Posts Tagged ‘Herakleitos’

FELSEFİ

Pazar, Ağustos 31st, 2014

Felsefe, soru sormakla başlar.

NUSRET HIZIR

- Metafizik, bir varlık anlayışıdır.

- Her din bir tanrı anlayışı her tanrı anlayışı da bir varlık anlayışıdır…

- ‘İyi’ ve ‘kötü’ kavramları, indüksiyon (tümevarım) yoluyla yapılmış birer çıkarımdır.

- Bilim  nesne, felsefe ise bir anlam araştırmasıdır.

- Başlangıç soruları felsefeyi ilgilendirmez. Başlangıç sorularına verilen cevaplar, bilgisel olmadığı için bir teoridir. Ancak bunu teorinin bilgisel olan yanıyla karıştırmamak gerekir. “Adem ile Havva” bir teori değil, bir mitostur. Darwin’in ki ise kaynaklara dayalı bir teoridir.

- Filozoflarla çocuklar birbirine benzer, her ikisi de sorularını direkt olarak “bu nedir?” diye sorarlar.

- Çocuklara sadece kendi çıkarlarını korumayı öğrettiğimizden, büyüdüklerinde de kendi çıkarlarını, “insan hakları” zannediyorlar.

    IOANNA KUÇURADİ

——

-Dünyada, bir filozofun lafını etmeyeceği kadar, saçma bir şey yoktur.

DESCARTES

- Görmek istemeyen kadar, kimse “kör” değildir.

İBN-İ SİNA

- Sahiplenmeden üretmek, kendini empoze etmeden hareket etmek, egemen olmadan gelişmek esastır. (Çin toplumuna dair çıkardığı sonuç)

- Bilim felsefenin başarılarından, felsefeyse bilimin başarısızlıklarından örülmüştür.

- İnsanlar hakikati yalnızca kendilerinin bildiğini sandıkları için, birbirlerine zulmediyorlar.

B. RUSSELL

 – Az bilmek için, çok okumak gerekir.

C. MONTESQUİEU

 – Gerçek ancak yalnızlıkta bulunur.

G. ORTEGA

 – İlerleme, bir fikirdir.

- Disiplinli hayvan, insana benzer. (Disiplinsiz insan da hayvana benzer.)

- Kant’ın, hem amprizmi hem de rasyonalizmi eleştiren ünlü sözü:

“Görüsüz (deneysel olmayan) kavramlar(akıl) boş, kavramsız görüler kördür”.

- Bilgi, deneysel duyu verilerinin aklın formlarında işlenmesiyle oluşur.

Özgürlük; ahlak yasasının varlık nedeni, ahlak yasası ise özgürlüğün bilinme nedenidir.

- Pozitif özgürlük; istemenin, saf aklın bir yasası (ahlak yasası) tarafından belirlenmesi.

- Negatif özgürlük; hiç bir şey tarafından belirlenmeme, bir şeyi gerçekleştirirken engellenmemeyi talep ediyor.

- Bende sonsuz hayranlık uyandıran iki şey vardır; üstümüzdeki yıldızlarla dolu “gök” ve içimizdeki şaşmaz “vicdan yasası”.

KANT

———-

- Değerli olan hiçbir şey, başka bir şeyle ölçülemez.

Prof. AHMET ARSLAN

 – Akılsız insanın durumu ve karakter; iyiliğini ve kötülüğünü kendisinden beklemez, hep başkalarından bekler.

- Bilge insanın durumu ve karakteri; başına gelecek bütün iyiliği ve kötülüğü kendisinden bekler.

- Karşılaşılan zorluklar ne kadar büyükse, bunların üstesinden gelmek de o kadar gurur vericidir.

EPİKTETOS

 – “Boş zaman” yoktur, “boşa geçen zaman” vardır.

TAGORE

 – İyi bir bilim insanı, kendisini kavramlardan kurtarır ve varolanı görmek için zihnini açık tutar.

LAO TZU

- Hayatın temelinde, “acı” vardır.

- İbadetler, nafile tekrarlardan ibarettir. Sadece “gerçek” var.

- “Sonsuz” olan, “sonlu olana” indirgenemez.

- İnsanların acıları, maddeye ve fikirlere olan bağlılıklarından kaynaklanır.

- “En basiti başarmaktır”, en zor olan.

BUDHA

- Karanlığa küfredeceğine, kalk bir mum yak.

KONFÜCYUS

- Bana en uzak birine de yapsanız, bana yapmış olursunuz.

Hz. İSA

- Hayatımızdaki en önemli iki gün; doğduğumuz gün ve neden doğduğumuzu anladığımız gündür.

MARK TWAİN

- Ne kadar okursan oku, bilgine, yakışır şekilde davranmıyorsan cahilsin demektir.

SADİ ŞİRAZİ

- Bir tapınağın olması, kendine tapınmaktan daha iyidir.

- Keşif yoluyla bize gelen bilgilerle, peygambere gelen bilgiler aynıdır.

- İmanın yarısı, şüphedir.

- Musiki; aşığın aşkını, fasığın fıskını artırır.

GAZZALİ

- Bir sözü dinleten; (1) hikmettir, (2) kudrettir.

HİLMİ OFLAZ

- Bügün öleceksin diye “niye korkuyorsun”, bu dünyanın yasasıdır. Senden önce yaşamış o kadar değerli insan hiç seslerini çıkarmadan öldüler. Sana ne oluyor? Sen kim oluyorsun da ölüme karşı çıkıyorsun?

LUCRETİUS

- Her belirleme, bir yadsımadır.

- Her şey kendi varlığı içinde sürekliliğini korumaya çalışır.

- Özgürlük, zorunluluğun bilincine varmaktır.

- İnsan varlığını sürdürmek isteğindedir. İyi ve kötü bu istemden kaynaklanır.

- İnsan bir şeyi istiyorsa “iyi” diyor, istemiyorsa “kötü” diyor.

SPİNOZA

- Bütün bilgilerimiz tecrübe ile başlar ama tecrübe ile bitmez.

- Tümevarım bir mitostur.

D. HUME

- İnsan özgür doğar ama hayatın her anında zincire mahkum edilir.

- Bütün kavgaların, felaketlerin, tüm kötülüklerin anası; “özel mülkiyet”tir. Özel mülkiyetin olmadığı yerde haksızlık da yoktur.

J.J.ROUSSEAU

- Bilgi, kuvvettir.

- Mutlu olmak için, doğayla uyum içerinde olmak gerekir.

F.BACON

MARX:

- Tarihi yapan insandır…

- Alt yapı, üst yapıyı belirler…

- İnsanlık tarihi, sınıf çelişkisinden ibarettir.

- Komünizmin önündeki engel, burjuvazinin eksikliğidir.

- Din, ruhsuz bir dünyanın ruhu, ezilenlerin haykırışı,, kalpsiz bir dünyanın kalbidir. Din, kitlelerin afyonudur.

- İnsan, ne üretirse ona yabancılaşır.

- Kapitalist, kendisinin kapitalist olmasından sorumlu değildir ama ilişkilerin kurulmasına yardımcı olduğu için sorumludur.

- Toplumsal reformlar, güçlünün zayıflığından ötürü değil, zayıfın gücünden ötürü gerçekleşir.

- Bir memleket iki şekilde talan edilir; düşmanlar ve bizzat o ülkenin kendi maliyesi tarafından.

- Zorun güzelliği, doğallığındadır.

- Mülkiyet hırsızlıktır.

———-

- İhtiyaç, icadın anasıdır.

- Felsefe, mantık ve diyalektikten oluşur.

- Erkek burjuvazidir, karısıysa proleteryayı temsil eder.

- Ne mutlu o yoksullara ki, öteki dünya onlarındır ve er ya da geç bu dünyada onların olacaktır.

