘mutlu azınlık kültürü’ olmaktan çıkıp, ‘mutlu çoğunluk’ kültürüne dönüşebilir.

    T.S. ELİOT

 - Beşikten mezara niçin gittiğimizi bilseydik, mektepden azad olmuş çocuklar gibi mutlu olurduk.

     METTERLİNCH

 - Ölüm, başkalarının işidir.

- Varlık dediğimiz, hiçin hiçmesidir. Aslında her şeyle hiçbir şey, aynı şeydir.

- Hüzün, en büyük muhalefettir.

- İnsan, zamanın merhametsiz ve karşı durulmaz ırmağına atılmış olduğundan, mahvından başka hiçbir şey bekleyemez. Bu yüzden hayal kırıklığına da uğratılamaz. Aksine insan, varlığının sonluluğunu görerek; üstün, soğuk bir zafer duygusu yaratabilir.

     HEIDEGGER

 - Biz varken ölüm yok, ölüm varken de biz yokuz.

     EPIKUROS

 - Ölümden korkmuyorum, sadece o varken ben orada olmak istemiyorum.

WOODY ALLEN

- Sanat, baskıdan doğar.

- Deha, imkanlara sahip olma duygusudur.

     A. GIDE

    - Bilinç, baskıdan doğar.

- Her son, başka bir sonla sonsuzluğa açılır.

- Her özgürlüğü belirleyen, bir kader vardır. 

     AHMET AĞI

- Bilgi sahibi olmadan, fikir sahibi olunmaz.

    UĞUR MUMCU

 - Çok merhametli olandan, lider olmaz.

ERHAN AFYONCU

-  Deha, kendinden başkasına tabi olmayandır. Başvuracağı araçlar üzerinde hüküm vermek yalnızca ona aittir. Çünkü; amacı bilen yanlızca odur. Bu yüzden kanunları yeniden yapmaya aday olan deha, kanunların üzerindedir. Yüzyılına hakim olan deha her şey olabilir, her şeyi tehlikeye koyabilir, her şey onundur.

    H. BALZAC

 - İnsanlar bir kere ergenlik acıları çeker, dehalar ise hep yeniden.

- Cehaletin en tehlikeli hali, örgütlenmiş halidir.

- Açlık, en akıllı balıkları bile oltaya getirir.

- Küçük balıklar olmadan, büyük balıklar olmaz.

- Ya örs olacaksın ya da çekiç.

- Yaratmak, dinlenmektir.

- Kardeşlerimi tanrı yarattı, dostlarımı ise ben buldum.

- Çocuklar, ana-babalarından çok zamanlarına benzerler.

     GOETHE

 - İnsan, her şeyin ölçüsüdür.

    PROTOGORAS

  Adil birey = adil toplum = adil devlet.

     PLATON

 - İnsan, insanın kurdudur (homo homini lupus).

    T.HOBBES

 - Karekterin ne ise kaderin odur.

- Aynı ırmağa iki defa girilmez.

- Savaş, her şeyin babasıdır.

     HERAKLEİTOS

  - Ele geçen hiçbir şey, hayaldeki kadar güzel kalmaz.

    N.R. NASH

 - Eğer bütün insanlar doğuştan özgürse, nasıl oluyor da kadınlar köle doğuyorlar.

     M. ASTELL

  - Metin, tembel bir makinedir. Onu harekete geçirecek olan okurdur.

     UMBERTO ECO

 - Okumak; yaymaktır, anlam üretimidir.

 - Filozof, kendi kendine soru soran kişidir

   NERMİ UYGUR  

 - Aşırı mütevazilik, başkalarına çalışmayı gerektirir.

     TARIK BUĞRA

  - İnsan, acı çekerek öğrenir.

 AESCHYLUS

- Coğrafya, kaderdir.

İBN-İ HALDUN

    - İnsan; tarihin, toplumun ve doğanın zindanından kurtulabilir ama kendi zindanından asla.

    ALİ ŞERİATİ

- İbret alınsaydı, hiç tarih tekerrür eder miydi?

    M.AKİF ERSOY

 - Varoluş, özden önce gelir.

- Cehennem başkalarıdır.

- İnsan olmak istediği, kendini tasarladığı şeydir.

- Tanrı olsaydı, yaptıklarımızın hiçbirinden sorumlu olmazdık ama tanrı yok ve biz, tüm yaptıklarımızdan sorumluyuz.

    SARTRE

 

 

 

 

 

                                                                          

 

ÖZLÜ SÖZLER -5

Salı, 16 Şubat 2010

 

    EMİL AJER

Kral Solomon’un Bunalımı” adlı eserinden:

 - Faşizm; bir duyarsızlaştırmadır.

- Deha, her kusuru bağışlatır.

- Kendimizi düşünmemek için, bir başkasını düşünürüz.

- O kendine benzemez kötü gösterir…O işleri, asıl düşünmesi gereken bir başkası yerine yapardı.

- Kendi benliği hakkında karar verememiş, çevresiyle problemleri olan, tükenmekte olan şeylerle ilgilenen insanların, tedavisi zordur.

- Her şey, daha iyisi bulunmadığı için vardır.

- İnsan her zaman, kendinden daha küçük birine ihtiyaç duyar.

- İnsan sanıldığından daha yaşlı, düşünüldüğünden ise daha gençtir.

- Adlarını bilmezsen, kişisel olmaz, yük hafifler.

- Her şey aslında, hiçbir şeyle aynı şeydir.

                                      —/—

 - Aşk, imkansızın zaferi olduğunda doruğa ulaşır.

- Aşk, insanı teyakkuzda tutmadığı vakit tavsamaya başlamıştır.

- Aşk, sevgiliyi her gördüğünde yeniden doğmak sevincidir.

- Aşk anarşisttir, özgürlük ister.

       BUKET UZUNER

 - Kendine bir hoşça bak. Alemin özü, varlıkların gözbebeği olan insansın!       

     ŞEYH GALİP

 - Yaşlanmaktan değil, yavaşlamaktan korkmalı.

    NİLÜFER GÖLE

 - Durmadan gideceksin, ne varsa bundandır. Bir yerde uzun süre kalma. Gece ile gündüz birbirini nasıl kovalıyorsa, sen de hayattan soğumamak için düşüncelerini onun üzerinde toplamaktan kaçın. Hayat üzerinde düşünmeye başladın mı bil ki, soğursun ondan.

       MAKSİM GORKİ

 - Hayat, küçük ölçeklerde de mükemmel olabilir.

   L. JOHNSON

 - Seni sürekli diğerlerinden farksız kılmaya çalışan bir dünyada, kendin olarak kalabilmek, dünyanın en zor savaşını vermektir. Bu savaş bir kez başladı mı hiç bitmez.

  E.H.CUMMING

— 

 MURATHAN MUNGAN:

 - Yaşamın büyük paradokslarından biri; benlik bilincinin kaygıya yol açmasıdır. Aşk ve mutlu bir birleşme, sorgulayan ‘yalnız ben’in kaygısını ortadan kaldırıp ‘biz’ duygusuna dönüştürür. Böylece insan kaygıdan kurtulur ancak kendisini yitirir…

- Her birimiz aslında diğeriyle değil; onun bir hayaliyle ilişki kuruyorduk. Ben ona değil, onun benim için temsil ettiği kişiye aşık oldum.

- Ben sende bütün aşklarımı temize çektim.

- Aşk; birlikte yaşanmamış zamanları da / sevgilinin mazisini de ele geçirmek ister.

- Yılların rüzgar gibi geçmesine öfkelenme, gençliğe yakışan tutkuları teslim et geçmişe. Yapacağın etkinliklerin, yapabileceklerini engellemesine izin verme.

- Saklanmanın en iyi yolu, ortada gözönünde olmaktır.

 BANA GERİ VER

 zamanın eli değdi bize

çoktan değişti herşey

aynı değiliz ikimiz de

zaaflarına bir gece

hatalarına bir nilüfer

sevgisizliğine bir kalp verdim

artık geri ver, geri veremezsin aldıklarını

artık geri ver, geri verilmez hiçbir yanılgı

yokluğuma emanet et sen de benden kalanları

Herşeyi al bana geri ver

 bir şansım olsun

başka bir yer başka bir zaman

sensiz ömrüm olsun,

herşeyi al bir şansım olsun

başka yer başka zaman

sensiz ömrüm olsun

sensiz ömrüm olsun…

————–

- ‘Seni seviyorum’ demek, bazen bir vaat bazen de bir vedadır.

- İtiraf; daha suçlu olunan bir şeyi itiraf etmemek, gözden kaçırmak için yapılır.

 DORİAN  LEADER

 - Sevdiğimiz zaman, aşk o kadar büyüktür ki; bir bütün olarak içimize sığmaz, sevdiğimiz insana doğru yayılır. Onda kendisini durduran başlangıç noktasına doğru geri dönmeye zorlayan bir yüzey bulur. İşte karşımızdakinin hisleri dediğimiz şey, kendi sevgimizin çarpıp geri dönüşüdür. Bizi gidişten daha fazla etkilemesinin, büyülemesinin sebebiyse, kendimizden çıktığını fark etmeyişimizdir.

    MARCEL PROUST

- Yüreğinde hissedersen, mesafe yoktur.

     RICHARD BACH

 - Aslında hiçbir şey, iyi ya da kötü değildir. Her şey düşünce tarzına göre değişir.

- Bir at, bir at verene bir imparatorluk veriyorum. (Otello)

İnsanların çoğu:

Sevmekten korkuyor kaybetmekten korktuğu için,

Düşünmekten korkuyor sorumluluk getireceği için,

Konuşmaktan korkuyor eleştirilmekten korktuğu için,

Yaşlanmaktan korkuyor gençliğin kıymetini bilmediği için,

Unutulmaktan korkuyor dünyaya iyi birşey vermediği için,

Ve ölmekten korkuyor aslında yaşamayı bilmediği için.

Durma üz kendini üzebildiğin kadar hatalarını düzeltecekse,

Düşünme hiç şu anını düşüncesizlik garantiliyorsa yarını,

Ve kork ölümden ölesiye, korkun seni ölümsüzleştirecekse…

      SHAKESPEARE

 - Herkes insanlığı değiştirmeye çalışıyor ama hiç kimse kendini değiştirmeyi aklından bile geçirmiyor.

      L.TOLSTOY

- Anlam, anlamlı etkinlikler sonucu oluşur.

- Hayatta 4 şey kaçınılmazdır:

  * Her birimiz ve sevdiklerimiz adına ölümün kaçınılmazlığı,

  * Yaşamımızı kendi irademizle biçimlendirme özgürlüğümüz,

  * Nihai yalnızlığımız,

  * Yaşamın belirgin bir anlamdan yoksun oluşu.

       IRVIN YALOM

 - İki ayrı sonsuz olamaz. Bir noktada ikisi de birbiriyle kesişir. 

ZENON

 - Kesin olan bir şey varsa o da ‘varolma’nın olduğu, hiçliğin ise olmadığı.

 PARMENİDES

 -Dualite; ontolojik değil, epistemolojiktir.

 YAŞAR NURİ ÖZTÜRK

 Felsefe, soru sormakla başlar.

NUSRET HIZIR

  IOANNA KUÇURADİ:

- Metafizik, bir varlık anlayışıdır.

- Her din bir tanrı anlayışı her tanrı anlayışı da bir varlık anlayışıdır…

- ‘İyi’ ve ‘kötü’ kavramları, indüksiyon (tümevarım) yoluyla yapılmış birer çıkarımdır.

- Bilim  nesne, felsefe ise bir anlam araştırmasıdır.

- Başlangıç soruları felsefeyi ilgilendirmez. Başlangıç sorularına verilen cevaplar, bilgisel olmadığı için bir teoridir. Ancak bunu teorinin bilgisel olan yanıyla karıştırmamak gerekir. ‘Adem ile Havva’ bir teori değil, bir mitostur. Darwin’in ki ise kaynaklara dayalı bir teoridir.

