‘BİLGİ’ olarak etiketlenmiş yazılar
KONFÜCYUS
Çarşamba, 10 Şubat 2010Ana teması insancıl düzen olan öğretisine göre iyi insan; dünyayla uyum içinde yaşayan insandır.
EĞİTİME GİRİŞ
Pazartesi, 21 Aralık 2009
Eğitim nedir?
Eğitim; Bireyin kendi yaşantısı yoluyla kalıcı istendik davranış değişikliği geliştirme sürecidir.
Eğitimde davranış; organizmanın içinde ve dışında olup biten her türlü fonksiyonel değişmelerdir.
Eğitimde amaç ise bireyin istenmeyen davranışlarını, istendik davranışlarla değiştirmektir. Çağdaş eğitimin amacı; bireysel ayrılıkları dikkate alarak her bireyi kendi yetenekleri ölçüsünde en üst düzeye ulaştırmaktır.
Bu amaçları genel ve özel amaçlar şeklinde ele almak mümkündür.
Genel amaçlar; milli eğitim sisteminin amaçlarıdır. Başka bir değişle bireye, toplumun ve devletin kendi yapısına uygun olarak kazandırılmak istenen davranışlardır.
Özel amaçlar; bütün bireylerin birbirinden farklı yeteneklere sahip olması nedeniyle, bir bireye kendi yetenekleri ölçüsünde kazandırılmak istenen davranışlardır.
Bu amaçların belirlenmesindeki kriterler:
1-Bireyin içinde yaşadığı toplumun incelenmesidir. Toplumun, eğitimde izlenen yolun belirleyicilerinden olması nedeniyle incelenmesidir. Toplumu incelemedeki amaç; toplum bireyde ne tür davranışları görmek istityor.
2-Konu alanlarının incelenmesidir. Bu incelemedeki amaçlardan bir tanesi ve en önemlisi bireyi tanımaktır. Örneğin; hangi yaşlarda bireylerin nelere ihtiyacı vardır. Bireye hangi yaşta, neleri öğreteceğiz. Bu konuda diğer bilgi dallarından, özellikle eğitim psikolojisinden fazlasıyla yararlanır.
3-Bireylerin incelenmesi; incelenen, verilen eğitimin bireyin ihtiyacını karşılayıp karşılamadığıdır.
4-Ekonominin incelenmesi; verilecek eğitim ekonomik olmalıdır. Ekonomik durumu etüt etmeden, eğitim durumunu uygulamaya koymak, belirlenen hedeflere ulaşılmasını engeller.
5- Doğrudan doğruya eğitim politikasının ve felsefesinin incelenmesidir. Her devletin bir eğitim politikası vardır. Verilecek eğitim, bu politika doğrultusunda ve onunla çatışmaması için, eğitim politikasının incelenmesi gerekir.
Bireye neyi, nasıl öğreteceğiz?
1-Öğretilecek olanlar önceden saptanan amaçlara uygun olmalıdır.
2-Öğrencinin ilgisine, yeteneklerine uygun olmalıdır.
3-Öğretilecek olan ekonomik olmalıdır.
4-Öğretim araçları kullanılarak, bireylerin öğrenim çevresi düzenlenmiş olmalıdır.
Öğrenim çevresi; öğrenimde bireyin davranışlarını etkileyen her şeydir (masa, kalem, defter vs.).
5-Öğretmen derse hazırlanmış olmalıdır.
6-Öğretilenlerin değerlendirme boyutu olmalıdır.
7-İstenmedik yan etkileri olmamalıdır.
Eğitim programı:
Dar anlamda; bir eğitimdeki ders listesidir. Geniş anlamda ise bir okulun düzenlediği, yazılı ya da yazısız tüm etkinliklerdir. Neyin, niçin, ne zaman, nasıl öğretileceği, bunun değerlendirilmesi, eğitim programını oluşturmaktadır.
Eğitim programlarının amacı; eğitimin düzenli ve sistemli gelişmesini sağlamaktır.