ENGELS

- Az gelişmiş toplumlarda ordu, kendi halkına karşı kullanılmak için vardır.

- Her devrimin temel sorunu, iktidar olmak içindir.

- Yumurtalar kırılmadan, “omlet” (devrim) olmaz.

LENİN

- Ölüm, başkalarının işidir.

- Varlık dediğimiz, hiçin hiçmesidir. Aslında her şeyle hiçbir şey, aynı şeydir.

- Hüzün, en büyük muhalefettir.

- İnsan, zamanın merhametsiz ve karşı durulmaz ırmağına atılmış olduğundan, mahvından başka hiçbir şey bekleyemez. Bu yüzden hayal kırıklığına da uğratılamaz. Aksine insan, varlığının sonluluğunu görerek; üstün, soğuk bir zafer duygusu yaratabilir.

HEIDEGGER

- Biz varken “ölüm” yok, ölüm varken de “biz” yokuz.

EPIKUROS

- İnsan, her şeyin ölçüsüdür.

PROTOGORAS

————

- Aşk, acı veren zihinsel bir hastalıktır.

- Sorgulanmayan bir hayat, yaşanmaya değmez.

- Savaşın sonunu, sadece “ölüler” görür.

- Cesaret, tehlike karşısında akıl ve zekanın kullanılmasıdır.

- İki kişinin bildiği, “sır” değildir.

- (Demokrasilerde) Güzel sözlü demogoglar, kötü de olsa başa geçebilirler. Oy toplamasını bilen herkesin, devleti idare edebileceği zannedilir.

- Adil birey = adil toplum = adil devlet.

- Adalet, herkesin kendi işini yapması, başkasının işine karışmamasıdır.

- Doğru olan, bilgidir.

PLATON

- İnsan, insanın kurdudur. /Homo, homini lupus.

T. HOBBES

- Karekterin ne ise kaderin odur.

- Aynı ırmağa, iki defa girilmez.

- Savaş, her şeyin babasıdır.

HERAKLEİTOS

- Varoluş, özden önce gelir.

- Cehennem, başkalarıdır.

- İnsan olmak istediği, kendini tasarladığı şeydir.

- Tanrı olsaydı, yaptıklarımızın hiçbirinden sorumlu olmazdık ama tanrı yok ve biz, tüm yaptıklarımızdan sorumluyuz.

SARTRE

- Bazı değerler ve bazı yaşam biçimleri birbirinden ne daha iyi ne daha kötüdür. Olsa olsa farklı şekillerde her biri yine kendi içinde değerli ve kendi içinde anlamlı yaşam biçimleridir.

- Farklılık ve çeşitliliklerin, hoş görüldüğü bir toplum olmak yeterli değildir. Aynı zamanda, bu çeşitliliklerin onaylandığı ve özendirildiği toplumlarda insanlar dolu dolu yaşayabilsin.

İSAİAH BERLİN

- Komiserin manivelası, “devrim”. Dava, “alt yapıyı” değiştirmek, “üst yapı” kendiliğinden değişir.

- “Yogi” içinse kurtuluş, içimizde. “Aksiyon” bir tuzak, komiserle yogi uzlaşamaz.

ARTUR KOESTLER

HİLMİ ZİYA ÜLKEN:

“Kendini başka varlıklara irca ederek açıklamak, insanı mahiyetine aykırı bir tarz da düşünmek demektir…Varolanı kendisinin dışında, totolojiye bağlı bir şarta/töze bağladığımızda, onu bütünüyle bu töze indirgeyebilmek için zorunlu olarak bir kozalite ilişkisi geliştirmek durumunda kalıyoruz..

Mikro düzeyde ise cisim, parçacıklar bütünü olarak görüldüğünden parça-bütün ilişkisi kurulmaya çalışılmaktadır.

Yeni diyalektik materyalistlerden bazıları, bu esrarlı ve kör maddeden hür insan kişiliğine kadar yükselmenin güçlüklerini fark ettikleri için, elemanter ilk maddede dahi bir ruh ve bilinç unsurunun bulunduğunu ve bu kuvvenin gelişmesinden yüksek realitelerin doğduğunu kabule mecbur kalmışlardır”.

…/…

- Doğanın dili, matematiktir.

PİTAGORAS

Tarih, ebedi döngüsel harekettir..

- Bugünkü insan, hayvanla “üstinsan” arasında gerilmiş bir konumdadır.

- Yaşadığın güçlükler seni öldürmüyorsa daha güçlü kılar.

- Kendi başına “iyi” ve “kötü” yoktur. Hayatın temeli “güç istemi”dir.

- Ben, eserim için yaşıyorum.

- Sanat, yaşamın en büyük uyaranıdır.

- Herkes aynı şeyi ister, herkes aynıdır; farklı hisseden insanlar, tımarhaneye gönüllü olarak gider.

- Hiçbir şey, diyalektik bir etkiden daha kolay silinmez.

- Dünyanın varoluşunun sadece estetik bir olgu olarak doğrulanması, yaşamın devamı için baştan çıkarıcıdır.

- İnsan mümkün olan en büyük gücü ve ihtişamı, gerçekte hiç elde etmemiş olsaydı; ahlak suçlanacak mıydı? Böylece ahlakın kendisi, tehlikelerin en tehlikelisidir.

- Eğer, her insanın eşit değerde olduğunu gören ya da seven ve ölümsüz bir ruha sahip olduğunu düşünen bir tanrı yoksa, neden hepimizin eşit ahlaki düşünmeyi hakettiğini düşünüyoruz.

- Hiçbir öğreti, en son hakikati ortaya koyamaz.

- Kim mutlu edebilir seni, sen hazır değilsen.

- Kimse öfkeli insan kadar, yalan söyleyemez.

- Bana yalan söylemiş olman değil, artık sana inanmamam sarsıyor beni.

NİETZSCHE

- Sıradan insanların huzurlu olmalarının nedeni, düşüncelerinin olmamasıdır.

ROMAİN ROLAND

- Kendini bulmak, başkalarının seninle ilgili ne düşündüklerinden kurtulmaktır.

- İyi insanların kurallara ihtiyacı yoktur. Çünkü onlar, empatiyle yaşarlar.

ZATA

- Varolmak, algılanmış olmaktır. Varolan her şey bir tanrı düşüncesidir, madde diye bir şey yoktur. Bizim şeyler hakkındaki bilgilerimiz de sadece birer duyum ve algıdan ibarettir.

GEORGE BERKELEY

- “İnsanlık tarihi”, bir kavram tarihidir. Öznenin, nesnel gerçekliği kavrama dönüştürme sürecidir.

- İnsanı yapan, “tarih”tir.

HEGEL

- Kesin olan bir şey varsa o da “varolma”nın olduğu, “hiçliğin” ise olmadığı.

PARMENİDES

- Hiç bir kitap, ruhumuzu “Upanişadlar” kadar yüceltemez. Hayatımın acılarını onlarla avuttum, ölürken de onlar beni teselli edecek.

- Dünyanın en yoksul insanı, “paradan” başka hiçbir şeyi olmayandır.

- Birbirlerini en çok büyüleyenler, birbirlerini en çok tamamlayanlardır.

ARTUR SCHOPENHAUER

- İnsan, “simgeleştiren” bir hayvandır, bu sayede düşünür.

E. CASSIRER

- İnsan, korku içinde özgürlüğün imkanını keşfeder. “Özgürlük imkanı” ise karar vermektir.

- Öznellik hakikattir.

- Bireye tek olma imkanı vermeyen, kollektivizm şeytandır.

- Tek insan, tanrı karşısında sorumlu olan insandır.

- Yabancılaşma, kitle içinde kaybolmaktır.

S. KİERKEGAARD

- İnsan, makrokozmosda bir mikrokozmosdur.