- Filozoflarla çocuklar birbirine benzer, her ikisi de sorularını direkt olarak “bu nedir?” diye sorarlar.

- Çocuklara sadece kendi çıkarlarını korumayı öğrettiğimizden, büyüdüklerinde de kendi çıkarlarını, “insan hakları” zannediyorlar.

   ——————–

- Yaratan hürdür, yargılayan ise esirdir.

ANATOLE FRANCE

 - Hep aç kalacağımızdan korktuğumuz için, aç kaldık.

Bir İran Filminden

- İstesem de dört öğün yiyemem.

‘BABA’ Filminden

- Bir konuda her şeyi, her konu da ise bir şeyler öğrenin.

        Prof. Van DYKE

 - İhtiyaçlar sınırlı, kaynaklar ise sınırsızdır. İhtiraslar, ihtiyaç değildir.

  HAYDAR BAŞ (YTP BAŞKANI)

 -İnsanın öğretmeninin doğa, kitabının insanlık, okulunun yaşam olduğu birgün gelecek mi?

HALİL CİBRAN

- Savaş, büyük bir rant oluşturduğundan, barışı korumak da o denli zor olmakta.

 TAYFUN TALİPOĞLU

————-

 - Mutlu olmak için; ya elindekini kullanacaksın, ya da elindekileri çoğaltacaksın.

Tanrı hepimizi de afededip cennetine alacak

Kötülüğe kötülükle karşılık verirse

Bizden ne farkı kalır?

 Kim senin yasanı çiğnemedi ki, söyle?

Günahsız bir ömrün tadı ne ki, söyle?

Yaptığım kötülüğü, kötülükle ödetirsen Sen,

Sen ile ben arasında ne fark kalır ki, söyle?

                         …

Şarap testimi kırdın tanrım

Zevk yolumu tıkadın tanrım

Nar rengi şarabımı yere çaldın tanrım

Tövbeler olsun, yoksa sarhoş musun tanrım?

                        …

Beni sana getiren yoksulluk muydu

İstekleri basitse kimse yoksul değil.

Dürüstü ve özgürü onurlandırabiliyorsan

Beklediğim onur vermen, başka birşey değil. 

                       …

Cennette cehennem de senin içinde

                       …

Denizde boğulan su damlacığı,

Toprakta eriyen toz zerreciği,

Bu dünyadan geçişimiz nedir ki?

Değersiz bir böcek! Bir göründü bir yokoldu.

                      …

Oyunu oynayan tanrı, bizlerse dama taşı!

İşin doğrusu bu, gerisi laf-ı güzaf

Onun için dünya dama tahtası, bizler birer oyuncak

Bıkar sonunda, salıverir hiçliğin kuyusuna

      ÖMER HAYYAM

 - Sevgi ve bilgi, paylaşılarak büyür.

  EMİNE ŞEN

- Gerçek göçebeler, bir yerden başka bir yere gidenler değil, aksine oldukları yerden kıpırdayamayanlardır. Belli kodlardan kaçarak aynı yerde kalmak için göçebeleşenlerdir.

 GİLLES DELEUZE

 - Hiç bir kitap, ruhumuzu ‘Upanişadlar’ kadar yüceltemez. Hayatımın acılarını onlarla avuttum, ölürken de onlar beni teselli edecek.

- Dünyanın en yoksul insanı, paradan başka hiçbir şeyi olmayandır. 

   ARTUR SCHOPENHAUER

 

 - Huzur, vahdet sırrına erenindir.

  UPANİŞADLAR

 

-Görmek istemeyen kadar, kimse kör değildir.

     İBN-İ SİNA 

 

 -Aydın ile sokak adamının inançları bir olabilir mi? Vedaların dışında, öteki dinlerin büyük hatası, bu gerçeği anlamamış olmalarıdır.

  MAX MÜLLER

 

 - Düşünmeden okumak körletir, okumadan düşünmek yanıltır.

  CLAİRVANY

 

-Yaşamak, gecenin tüm karanlığına rağmen buğulu bir cama güneşi çizebilmektir.

  ÜLKÜ AKVARUP

 

- Görmeden görebilirim ama düşünmeden düşünemem.

  P. VALERY

 

-Tam bağımsızlık, tam barbarlıktır. Çünkü; güçler dengesi gözetilmez.

-Bireysel özgürlük yoksa tam bağımsızlık da yoktur.

-Hem milliyetçi olacaksınız hem de antiemperyalist bu mümkün değil.

- Batı dışı dünya hakkında Marx ve Engels’in düşünceleri bütünüyle emperyalisttir…ABD’nin, Meksika’nın epeyce toprağını ilhak etmesiyle sonuçlanan savaşı Marx kendi cümleleriyle, “tembel ve çaresiz Meksikalılara karşı uygarlaşmanın lehine bir netice” olarak nitelemiş ve desteklemiştir.

Fransa’nın Cezayir’i işgali de “ilerleme ve uygarlık için önemli ve talihli bir olay”dı. Çünkü, “Bedeviler bir haydutlar ulusu” idi.

Marx, İngilizlerin Hindistan’ı işgalini de aynı mantıkla desteklemiştir. Çünkü Hint toplumsal hayatı, Marx’ın tabiriyle “değersiz, durağan ve bitkisel” idi.

 

 RASİM OZAN KÜTAHYALI

  

- Tarihsel ve entellektüel atıklar, sanayi atıklarından daha büyük ve ciddi bir sorun yaratır. Yüzyıllar sürmüş olan saçmalıkların çökeltisinden bizi kim kurtaracak?

JEAN BAUDRİLLARD

*

- Hayat, umutsuzlukdan umut yaratmaktır.

YAŞAR KEMAL

 

 *

 

- Avrupa’da insanlar tesadüfen ölür, biz de ise tesadüfen yaşarlar.

HASAN PULUR

*

 

- Zaman insanları değil, armutları olgunlaştırır.

PEYAMİ SAFA

 

-Batı, monobilok bir yapı değildir. Birçok katmanlardan oluşmaktadır.

Uluslarüstü olarak, Batıdan daha iyi bir model yok. Her şeye rağmen demokratik, özgür ve örgütlü yapıların en çok geliştiği yapılar, Batıda bulunmaktadır.

 AYŞE HÜR

 

-Kiminle savaşıyorsanız, onunla barışırsınız

 ALEV ER

  

-İnsanların çoğunluğu, kendi yeteneklerini abartarak böbürlenirler…Her insan, kazanma şansını olduğundan büyük, kaybetme şansını ise olduğundan küçük görür.

 ADAM SMİTH

 

KENT SOSYOLOJİSİ -2 (CİHAD ÖZÖNDER)

Pazartesi, 02 Kasım 2009

 

 Avrupa Endüstri İhtilali Öncesinde Şehirler ve Şehirleşme:

 

 Daha önce de söylendiği gibi şehirler, insanlık tarihinin yaklaşık son 5000 yılı içinde çevre, teknoloji ve sosyal faktörlere bağlı olarak ortaya çıkmış ve gelişmiştir. Buzulların çekilmesinden sonra dünya, coğrafya şartlarında büyük değişmeler olmuş, teknoloji sahasında meydana gelen ve geometrik diziler gibi yığılmalı bir artış gösteren gelişme ve değişme; şehirlerin ve şehir sosyal yapılarının çok hızlı bir şekilde oluşmasına ve evrimine yol açmıştır.

 Bununla birlikte teknolojik ilerlemeler 19. yüzyılda meydana gelen ‘Avrupa Endüstri İhtilali’ne kadar oldukça yavaş seyretmiştir. Bu nedenle şehirlerin gelişmesini incelerken durumu Avrupa endüstri ihtilali öncesi ve sonrası şeklinde ele almak daha doğrudur.

 

 Eski Türk Toplumlarında Şehir ve Şehircilik:

 

 Coğrafi çevre şartları diğer insan topluluklarında olduğu gibi Türk topluluklarının da sosyal yapılarının oluşmasında etkili olmuştur. Türklerin tarihi çok eski devirlerden beri varolmakla beraber İlk Türklerin anayurdu hakkında kesin bir fikir yoktur.

 

 Tarihçiler Çin kaynaklarına dayanarak Altay dağları çevresini ilk Türk anayurdu olarak kabul ederler.

 Sanat tarihçileri, kuzeybatı asyayı, kültür tarihçileri ise İrtiş nehri ile Urallar arasındaki bölgeyi ilk Türk anayurdu olarak kabul ederler.

 Son dilbilim araştırmaları, Türk anayurdunun Ural-Altay dağları arasında olduğunu hatta Hazar denizinin kuzeydoğu bazkırlarının esas Türk anayurdu sayılmasını ortaya koymuştur.

 M.Ö.2000 yıllarına ait bazı dil kaynakları bu durumu ispatlamıştır. Ayrıca orta Asyada, Kisele ve Çernikov tarafından yapılan arkeolojik kazılar M.Ö.2000 yıllarında önce de bu bölgenin Türklerin ilk anayurdu olduğu görüşünü kuvvetlendirmiştir.

 Bu bölgenin coğrafyası ilk Türk devlet anlayışına ve sosyal yapısına şekil veren özelliklere sahiptir. Çok geniş bozkırların, otlakların bulunduğu bu bölge, eski Türkleri, at gibi binek hayvanlarını tarihte ilk defa ehlileştirerek büyük ölçüde kullanmaya yöneltmiştir. İlk Türkler, at yardımı ile diğer hayvanlarını yetiştirirken, avcılıklarını da geliştirmişlerdir. Geniş topraklarda, hızlı hareket edebilme kabiliyeti kazanmışlar. Ata bağlı olarak gelişen, bu hızlı hareket edebilme durumu, çok geniş topraklar üzerinde devletler kurabilme olanağını vermiştir.

 “Bu ekolojik yapıya bağlı olarak gelişen sosyal yapı ‘atlı-hayvancı kültür’ adını almaktadır. ‘Göçebe Kültür’ adı da verilen bu kültür, buz çağının sona ermesi üzerine Baykal gölünden, Baltık denizine kadar uzanan geniş sahada gelişti. Bu kültürün başlıca özelliği, başlangıçta kemikten işlenmiş aletler ve yer değiştiren ‘balıkçı-avcı’ hayat tarzıdır. Buna ‘yontma taş-kemik kültürü’ de denir. Ural-Altay dil ailesine bağlı kültürlerin asli kültürü buydu. Bu kültürün etkisi Amerika ve güney asyada da görülür”. (ROSANY)

 

 Atlı göçebe kültürün daha doğrusu Altay kültürünün gelişmesi, dünya tarihi bakımından iki sahada önemli olmuştur:

 1-İktisadi bakımdan hayvancılığın geliştirilmesi.

 2-Büyük devlet kurma ve idare etme kabiliyetidir.

 Bu iki özellik birbirini tamamlamaktadır. Büyük hayvan sürülerini idare etmek, beslemek, geniş sokaklarda dolaşmak, hızlı hareket etmek ve bu arada merkezi idare ve sıkı dayanışma gibi özellikler Altay kavimlerinin büyük devletler kurmalarının temelinde yer alan özelliklerdir. Bu özelliklere bağlı olarak, bu sosyal yapıya mensup insanların görüş açıları çok genişlemiştir.

 “Atlı göçebelerin kendine has yaşayış tarzı büyük paraların ve sürülerin bakımı, büyük sürek avları, bir çeşit savaş idmanı sayılabilir.