Bütün davranışları üç grupta ele almak mümkündür:
1-Bilişsel davranışlar; öğrenmeyle gerçekleşen zihinsel faaliyetler, bilinçli davranışlardır.
Bu davranışların da 6 basamağı vardır:
a)Bilgi basamağı; “bazı kuğular beyazdır”, “İstanbul, 1453’te alınmıştır” gibi yalın, basit bilgileri içerir.
b)Kavrama; bilgiye dayanır ve onun bir üst aşamasıdır. Örneğin; “İstanbul’un alınmasının Türk ve dünya tarihi bakımından önemi nedir?” bu önemin anlaşılması vs.
c)Uygulama; kuramsal bilginin pratik hayata geçirilmesidir.
Örneğin; “çevre kirliliği, insan sağlığını tehdit etmektedir”, bilgisinden hareketle, bireyin çevresini kirletmemek için özen göstermesidir.
d)Analiz; bütün içindeki unsurları görebilmek ya da onu parçalarına ayırabilmek ve bu unsurlar arasındaki ilişkiyi kurabilmek ya da parçalardan bütünü tekrar kurabilmektir.
e)Sentez; mevcut olanları kullanarak yeni bir ürün ortaya koyabilmektir. Örneğin; araştırmacının pek çok kaynaktan yararlanarak yeni bir yazı hazırlaması vs.
f)Değerlendirme; bir konunun değerlendirilmesini, eleştirisini yapacak düzeyde olmaktır. Örneğin; belli bir konuda yazılmış olan metnin ne dediğini ya da demediğini anlamak ve bir sonuca varmaktır.
2-Duyuşsal davranışlar; bilinçli davranışların aksine duygusal, sezgisel davranışlardır.
3-Psikomotor davranışlar; bilinç dışı fiziksel-motor davranışlardır.
Program modelleri:
Bu programları 3 alt başlıkta toplamak mümkün:
1-Konu alanından hız alan programlar ki, bunlar:
a)Ayrı konular programı.
b)Paralel dersler programı.
2-Öğrenciden hız alan programlar ki, bunlar da:
a)Karmaşık / kompleks programlar.
b)Yaşantı programı.
3-Hem öğrenciden hem de konudan hız alan programlar:
Bu iki programı, tek başlarına uygulamak yüzde yüz mümkün değil. Ne öğrenciyi dikkate almadan sadece bilimsel konulara göre eğitim programı düzenlemek ne de sadece öğrenci esaslı programlar, tek başlarına başarıya götürmüyorlar. İki programın, uyumlu bir şekilde işbirliği yapması neticesinde başarılı sonuçlara ulaşılıyor.
Konudan hız alan programlar:
1-Ayrı konular programı; her konunun birbirinden ayrı dersler halinde okutulmasıdır.
Uygun bir anlayış değildir. Çünkü; bütün konular, bilgi alanları birbirleriyle ilişki içindedir. Ayrıca sadece bilgi esaslı bu programda, öğrencinin değeri dikkate alınmaz ve bilgi transferi de yoktur. Programın düzenlenmesi ve uygulanması kolaydır. Bu da programın avantajlarıdır.
2-Paralel dersler programı; ders konuları biraz daha birbirine paralel olarak işlenmektedir. Örneğin; psikoloji ile sosyoloji, coğrafya ile tarih birbirine paralel yani ilişkileri kurularak anlatılmaktadır. Ancak yine de yaratıcı düşünmeye, problem çözmeye, bilgi transferine fazlaca bir katkısı yoktur. Dersler arası paralellik kurmak giderek öğrenci için zorlaşmaktadır.
Öğrenciden hız alan programlar:
1-Karmaşık dersler programı; öğrenciyi esas alan bir programdır. Bu programda konu ve ders kalkıyor. Bunun yerine günlük yaşamla ilgili problemler inceleniyor.
Öğretmen öğrenciyi çok iyi tanıyor ve daha iyi bir öğretim çevresi sağlıyor. Ancak çok zor bir programdır. Burada öğretmenin güçlü bir lider olması lazımdır. Yine bol araç gereç gereklidir. Ayrıca organizasyonu çok zor ve pahalıdır.