M. SCHELER

- İnsan, büyüklüğünü bir uca giderek değil, her iki uca dokunarak gösterir.

- İnsan doğa karşısında, incecik “saz dalı” gibi güçsüzdür ama düşünme yeteneği sayesinde, bu düşünen saz dalı doğaya üstündür.

- Şu sonsuz uzayın, ezeli sessizliği beni korkutuyor!

- Güce dayanmayan adalet; aciz, adalete dayanmayan güç; zalimdir.

- Anarşinin kaynağı, devlettir.

PASCAL

- Okumak; yaymaktır, anlam üretimidir.

- Filozof, kendi kendine soru soran kişidir.

NERMİ UYGUR

- İdeoloji, kendine göre bir mantığı ve tutarlılığı olan, belli bir toplum içinde tarihi bir görevi bulunan, bir tasavvurlar (imajlar, mitler, ve fikirler) bütünüdür.

- Ayrıca ideoloji; maddi yaşamı din, ahlak ve bir anlamda da felsefe düşüncesiyle açıklayan tasarımlara ilişkindir. Kısaca ideoloji, bilim öncesi düşüncedir. Bilim düşüncesi ise tarihi ve toplumu, maddi yaşamın temel koşullarına göre açıklamaktır.

ALTHUSSER

- Tarihsel ve entellektüel atıklar, sanayi atıklarından daha büyük ve ciddi bir sorun yaratır. Yüzyıllar sürmüş olan saçmalıkların çökeltisinden bizi kim kurtaracak?

JEAN BAUDRİLLARD

- Gerçek göçebeler, bir yerden başka bir yere gidenler değil, aksine oldukları yerden kıpırdayamayanlardır. Belli kodlardan kaçarak aynı yerde kalmak için göçebeleşenlerdir.

GİLLES DELEUZE

- İki ayrı sonsuz olamaz. Bir noktada ikisi de birbiriyle kesişir.

ZENON

- Dışarıdan bakıldığında bir kozmos, içeriden bakıldığında ise bir kaos gördüm.

- Aza sahip olan değil, çok isteyen fakirdir.

- Hayatı komedi sayanlar, son espiriyi iyi düşünsünler.

- Konuşmayı çok erken öğrendim, susmayı öğrenmem içinse yaşlanmam gerekti.

- Her dahi, bir parça delidir.

- Konuşma, insanın aklını diliyle kullanma sanatıdır.

- Yüreği yılmadan düşen, dizleri üzerinde savaşmayı sürdürür.

SENECA

- Hiçbir şey, gerçeğin kendisinden daha şaşırtıcı değildir.

ERWİN KİRC

- Felsefe, ruhsal bir ihtiyaçtır. Filozof, gerçekten felsefe yapabilmek için ölmesini öğrenmelidir. Fakat yeni felsefe bizden, bunun tam aksini istiyor; filozof eğer gerçekten felsefe yapmak istiyorsa, yaşamayı öğrenmelidir.

- Ufak tefek şeyler mükemmelliği yaratır, mükemmellik ise ufak tefek bir şey değildir.

MİCHELANGELO

ELEA OKULU

Salı, Haziran 2nd, 2009

ELEA OKULU:

 

 KSENOFANES (İ.Ö. 569-477) :

 

 Öğretisi yazmış olduğu şiirlerden çıkarılıyor.

‘Arkhe’ sorunuyla ilgilenmemiştir.

 Bir monoteist olup, politeizme düşmandır. Tanrıyı aciz bir varlık olarak gösterdikleri için Milet okulunu suçluyor. Tanrının,  doğmuş bir ölümlü olduğunu söyleyenleri, aptallıkla suçluyor. İnsan, tanrı olamaz. O aciz kalmaz ve güçlüdür, diyor.

 “Eğer öküzler insan olsaydı, onların tanrısı da öküz biçiminde olurdu” diyerek, çağının insan biçimci tanrı anlayışıyla alay eder.

 Ana unsur olarak; ‘toprak’ı kabul eder. Ona göre her şey topraktan çıkıp yine ona döner.

 

PARMENİDES (İ.Ö. 540-480) :

 

“Nesnelerin Yaradılışı” adlı eserinden:

 1. Hakikat dünyası   2. Ölüm sonrası diğer dünya

Parmenides, nesnelerin bilgisinin ‘doxa’ (sanı) olduğunu, kendi bilgisinin ise ‘episteme’ (kesin bilgi) olduğunu söyler.

 Ona göre iki yol vardır:

1.     Doğrulara götüren yol,

2.     Sanılara götüren yol.

Birinci bölümde, biricik doğru olan ‘bir varlık’ inceleniyor. Bu varlığın dışında her şey yanılsamadır. İkinci bölüm de ise, kozmoloji ele alınıyor. Bu dünyanın bilgisi, ikinci derecededir. Çünkü; gerçek olmayan bir dünyanın bilgisidir.

 

( Kozmogoni; tanrının varlığını kanıtlamaya çalışan öğreti. Buna göre dünya, varlığının nedeni kendisi olamaz. Çünkü; olumsaldır. Hiç olmayabilirdi ya da başka türlü olabilirdi. Buna göre, tanrı olmadıkça dünya varolamaz.

 Kozmoloji; evrenin oluşumunu inceleyen bilim.)

 

 Parmenides, birinci bölümde şu sonuca varır:

Sadece bir varlık vardır. O bir birliktir, kendi içine kapalıdır, doğmamıştır, yok olmayacaktır da, değişmez, bölünmez, yoğunlaşmaz, seyrekleşmez de.

 Bunun karşıtı olan görüş, varolmayanı var göstermek olur ki, bu da imkansızdır.

 ‘Bir’ tanrı ile aynıdır. Çokluk, bir yanılsamadır. Sürekli değişme ve akış içinde olan sadece görünüşler dünyasıdır. Asıl olan gerçek alemse, akıla kavranır ve hiçbir zaman değişmeyip, her zaman kendisinin aynı kalır.

 ‘Varlık vardır, ve varolmayan şey yoktur.’

 Varlık ve düşünce aynı şeydir. Varolmayan şey düşünülemediği gibi, kavramla da ifade edilemez. Doğru düşünmek, varolanı düşünmektir.

 Madem tanrı, her şeydir ve onda bir değişme yoktur, öyleyse bize değişme gibi görünen şey olsa olsa bir vehimdir.

 Parmenides, hakikati bilmeyenin hiç bir şey bilmediğini söylüyor. İnsanlar, gördüklerine, duyduklarına inanıyor, oysa bu yol yanlıştır. Doğruyu, hakikati sen düşüncenle, ‘logos’la bul. (Logos; akıl, söz, düşünce, öğreti.)

 İnsanlar edindiği bilgiler, düşünmeden alışkanlıkla, daha önceden söylenenlerce aktarılan hazır bilgilerdir. Sen bunu bir tarafa bırak, kendi bilgilerini kendi düşüncenle bul. Hazır bilgiler güvenilir değildir, sen logosla bul.

 Varolan şey doğmamıştır ve yok olamaz. İnsanlar varolanda, bir ikilik gördüler. Her şeyi karşıtlarıyla böldüler. Bir yerde ışık, bir yerde, karanlık gibi.

 Varolan, tek bir tanedir, bir bütündür, her yeri kaplayandır ve bölünmez doğmamış ve yok olmayacaktır da.

 

ELEALI ZENON (İ.Ö. 490-430) :

 

Hocası Parmenides’in görüşlerini mantıklı delillerle açıklamaya çalışmıştır. O delilleri ile varlığın, birliği ve hareketsizliğini, sonsuzca bölünebilen bir zaman ve mekan kabul etmenin nasıl güçlükler çıkardığını göstermek ister.

 Zenon’un ileri sürdüğü delillerden maksadı; değişme, hareket ve çokluk gibi kavramların aklı çelişkiye düşürdüğünü göstermek, gerçekler dünyasını aldatıcı bir çokluk olarak gören hocası Parmenides’in fikirlerini ispatlamaya çalışmaktır.