 Teşkilatlanma, binicilik, tebaanın teşkilatlandırılması, yabancı komşuları haraca bağlamak için yapılan seferler bol fırsat sağlıyordu. Onlarda milli dayanışma duygusu, milli gurur ve bu gururun icabı kahramanlık çok erken gelişti. Bütün bunları Göktürk yazıtları çok iyi aksettirir”. (ROSANY)

 

 Toynbee’ye göre de göçebe-çoban yaşamı, bu insanlara ileriyi görüş, sorumluluk duygusu, fiziki ve ahlaki dayanıklılık gibi meziyetlerin yanında askerlik, idarecilik gibi özellikler kazandırmıştır.

 Eski Türk toplulukları, içinde yaşadıkları çevre şartlarının da bir ürünü olarak, geliştirmiş oldukları sosyal yapı açısından incelendiğinde, durumun yerleşme tipolojisi açısından dünya şartlarından farklı olduğu görülür. Eski Türk toplulukları, bir bakıma bugün anladığımız anlamda, yerleşik hayata oldukça geç zamanlarda geçmişlerdir. Bununla beraber eski Türk toplumları yukarıda belirtilen şehri meydan getiren şartların hepsini gerçekleştirerek aynı fonksiyonlara sahip ‘göçen şehir’ adını verebileceğimiz ve Batılı kaynaklarda misali görülemeyen bir sosyal olguyu yaşamışlardır.

 Bu safhaya gelmeden önce eski Türk toplulukları diğer insan grupları gibi daha küçük yerleşme birimlerinden geçmişlerdir. Tespit edilen ilk sosyal durum diğerlerinde olduğu gibi aile idi. Eski Türk sosyal hayatının çekirdeğini aile teşkil etmekteydi

 

 Radlof’a göre, “birbirleri ile yakın akraba olan ailelerin küçük sürüler için ortak ve bölünmez mülk hayatı önemlidir. Kendi yararlarına olan bu bağlantı, onları birbirine kenetler. Yalnız oturan akraba ve icablar nedeniyle yakın ailelerde birliğe katılınca en küçük sosyal birlik olan ‘aul’ meydana gelmiştir. Aul, yaz-kış birlikte yaşayan 6 ila 10 aileden oluşur. Aulun başı, içlerinde en zengin ve en kalabalık ferdi olan ailenin en ihtiyarıdır. Kışlakta birkaç aul bir araya gelir. Kışın sürülerin bir kısmı aula alınmadığı için onların korunması fazla adam kullanmayı gerektirir. Şiddetli kışın doğurduğu yoksulluklar büyük topluluklarda daha az hissedilir. Küçük oymaklar bu nedenle kurulur. Ancak kışa özgüdür ve yazın geniş alanlara dağılırlar. Aullar yine de muhtemel bir saldırıyı önlemek ve düşmana karşı koyabilmek için aralarındaki ilişkiyi muhafaza ederler”.

 Bu esasa bağlı olarak gelişen eski Türk yerleşmelerinde sosyal yapının temelini teşkil eden aileler, kanbağı ile birbirine bağlı üyeler, esirler, sığıntılar ve dağlı olanlardan meydana gelmekteydi. Aile reisi, bütün malın sahibidir. Ve aile fertlerine yapılacak işleri o gösterir. Aileye bağlı olarak, ‘ata erkil’ ve ‘dış evlilik’ (exogamy) esasına uygun ‘babayerli’(patrilocal) bir düzen vardı. Başka değişle yeni kurulan aileler erkek tarafından sayılırdı. Yeni gelen kedının kocasının ailesine hizmet eder ve onun malı sayılırdı. Onun için kadını babasından satın almak gerekirdi. Satın almanın bedeli olarak ‘kalıtım’ çeşitli etli hayvanlardan at, deve, koyun vs.den meydana gelirdi. Kadın kocasının mülkü sayıldığından, kocasının ölümünden sonra ‘leviratus’ adı verilen adet gereğince kalır ve kayın biraderi veya Moğollarda görüldüğü üzere kocasının diğer eşinden olan oğlu veya ailenin diğer bir ferdi onunla evlenebilir. Bu adet, Eski Türklerde ve Moğollarda yüksek tabakaya mensup aileler arsında yaygındı.

 Eski Türk sosyal yapısı, göç esasında teşkilatlanırken oldukça mükemmel bir sosyal organizasyonu da geliştirmiştir. Yazlık konaklar ve otluklar, bütün oymak veya aulun ortak malı olduğu halde, kışlık konaklar ‘feodal düzen’ ve ‘atüt’ten farklı olarak, ferdin mülkü sayılırdı.

 (Atüt= Asya Tipi Üretim Tarzı)

 

 Atütün karakteristik özellikleri:

 

 1-Atüt türü idare şekli dış etkilere dayanır. Marx’a göre, Asya toplulukları iç dinamizmden yoksundurlar. Bunlar üzerinde ancak dış etkiler değişim sağlayabilir.

 2-Atüt kabul edildiğinde daha önce sınıflandırılmış olan toplumların tek yönlü gelişiminin evrenselliği kabul edilmeyip çok yönlü gelişim sözkonusudur.

 3-Atütte sömürü olayı çok basittir ve önemsenmeyecek kadar azdır. Bu da kapitalist birikimin oluşmasını engellemektedir.

 Atütte mülkiyet, sistem olarak vardır. Ancak kişilere ait değildir. Derebeylik veya kralın mülkiyeti sözkonusudur. Toplum, küçük topluluklar, köy komünleri halinde kendi kendine yeter tarzda üretimle yaşamaktadır. Ayrıca toplumlar arasında işbölümü yoktur. Toplum içinde yalnız ziraat ve zanaat ayrımı vardır. Meta üretimi gelişmemiştir. Bu yüzden toplumlar arasında ticaret gelişmemiştir. Burada ihtiyaçlar için üretim sözkonusudur. İhtiyaçlarından fazla olan kısım, derebeyin ya da kralın eline geçmektedir. Bu da çok az olduğu için sömürü, ihmal edilecek kadar azdır.

 Atütte değer ve üretimi sözkonusudur. Ancak ihtiyaçtan fazla olan kısım, meta haline dönüştürülebilir. Bunun da yarıdan fazla olan kısmı devlete ayniyat olarak iletir.

 Zaman zaman elde kalan üretimin çok küçük bir kısmı paraya çevrilmektedir. Paraya ihtiyaç hemen hemen yoktur. Ve kapital birikimini teşvik edecek faiz sistemi de yoktur. Mülkiyetin kişilerde toplanmaması, meta üretiminin bulunmaması, paraya ihtiyacın bulunmaması, faiz sisteminin bulunmaması ve sömürünün de çok düşük düzeyde olması, feodal düzenden ve özellikle kapitalist sistemden de farklı olarak, atütte semaye birikiminin olmamasına yol açmaktadır.

 Komün tarzında idare sözkonusu olduğundan, topluluklar dağınık bir biçimde fakat hükümdarın emrinde yaşamaktadırlar. Devlet, kanunlar ve yönetim gücü tümüyle hükümdarın eli altında bulunmaktadır. Hükümdar, yönetimi sürdürebilmek için gerekli olan askeri veya polisiye güçleri ayniyat olarak aldığı ekonomik değerle beslemektedir.

 Atüt kabul edildiğinde görülüyor ki, Marx’ın sıralamış olduğu beşli aşama olgusu, evrensel olmaktan çıkmakta çoğulcu niteliğe bürünmektedir. Atütte dış etkiler sözkonusu olduğundan yani gelişim için kendi iç dinamiği yeterli olmadığından dışarıdan gelecek bir etkinin ne türde ve ne derecede olabileceği hatta bu etkinin ne zaman geleceği belli değildir.

 Bu bilgilerin ışığında Türk sosyal tarihinin Marxist şemaya uygun olmadığı gibi atüt özelliklerini de tam anlamıyla bünyesinde bulunduramayan kendine has bir evrimleşmeye sahip olduğu ortaya çıkmaktadır.

 Zenginler kendileri daha hayattayken en büyük oğullarının bağımsız hale gelmelerini isterlerdi. Mallarının bir kısmını ona atırıp verirlerdi. Kışlık konak dar geliyorsa, büyük oğula yenisi satın alınırdı. Kendi kaynağı uygunsa her çocuğu için yer tahsis eder, mallarını da bölüştürürdü. En küçük oğul, baba yurdunun esas varisiydi. En sonunda bütün ağabeyler ayrıldıktan sonra küçük oğul baba yurdunda yalnız kalır. En çok himayeye muhtaç olan küçük oğulun örf ve adetlere göre korunması, zaruri bir geleneğe dayanır. Bu sosyal yapının temelini, aile teşkil etmekte fakat dışarıdan gelebilecek daha büyük tehlikelere karşı, aul birlikte hareket ettiği gibi yakın çevredeki aulları ve gitgide büyüyen bir sosyal organizasyonun birimleri olarak diğer sosyal gruplar devreye girmekteydi.

 Eski Türk sosyal yapısı, küçükten büyüğe yani aileden devlete genişlemekteydi.

 

 Üy (aile, ev)→AulOymakOkBoyBudunUlusİl (devlet)

 

 Ulus; birkaç boyun bir araya gelip, federasyon biçiminde birlikte yaşamasıdır. Bu şekilde kurulan sosyal organizasyon, göç esasında teşkilatlanmış çok büyük coğrafi sahalarda hareket edebilen, bir sosyo-kültürel yapıyı doğurmuştur. Bu sosyal yapı, daha önce bahsetmiş olduğumuz şehirleşmenin önşartlarından kısmen farklı sebeblerle, Türk topluluklarında oldukça uzun bir dönem devam etmiş ve türk topluluklarının yerleşik hayata geçişleri, çok uzun bir zaman dilimi içinde gerçekleşmiştir. Bununla beraber, Türk medeniyetinin gelişmesi açısından bir dezavantaj teşkil etmemiş aksine göçebelik, Türk toplulukları için diğer toplulukları idare edebilme kabiliyetini geliştirmiştir. Bu yapıya bağlı olarak, ilk Türk şehirleri kabul edebileceğimiz göçer şehirler hakkında birçok tarihi kaynakta bilgi bulunmaktadır. Mesela yazarının 12. Yüzyılda yaşamış olduğu anlaşılan bir coğrafya kitabında eski Türk şehirleri hakkında şunlar yazılmış:

 “Türklerin şehirleri azdır. Olanlar da büyük ve hayvan derisinden yapılmış çadırlardan oluşur. En büyük şehirleri ‘Hasorak’tır. Bu şehir sarp dağlar arasında kurulmuştur”.

 

 1304 - 1369 yılları arasında yaşamış olan kuzey Afrikalı Berberi kabilesinden olan seyyah İbn-i Batuta, yaşadığı yıllar içinde seyahat ettiği Türk şehirlerini şöyle anlatmaktadır:

 “Türkler kamp ve karargâhlarına ‘Orda’ derlerdi. Orda yerine varıp gördüğümüz zaman cami ve çarşılarıyla, halkıyla, mutfak bacalarından göklere yükselen dumanla yürüyen büyük bir şehirle karşı karşıya olduğumuzu anladım. Bütün Orda, atlarla çekilen ve konaklama için seçilen yere varıldığında hafif malzemeden yapılmış olan evler, çadırlar ve eşyalar indirilmekte bir anda çarşılar, mescitler ve obalar kurulmakta idi”.

 Göçen şehirlerin yanı sıra eski Türklerin çok eski zamanlarda devamlı yerleşmelere de sahip olduğu bilinmektedir.

 İlk Türk şehirleri bir çeşit kerpiçlerle yapılan barınaklar ve bunları çevreleyen sınırlardan ibarettir. Evlerin yapılışları tahta kalıpların arsına çamur doldurulur ve bunların tekmelenerek sıkıştırılması ve kurumaya bırakılması suretiyle gerçekleştiriliyor.

 İlk Türkçede Bugünkü şehir ya da kent kelimesinin karşılığı; ‘Balıg’ ya da ‘Balık’ idi. Bugünkü Türkçedeki ‘balçık’ kelimesi de aynı kökten gelmektedir. Uygurlar bir yerde, kale veya sur yapılması içinde ‘balıklanma’ diyorlardı.