Ortak problemlerin incelenmesi ve neyin ne kadar öğretileceği gibi bir planın ve programın hazırlanması hayli güçtür.
2-Yaşantı programı; önceden belirlenmiş ne bir problem ne de konu var. Bütün problemler öğrencinin ilgisine, ihtiyacına göre derste tespit ediliyor ve üzerinde durulur. Ne sınıf var ne de zil, ilk ay dışında öğrenciyi tamamen serbest bırakan bir programdır. Ancak konu sürekliliğini sağlamak zordur. Üzerinde durulan problemlerin ne kadar zaman alacağı belli değil. Değerlendirme yapmak da çok zor. Öğrenci güvensiz, hiçbir şey yapmamak da mümkündür.
Hem öğrenciden hem de konudan hız alan program:
Toplu dersler programı; hem öğrenci hem de konu ağırlıklıdır. Birbirleri ile ilgli alanları tek bir ad altında tek bir konu gibi işlemektir. Amaç; bilimleri toplu olarak alıp, doğal olarak vermektir. Konular ilginç ve hayatidir.
Konuları birleştirmek daha çok bütünlük ve bilgi transferi sağlıyor. Ancak öğretmenin iyi yetişmiş olması lazımdır. Çeşitli araç gereçlere ihtiyaç var. Pahalı ve zahmetli bir programdır. Buna rağmen yine de en ideal program, bu programdır.
FELSEFE KAVRAMLARI
Pazartesi, 06 Temmuz 2009
Kavram, dille ilgilidir. Dil ise bir iletişim aracıdır.
İletişim; bir kişi ya da kişi grubunun, başka bir kişi ya da kişi grubuna bir düşünce içeriğini aktarması olayıdır.
Düşünce içeriği; anlatılmak, söylenmek, aktarılmak istenen şey.
Bildirim ≠ düşünce içeriği.
‘Bugün hava çok sıcak’, bir bildirimdir. Bununla ne anlatılmak istendiği, buna verilen anlam, bildirimin düşünce içeriğini oluşturur. Her bildirim sadece düşünce içeriği taşımaz. Örneğin, ‘üşüyorum’ kelimesi hem bir bildirim hem de bir düşünce içeriğidir.
İletişimin ilk koşulu; etkileşim ve anlam üzerine gerçekleşir. İnsanın dünyası dille meydana gelir.
Bildirimin önkoşulu; sözcükler ve kavramlardır.
Sözcük; insanın iletişim kurabilmek için objelere taktığı bir addır, isimdir. Sadece şeyler arasında ayrım yapabilmek ve iletişim kurabilmek için bir adlandırmadan başka bir şey değildir.
‘Bu bir elmadır’, ‘elma’ o nesneyi ifade eden sözcüktür.
‘Elma bir meyvadır’, ‘elma’ burada da bir sözcüktür ama bütünü düşündüğümüzde bir kavramdır. Kavram, bilme ile ilgili bilişseldir. ‘Bu elma tatlıdır’, buradaki ‘elma’ kavramdır.
Terim; kavramı özel türden bilme etkinliği. Sözcüğün terimleştirilmesinden sözedilemez.
Elma bir bitkidir. Bitkileri inceleyen bilim dalı ise botaniktir. Elmanın botanikteki anlamı diğer alanlardaki tanımından farklıdır. Buradaki anlamı başka kavramları gerektirmektedir. Bu nedenle botanikte tanımlanan ‘elma’ kavramı bir terimdir.
Bir kavram başka kavramlar aracılığı ile anlam kazanır.
Yağmur è su è sıvı è akıcılık
Düşüncenin kavramsal bir yapısı vardır. Kavramsal yapı bir bildirimin ya da bir düşünce içeriğinin tek tek karşıladığı, ne anlama geldiğidir.
Örneğin, ‘bugün hava çok güzel’.
‘Bugün’; şu an, bir zaman birimi.
‘Hava’; meteorolojik bir durum.
‘Çok’; az olmayan.