Bununla ilgili Zenon hareketin yanılsama olduğunu göstermeye çalışan meşhur deneyler yapmıştır. Mesela, yaydan çıkan bir ok, önce yolun yarısını sonrada her seferinde bir önceki mesafenin yarısını katettiği düşünülürse bir noktadan sonra okun duracağı ve hiçbir zaman hedefe varamayacağı anlaşılır. Eğer bir noktada duruyorsa yol boyunca da duruyor demektir.

 

MELİSOS ( İ.Ö. 490-430 ):

 

Varolanın, ne sonu ne de başlangıcı vardır. Sonsuz bir tanedir. İki tane sonsuz olamaz, çünkü; bir diğerini sınırlayacaktır.

 Varolan tekse, hareket etmez, hareket etmesi için boşluk olması gerekir.   Varolan; o tek, bütün sonsuzu kaplamıştır. Hareket ederse varolmaz, en küçük bir hareket, değişme, giderek o varolanın yok olmasına yol açacaktır.

 

HERAKLEİTOS ( İ.Ö. 540-480 ) :

 

 Her şey logosa / tanrısal akla uygun olduğu halde kimse anlamaya çalışmıyor. Onlar bütünü parçalayarak anlamaya çalışıyor.

  Logosa yaklaşırsak parlarız; biliriz, uzaklaşırsak; söneriz, bilemeyiz. Akılla konuşmak isteyen kendini logosla güçlendirmelidir.

 Her şeyi çekip çeviren logosu bilmiyorsak, hiçbir şey bilmiyoruz demektir..

 Yaradılış saklanmayı sever. Ne söyler ne de söylemez. Sadece bir işaret verir. Anlayan bilgeler anlar. İnsanlar anlamadıkları bir şey karşısında aptal aptal bakarlar. Beni anlamıyorlar bu yüzden bana kızmaları da doğal.

 İlk prensip ‘ateş’tir. İnsan ruhu da bir ateştir. Ölümden sonra ruh, tekrar sonsuz ateşe katılır. Evren sürekli bir değişme ve oluş içerisindedir. Hareketsiz gibi görünen bir yanılgıdır. Aynı nehirde iki defa yıkanılmaz.

 Evren bir yönüyle devamlı bir değişme olarak görünürken diğer yandan da zıtların sonsuz bir savaşı olarak görülür. Evrendeki şeylerin varlığı, zıtlar savaşının sonunda meydana gelir. Savaş, her şeyin babasıdır.Her şey zıddına döner; sıcak soğuk olur, soğuk sıcak..  durmadan dönüşür.

 

PYTGORAS (İ.Ö. 580-500 ) :

 

 Her şeyde bir uyum vardır. Bu uyumu da sayılar sağlar. İnsan ruhu, düşünme, akıl idrak ve duyulardır. Bu dörtlü olmadan insan olamaz.

 Peki, sayılardan nesneler nasıl meydana geliyor? Kozmoloji sorusuna verilen yanıtta ilk Pytgorasçıların sayıyı cisimsel bir etken olarak tasarladıklarını görüyoruz. Sonraki Pytgorasçılar ise, arkhe konusunda, çokçudur. Bunlara göre, mekanist anamaddeden nesneler hareket nedeniyle türerler.

 

 (Miletliler; arkhe konusunda, monist ve hylozist/ canlı maddeciydiler.)

 

EMPEDOKLES (İ.Ö. 492 – 432 ) :

 

 Etkisi, Platon, Aristoteles, ve ortaçağ felsefesine kadar uzanan Empedokles, 4 unsur kuramını formüle etmiş ilk düşünürdür. Bunlar; su, hava, toprak ve ateştir. Ona göre evrenin ilk oluşumunu bu 4 unsur teşkil eder. Bunlar ezeli ve ebedidir. Her şey bu 4 unsurun birleşmesiyle doğar ve ayrılmasıyla da ölür. Bu dörtlü aslında hareketsizdir. Bunları harekete geçiren, birleşme ve ayrılmayı sağlayan; aşk ve nefrettir.

 Empedokles, Parmenides gibi aslında meydana gelme ve yokolma yoktur, der. Çünkü;  ona göre bu 4 unsur ezeli ve ebedidir.

 Filozofa göre, bu 4’lü kanda mevcuttur. Bu yüzden biz de her şeyi bilebiliriz. Kan, hayatın taşıyıcısı ve düşünmenin merkezidir. Evreni biliyoruz, çünkü; onunla aynı tözdeniz.

 4 unsur Parmenides’in ‘varlığı’ gibi değişmez tözlerdendir.

 Empedokles, 4 unsurun en son bölümlere ayrılmış olduklarını söyleyerek, bir çeşit atom kuramı ortaya koymuştur.

 Ayın ışığını güneşten aldığını söylemiş. Güneş ve ay tutulmaları hakkında da doğru gözlemlerde bulunmuştur.

 Ayrıca, bitkilerin de hayvanlar gibi birer organizma olduğunu söylemiştir.

 

ANAKSAGORAS ( İ.Ö. 500 -428 ) :

 

 Anamadde sınırsızdır, der. Her şey bir aradaydı. Bu anamaddeler, o kadar küçüktü ki, fark edilmesi ve ayırt edilmesi imkansızdı. Bu sonsuz sayıdaki küçük şeyler / spermatlar canlıydı ve onları harekete geçiren şey; ‘nous’ idi.

 Her tek tek şey/ spermatlar, nous taşımıyor. Onun dışında her şeyi taşıyor. Nous, tek tek şeylerin sadece bazılarında bulunuyor. Her şey tohumlarının miktarına göre değişik değişik oluyor. Bir şeyde en çok hangi spermatlardan varsa, o şey odur.

 Anaksagoras’ta da, Parmenides ve Empedokles gibi varolma ve yokolma yoktur. Değişme ve dönüşüm vardır. Bu da Parmenides ve Herkleitos arası bir düşünüş.

 Anaksagoras, sayısız spermatlardan sözettiği için atomcuların başı sayılır.

 

  NOUS ; akıl, diğer spermatlarla karışmayan yönetici bir güç. Mesela insanda, nous vardır.

 

TANRI, DİN VE TASAVVUF

Pazar, Mayıs 31st, 2009

 

 TANRI, DİN ve TASAVVUF  ÜZERİNE:

 

 

- “Tanrı, kaldıramayacağı bir kaya yaratabilir mi?”:

 Yaratamazsa tanrı olamaz, yaratırsa da kaldıramayacağı bir “kaya” var demektir.

ATEİST PARADOKS

                     **                

- Ateizm bilindiği gibi sözcük olarak, “tanrıtanımazlık” anlamına gelir. Fakat doğal olarak, dinlerin reddini de içerir. Ben şahsen, tutarlı bir ateist konumun kendisini “tanrıtanımaz” olarak değil de esasen “din-tanımaz” olarak tanımlaması gerektiğini düşünüyorum. Ateizm, dinlerin ve onların tanrı fikrinin reddidir çünkü.