 Giderek yaygınlaşan ‘kent’ kelimesi, Soğutçadan Türkçeye oldukça erken zamanlarda geçmiştir.

 İlk Türk şehirlerinin ortaya çıkışıyla birlikte, sosyal yapı açısından tabakalaşmanın da meydana geldiği, yazılı kaynaklardan anlaşılmaktadır. Eski Türk sosyal yapısı hakkında, ilk derli toplu bilgilerin bulunduğu Göktürk yazıtlarından Kültegin’in cenaze törenine çeşitli şehirlerden ‘ulus-budun’ların gelerek katıldığı anlatılmaktadır.

 ‘Ulus-Budun’; şehir halkı olarak kullamılmıştır. Daha sonra Uygurlar zamanında ise ‘Kend ulus’ olarak kullanılmıştır.

 

 Göçebe, hayvancı bir iktisadi yapı tarafından büyük ölçüde şekillenmiş olmakla birlikte, eski Türklerin hayvanlarının kışlık yemini temin etmek için, kısmen de olsa tarım yaptıkları bilinmektedir. Arkeologlar tarafından 10km uzunluğunda bir su kanalının harabeleri bulunmuştur. Ve bunun yapılış tarihi, M.Ö.1.yüzyıla kadar gitmektedir. Rus arkeologlarına göre bu bölgede, M.Ö. 1.yüzyıldan beri Göktürkler tarafından tarım yapılmakta idi. Göktürklere ait şehirlerin harabeleri de bulunmuş ve incelenmiştir.

 Isık göl (Kırgızistan’da) civarında Barshan harabeleri klasik Göktürk şehirlerine örnektir. Bundan başka Tanrı dağlarının kuzey eteklerinde Göktürkler çağına ait; Çargelan, Çumgal, Çaldıvar, Atbaş, Şirdag Beg, Menaheldi Türk şehirlerinin harabeleri özellikle Rus arkeoloğu Berştam tarafından II. Dünya savaşı yılları arasında incelenmiştir.

 Bu şehirlerin çoğu surlarla çevrilidir. Göktürk devletinden sonra bütün Türk boylarının fedaratif devlet anlayışına uygun bir şekilde hakimiyeti altına alan Uygur devleti (8 - 9. Yüzyıllar) döneminde Türklerin şehirleşmelerinin hızlandığı ve yaygınlaştığı görülür. Uygurlar çağında Türkler, yerleşik medeniyetin zirvesine çıkmışlardır.

 Doğu Türkistan’daki Karahoço, Karabalgasun, Beşbalık, Karaşar, Kaşgar, Hotan, Yerkent, Komul, Kulca, Urumçi, Kuça, Aksu, Suço, Kanço, Çerçan ziraat, sanayi, ticaret ve sanatta örnek seviyeye erişmiştir. Düzenli yollarla bu şehirler birbirine bağlanmıştır. Kanallar açılmış, en ıssız ve çorak yerlere kadar su götürülmüştür. Heykelcilik, resim, duvar resmi, kumaşçılık, halıcılık, çinicilik oldukça gelişmiş durmdaydı.

 Göktürk alfabesinden daha karışık olmakla beraber Uygur alfabesi Asyada oldukça yayılmıştır. 15. Asır Osmanlı divan kâtipleri arasında bile bu alfabeyi bile ve kullanan vardı.

 Cengiz ve Timur devletinde de bu alfabe yaygın olarak kullanılmıştır. Uygurlar yazılarını Göktürkler gibi ağaca değil kâğıda yazmışlardır. Türklerin tekelinde olan kâğıt sanayi, Uygurlardan öğrenilerek Bağdat’a geçmiş orada da gelişmiştir.

 Uygurların, Çinliler gibi matbaayı bilmeleri ve kullanmaları da edebi ve medeni gelişimlerinde rol oynamıştır.

 Göktürklere ait mimari eserler azdır. Uygur devrinden ise bol numuneler kalmıştır. Uygurlar şehirlerini surla çeviriyorlardı; surların yüksekliği 20 metreye kadar çıkıyordu. Uygur mabetlerinin oda ve salonları, renkli ve yaldızlı duvar resimleriyle süslüydü. Bu mabetlerde, yüzlerce yazma eser bulunmuştur.

 Orta asyada kurulan ilk Hun, Göktürk ve Uygur şehirlerinin savunma ve ticaret fonksiyonları arasında şekillendiği görülmüştür. Zamanla saat ve eğitim fonksiyonları da gelişmiş zamanımıza kadar varlıklarını sürdürmüşlerdir.

 İslamiyetin kabulünden sonra ortadoğu ve önasyaya gelerek büyük ölçüde yerleşik hayata başlayan Türk topluluklarının daha ziyade önceden kurulmuş olan şehirlerini ele geçirerek bunları kendi sosyal yapılarına uygun şekilde teşkilatlandırdıkları görülür.

 Mesela, hayvancılığın Türk şehir hayatındaki izleri günümüz Anadolu şehirlerinde de yaşanmaktadır. Bilindiği gibi tuz, hayvanlar için son derece önemlidir. Bu nedenle çok miktarda hayvan yetiştiren bölgelerde tuz ticareti de yaygındır.

 Şehirlerde tuz ticaretinin yoğunluğu bazı sokakların, ‘tuz pazarı’ diye anılmasına da neden olmuştur. Birçok Anadolu şehrinde bu isim hâlâ varlığını sürdürmektedir.

 Türklerin özellikle bir kısım Oğuzların yerleşik hayatı tercih edip, ziraat ve balıkçılıkla meşgul oldukları da biliniyor. Türklerin hayatında asıl makbul olan, göçebelik olduğundan, göçebe Oğuzlar, yerleşik Oğuzları ‘yatuk’ diyerek ayıplamışlardır. Ancak bu yatuklar belirli yerlerde oturduklarından Oğuzlar arasında yerleşik hayatı geliştirmişler hatta Oğuz şehirlerinin de temelini atmışlardır. Oğuzlara ait birçok ziraatçi yerleşmeler bilinmekle beraber bunların bir koruyucu sur içine alınarak adeta şehir niteliğine dönüşmesi daha geç tarihlerde (7-8. Yüzyıllar) görülür. Şehirler, geniş bir ziraat sahasının ortasında olup, çevresinde de ziraat yapılmıştır. Sık su kanalları da bu ziraati geliştiriyordu.

 Türk şehirlerinin etrafında şehir hayatı için gerekli zirai mahsüllerin yetiştiği bir mıntıka bulunuyordu.

 Kaşgarlı Mahmud, şehirlerin çevresindeki bu yeşil sahaya ‘kent kökü’ dendiğini söylemektedir. Ancak birçok şehirlerde bu çevrenin mahsülü yine de şehrin ihtiyacına yetmiyordu. Mesela Oğuz başkenti Yeni Kent’te diğer ziraat bölgelerinden nehir yoluyla hububat geliyordu.

 Eski Türk şehirleri ayrıca gıda sanayi, giyim sanayi ve maden işletmeciliği, ahşap işçiliği merkezi durumuna da gelmişlerdi.

  Türk şehirlerinin büyümesinin en önemli sebebi ise Türk ülkelerinin, eski zamanlardan beri dünya ticaretinin can damarını teşkil eden, Avrupa - Çin yolu üzerinde bulunmasıdır. Türk şehirlerinin varlığını ve yaşamasını sağlayan özelliklerin başında, ticari hayat gelmektedir.

 Asyanın büyük kervan yolları üzerindek canlılık, Türk şehirlerinin doğuşunu ve gelişimini sağlamıştır. Şehirlerin gelişimini sağlayan bu yolun 16. Yüzyıldan sonra işlemez olması, Asyanın önce ekonomik daha sonra da siyasi çöküşünü doğurmuştur. Anadolu da bu çöküşten kendini kurtaramamıştır.

 Anadolunun bugünkü şehirleri içinde, ilk yerleşme tarihleri M.Ö. 1000 yıl ve daha öteye gidenler bulunmaktadır. Birçok şehirlerin tarihini, Hellenistik tarihe kadar indiriyoruz. Gerçekten de İskender’den sonra ve Roma hakimiyeti sırasında, Andolunun geniş ölçüde şehirleştiği görülmektedir. Bizans hakimiyetinin sonlarında, orta ve doğu Anadoluda şehirlerin yavaş yavaş yokolduğu görülür.

 

 11. yüzyıldan sonra bu 1000 yıllık şehirler ülkesi Anadolu, çok güçlü göçebe eğilimli olan bir toplumun; Türklerin eline geçmesi ve Anadolunun çehresine damgalarını vurmasıyla, eski şehirlerin yapısal gelişimine hakim olmuş eğilimler, ortadan silinmiş oldu. Türkler tarafından Anadoluda kurulmuş büyük şehirler çok değildi. Fakat bugün eski yerleşmeler üzerinde devam etmiş şehirler de, Türkler tarafından kurulmuş olanlar da herhangi yapısal bir fark bulunmamaktadır.

 Anadoluya gelerek yerleşen Türkler, islamiyeti kabul etmiş oldukları için Arap kültürünün de kısmen tesiri altında kalmışlardır. Türk sosyal yapısı daha önce sahip olduğu değerlere ilave olarak, Arap ve Fars kültürleriyle iç içe yaşayarak

İslam medeniyetinden de etkilenmiştir. Şehir, Arapların hayatında fazla değer verilen bir nitelikte olmamıştır. Bununla beraber şehir, medeniyetin bulunduğu yerdir.

 Nitekim İbn-i Haldun, şehir hayatının tek medeni hayat olduğunu belirtmiştir.

 İslam dünyasında gelişmeleri açısından Mekke, Şam, Halep ve Kudüs gibi İslam öncesi olan şehirlerle Kûfe, Basra, Fustat, Kayrevan veya Medinetüz Zehra gibi yeni kurulmuş olanları birbirinden ayırmak daha doğru olur. Bu ikinci grup şehir, halifeler tarafından çok kere belli planlarla kurulmuş fakat daha çok bir hükümdarın içinde bulunduğu, tesadüfi koşullar sonucu ortaya çıktıklarından genellikle, hükümdarların ölümünden sonra ortadan kalkmışlar ya da başlangıçta birer askeri karargah niteliğinde olan, Basra ve Kûfe gibi ilk kuruluşlarındaki düzeni kaybetmişlerdir. Bu şehirlerin, ilk yapısal özelliklerinin sonraki gelişmede ne ölçüde etkili olduğu kolaylıkla tespit edilemez.

 Örneğin, ilk karargah şehirlerin bir Roma şehri veya askeri kamp gibi oluşunun sonraki konglomerasyonunun şekillenmesini yönlendirdiği iddia edilemez. Genel olarak bazı mimari farklar olmakla beraber, Arap dünyasının Mezopotamyadan, Fas ve İspanya’ya kadar uzanan ülkelerde benzer bir şehir düzeni yarattığı görülmektedir.

 Fiziksel ve sosyal yönden İslam şehirlerinin asıl büyük özelliği; mahallelere bölünmüş olmasıdır. Toplumdaki etnik ve dini farklar belki de bu bölünmeyi zorunlu kılıyordu. Böylece, her kabilenin ayrı bölüme sahip olduğu ilk karagahlardan, halife Mansur’un Bağdat’ına ve çok daha yeni zamanlara kadar mahalle, bir ünite olarak kalmıştır. Eski Şam’da olduğu gibi mahalleler bazen duvarlarla ayrılıyordu.

 Fiziki planlama bakımından, İslam dünyasının coğrafi yerinin yapı ve şehir biçimi üzerinde önemli etkisi olmuştur. İçeriye dönük ev, dar, gölgeli sokak, üstü kapalı Pazar yeri, çeşmeler ve su yolu sevgisi ve onların ihtimamla ele alınması İslam şehrinin iklime bağlı önemli özellikleridir.