‘Güzel’; çirkin olmayan.
Düşüncelerimiz, kavramlara anlamlar yükleyerek oluşuyor.
Hakikat – Gerçek; olaylar, olgular, fenomenler, nesneler alanı.
Hakikat, bilgilerin bir niteliğidir. Doğru ya da yanlış olma hakikatin bir aracı. Doğru bilgi, hakikidir. Bilgiler gerçekliğin bilgisi iseler hakiki olabilirler.
Gerçekliğin kendisi ise bir bilgi değil, olan bir şey. Bilgi, gerçekliğin bilgisidir ama gerçek değildir. Objesinin gerçekliğe uygun olması halinde de bilgi hakikidir.
Ayrıca bilgi olabilir ama objesi, gerçekliği olmayabilir.
Soyut – Somut :
‘Bu heykel, bronzdan yapılmıştır’
————— ————————–
Soyut Somut
Heykel→Bu heykel→Bu heykelin bronzu→Bu heykelin maddesi
Heykel→Bronz→Madde
Bronz→Heykel→Madde
Hiçbir zaman tek bir kavram, soyut- somut olamaz. Bu ilişki ancak alttaki gibi bir ilişkiye göre olabilir. Tanrının soyut olduğunu düşünüyorsak bir şeyle bağlantı kurduğumuz için düşünüyoruz.
İnsan Oran
ê ê
Meslek adamı 2 / 5
ê ê
Hekim Sayı
Soyut ya da somut olan hep kavramdır. Ancak kavramın, kavramla ilişkisinde soyut ya da somut olduğu düşünülebilir. Soyut-somut kavramların bir sıfatıdır.
Bir kavram, diğer bir kavramı açıklama amacıyla kullandığı müddetçe ve kavramı açıkladığı müddetçe somuttur.
Bir kavram tek başına soyut ya da somut olamaz. Bir kavram çifti gerekir. Başka kavramlarla bağlamda kullandıktan sonra söylenmelidir.
Kimi felsefe kavramları, belirli filozoflarda kendisinin özel bir olguyu anlatmak için ele alınır. Dolayısı ile anlamları da özeldir. Çok belirli ve sınırlı bir anlamı vardır. Eğer o kavram, o filozofun kullandığı bağlamdan çıkarılarak genelleştirilirse çok yanlış anlaşılmalara yol açar.
Bu tür özel kavramlardan; A.CAMUS VE‘ABSURT’ KAVRAMI :
Sözlük anlamı; uyumsuz, saçma.
Bu kavramı sadece sözlük anlamı ile kullanırsak, Camus’nün kullandığı bağlamın dışına çıkmış oluruz. Onda bu kavram, özel bir uyumsuzluğu ve özel saçmalığı dile getirir. Bu tür özel kavramların belirli bir tanımları yoktur. Bu kavramlar, belirli fenomen ve kavramlara tekabül eder. Öncelikle bunların anlatılması gerekir. Çoğunlukla insan fenomenini içerir.
Özel felsefe kavramları, diğer felsefe kavramlarına göre daha bir karmaşıklık içerir.
Absürt; kişi için bir yaşantıdır, insan içinse bir yaşam tarzıdır. Bu ayrım, insanın varolmasıyla ilgilidir. İnsan hem doğadaki varolanlardan farklıdır hem de değildir. Akıl-isteme yanıyla farklıdır, fiziksel yanıyla ise farklı değildir.
Doğada varolmak demek; kendi başına varolmak, durmak, obje olmak demektir. Eğer insanı akıl yanından soyutlarsak, insan da doğada vardır, objedir. Fakat insanın doğada diğer varlıklar gibi olmadığı bir olgudur. Camus’de ideal olan, mutlak bir oluş. Anlamlı bir doğada varoluştur.
Camus’a göre, insan doğada kedi, ağaç gibi bir varlık olsa, problemsiz olacağından hayatının da bir anlamı olurdu. İnsanın doğada bir nesne olması ancak, ölmesi ile mümkündür. İşte Camus’nün sorduğu; ‘İnsan yaşarken bu duruma erişebilir mi? Ve bu noktada ‘absürt’ kavramını ileri sürer.