Deizmden farkı, bu fikrin karşısına başka, daha makul ve makbul bir “tanrı” fikriyle çıkmak gibi bir dert, niyet taşımamasıdır. Ateizm tanrıya karşı çıkmaz. Zira bir şeye karşı çıkmak, onunla şu ya da bu yer ve zamanda bir şekilde karşılaşmayı gerektirir ki, tanrı söz konusu olduğunda böyle bir ihtimal sıfırdır. En azından ateizmin fikri, hatta diyebilirsiniz ki inancı budur…

İnancın ya da inançsızlığın ahlakla doğrudan ilişkili olmadığını gayet iyi biliriz. Hepimiz etrafımızda -daha doğrusu içimizde- ahlaklı dindar ve ateistler kadar, hatta ne yazık ki çok daha fazla, ahlaksız dindar ve ateistlerin varlığına şahit olmuşuzdur. Dindar olmak için, “ahlaklı olmak” şarttır. Ancak ahlaklı olmak için, “dindar olmak” şart değildir. Hatta burada şunu da söylemeye cüret edebilirim: Hakiki bir dindarın tanrıya inanma sebebi ile hakiki bir ateistin tanrıya inanmama sebebi, benzer bir ahlaki kaygı zemininde yeşerir. Zira ilki, “eğer tanrı var olmazsa iyilik olmaz” diye düşünür. Diğeri, “eğer kötülük varsa tanrı var olamaz” diye düşünür…

Müslüman kültürel çevre içinde yaşayan bir ateist, doğal olarak müslüman bir ateisttir. Bu iki anlamda böyledir. Birincisi, onun karşı çıktığı tanrı fikri ve sureti esasen müslüman kültürü içinde şekillenmiş ve ve aktif hale gelmiştir. İkincisi, kimliğinin hamuru ister istemez içinde yaşadığı bu kültürel çevrenin ellerinde yoğrulmuştur.

ŞÜKRÜ ARGIN (Birikim Dergisi)

*

-Aslında ateizmin dinlerle pek fazla işi olmaz, tanrıyı reddeder. Ama siz varsayım olarak tanrının var olduğunu düşünüyorsunuz ve her şeyin nedenini de bu varsayıma bağlıyorsunuz. Ateizm ise böyle bir varsayımı reddeder. Ya “yoktur” ya da henüz “bilmiyoruz” der.

ŞANER ATİK (Ateizm Derneği)

*

- “Mucize” diye inanırlara sunulan şeyin, gerçekle en küçük bir ilgisi yoktur ve tüm mucizeler insanlığı aldatmak için ileri sürülmüş, bir yalanlar bütünüdür. Bu durum inanırlarca anlaşıldığı, iyice kavrandığı zaman, temelinde bir sınıfın çıkarları olan yapı da gümbür gümbür yıkılacaktır. O yapı “din” dir, insanlığın zararına da olsa, dünya egemenlerinin yıkılıp yok olmasını istemediği kurumdur…

- Doğru eğilir, yıkılmaz.

TURAN DURSUN

*

- Antikçağın çoktanrıcılığı, siyasal yetkenin bir sınıfta (aristokrasi) toplanmasına yol açarken, Asya tek tanrıcılığında, siyasal otorite de bir monarkta toplanmıştır.

ROBERTSON SMİTH

 *

-Kuşlar gibi uçmayı, balıklar gibi yüzmeyi öğrendik ama çok basit bir şeyi unuttuk; kardeş gibi yaşamasını.

M. LUTHER KİNG

*

- Bizler, evrenin kendisini düşünmesiyiz.

CARL SAGAN

*

- Fizik tek başına “neden hiçbirşey değil de birşeyler var?” sorusuna yanıt veremez.

ROWAN WİLLİAMS

*

- Ben bilimi giderek daha iyi anladıkça, tanrıya daha fazla inanıyorum.

JOHN LENNOX

 *

- O kadar cahilsiniz ki, dininiz var diye ahlaka ihtiyacınız kalmadığını sanıyorsunuz.

NİKOLA TESLA

*

- Haksızlıklardan intikam alınmaz. Çünkü, intikama başladığınızda siz daha büyük haksızlıklar yapmaya başlarsınız.

İSKENDER PALA

*

- “Benim” dediğin herşey, seni cehenneme sokar.

Cehennemin kapıcısı MALİK

*

- İnsanın gelişimi, tanrının yerine kendisini koyabilme çizgisindedir.

- Tanrı, sıradan insan entellektüelizminin göğe yansımasıdır.

-Tanrı, insan yaratılarının en kutsal olanıdır.

YALÇIN KÜÇÜK

*

- Kilise, kıyameti bekleyerek şurada yatan eski kemiklerin üzerine yükselmektedir. Sonradan bu temel üzerinde devasa bir kuram ve ilahiyat ve kurgu ve iman ve hurafeler ve devlet siyasası üstyapısı yükselmiştir.

PETER HEBBLETHWAİTE

*

- Tanrı barbut atmaz.

- Geleceğin dini, kozmik bir din olacak. Bu din, teoloji ve dogmalardan uzak olup, kişisel tanrıya üstün gelecek.

EINSTEIN

*

- Evren bir kaos sonucu oluşamaz. Bu nedenle tanrı tarafından tasarlanmıştır. Yerçekimi gezegegenlerin nasıl hareket ettiğini açıklıyor yoksa gezegenleri neyin yörüngeye soktuğunu değil…herşeyi tanrı yönetir.

NEWTON

*

- Yerçekimi diye bir yasa olduğu için, evren kendisini hiçten yaratabilir ve yaratmaya devam edecektir. Bu nedenle tanrıya ihtiyaç yoktur.

STEPHEN HAWKİNG

*

- Bilim adamları cehalet dağını aştılar, en yüksek tepeye tırmandılar, ancak en üstteki kayaya çıkınca orada binlerce yıldır oturan ilahiyatçılarla karşılaştılar.

ROBERT JASTROW

*

- Eğer öküzler “insan” olsaydı, onların tanrısı da “öküz biçiminde” olurdu.

KSENOFANES

*

- “İnsan”, yediği şeydir ve “insan insanın tanrısıdır”.

“Tanrı, insanın idealleştirilmiş olarak dışavurumudur.”

L. FEURBACH

*

- Eğer tanrınız yoksa, saygılarınızı Hitler veya Stalin‘e sunmak zorunda kalırsınız.

T.S.ELİOT

*

 - Herkes tanrıya, sadece kendi duasının kabul edilmesi için yalvarıyor.

AMİN MAALOUF (“Tanios Kayası”ndan)

*

- “Tanrı”, beşerin en büyük keşfidir.

- Upanişad; “tanrısın”Freud ise “itsin” diyor, hangisi haklı?

CEMİL MERİÇ

*

- Her meyvede tohum, her canlıda tanrı…Sevgin bütün varlıkları kucaklamalı yani tanrıyı. Kurtuluş, kesretten vahdete (çokluktan birliğe) dönüş. Tanrının içinde kaybolmalısın. Ummana dökülen ırmaklar gibi benliğinden sıyrılmalısın. Ne kalıbın ne de adın kalmalı. “Tanrı nedir?” diye soruyorsun, “tanrı sensin”.

UPANİŞADLAR

*

- Her “din” bir tanrı anlayışı, her “tanrı” ise bir “varlık” anlayışıdır.

İOANNA KUÇURADİ

*

- Din, halkın / kitlelerin afyonudur.

MARX

*

- Marx 1850’de “din, ruhsuz bir dünyanın ruhu, ezilenlerin haykırışı, kalpsiz bir dünyanın kalbidir. Din, kitlelerin afyonudur” der. O zamanlar insanların acılarını azaltsın diye afyon yutturuyorlar. Bunu Marx, “din uyuşturucudur” demiş gibi lanse etmeye çalışıyorlar, bu sözü bu mana da yorumluyorlar. Aslında o bu sözü ile dini övmektedir. Din için, ‘ruhsuz bir dünyanın ruhu’, insanlar için dinden başka teselli edici bir çözüm kalmamıştır, diyor.

ÖMER LAÇİNER

*

- Din, halkın afyonu değil, zayıfların vitaminidir.

REGİS DEBRAY

*

- Dualite; ontolojik değil, epistemolojiktir.

YAŞAR NURİ ÖZTÜRK

*

- Dualite, ontolojik değilse;

“yaratan da yaratılan da aynı birliğin parçalarıdır.”