 Ortaçağ İslam şehirlerinin hemen hemen hepsinde bulunan ortak unsur, şehir merkezinde bulunan Cuma camileridir.

 Sosyal yapının din temelinde şekillenmesi ve bütün sosyal etkileşmeler ağının ortasında ,bu sosyal kurumun bulunması Avrupa ortaçağ şehirlerinde de görülen bir özelliktir. Tapınakların çevresinde ticaret merkezlerinin, pazarların yerleşmesi de aynı şekilde İslam ve Avrupa şehirlerinde paralel olarak görülen bir özelliktir.

 İdare açısından ise İslam şehirleri ile daha önceki dönemlerde oluşmuş Roma ve Avrupa şehirleri arasındaki önemli bir fark vardır. İslam şehirlerinde, şehirlerin kendi kendilerini idare etmeleri sözkonusu değildi. Şehir içinde gruplar, mahalle esasında bir sosyal organizasyon ve çoğu zaman kabile, mezhep grubu veya etnik özellikler tarafından oluşturulmuş birimler halindeydi. Bu nedenle, orta doğuda Türk hakimiyeti artıncaya kadar, mahalleler İslam şehir hayatında önemli sosyal gruplar olarak varlığını sürdürdü.

 

 İslam öncesi, orta asya şehirlerinin oldukça düzgün bir plan içinde geliştileri bilinmektedir. Bu şehirlerde, yollar merkezden şehir surlarına doğru geometrik bir düzen içinde, yıldız şeklinde yayılmakta idi.

 Türk-İran şehirlerinde ise Türk devletlerinin merkezi hakimiyet fikrine uygun bir şehircilik anlayışı görülmekte idi. M.S. 8-9. yüzyıllardaki Türk-İran şehirleri başlıca üç elemandan meydana gelmekteydi:

 Bunlar ‘Şahristan’ adı verilen seçkinlerin ve zanaatkârların yaşadığı asıl şehir; şahristanın içinde saray ve idari binaların bulunduğu iç kale, şahristana bitişik olarak bulunan ‘Rabad’ ve ‘Birun’ adı verilen ticari faaliyet bölgesi ‘Kuban’ bu bu şehir sisteminin Türklerin Anadoluda kurdukları şehirlere de esas alındığı kanaati yaygındır.

 Anadolu şehirlerinin, Bizans dönemi sonunda, Türk şehirleri haline dönüşmesi de oldukça uzun bir zaman almış ve bazı sosyal kalıntılar günümüze kadar devam edebilmiştir.

 10 ve 11. Yüzyıllarda Bizans her yönden zayıflamaya yüz tutmuş arkasında ‘haçlı seferleri’ bu dağılmayı hızlandırmıştı.

 Daha 7. Yüzyıldan itibaren Anadolunun antik şehirlerinin kaybolmaya başlandığı bilinmektedir. Son zamanlarda bu şehirler, surlar içinde köyler şekline dönüşmüştü. Bununla beraber, zanaatkarların bir arada bulundukları mahalleler, azınlıkların mahalleleri ve Bizans dini yapısının bazı kalıntıları daha sonraki Türk hakimiyeti döneminde de devam etmiştir.

 Mesela şehirlerle, köyler arasındaki ekonomik ve dini bağların önemli tezahürlerinden biri olan, muhtelif azizlerin kutlandığı bayram, pazar günleri veya panayırların bir kısmı hâlâ Anadolunun bazı yerlerinde devam etmektedir.

 

  Anadoludaki şehirlerin Türk sosyal yapısına geçişleri üç safhada olmuştur:

 1-Bizans şehirlerinin fethedilmesi. İdarecilerin şehir merkezlerine ve asker ailelerinin de boşalan mahallelere yerleşmeleri. Türk olmayan halkın zamanla ya göç yoluyla ya da evlenme yoluyla eriyerek şehirlerin Türkleşmesi.

2-Yeni Türk şehirlerinin kurulması ki, bu şehirlerde çoğunlukla eski Bizans yerleşmelerinin yakınında, göçebe Türklerin ticaret maksadıyla yerleşmeleri, pazarlar kurmaları ve bu yerleşmelerin zamanla şehir fonksiyonuna sahip olması. Bu durumun en belirgin özelliği, ‘Ladoicea’ adlı Bizans yerleşmesinin yanına kurulmuş olan ve adını da bu şehirden alan; ‘Ladik-Denizli’ şehri teşkil etmektedir.

3-Göçebe Türklerin şehirleşmeleri ki, bu durumda müslüman dervişlerin kurdukları ‘tekke’ ve ‘zaviye’lerin çekirdek teşkil etmeleri ve zamanla bunların çevresinde, mahallelerin kurulması yoluyla oluyordu. Bununla beraber göçebelerin, yerleşik hayata geçişleri ve şehirleşmeleri oldukça uzun bir zaman almıştır.

 15. yüzyılın ortasından kalma; ‘Fatih kanunnamesi’nde halk; ‘Türk’ ve ‘şehirli’ olmak üzere ikiye ayrılıyordu. Burada ‘Türk’ adı göçebe anlamındaydı.

 Göçebeler, şehir kenarında kurdukları pazarlara da aşiret veya oymaklar halinde yerleşmekteydiler.

 Bu yukarıdaki faktörler, halen Türkiye’nin şehirleşmesine tesir etmektedir. Halen devlet tarafından bazı aşiretlerin iskanı devam ettiği gibi gecekondulaşma olgusu, aşiret veya oymak geleneklerine benzer şekillerde aynı bölgeden gelen halkın, gecekondu bölgelerinde de bir arada meskenler yapmasına yol açmaktadır.

 

 Anadoludaki Türk şehirleşmesi, başlangıçta Bizans şehirlerinden faydalanmakla birlikte zamanla kendi sosyal kurumlarını da geliştirerek, kendine has bir şehir sosyal yapısı içinde dengelenmiştir. Zamanın devlet felsefesi, din esası içinde şekillendiği için, dini kurumları, şehir sosyal hayatının da temelinde görüyoruz. Eski kiliselerin, camilere çevrilmesi veya yeni yapılan camiler ve bunların giderlerini karşılamak üzere inşa edilen çarşı, han-hamam gibi vakıflar, din ve ticaret fonksiyonlarının birleşerek şehirleşmeyi hızlandırdıkları bugün bilinmektedir. Diğer taraftan, bugünkü anlamıyla eğitim kurumlarının, Türk-İslam devletlerinin hakimiyeti altındaki şehirlerde ortaya çıktıklarını görüyoruz. Devlete, idareciler yetiştirmek amacıyla, Büyük Selçuklu döneminde, 1066 yılında Bağdat’ta kurulan ‘Nizamiye Medresesi’ dünyanın ilk üniversitesi sayılmaktadır.

 Bağdat Nizamiye Medresesinin benzerleri, kısa süre içinde bütün diğer şehirlerde kurularak, ders programları ve konuları Osmanlılar dahil, bütün Türk-İslam devletlerinde yüzyıllarca takip edilmiştir.

BİLİM FELSEFESİ-1

Cuma, 24 Temmuz 2009

       

  19.yy’dan itibaren iki genel ifade var:

 

1-Aristoteles geleneği; taş varış noktasına yaklaştıkça hızı artar. Taş, zorla uzaklaştırılmak istendiği noktaya tekrar ulaşmak için hızlanır. Taşda bir ereğe ulaşmak için ileriye doğru bir yönelim vardır.

 Bu daha insanca bir yaklaşım. Bu geleneğe göre her şeyin bir yeri vardır. Yerinden uzaklaştırılan taş, tekrar yerine ulaşmak için ileriye doğru yönelir.

 2-Galile geleneğine göre ise, bunun tam tersi başlangıca, nedene doğru yani geriye doğru bir yönelim var. Erek diye bir şey yoktur.

 Rönesans, Galile geleneği ile Aristoteles geleneğini yıkmıştır.

 

 Won Wright’ın bilim felsefesi tarihi yaklaşımı:

 

 Bilimsel araştırmanın iki temel görünümünden sözeder:

 1-Olguların keşfi ve betimlenmesi.

 2-Varsayım ve kuram oluşturma.

    Çoğu kez ilki betimleyici bilim, öteki kuramsal bilim olarak adlandırılmaktadır.

 

     Bilimsel etkinlik iki temel amaca hizmet etmektedir:

 

 1-Öndeyide bulunmak; olguları bu yolla bulmak, keşfetmek.

 2-Daha önce keşfedilmiş olguları anlaşılır kılmak.

    Öndeyi; olmuş olana bakarak, gelecekte olacak olanı açıklamak.

  Açıklama; geçmişe, olmuş olana yöneliktir. Öndeyi ise geleceğe yöneliktir.

  Öndeyici etkinlik; olgulara, açıklayıcı etkinlik ise; yasalara dayanır.

  Açıklamacı etkinlik; nedensellik ilişkisine dayanır ve Galile geleneği hakimdir.

  Öndeyici etkinlikte ise; erekselci olup Aristoteles geleneği hakimdir.

  Her iki gelenekte de hem öndeyi hem de açıklama var ancak biri daha fazla ağır basmaktadır.

 Galile geleneği nedensellikle, açıklama ve öndeyide bulunurken Aristoteles geleneği; erekselci bir yaklaşımla olguları anlaşılır kılmaya çalışır.

 

 19.yy’lın 3 ana ilkesi:

 1-Yöntemsel bircilik; bütün bilimlerde yöntem birliği öneriliyor.

 2-Matematiksellik ülküsü; Yöntem ve kullanılan kavramlar matematiksel olmalı.

   Pozitivizm bu iki ilkede çok iddalı.

 3-Genel yasa ile açıklama; tümel yasalar.

 

   Pozitivist çizgiler:

 1-Olgucu-duyumcu anlayış; 20.yydaki modern pozitivizme (Viyana çevresi)  bağlanıyor. (Anlam Kuramı)

 2-Bilimci anlayış; daha çok Comte’un görüşüne yakın ve bu kuramın başını Hampbell çekiyor. (Bilim Kuramı)

  Yöntemsel bircilik; Comte çeşitli bilimlerin yasalarını incelemeye ‘Pozitivist felsefe’ diyor. Bilimlerin tek bir yönteme tabi olduğunu ve çok daha genel bir bütünün parçaları olduğunu söylüyor.

  Kurama gelince, bütün bilimlerde aynı kuramın geçerli olması değil, homojen olması, aynı yapıyı göstermesi yeterli.

 

 (Aslında Comte’dan daha çok J.S.Mill’in yaptığı işe ‘Pozitivizm’ deniyor.)

 

 Matematiksellik ülküsü; matematiksel fizik, insan bilimleri dahil tüm bilimlerin tamlığının ve gelişmesinin ölçütü sayılmalı. Böylece matematiksel fizik önemli bir ölçüt oluyor.

 Genel yasa; açıklama nedensel olmalı. (Comte’un böyle bir düşüncesi yok o öndeyi üzerinde yoğunlaşıyor.)

 

 Gerçek Pozitivist Anlayış; önceden olacağı görmek. Bunun içinde geçmişi, doğa yasalarının değişmezliğine dayanarak incelemeli.

 Olguların açıklanması; tek tek olgularla birkaç genel yasa arasında bağlantı kurmaktır. Pozitivist görüş; amaç, niyet, erek diye geçen açıklamaları ya nedensel açıklamaya sokar ya da bilimsel değil diye bir kenara bırakır.

 

  Pozitivizme karşı olan akımlar:

 

Hermeneutik (yorumsama); bu görüşü savunan başta Alman filozofları, Dilthey, Simmel, Draysen hepsi de antipozitivist.