Ona göre yaşarken ölmek demek; sürekli ölüm düşüncesiyle yani insanın birgün öleceğini bilerek yaşaması değil, absürt yaşantı ile bilinçlenmesi gereklidir. Varlık düzeyinde, önce kendisinin insan olduğunu, belirli ölçüleri, anlama, bilme sınırlılıkları olduğunu bilmesi gerekmektedir. İnsan olarak kendini ortaya koymak ister ama bu son sınırlıdır.
Camus’ye göre “kesin olarak bildiğim şeyler, dokunduğum şeylerdir” der.
İnsanla – doğa, birbirinin karşısındadır. Absürt yaşantı için bunun bilincine varmak bir hareketliliktir. Akıl ve isteme insanı doğanın karşıtı yapıyor. Eğer insanda bu özellikler kalkarsa, insan ideal duruma, doğa nesneleri arasına geçer.
Kişiler, çesitli durum ve olaylar karşısında bu zıt durumun farkına varabilirler. Örneğin; bir yakınımız öldüğünde her şeyin boş olduğunu düşünürüz ama zamanla unutur gideriz.
İşte absürt yaşantı, kişinin bir durum karşısında bir an her şeyi boş, anlamsız düşünmesi, kişinin böyle durumlarda yaşayabileceği bir durumdur.
Camus’ye göre insanların hem ölmesi hem de mutlu olmamaları bir tersliktir. Mutluluk insana özgü bir şeydir ama ölüm insana özgü olmamalıdır. İnsan ölecekse hiç olmazsa mutlu ölmelidir.
Absürt; insanda art arda gelen, devam eden bir yaşam tarzıdır.
Camus’ye göre, insanın sürekli ölüm düşüncesini taşıması gelecek için bir ümidi, amacı olmaması demektir. Her an ölümü düşünen için, gelecek yoktur. O insan hep, ‘anda yaşar’(carpe diem) ama insanın umutları geleceğe aittir. Anda yaşayan insan, bu umutları bilemez. Onun için umut yoktur, amaç yoktur, her şey anlamsızdır. Onun için yarın yoktur.
Camus’ye göre kişinin ‘anda yaşama’sı, onun insan olmaması değildir. Andaki insan için her şeyi yapmak önemli değildir. Herşeyi yapmak, kendisini varedecektir. O kendi içinde duran dingin bir varlık olacaktır.
FELSEFEYE GİRİŞ
Perşembe, 18 Haziran 2009
Philosophia; bilgelik sevgisi.
Philo; dostluk, sevgi.
Sophia; bilge, bilgelik.
Felsefe Derslerinin Amaçları:
1-Biyolojik, fizik ve toplumsal olaylar üzerinde tutarlı, etraflı ve sistemli düşünme yeteneğini geliştirmek.
2-Hayat ve dünya görüşlerini geliştirirken karşılarına çıkacak felsefe problemlerine zemin hazırlamak.
3-İnsan ürünü olan bilgiler karşısında eleştirici düşünmeyi sağlamak ve bu doğrultuda davranmak.
BİLİM VE FELSEFE
‘Felsefenin, sağlam bilgiler edinmeyi amaç edindiğini, doğruyu bulup ortaya çıkarmaya çalıştığını söyleyebiliriz. Ancak bütün bilimlerin de ortak amacının da bu olduğunu biliyoruz. Demek ki, amaç bakımından felsefe ile bilimler arasında fark yoktur.
Fark, bilimlerin ele aldıkları olaylar arasındaki ilişki ve bağlantıları belirtmekle yetinmeleri, felsefenin ise; bu ilişkilerin daha derinine, incelenen alanın köküne, temel ilkelerine yönelmesindedir.
Bilim; duyularımızın ve deneylerimizin bize tanıttığı olayların, birbirini nasıl izlediğini, hangi yasalar uyarınca ortaya çıktığını belirtmekle ve açıklamakla yetiniyor. Oysa felsefe bu olayların, ne olduğunu, kökünü temelini bulmaya çalışıyor.