- Vahyin, kaynağı da muhatabı da akıldır. Aklı olmayanın, dini de yoktur.

*

- Ahlaksız bilim; “felaket”, bilimsiz ahlak; “boştur”.

- Neye inandığınızı ya da inanmadığınızı söylemeniz değil, hangi ahlâk anlayışına sahip olduğunuz önemlidir. Tanrı, “güzel ahlaktır” ve güzel ahlaktan yana olan herkes de Onunla beraberdir.

- Müslüman, “iyi insan”dır. Evrensel tüm dinlerin nihai hedefi de bu “iyi insanı” ortaya çıkarmaktır. 

- Aslolan “söz” değil, ne yaptığınız, kimin tarafında olduğunuzdur.

*

- Sıfatlarından birini kabul ediyorsanız, kendisini tamamen inkar etmiyorsunuz, demektir.

- En tehlikeli insanlar; iyiliği kendinden menkul sanıp, herkesi yargılama hakkını “tanrıya” bırakmadan kendilerinde görenlerdir.

- Alemin esrarına dair söylenenlerle yetinmek yerine, onu keşfetmeye çalışmak, çok daha tatmin edicidir.

*

-Tanrıya yönelmek için, aracılara ihtiyaç yoktur. Aracıların olması, çoğu kez ya başkasına ya da kendine tapınmaktır. 

- Tanrıyı sevmek, iyiden, doğrudan ve güzelden yana olmak için, mürşidler ve ritüeller şart değildir. Hatta bunlar çoğu kez, insanı uzaklaştıran, yabancılaştıran unsurlardır.

*

- Her fikir ve inancın, temsiliyet makamında birileri vardır. Zamanla bu kişilerin pek çoğu, kendi ayrıcalıklı konumlarını yitirmemek adına tağutlaşarak, nüfuz ettikleri insanları sadece “kendilerine biat eden kullar” haline getirmek isterler. Biat etmeyenleri ise hasım olarak görürler.

- Her din, tanrıya ulaşmada bir arınma aracı, bir yoldur. Bir dinin, araç olmaktan çıkıp “tek hakiki din” olarak mutlaklaşması, “dinsel faşizm”dir.

*

- Aklın egemen olduğu toplumlarda insan, bütün trajedisiyle ortadadır ve kaderini değiştirmek için uğraşır. Dogmatik toplumlar da ise ahlakçıların marifetiyle yazgıyı kabullenmiş, kitleler içinde kaybolan tek tip insan vardır.

AHMET AĞI

*

- “Cemaatçi örgütlenme, zannedildiği gibi muhafazakarlık ve dindarlığa has bir yapılanma biçimi değildir”.

“Lidere; “insanüstülük”, “kurtarıcılık” benzeri niteliklerin atfedilerek tapınılan bir toplumda siyasi kültür, “lideri kutsama”, ona itaati siyaset yapma ve özdeşleştirme eğilimi taşımıştır. Bunun da muhafazakar siyasetle sınırlı olmadığını belirtmek gerekir.

“Toplumumuzda, lidere itaatın siyaset olarak mütalaa edilmesi ve kurumlarda çoğulculuğun yaşanmamasının, muhafazakarlık ve dindarlığa indirgenmesi anlamlı değildir. Benzer şekilde Türkiye’de bireyin ön plana çıktığı örgütlenmeler yaratılamaması, bu alanda cemaatçiliğin egemen olması da muhafakarlık ve dindarlıkla sınırlı değildir. Bütün bunlar tarihi nedenlerden ziyade, modern gelişmeler çerçevesinde açıklanabilecek olgulardır. Biat benzeri bir kavramın, asırlar öncesine ait yorumlarının bu alanda açıklayıcı olabileceğini düşünmek, fazlasıyla kuvvetli bir muhayyile gücünü gerektirmektedir”.

M.ŞÜKRÜ HANİOĞLU

(“Sorgulamadan itaat ve liderlik kutsaması muhafazakarlığa mı özgü” adlı yazısından)

……………

————–

Cemaatçilik kültürü, dinsel muhafazakarlığın aksine siyasal muhafazakarlığın bir sonucudur. İktidar erki, insanların özgürce sorgulayan bireyler olmasını değil, kendisine tartışmasız biat eden kullar olmasını ister.

“Dinsel muhafazakarlık” ise, sanıldığının aksine insanların birilerine biat eden kullar değil, kendi hayatlarının sorumluluğunu alan özgür bireyler olmasını ister. “Halife” olmanın anlamı da budur. Dinin siyaset aracı haline gelmesiyle, dinin yerini siyasal muhafazakarlık alır. Böylece, dinin muhatabı olan özgür bireylerin yerini de her tür otoriteye sorgusuzca itaat eden kullar alır. Pek çok ateistin reddettiği tanrı da insanın insanı sömürmesini meşrulaştıran, böyle bir dinin tanrısıdır.

AHMET AĞI

 *

- Tanrı yoksa, her şey mübahtır.

      DOSTOYEVSKİ

 *

- Tanrı olsaydı, yaptıklarımızın hiçbirinden sorumlu olmazdık ancak tanrı yok ve biz tüm yaptıklarımızdan sorumluyuz.

J.P. SARTRE

*

 - “İspatlanabilen bir tanrı”, tanrı değildir.

          KARL JASPERS

 *

- İspatlananları kuşatmayan bir tanrı, ispatlanabilen sonlu bir tanrıdır.

AHMET AĞI

*

- Karekterin ne ise kaderin odur.

HERAKLEİTOS

*

- Herşey üstüne gelip, seni dayanamayacağın bir noktaya getirdiğinde sakın vazgeçme, işte orası kaderinin değişeceği noktadır.

MEVLANA

*

- Şeytan, tanrının taklitçisidir.

       RENE GUENON

- İnsan, tanrının taklitçisidir.

AHMET AĞI

*

- Yükselen her şey, birbirine yaklaşır.

      Peder TEILHARD DE CHARDİN  

 – Her çağda, tek bir gerçek vardır.

- Amaç, bilinene ulaşmaktır.

- Edep, aklın tercümanıdır. İnsan, edebi kadar akıllı, aklı kadar şerefli, şerefi kadar kıymetlidir.

      ŞEMS-İ  TEBRİZİ

 *

- Tanrı var mı?

BUDHA:

“Sadece gerçek var”.

*

- Medeni insanın, yasaya ihtiyacı yoktur.

KONFÜÇYUS

*

“İnsan hangi dünyaya kulak kesilmişse, öbürüne sağır.”

İSMET ÖZEL

 

- “İyi insan olmak için müslüman olmak gerekir” değil, “müslüman olabilmek için iyi insan olmak gerekir”.

- Diktatörlük, günahı yasaklasa bile ahlaksızlıktır. Demokrasi, günaha izin verse bile ahlaklıdır. Ancak özgürce yapılan eylem, ahlaklıdır.

- Erkekler için ayrı kadınlar için ayrı iki ahlak anlayışı yoktur.

ALİYA İZZETBEGOVİÇ

- Dindarlığını Allah’a göster, bana insanlığın lazım.

MUSTAFA İSLAMOĞLU

…………………….

- Kuran’da “kırkta bir” oranında zekat vermek yoktur. Müslüman kimsenin, ihtiyacından arta kalanı yoksullara ve ihtiyacı olanlara ayrımsız vermesi gerekir. “Biriktirmek” ateştir, “servet yığmak”, başkasının hakkını çalmaktır. “Mülk Allah’ındır”. Müslümandan zengin olmaz. Bütün kötülüklerin başı, özel mülkiyettir. Müslüman antikapitalist olmalıdır. Sende fazla olanı, olmayana dağıtacaksın, infak edeceksin.

Hz.Peygamber, “komşusu açken tok yatan bizden değildir” buyuruyor. Kendisi vefat ettiğinde, bir tası bir kuru hasırı vardı. Vasiyeti bile yoktu. Çünkü, malı mülkü yoktu, olanı olmayana dağıtıyordu.