 Bunlar pozitivizmin yöntemsel birliğine karşı çıkıyor. Doğa bilimlerinin yönteminin, insan bilimlerinde uygulanamayacağını söylüyorlar. Bu nedenle bu bilimlerde açıklama değil, anlama önemlidir.

 Fizik, kimya gibi bilimlerin genellemelerle uğraşmasına karşın, tarih, sosyoloji gibi bilimler tek tek olayları bireysellikleriyle ele alırlar.

 Draysen, açıklama ile anlama arasında ayrım yapar. Açıklama; doğa bilimlerinin, anlama ise insan bilimlerinin uğraşıdır.

 Pozitivist bilim anlayışında sözde iki tür bilimde sözediliyor.(Doğa bilimleri, insan bilimleri) Aslında böyle bir ayrım yok. Kendilerini konu alan bilimler yöntemiyle bir.

 

 Dilthey’in Tarihselci Bilim Anlayışı:

 

 Dilthey’e göre, tek cinse bağlı iki bilim yok. İki ayrı cinse, yönteme bağlı iki ayrı bilim var.

 Tarihsel, toplumsal olan bir tinsel dünyadır. Bu dünyayı insan kendisi kurar ve içinde yer alır. Dolayısıyla böyle bir gerçekliğe, bu gerçekliği anlayacak aynı türden  bir bilim gerekir. Zira tinsel dünya bir olgu dünyası değil, anlam alanıdır.

 Tin bilimleri yorumsama(hermeneutik) yoluyla tarihsel gerçekleri yorumlayacak ve tinsel dünyayı anlayacaktır. Bu dünya açıklanmaz, anlaşılır. Günlük dil bu iki kavramı ayırmadığı için karıştırılıyor.

Antipozitivistlerin anlam kavramına yükledikleri bir boyut var ki, bu açıklamada yok.

 Simmel, insan bilimlerinin kendine özgü yöntemi olarak anlamayı bir ‘duygudaşlık (empaty)’ olarak görüyor. Bu duygudaşlık ortamının zihinde tinsel olarak yeniden yaratılması.

 Simmel, anlamanın bu psikolojik boyutuyla açıklamadan farklı olduğunu söylüyor. Duygudaşlığa örnek; “Neron Roma’yı neden yaktı? Bunu anlamak için Neron’la empaty kurmak gerekir”, diyorlar.

 Nasıl empaty kuracağız?

 Neron’un yaşam tarzını, dinini, geleneğini… öğreneceğiz. Bunlara göre de o dönemi kafamızda canlandırmaya çalışacağız.

 Anlamayı, açıklamadan ayıran; psikolojik boyut yetmez. Bir de anlamada ‘isteyimsellik’ vardır. İstemek, amaç edinmek bu açıklamada yok.

 Doğa bilimleri ile tarihsel tin bilimleri arasındaki yöntem farklılığını kabul edince yeni bir sorun çıkıyor.

 Toplum bilimleri ile davranış bilimlerini nereye yerleştireceğiz. Sosyoloji ve psikoloji antipozitivist eğilimlerin etkisinde ortaya çıkıyor. Bu iki bilim, açıklamalı bilim felsefesi ile anlamacı bilim felsefesinin savaş alanı oluyor.

 19.yylın iki büyük filozofu Hegel ve Marx :

 

 Bunları ne Aristoteles ne Galile ne pozitivist ne de antipozitivist geleneğe sokabiliriz.

 “Yasalar evrensel geçerliliğe ve zorunluluğa dayanır” görüşleriyle yüzeysel de olsa pozitivistlere benzerler.

 Diyalektik anlayışları Galile geleneğine girmez. Çünkü; tez, antitez, sentez bir nedenselliği dile getirmez. Bunlar sadece mantıksal/kavramsal bir örüdür.

 

 Her ikisinin de diyalektik şeması; isteyimselci (erekselci).

 

Hegel, doğa bilimlerinden pek anlamıyor. Doğa bilimlerine baştan kapalı olması onu tin bilimlerine yaklaştırıyor.

 “Açıklama, neden-sonuç ilişkisi kurmak değil, olguları anlaşılır kılmaktır” böylece Aristotelesci gelenek Hegel görüşüne bağlanabilir.

 Hegel’in tarih görüşü; “tarihteki ilerleme, tinin kendi kendisinin bilincine varmaktır” bu tamamen erekselci bir yaklaşım.

 

 Marx; “insanı yapan tarih değil, tarihi yapan insandır” sözüyle Hegel’i tersine çevirir.

 Hegel’de insan, tarih içindeki rolünü oynayan bir piyondur.

 Marx’da insanın yabancılaştığını görmesi, hakikati görmesidir. Hakikati görmekse özgürlüğe ulaşmaktır. Bu öznel erekselci bir yaklaşımdır.

 Marx, olgunluk yapıtlarında demir bir zorunluluktan sözeder. “Tarih bir takım zorunlu yasalarla ilerler”. Bu yanıyla Marx’ı, Galileci ve pozitivist yaklaşıma sokarsak da aynı zamanda Aristoteles geleneğine de sokabiliriz.

 Tarih, demir zorunlulukla ilerler ama bu ilerleme bir ereğe doğru sınıfsız, özgür bir topluma doğru ilerleme sözkonusu.

 Kısaca Hegel ve Marx’ı hem Galile(zorunlu yasalardan bahsetmeleri nedeniyle)  hem de Aristoteles geleneğine (yasaların ereğe yönelik olmasıyla) sokabiliriz.

 

 Sartre; doğada diyalektik olamaz. Diyalektik olsa olsa toplumsal değişmenin yasasıdır.

 19.yylın sonuyla 20. yylın başlarında analitik felsefe ortaya çıkıyor. Bu felsefe pozitivizme çok büyük katkılar getiriyor.

 

Analitik felsefenin iki eğilimi var:

1-Doğrulamacı anlam görüşü; Russel’ın başını çektiği bu görüşü savunanlar; Wittegenstein-1, Viyana çevresi, M.Schilde, Carnap ve K.Poper.

 

M.Schilde, bilimin birliğinden sözediyor. Amacı birleşik bir bilim ortaya koymak. Bu görüşüyle Comte’u destekler.

Carnap; “önemli olan bilim ile metafiziği ayırmaktır” der. Ama nasıl ayıracağız?

 Ona göre, bilimsel önerme her şeyden önce anlamlı, deney ve gözlemle doğrulanabilir önermedir. Deney ve gözlemle doğrulanamıyorsa metafiziktir.

Carnap’a göre felsefi önermeler bir tarafa atılmalı. Oysa Carnap’ın kendi söylediği metafiziktir. Çünkü bu önermenin deney ve gözlemle doğrulanabilirliği yoktur.

 Wittegenstein, “bilimsel önerme doğru ya da yanlış değerini alan önermedir” der. Felsefe ve etiğin önermeleri aşkın, metafizik önermelerdir.

 Poper ise Viyana çevresinin ‘doğrulanabilirlik’ ölçütü yerine ‘yanlışlanabilirlik’ kıstasını savunur.

 Genel yasalar bilinirse ideal bir toplum kurulabilir.

 

 Analitik felsefenin 2 yaklaşımı:

 Günlük Dilci Okul; Wittegenstein-2, G.E.Moore. Tractatus baş yapıtları.

 Egemen anlayış; tümel ve yasalı anlayış. Dil grameri ortaya koymaya çalışıyorlar. Önce matematiğin ve doğa bilimlerinin daha sonrada davranış ve toplum bilimlerinin yöntemiyle ilgileniyorlar.

 

 Hampbell, bilimsel açıklamada iki model öne sürüyor:

 1-Tümdengelimli yasalı model.

 2-Tümevarımlı olasılıklı model.

 Hampbell’e göre eğer ‘yasa’ ve ‘açıklayıcı akıl’ kavramını açıklarsak bir açıklama getirebiliriz.

 Örnek; cıvalı termometreyi sıcak suya batırdığımızda önce cıva düzeyi düşer sonra hemen çıkar. Bunu nasıl açıklayacağız? Şöyle:

 “Önce sıvı cama etki eder, cam genişler ve bu nedenle de cıva düşer. Daha sonra sıcaklık cıvaya etki eder ve cıva yükselir”.

 Yapılan açıklamadaki önkoşullar:

 *Termometrenin cıva ile dolu bir tüpten oluşması.

 *Termometrenin sıcak suya batırılması.

 Yasalar:

 *Cıva da cam da sıcak karşısında genişler.

 *Camın iletkenliği cıvaya göre düşüktür.

 Hampbell’e göre bir olgunun açıklanması,; önkoşullar ve yasalar olduğunda sözkonusudur.

 

 Örnek; “su içindeki kürek neden kırık görünmektedir?”

 Önkoşullar:

 *Küreğin düz bir tahta parçasından yapılmış olması.

 *Yarısı suyun içinde yarısı dışında olması.

 Genel Yasalar:

 *Işığın kırılma yasası.

 *Suyun optik durum yasaları.

 

‘Neden’ sorusu yasalar için de sorulabilir. Bu durumda sözkonusu yasa ancak kendisinden daha genel bir yasanın altına sokularak açıklanabilir.

 

 Hampbell’e göre bilimsel açıklamanın 2 büyük oluşturucusu:

 1-Explanandum; açıklanacak olgu hakkındaki önermeler, betimlemeler.

 2-Explanans; olguyu dile getirmek için kullanılan önkoşullar ve yasalar.

 

  Açıklamanın iki temel koşulu dile getirmesi lazım:

 1-Mantıksal uygunluk

 2-Deneysel uygunluk

 Mantıksal uygunluk koşulu; explananstan açıklanacak olan olgunun mantıksal olarak türetilmesi.

 Deneysel uygunluk koşulu; genel yasalar, açıklanacak olayın dile getirilmesi için zorunlu olmalıdır.

 Explananstaki bütün önkoşullar yasa olabilir.

 3-Explanans, deneysel koşul olmalı; önkoşullar da yasalar da deney ve gözlemle sınanabilir olmalı.

 Explananstan zorunlu olarak explanandumu çıkarıyor ve öndeyide bulunuyoruz.

 Şu şu önkoşulların ve yasaların gerçekleşmesinde o sonucun ortaya çıkması; öndeyi.

 Hampbell’e göre fizik bilimlerinden elde ettiğimiz ilkeleri, fizik biliminin dışında da kullanabiliriz. Ona göre psikoloji ve sosyolojide de genel düzenlilikler var.

 Örnek; “pamuk satanlar çok ama alacak yok”, bu durumda pamuk fiyatlarının düşeceği inancı bir varsayım olarak vardır. İşte bu genel düzenliliktir.

 Hampbell’e göere bir takım özellikler taşıyan bir olay, hep bir takım özellikleri taşıyan bir olayla ortaya çıkar. Tekrarlanan olayın kendisi değil, olayın özellikleridir. Nedendsellik olayların art arda özelliklerinin tekrarlanmasıdır. Buna göre fizik ve kimyada da her olay bir kere olur. Tek biçimcilik olayın kendisinde değil, özelliklerinde aranmalıdır.

 

 Hampbell’e Tepkiler:

 

 1-Fizik ve kimyada olduğu gibi insan etkinliklerinde tek biçimcilik yoktur. Her şey bir kere olur, diyorlar.

 Oysa Hampbell, fizik ve kimyada da böyle bir tek biçimcilik yoktur diyor. Tekrarlananın özellikler olduğunu söylüyor.

 2-İnsani olayların nedensel olarak açıklanamayacağı. Bireylerin o andaki davranışlarının nedeni sadece o ana değil, eylemin geçmişine de bağlanabilir.

  Hampbell burada, fizikte de böyledir diyor; her olayın bir ön tarihi vardır. İnsan etkinliklerinin bir ön tarihinin olması nedensel yaklaşım yok demek değildir. Sadece farklı türden geçmişler sözkonusu diyor. Hampbell, nedensel açıklamayı biçimsel olarak ele alıyor.