Dikkat edilecek olursa, burada felsefeyi amaç açısından değil, elde etmeye çalıştığı bilginin özelliği ve onu bir başka bilgi çeşidinden yani bilimden ayırt eden yanlar açısından tanımladık.
Felsefeyi bir bilgi olarak ayırt eden bir başka özellik de onun, evreni bir bütün olarak görmeye, bütünsel bir senteze yönelmesi, parçasal değil, tüm bir açıklama sağlamaya çalışmasıdır. Başka değişle felsefe; sınırlı ve birbirinden kopuk bilgileri birleştirmek, bir bütün içinde ilintili hale getirmektir.
Felsefi bilgi, en genel bilgidir. Ve bilginin en yüksek aşamasını dile getirir.
Felsefi bilgi, her bilimin sağladığı bilgiden farklıdır. Tek tek bilimler, nesnel gerçekliğin sadece özel bir bölümünün bilgisini sağlarlar. Felsefeyse, bütünsel bilgi sağlayan tek bilgi dalıdır. Bu bilgi, bütün bilimlerin toplamı bir bilgi değildir. Bütün bilimlerin bir araya gelmekle de asla çözümleyemeyecekleri, genel ve evrensel bir bilgidir.
Örneğin hiçbir bilimde, özelle- genelin, içerikle- biçimin, nedenle- sonucun vs. bağıntısal açıklamasını bulamayız. Bunlar ve bunlarla ilgili tüm bilgiler felsefi bilgidir’.
Selahattin Hilav (100 Soruda Felsefe)
‘Gerek felsefi bilgi gerekse bilimsel bilgi varolan bir şeyin bilgisidir. Bu bakımdan felsefeyle bilim birleşmektedir. Yalnız her ikisinin de varolan şeyler hakkında soru soruş tarzları farklıdır.
Bir kere bilimler, varolan şeyleri çeşitli alanlara bölerek ve kendi alanlarında bir işbölümü yaparak araştırmalarına başlarlar. Bilimleri buna sürükleyen, araştırmalarının hedef ve yönüdür.
Fakat böylece, varlık dünyası parçalanmış, onun bütünü hakkındaki bilgi de ortadan kalkmış oluyor. İşte ancak felsefe, varolan şeylerin bütünü üstünde durur. Ve varolan şeylerin, ortak olan, birleştirici olan niteliğini ortaya koymaya çalışır. Böylece felsefe, bütün varolan şeyleri tek bir bilginin işi olarak ele alır. Bilimlerin sırf araştırma, metot ve hedefleri bakımından felsefe, bilimle kendisi arasındaki içten ilişkiyi göstermekle kalmaz, bilimlerin halis araştırma yönlerinden ayrılmamalarına yardım eder.
Varlık alanının bütününü, niteliğini ele alan tek bir bilim olmadığı gibi bu varlık alanını yöneten ilkelere de yönelen herhangi bir bilim yoktur.
İşte geniş bir varlık alanı oluşturan insan olaylarıyla, başarılarını tek bir varlık alanı halinde ele alan, genellikle insanlık tarihini yöneten ilkelerin ne olduğunu sadece felsefe konu alır’.
Takıyeddin Mengüşoğlu (Felsefeye Giriş)
Bilim, kozaldir yani neden- sonuç ilişkisi verir. Bilimde değişebilirlik yani yanlışlanabilirlik ve doğrulanabilirlik vardır. Yapı bilgisi ortaya koyan felsefe de ise, böyle bir şey yoktur.
‘Varoluş, özden önce gelir’.
‘Varolmak, algılanmış olmaktır’.
‘Bütün bilgilerimiz tecrübe ile başlar ama tecrübe ile bitmez’.
‘Herşeyin ana ilkesi; sudur’.
Yukardaki felsefi bilgilerin yanlışlanması mümkün değildir. Çünkü bu bilgilerin nesnel hayatta objeleri yoktur. Felsefi bilgi üzerinde yorum yapılamaz. Yaptığı açıklamaları temellendirerek yapıyor.