Ebu Hanife, malını infak ettiği ve böyle fetva verdiği için işkence görmüş, zindana atılmıştır.

Hz. Peygamber zamanında varlıklı kimselerin islama en büyük itirazları, zekat için olmuştur. “Zekatı kaldır, hepimiz müslüman olalım” diyorlardı. Mallarını dağıtıp (infak),  köleleriyle aynı seviyede olmak ağır geliyor, sınıfsal olarak imtiyazlı olmak istiyorlardı.

- İslam, muhafazakar değildir. Statükoya karşı devrimi savunur.

- İbadet, Allah’tan başkasına boyun eğmemektir. Secde sadece Allah’a yapılır, bu da bir ritüeldir, camide yapılır. İnsanların birbirine boyun eğmeden yaşaması (iyilik) ibadettir.

- Kur’andan asla kapitalizm çıkmaz, “abdestli kapitalizm” hiç çıkmaz. Kur’andan ekonomik bir düzen çıkarılacaksa, çağımızdaki kavramları kullanarak söylersek, sosyalizme eğilimlidir. Ahlaki ve dini bir sosyalizm çıkar. İslamın siyasi politik duruşu, sol bir duruştur, sağcı değil.

- Bir döneme damga vurmak, başkasına gösteriş yapmak, egemenliğini göstermek için yapılan camiler, Kur’anda söylenen, “temeli takva ile atılacak mescid” tanımına uymuyor. Ben de sultan camilerinde huzur duymuyorum. Ayasofya camii de buna dahil. Şaşaalı camilerde, Allah’ın büyüklüğünün değil, sarayın ve saltanatın büyüklüğü gözüme çarpıyor ve beni eziyor.

- İslamda (Kur’ana göre) hacca gitmeyenlerin kurban kesmesi gibi bir vecibesi yoktur. Kurban kesme geleneğinin kaynağı, İslam değil, Şaman kültürüdür. Kurbandan kasıt, fakir fukarayı doyurmaktır.

İHSAN ELİAÇIK

*

- Baki hakikatler, fani şahsiyetler üstüne bina edilmez.

SAİD NURSİ

*

- Diğer dinlerin mensuplarıyla irtibatın (dinlerarası diyalog), müslümanların din değiştirmesine yolaçacağı endişesi, tamamen asılsızdır. Zira bu tutum, islama olan güvensizlikten kaynaklanmaktadır.

İnsaniyet, bilgi ve bilim çağına girmiştir. Gelecekte bilim, dünyada daha fazla söz sahibi olacaktır. Dolayısıyla, bilimsel hakikatlerin hükümlerini desteklediği islam gibi bir dinin mensupları, bu diyaloglardan çekinmemelidir. Diyalog, fuzuli bir çaba değil bir mecburiyettir. Bu diyaloglarla, dünyamızı barışın hüküm sürdüğü daha güvenli bir yer haline getirmek, müslümanların vazifelerindendir.

Batıda yüzyıllarca bilim, dinin düşmanı olmuştu ve hristiyanlık bundan çok çekmişti. Müslüman hristiyan diyaloğu ile her iki din de ilişkilerini düzeltebilir. Eğer, müslüman hristiyan diyaloğu kurmak için başka neden olmasaydı, en önemli sebep olduğu için bu bile diyaloğu başlatmaya yeterdi.

F. GULEN 

 - Vahdet-i vücutta tabiat, tanrıda olduğu halde, panteizm  de (vahdet-i mevcut) tanrı tabiattadır. İki yaklaşım arasındaki temel fark, ilkinin tanrıyı tabiatla açıklayan bir sistem olmasına karşılık, ikincisi tabiatı tanrıyla, tanrının görünmez güçlerine ve akıl erdirilmez sırlarına göre açıklayan “gaybi” bir felsefedir.

 İSMAİL HAKKI İZMİRLİ 

         *         

  - Kendisini duyu organlarıyla fark edilemez şekilde isimlendirdiğinde “hak”, duyu organlarıyla farkedilecek haliyle isimlendirdiğinde ise “halk” adını almıştır.

         En-NURİ (öl. 907)

- Tevhid; ölümsüz ve değişmez bir ilke olarak, bütün değişme ve farklılıkların temelini oluşturur.

- Siyasetçinin derdi; maneviyat değil iktidardır.

  MUHAMMED İKBAL

…………….

Hz.ALİ:

 - Perde kalksaydı yine yakinim (kesin bilgim) artmazdı.

 - Hakikat, hakkın celal nurunun işaretsiz olarak keşfidir.

 - Hakkal yakin, ezel sabahından doğan bir nurdur. Bunun eserleri tevhid ehlinin üzerlerinde görünür.

 - Her şeyi birbirinden ayrı görmek ve toplamamak; şirk,

 Her şeyi toplayıp aralarındaki ayrılıkları görmemek; zındıklık,

 Her şeyi, hem birbirinden ayrı hem de aynı görmekse; tevhiddir (birlemektir).

 - Alimin uykusu, cahilin ibadetinden iyidir.

- Hayatta en hakiki mürşid, ilimdir.

- İnsan, dilinin altında gizlidir.

—————-

           

- “Tanrı”; mutlak zaman, mutlak mekan, mutlak hareket, mutlak beden ve mutlak ruhtur.

         EBUBEKR  er-RAZİ

—————-

———————

MUHYİDDİN İBN-İ ARABİ:

 - Noksan sıfatlardan münezzeh olan Allah, eşyada en parlak şekilde görünür. Ve O, O’nun görünüşüdür.

 Şüphesiz yaratıkların sonradan olma varlığı, yaratıcının varlığının görünüşüdür.

 Hakkı tanıyan kişi gerçekten tanıdığı zaman, itikat sahibinin itikadıyla bağlanmaz.

 Kul rabdır, Rab da kul. Ya teklifle mükellef kimdir? Rab dersen o teklif edicidir, kul dersen o da ölüdür.

 Furkan benim ve 7 çift Fatiha suresi de benim. Ruhun ruhuyum, kalıpların ruhu değil.

 ———— 

                   

 - İhlasın en aşağı derecesi, “şeriat tevhidi”dir ki; Allah’tan başka ibadet edilecek kimse yoktur, onun ifadesidir. En yüksek mertebesi de, “hakikat tevhidi”dir ki;  “Allahtan başka kimse yoktur” onun ifadesidir.

            M.ALİ AYNİ

——————

——————

FAZLUR RAHMAN:

 ‘Uyanış’ ve ‘yenilik’, mantıki olarak ancak bir gelenek oluşturulduktan sonra olabilir.

Bütün geleneklere devamlı yeniden hayatiyet kazandırmalı ve taze yorumlarla yenilenmelidir.

 İlk müslüman nesiller nasıl ki; Kuran ve sünneti, kendi dönemlerinde kendi şartlarına uygun biçimde serbestçe yorumlamışlarsa, biz de aynen kendi gayretimizle, kendi çağdaş tarihimizde aynı şeyi yapmak zorundayız.

    ————-

- “Vahdet-i vücutçu” tasavvuf felsefesi aslında, tanrının “kuantum” halidir. Damlalar “mahlukatı”, okyanus ise “tanrı”yı sembolize eder. Her şey hem birbirinin aynıdır hem de gayrıdır. Her şey, hem tek başına vardır hem de tek vücut olarak vardır.

                  AHMET AĞI

              *

  Din, güzel ahlaktır ve bu yüzden vicdanlara hitabeder. Vicdanın çifte standardı yoktur, herkes için evrenseldir. Ayrım yapmaksızın tüm insanlığa karşı, merhametli ve adil olmak için empati yapar. Toprakları, ülkeleri fethederek değil, gönülleri fethederek yayılıp çoğalır.