 3-Hampbell’in açıklama görüşüne karşı; amaçlı bir davranış, nedensel bir yaklaşımla açıklanamaz. Ancak güdüsel ve ereksel bir yaklaşımla açıklanabilir.

 Hampbell, bunlar da nedensel bir açıklama değil midir, diyor. Sorun gelecekte olacak olan bir olayın, kişinin şu andaki davranışını etkilediği şeklinde gösterilmeye çalışılıyor. Oysa ona göre, bizim şu andaki davranışımızı etkileyen gelecekteki olay değil, kişinin eylemden önceki arzusu ve ‘şunu şunu yaparsam şu amacımı gerçekleştiririm’ inancı.

 Hampbell’e göre nedensel açıklama ile ereksel açıklama arasında bir fark yoktur. Eninde sonunda ereksel dediklerimiz de nedensel açıklamanın önkoşulları altına girerler.

 4-Güdülerin bir gözlem olmadan ortaya konması; güdüler gözlenebilir değildir. Bu güdüleri ancak kişinin kendi ifadelerine ve tahmini güdüler yükleyerek bilgi edinmeye çalışıyoruz. Bu bilgi dolaylıdır. İnsan davranışlarını etkileyen güdüleri doğrudan gözlemleyemediğimizi söylüyorlar.

 Hampbell ise bunun fiziktede böyle olduğunu söylüyor. Örneğin. Karşıt elektrik yüklerini doğrudan sınayamıyoruz.

 Hampbell, insan etkinliklerinde öndeyide bulunamayışımızın sağlam yasalara sahip olmayışımızla açıklıyor ve sadece biyolojideki ereksel açıklama dışındaki bütün açıklamaları nedensel açıklama içine sokabileceğimizi söylüyor.

   

   Tümevarımlı Olasılıklı Model:

 Önkoşulların ve yasaların açıklanması istenen olaydan önce gelmesi şart mı? Aynı anda veya tersine gerçekleşemez mi? Örneğin, ısı mı ateşten önce yoksa ateş mi ısıdan öncedir?

 Tümdengelimli yasalı modelde:

 *Neden oldu?

 *Neden beklenebilir?

 Tümevarımlı olasılıklı modelde ise:

 *Neden beklenebilir?

 *Neden oldu?

 

Hampbell’e göre yasalar olgulara bağlı. Olguların tekrarlanıp tekrarlanmamasına bağlıdır. Olguların bize verdiği bir güvence onun için ancak olasılık çerçevesinde ifade edilen yasalardır.

 Bütün bu söyledikleriyle Hampbell tam bir pozitivisttir.

TANRI, DİN VE TASAVVUF

Pazar, 31 Mayıs 2009

 

 TANRI, DİN ve TASAVVUF  ÜZERİNE:

 

 

- Tanrı, kaldıramayacağı bir kaya yaratabilir mi?

 Yaratamazsa tanrı olamaz, yaratırsa da kaldıramayacağı bir ‘kaya’ var demektir.

ATEİST PARADOKS

                    …                   

- Antikçağın çoktanrıcılığı, siyasal yetkenin bir sınıfta (aristokrasi) toplanmasına yol açarken, Asya tek tanrıcılığında, siyasal otorite de bir monarkta toplanmıştır.

ROBERTSON SMİTH

*

- Tanrı, barbut atmaz.

- Geleceğin dini, kozmik bir din olacak. Bu din, teoloji ve dogmalardan uzak olup, kişisel tanrıya üstün gelecek.

EINSTEIN

*

- Eğer öküzler ‘insan’ olsaydı, onların tanrısı da ‘öküz biçiminde’ olurdu.

KSENOFANES

- ‘İnsan’, yediği şeydir ve “insan insanın tanrısıdır”. Tanrı, insanın idealleştirilmiş olarak dışavurumudur.

L. FEURBACH

 

- Eğer tanrınız yoksa, saygılarınızı Hitler veya Stalin’e sunmak zorunda kalırsınız.

T.S.ELİOT

 

 - Herkes tanrıya, sadece kendi duasının kabul edilmesi için yalvarıyor.

AMİN MAALOUF (Tanios Kayası’dan)

 

- Tanrı, beşerin en büyük keşfidir.

- Upanişad ‘tanrısın’Freud ’itsin’ diyor, hangisi haklı?

CEMİL MERİÇ

 

- Her meyvede tohum, her canlıda tanrı…Sevgin bütün varlıkları kucaklamalı yani tanrıyı. Kurtuluş, kesretten vahdete (çokluktan birliğe) dönüş. Tanrının içinde kaybolmalısın. Ummana dökülen ırmaklar gibi benliğinden sıyrılmalısın. Ne kalıbın ne de adın kalmalı. “Tanrı nedir” diye soruyorsun, ‘tanrı sensin’.

UPANİŞADLAR

 

 - Her din bir tanrı anlayışı, her tanrı ise bir varlık anlayışıdır.

İOANNA KUÇURADİ

 

- Din, halkın afyonudur.

MARX

 

- Din, halkın afyonu değil, zayıfların vitaminidir.

REGİS DEBRAY

 

- Dualite; ontolojik değil, epitemolojiktir.

YAŞAR NURİ ÖZTÜRK

 

- Dualite, ontolojik değilse :

“Yaratan da yaratılan da aynıdır”.

AHMET AĞI

 

- Tanrı yoksa, her şey mübahtır.

      DOSTOYEVSKİ

 

- Tanrı olsaydı, yaptıklarımızın hiçbirinden sorumlu olmazdık ancak tanrı yok ve biz tüm yaptıklarımızdan sorumluyuz.

J.P. SARTRE

 

 - “İspatlanabilen bir tanrı”, tanrı değildir.

          KARL JASPERS

 

- Bilineni de kuşatmayan bir tanrı, eksik bir tanrıdır.

A. AĞI

 

- Şeytan, tanrının taklitçisidir.

       RENE GUENON

 

- İnsan, tanrının taklitçisidir.

A. AĞI

 

- Yükselen her şey, birbirine yaklaşır.

      Peder TEILHARD DE CHARDİN  

 

 - Her çağda, tek bir gerçek vardır.

- Amaç, bilinene ulaşmaktır.

      ŞEMS-İ  TEBRİZİ

 

- Tanrı var mı?

BUDHA:

“Sadece gerçek var”.

 

  ———-

 

 - Vahdet-i vücutta tabiat, tanrıda olduğu halde, panteizm  de (vahdet-i mevcut) tanrı tabiattadır. İki yaklaşım arasındaki temel fark, ilkinin tanrıyı tabiatla açıklayan bir sistem olmasına karşılık, ikincisi tabiatı tanrıyla, tanrının görünmez güçlerine ve akıl erdirilmez sırlarına göre açıklayan ‘gaybi’ bir felsefedir. 

               İSMAİL HAKKI İZMİRLİ                   

 

  - Kendisini duyu organlarıyla fark edilemez şekilde isimlendirdiğinde HAK, duyu organlarıyla farkedilecek haliyle isimlendirdiğinde ise HALK, adını almıştır.

         En-NURİ (öl. 907)

 

- Tevhid; ölümsüz ve değişmez bir ilke olarak, bütün değişme ve farklılıkların temelini oluşturur.

- Siyasetçinin derdi; maneviyat değil, iktidardır.

  MUHAMMED İKBAL

 

 

Hz.ALİ:

 

 

- Perde kalksaydı yine yakinim (kesin bilgim) artmazdı.

*

 

- Hakikat, hakkın celal nurunun işaretsiz olarak keşfidir.

*

 

- Hakkal yakin, ezel sabahından doğan bir nurdur. Bunun eserleri tevhid ehlinin üzerlerinde görünür.

*

 

- Her şeyi birbirinden ayrı görmek ve toplamamak; şirk,

 Her şeyi toplayıp aralarındaki ayrılıkları görmemek; zındıklık,

 Her şeyi, hem birbirinden ayrı hem de aynı görmekse; tevhiddir (birlemektir).

*

 

- Alimin uykusu, cahilin ibadetinden iyidir.

—————-           

 

- ‘Tanrı’; mutlak zaman, mutlak mekan, mutlak hareket, mutlak beden ve mutlak ruhtur.

         EBUBEKR  er-RAZİ

 

 

MUHYİDDİN İBN-İ ARABİ:

 

 Noksan sıfatlardan münezzeh olan Allah, eşyada en parlak şekilde görünür. Ve O, O’nun görünüşüdür.

 Şüphesiz yaratıkların sonradan olma varlığı, yaratıcının varlığının görünüşüdür.

 Hakkı tanıyan kişi, gerçekten tanıdığı zaman; itikat sahibinin itikadıyla bağlanmaz.

 Kul rabdır, Rab da kul. Ya teklifle mükellef kimdir? Rab dersen o teklif edicidir, kul dersen o da ölüdür.

 Furkan benim ve 7 çift Fatiha suresi de benim. Ruhun ruhuyum, kalıpların ruhu değil.

 

 ———— 

                   

 - İhlasın en aşağı derecesi, ‘şeriat tevhidi’dir ki; Allah’tan başka ibadet edilecek kimse yoktur, onun ifadesidir. En yüksek mertebesi de, ‘hakikat tevhidi’dir ki;  ’Allah’tan başka kimse yoktur’ onun ifadesidir.

            M.ALİ AYNİ

 

 

FAZLUR RAHMAN:

 ‘Uyanış’ ve ‘yenilik’, mantıki olarak ancak bir gelenek oluşturulduktan sonra olabilir.

Bütün geleneklere devamlı yeniden hayatiyet kazandırmalı ve taze yorumlarla yenilenmelidir.

 İlk müslüman nesiller nasıl ki; Kuran ve sünneti, kendi dönemlerinde kendi şartlarına uygun biçimde serbestçe yorumlamışlarsa, biz de aynen kendi gayretimizle, kendi çağdaş tarihimizde aynı şeyi yapmak zorundayız.

    ————-

 

- Vahdet-i vücutçu tasavvuf felsefesi aslında, tanrının ‘kuantum’ halidir. Damlalar ‘mahlukat’ı, okyanus ise ‘tanrı’yı sembolize eder. Herşey hem birbirinin aynıdır hem de gayrıdır. Herşey hem tek başına vardır hem de tek vücut olarak vardır.

                  A. AĞI                       

 

- Kendini arayan tanrıyı bulur, tanrıyı arayan da kendini.

- Herşey dağıttıkça çoğalır, biriktirdikçe de azalır.

- Yukardaki aşağıdakine, aşağıdaki yukardakine benzer.               

- Oldum demek, öldüm demektir.

- İnsan hayattayken, ölmeden önce ölmeli!

- Olgun (kamil) insan olanın  dört aşaması; şeriat, tarikat, marifet ve hakikattir.

- Olgun insan, kendinden başka hiç kimseye kızmayandır.

- İyilik de ibadette gizlidir. (Melamilik)

TASAVVUFA DAİR

 

- Evren; büyük kainat (makrokosmoz), insan ise; küçük kainattır (mikrokosmoz).

- İnsan, görünen alem ile görünmeyen alem arasında bir geçittir.

    SADRETTİN KONEVİ

 

- İnsan, makrokosmozda bir mikrokosmozdur.

M.SCHELER

 

- Hallacı Mansur, M. Arabi, Mevlana, Yunus, S.Konevi ve Nesimi başta olmak üzere hepsi de ‘vahdet-i vücut’ yani varlıkta birlik felsefesini benimsemişlerdir. Bu felsefeye göre her şey, gerçekte tanrının çeşitli biçimlerde görünmesinden başka bir şey değildir.  Varlık ve tanrı aynı özdendir. İnsan da ezelden beri tanrı katındaydı. Her şey hem ezeli hem de ebedidir. Çünkü; Ondan başka varlık yoktur. Her şey Ondan gelir Ona döner.