‘Papatyalar güzeldir’ önermesi de bir bilgi değildir, çünkü objesi yok. Sadece bunu söyleyenin papatyalardan hoşlanması sözkonusu.
Bir önermeyi, bir ifadeyi bilgi yapan; bilgi objesi, bilgi nesnesidir. Örneğin; ‘Ahmet, kızamık hastalığına yakalanmış’, bir bilgidir. Çünkü, nesnesi var. Eğer Ahmet gerçekten kızamıksa, bu doğru bilgidir, değilse de yanlış bilgidir.
Bütün bilimlerde ortak olan, bilgi türüdür. Bağıntılara (neden-sonuç) dayalı, doğru ya da yanlış olma özelliği.
Bilgi ile bilgi olmayanı objesine bakarak ayırıyoruz. Bilim, nesnelere doğal bir tavırla bakıyor, felsefeyse refleksiyonlu bir tavırla.
Refleksiyonlu tavır; bir şeye doğrudan doğruya bakış. Örneğin, direkt ‘bilgi nedir?’ diye sormak. Yani geriye dönüp önce o şeyin ne olduğuna bakmak.
Doğal tavır ise, neden-sonuç ilişkisi kurmak.
Bilgi çeşitlerinden sözeden yine felsefedir. Bilgi çeşitleri, objelere göre yapılan bir ayrımdır.
1-Tek tek olanı saptayan bilgiler, bir defalık olanlardır. Örneğin, ‘Fatih İstanbul’u 1453 te aldı’. ‘Tahtaya x yazdım’ gibi.
2-Varolan değişmez bağlantıları, yapıyı, yapı özelliklerini ve ilişkilerini saptayan bilgi.
Örneğin, ‘Bütün bilgilerimiz tecrübe ile başlar ama tecrübe ile bitmez’.
‘2+2=4’, ‘Çocuğun cinsiyetini baba tayin eder’ gibi.
3-İhtimalli bilgi; doğruluğu kesinlik kazanmamış bilgi. Örneğin, ‘Kalbi değiştirilen hasta 10 yıl yaşar’.
Yine bir takım istatiksel bilgiler de bu bilgi türüne girer.
4-Perspektifli bilgi; bir tarihi ya da olayı ya da güncel bir olayı yorumlamakla ilgilidir.
Bir olay yorumlanırken bir kesitini alarak bakmak.
Bu objelere göre bir ayrımdır. A, bir kesitini B, başka bir kesitini alır.
Genel olarak bilgileri 3’e ayırabiliriz:
1- Gündelik hayat bilgisi, 2-Felsefi bilgi, 3-Bilimsel bilgi.
Hayat felsefesi, Kalkınma felsefesi(politikası), Eğitim felsefesi(politikası); eğitimde nasıl bir yol izleyeceğiz..
Bu bağlamlarda genellikle felsefe, olumsuz ve yanlış olarak kullanılmaktadır. Bunlar felsefenin bir alanı değil, felsefe bunlarla ilgilenmez. Çünkü bunlar, bilgisel sorunlar değil. Oysa felsefe bir bilme etkinliği, bir bilgi dalı.
‘Hayat felsefesi’, kişi nasıl yaşayacak, kişinin yaşam biçimini yönlendirmede ilkeler sağlar. Kişinin yaşamını bir ilkeye göre ayarlaması.
İlke – Bilgi farkı:
Bilginin doğruluğu ya da yanlışlığı sözkonusudur. İlkeler ise bir durum için sözkonusudur. İlkelerin doğruluğu ya da yanlışlığından bahsedilmez. İlkeler, bilgi değildir. İlkeler her durumda geçerli de olmayabilir.
Ben dürüstlüğü tüm davranışlarımda ilke olarak alırım ama bir başkası almaz.
İlkeler, teorik ve pratik olmak üzere ikiye ayrılır.
Pratik ilkeler; kişinin yapıp etmelerinde, teorik ilkeler ise sorunların cevaplarında sözkonusudur.