 İyi (ahlaklı) insanlar; “adil toplumu”, adil toplumlar da “adil devlet yönetimleri”ni ortaya çıkarır.

 İktidar olmak, ülke yönetimlerini ele geçirmek dinin amacı olduğunda, din siyasallaşmakta ve evrenselliğini yitirmektedir. Bu şekilde, kifayetsiz muhterislerin iktidar aracı haline gelmektedir. Siyaset doğası gereği, hep daha fazla olana hükmetmek, hakim olmak ister. Bu uğurda pek çok yol ve yöntemi de mübah sayar. Buna izin veren bir din de mazlumun hakkını arayan olmaktan çıkıp, zalimin zulmüne ortak olur.

 Modern toplumlarda dinlerin evrensel umdeleri, “insan hak ve özgürlükleri” olarak hukuki niteliğe kavuşmuştur. Bir dinin, din, dil, ırk ve cinsiyet ayrımı yaparak kendini dayatması, gönüllerden kovulmasına, ezilen ve dışlanan tüm insanlığı kuşatmasıyla da gönüllerde yer etmesini sağlar.

***

- Bir süreç yaşanıyorsa, henüz hiçbir şey bitmemiş demektir.

- Eğer bir insan söylüyorsa, kim adına konuşuyor olursa olsun, söylediği her şey insana özgüdür.

- İnanca yer açan, bilgimizin çok sınırlı olmasıdır. Ontolojik olanın sonsuzluğundan bahsediliyorsa, her şeyi bilmemizin de olanaksız olduğu görünüyor.

- Bir insan, destansı, efsanevi veya masalsı da olsa bir takım yorumlara inanabilir. Bu onun inanma ve seçme özgürlüğüdür. Ancak kabul edilemez olan, inanmıyor ya da kabul etmiyor diye bir başkasının cezalandırılmasıdır. Üstelik bu ceza, az gelişmiş toplumlarda korkunç bir vahşete de dönüşmektedir.

Kimi ahlakçılarda kendi çıkarlarını koruma adına, haksızlıklar karşısında sessiz kalarak iktidar yanlısı tavır sergilemektedir.

 – İktidar olmanın, hakimiyet kurarak insanları tebalaştırmanın adı, “maneviyat” olmuş. Oysa, her şeye hakim olmanın yolu, gönülleri fethetmekten geçer. Her yolu mubah sayarak, her şeyi “zapturapt” altına alma zihniyeti, er ya da geç kaybedecektir. Bu sürdürülebilir bir yol değildir.

AHMET AĞI

*   

- Gerçeği, “otorite” kabul etmek yerine, otoriteyi “gerçek” kabul edenler için, bu çok zor olmalı.

G. MASSEY      

- Kendini arayan “tanrıyı” bulur, tanrıyı arayan da “kendini”.

- Her şey dağıttıkça çoğalır, biriktirdikçe de azalır.

- Ne verirsen elinle, o da gelir seninle.

- Yukarıdaki aşağıdakine, aşağıdaki yukarıdakine benzer.

- Kesrette (çokluk) vahdet (birlik), vahdet de kesret vardır.               

- Oldum demek, öldüm demektir.

- İnsan hayattayken, ölmeden önce ölmeli!

- Alimin ölümü, alemin ölümüdür.

- Sözün çoğu cahile, azı arife söylenir.

- Cahil elini hakka sürse batıl eyler, alim ise batıla sürse hak eyler.

- Olgun (kamil) insan olmanın  dört aşaması; “şeriat, tarikat, marifet ve hakikattir”.

- Olgun insan, kendinden başka hiç kimseye kızmayandır.

- İyilik de ibadet de gizlidir.

- Nefis çıkınca aradan, ayan olur yaradan.

TASAVVUFA DAİR

 

- Evren büyük kainat (makrokosmoz), insan ise küçük kainattır (mikrokosmoz).

- İnsan, görünen alem ile görünmeyen alem arasında bir geçittir.

    SADRETTİN KONEVİ

 

- İnsan, makrokosmozda bir mikrokosmozdur.

M.SCHELER

*

- Şaşı tanrıya nasıl bakarsa, tanrı da ona öyle bakar.

HEGEL

**

- İnanıyorum çünkü, saçmadır.

TERTULLİANA

**

- Din, ahlaki bir şiirdir.

G. SANTAYANA

**

- Hallacı Mansur, M. Arabi, Mevlana, Yunus, S.Konevi ve Nesimi başta olmak üzere hepsi de ‘vahdet-i vücut’ yani varlıkta birlik felsefesini benimsemişlerdir. Bu felsefeye göre her şey, gerçekte tanrının çeşitli biçimlerde görünmesinden başka bir şey değildir.  Varlık ve tanrı aynı özdendir. İnsan da ezelden beri tanrı katındaydı. Her şey hem ezeli hem de ebedidir. Çünkü; Ondan başka varlık yoktur. Her şey Ondan gelir Ona döner.

       İBRAHİM AGAH ÇUBUKÇU

 

**

*

-Biz seferden sorumluyuz, zaferden değil.

SELAHATTİN EYYUBİ

*

- Dervişin fikri ne ise zikri de odur.

- Şeyh uçmaz, derviş uçurur.

- Üslubu beyan, ayniyle insandır.

- Sen doğru ol, eğri bulur belasını!

- Hiç bir şey yapmamak, seçim yapmaktır, tarafsız olmak değil.

- Zulme sessiz kalmak, ona ortak olmaktır.

- Ah ile abat olanın, ahiri berbat olur.

- Güç, sabrın içindedir.

***

- Taşlanacaksam, ilk taşı günahsız biri atsın!

- Dünya hayatı “darılma” değil, “dayanma”, “hesaplaşma” değil, “helalleşme” yeridir.

- Sövene “dilsiz”, dövene “elsiz” ol.

- Bizde “dil” yok istemeye, sizde de “din” yok vermeye, namerde muhtaçlığımız bundandır.

- Ne ekersen onu biçersin, rüzgar eken fırtına biçer.

- Kol kırılır, yen içinde kalır.

- Şeriatın kestiği parmak acımaz.

- Kul sıkışmayınca, Hızır yetişmez.

- Ahlaksızlığın en kötüsü, “ahlak” haline gelmesidir.

- Ahlak daha çok, orta sınıfın uyduğu, çok zengin ve yoksulların ise bazen uyduğu kurallardır.

- Herkes Hz. Ömer’in “adaletini” istiyor ama kimse onun gibi yaşamak istemiyor! 

- Masumiyet, yargılanamaz.

***

- İnsan, kaybedeceği şeylere fazla bağlanmamalı!

- Dünya malı dünyada kalır, kefenin cebi yok!

- Olmayacak duaya, “amin” denmez. Sadece, “olmuşla ölmüşe” çare yok.

- Dindar ol, “dinidar” değil!

- Bazen, peygamberler bile tökezler.

- Kabe yolunun klavuzu, bu uğurda ölenlerin kemikleridir.

- Namazda gözü olmayanın , ezanda kulağı olmaz.

- Abdestinden şüphesi olmayanın, namazından da olmaz.

- Uçak giderken “ateist”, düşerken “dindar” olmak, riyadır.

- Bir insanı, kötülük yapmaktan meneden tek kavram, “tanrı” ise o kişi zaten kötüdür.

***

- Zannın çoğu, günahtır.

- Din, nasihatten, güzel ahlaktan başkası değildir.

- Din böler, inanç birleştirir. 

- Pişman olmak, günahın kefaretidir.

- Menfaati bitenin, muhabbeti de biter.

- Dünyaya, sadece yemek yemeye gelmedik!

- Mala mülke karşı tamahkar olanın maneviyatı, cennetten arsa kapmaya benzer.

- Ne düşünürsen, O değildir.

./.