 

       İBRAHİM AGAH ÇUBUKÇU

 

YUNUS EMRE

 

İlim, ilim bilmektir

İlim kendin bilmektir

Sen kendini bilmezsen

Ya nice okumaktır

..

Beni bende demen bende değilem

Bir ben vardır

Beni bende bir işarettir

Bir ben vardır

Beni benden içeri

        

Mal sahibi mülk sahibi

Hani bunun ilk sahibi

Mal da yalan mülk de yalan

Var biraz da sen oyalan

Cennet cennet dedikleri

Birkaç huri birkaç melek

Bana seni gerek seni

Yerden göğe küp dizseler

Altından birini çekseler

Seyreyle o zaman gümbürtüyü

 

Yedi yer, yedi göğü, dağları denizleri

Cennet ile cehennemi cümle vücutta bulduk

Gece ile gündüzü, gökte yedi yıldızı

Levhde yazılı sözü, cümle vücutta bulduk

 

Tevrat ile İncili, Furkan ile Zeburu

Bunlardaki beyanı, cümle vücutta bulduk

 

Onsekiz bin alem halkı cümlesi bir içinde

Kimse yok birden ayrı söyleyen dil içinde

 

Bu tılsımı bağlayan, cümle dilde söyleyen

Yere göğe sığmayan girmiş bu can içine

 

Tanrı kadim, kul kadim, ayrılmadım bir adım

Gör kul kim Tanrı kimdir, anla ey sahip kabul

 

Adem yaratılmadan

Can kalıba girmeden

Şeytan lanet olmadan

Arş idi seyran bana

./.

 

Hz. MUHAMMED : 

 

“Ben gizli bir hazineydim; bilinmeyi, tanınmayı sevdim. Bu yüzden insanları ve cinleri yarattım.”

 

Zamana küfretmeyin, O Allah’ın ta kendisidir.”

                                              

Şeriat; benim sözlerim, tarikat; işlerim, hakikat; hallerimdir.”

                                                       

“İnsanlara anlayabileceği kadarını söyleyiniz.”

                                              

“Azasının bir uzvu eksik olanın, bir hissi de eksik olur.”

                                              

“Dünyaya tamahtan vazgeç ki, Allah seni sevsin. Herkesin elinde olana tamah etme ki, halk seni sevsin.”

 

“Alimlerin mürekkebi, şehitlerin kanından daha ağırdır.”

 

Gerçek zenginlik, gönül zenginliğidir.”

 

“İnanmış bir kimse, kendi nefsi için sevdiğini başkası için de sevmedikçe,

 

 gerçekten inanmış olmaz.”

 

“Allah mütevazı olanı yüceltir, kibirli olanı da alçaltır.”

 

Her şeyin temeli; inandım de sonrada dosdoğru ol.”

 

İnsanların en hayırlısı, insanlara en faydalı olanıdır.”

 

“İki günü eşit olan ziyandadır.”

 

“Utanmadıktan sonra, dilediğini yap.”

 

Kıskançlık, ateşin odunu yaktığı gibi iyilikleri de yok eder.”

 

“Allah, insanlara acımayanlara merhamet etmez.”

 

“Güzel sözler, sadaka yerine geçer.”

 

“Hastalıktan önce sağlığın, ihtiyarlıktan önce gençliğin, fakirlikten önce zenginliğin kıymetini bilin”.

*

- Savaşların en büyüğü, kendi nefsimizle olandır.

*

- Ölmeden önce, ölünüz.

*

 İlim, müslümanın yitiğidir nerde bulursa alır”.

*

 “Siz onların ilahlarına küfretmeyin ki, onlar da sizinkine küfretmesin”.

 

“Kişi niyetiyle kazandığını, ameliyle kazanamaz”.

 

—–

 

 

KURAN’DAN AYETLER:

 

“Kim bir cana kıymamış ya da yeryüzünde bozgunculuk yapmamış bir canı öldürürse bütün insanları öldürmüş gibidir. Kim de yaşatırsa, bütün insanları yaşatmış gibi olur”. Maide -32

 

“O (Allah) evveldir, ahirdir, zahirdir, batındır”. Hadid -3

 

“Gökte de yerde de ilah olan ancak odur”. Zuhruf -84

 

“İyi bilki o her şeyi kendi varlığıyla kuşatmıştır”Fussilet-54

 

“Nereye dönersen dön, Allahın vechi oradadır”Bakara-115

 

“Onun varlığından başka her şey yokoldu”. Kasas -88

 

“Her şey Allah tarafındandır”. Nisa -78

 

“Her bilgi sahibinin üstünde daha iyi bilen vardır. Yusuf -76

 

“Eğer yerde ve gökte iki ilah olsaydı, ikisi de helak olup giderdi”. Enbiya -22

 

./.

 

 - Rab, sevdiğini azarlar ve kabul ettiği her oğulu döver. (İbraniler 12/5)

 - Eğer yalnız sizi sevenleri severseniz ödülünüz ne olabilir ki? Yalnız kardeşlerinize selam verirseniz, fazladan ne yapmış olursunuz ki? (MATTA 5:46,47)

İNCİL

- ‘Küçük’ güzeldir.

- İkiyi bir yapınca, ‘insan’ olursunuz.

- Söylediklerimi yaparsanız, ‘tanrı sözü’ olduğunu anlarsınız.

- Bilinmeyen, ışığa çıkmayan hiçbir ’sır’ kalmayacak.

- Baba, beni neden terkettin? (İsa, çarmıhtayken)

- Sen onları affet, onlar ne yaptıklarını bilmiyorlar. (İsa, çarmıhtayken)

  Hz. İSA

              Hz. MUSA’YA İNDİRİLEN TEVRATIN, “10 EMRİ”:

 1- Seni Mısır’da esaretten kurtaran, Tanrın ‘Yahve’ benim.

*

2- Benden başka hiçbir şeyi, ilah edinmeyeceksin.

*

3- Tanrın, Rabbinin adını boş yere ağzına almayacaksın; çünkü Rab, kendi ismini boş yere ağzına alanı cezasız bırakmayacaktır.

*

4- Şabbat (cumartesi) gününü takdis etmek için onu hatırında tut. Altı gün çalışıp bütün işini yapacaksın. Fakat yedinci gün Tanrın Rabbe Şabbat’tır. Sen, oğlun, kızın, kölen ve cariyen, hayvanların ve kapılarında olan garibin, hiçbir iş yapmayacaksınız. Çünkü Rab gökleri, yeri ve denizi ve onlarda olan bütün şeyleri altı günde yarattı ve yedinci günde istirahat etti. Bunun için Rab, Şabbat gününü mübarek kıldı ve onu takdis etti.

*

5- Babana ve anana hürmet et ki, Tanrın Rabbin sana vermekte olduğu toprakta ömrün uzun olsun.

*

6- Öldürmeyeceksin.

*

7- Zina etmeyeceksin.

*

8- Çalmayacaksın.

*

9- Komşuna karşı yalan yere şahitlik etmeyeceksin.

*

10- Komşunun evine tamah etmeyeceksin; karısına, kölesine, eşeğine, malına tamah etmeyeceksin.

 ./.

 

 - İnsanın gelişimi, tanrının yerine kendisini koyabilme çizgisindedir.

- Tanrı, sıradan insan entellektüelizminin göğe yansımasıdır.

- Tanrı, insan yaratılarının en kutsal olanıdır.

         YALÇIN KÜÇÜK

 

 


  • watt
  • liverpool
  • freida pinto zac posen
  • c span yesterdayc span zelaya
  • connecticut department of labor
  • search in vi
  • potter
  • hp support helpline
  • new england patriots 1996 roster
  • new england patriots wiki
  • search tumblr
  • cessna
  • mongoose
  • connecticut limo
  • search engines and flash
  • 4pm cspancspan area 51cspan 90.1
  • vince young jay cutler
  • new england patriots 4
  • fastest
  • cspan hosts
  • mtv music awards
  • battleship ipad
  • bengals 80's
  • la ink price list
  • gypsy
  • vince young uncle rico
  • chad ochocinco yesterday
  • bcbg
  • hp support 6310hp support 7200
  • franchise
  • advise
  • freida pinto dev
  • c span youtube obama
  • dis tester
  • melanie
  • connecticut 104.1
  • bangles eternal flame mp3bengals forum
  • hp support 6930p
  • johanson
  • cspan question timecspan radio
  • chicago bears 96
  • bengals 09
  • hp support englandhp support forum
  • bengals forum
  • search engines of the world
  • la ink ink
  • tea party zombies download
  • bea binene
  • new england patriots kim kardashian
  • cricut
  • mtv true life
  • connecticut renaissance faire
  • battleship aurora
  • disconnect
  • bea input output
  • sensei
  • miata
  • battleship aurora
  • chicago bears tattoos
  • search 78search 800 numbers
  • la ink 03x05
  • search 3 bodybuilding other index
  • randy moss wallpaper
  • growing
  • cellphones
  • bea goldfishberg
  • chad ochocinco quotes video
  • closed
  • okidata
  • zara phillips royal wedding picture
  • hp support 2133
  • tea party obama
  • greg olsen puzzles
  • connecticut quarter error
  • bengals kids jersey
  • la ink upcoming episodes
  • greg olsen vikingsgreg olsen wife
  • hp support center
  • violins
  • stardust
  • chicago bears posters
  • chad ochocinco sisterchad ochocinco twitter
  • battleship 3d game
  • randy moss college
  • bengals undraftedbengals vs steelers
  • caffeine
  • olde
  • new england patriots 84
  • connecticut secretary of state
  • cola
  • mtv oddities
  • seaview
  • accessaries
  • bengals football
  • chicago bears training camp
  • chicago bears donation request
  • search 2.0
  • hp support chat
  • handles
  • amtrak
  • bea spells a lot
  • chicago bears 08 record
  • dist 91
  • bea exhibitors
  • chad ochocinco traded
  • bengals cheerleaders tryouts 2011
  • shoulder
  • hearings
  • connecticut post
  • connecticut 7 day weather forecast
  • la ink 3rd season
  • bea 2011 map
  • connecticut law tribune
  • tea party young people
  • vascular
  • tea party medicare
  • c span ii
  • chicago bears 4th phase
  • function
  • bea verdi
  • randy moss bio
  • la ink games online
  • battleship lexington
  • dis n dat band
  • bea oracle
  • tea party birthday
  • vince young football camp
  • chad ochocinco celebrationschad ochocinco dating
  • lightning
  • vince young wiki
  • vince young redskins
  • vince young rumors
  • zara phillips kids
  • mtv 30 years
  • search dog foundation
  • chad ochocinco 15
  • hp support 6500a plus
  • programmer
  • randy moss yahoo stats
  • bengals hard knocks episode 1
  • new england patriots needs
  • lily
  • randy moss football cards
  • search engines visibility
  • c span kozol
  • vince young to eagles
  • la ink corey
  • corrupt
  • virtue
  • trophies
  • operated
  • la ink youtube pixie
  • greg olsen mormon
  • every
  • hp support error 1005
  • vince young 2008
  • pure
  • search with image
  • mtv website
  • chicago bears number 17
  • bea 460 bosch
  • chad ochocinco to detroit
  • wonderful
  • bea test
  • search vim
  • rama
  • search comcast net
  • bengals 09 record
  • new england patriots rumors
  • damascus
  • search engines for jobs
  • hp support quick test pro
  • clasp
  • bea rims
  • new england patriots 65
  • new england patriots 3 4
  • chad ochocinco stats
  • partners
  • 4pm cspancspan area 51cspan 90.1
  • freida pinto jeansfreida pinto kissing
  • programing
  • hiker
  • search engines non tracking
  • search 990 filings
  • hp support assistant review
  • cspan streaming
  • bengals xxiii
  • chad ochocinco xpchad ochocinco youtube
  • vince young z
  • chad ochocinco and cheryl burke