‘Her olayın bir nedeni vardır’ bir teorik ilkedir.
İdealizm ve materyalizm:
Bu izmler; süjenin ya da objenin birine ağırlık verildiğinde ortaya çıkıyor.
İdealizm: süje olmadan obje olamaz. Bilinen şey, bilincin bir ürünüdür.
Materyalizm de ise, objenin varlığı süjeye bağlı değildir. Varolan, kendiliğinden vardır. Zira varolanı algılayan beyin de en nihayetinde maddeseldir. Süje, objenin bir üst, bir ek fenomenidir. Çünkü, bilen de maddi bir varlıktır. Bilgi, beynin bir ürünü, bir fonksiyonu ancak beyin de maddi bir varlıktır.
Sorun, hangisi hangisinin kaynağı yani bilginin kaynağı sorunu
‘Varolmak, algılanmış olmaktır’, bu bir idealizmdir. Şeylerin varlığı, algılayan süjeye bağlanıyor.
Değerlendirme:
Nerde insan varsa orda değerlendirme var. Değerlendirme bir insan etkinliği.
Değerlendirmenin değerlendirilmesi yapıldığında karşımıza bir felsefe olarak çıkıyor.
Aynı objeyi farklı kişilerin farklı değerlendirmeleri karşımıza bir sorun olarak çıkıyor. Bu sorunu da felsefe üzerine alınca da bir felsefe problemi oluyor.
Değerlendirme neden bir felsefe problemi?
‘Aynı durumları, aynı insanları, aynı olayları, aynı eserleri hatta aynı fenomenleri farklı kişiler farklı farklı değerlendiriyor. Bu sözle de kalmayıp, her farklı değerlendirme, tek doğru değerlendirme olduğunu söyleyerek ortaya çıkıyor. Çıkınca da insanlar arasında çatışma başlıyor. İnsanlar yan yana yaşayamaz hale geliyor. Hatta insanların harcanması sözkonusu. Bunun için bir felsefe problemi.
Üç tür değerlendirme vardır:
1-Doğru değerlendirme; değerlendirilenin kendisinden hareketle yapılan ve gerçek değerini bulma.
2-Değer biçme; içinde bulunduğumuz moralin ya da grubun değer yargılarına göre yapılan değerlendirme.
3-Değer atfetme; kişinin değerlendirdiği şeyle kendisine sağlanan yarar ya da zarar açısından değerlendirmesi. Ona göre o şeyi, iyi ya da kötü görmesi. Kişinin psikolojik yanı rol oynuyor’.
İoanna Kuçuradi
İdeoloji; her bir dünya görüşüne dayanır.
Dünya görüşü; çevre, yaşama ortamını yorumlama ve adlandırmaya dayanan açıklamalar bütünü. İnsanın bütün düşünce ve davranışları arasında tutarlılık sağlayan genel bilimsel kanı.
‘Filozof, kendi kendine soru soran kişidir’.
Nermi Uygur
DENEMELER -2 (AHMET AĞI)
Pazar, 31 Mayıs 2009- Tabular, önyargılardan beslenir. Kendimizi sorgulamadığımız sürece de düşüncelerimiz dogma haline gelir.
- Bilgi, kesinliği herkes açısından genel geçer olduğundan; müdahaleyi, dogma ise inananları bağladığından; müdahalesizliği meşru kılar. Ancak bu teoride böyle, gerçekte ise dogmatizm, şovenizme dönüşür ve kendisi gibi olmayana hayat hakkı tanımaz. Bilgi toplumunda ise karşıtlarına dahi eşit hak ve özgürlükler talep eder.
- Bütün ihtiraslar, güç isteminden doğar.
- Kendisi için iyi olan(koşulsuz), başkası için iyi olandan(koşullu) daha muteberdir.
- Varlık; sonsuz çeşitlilikte, sonsuz biçimlere dönüşebilen, sürekli bir oluştur.
- Tanrı düşüncesi; insanlığın gelişim sürecinde, hem en büyük engel hem de ulaşmak istediği en büyük hedef olmuştur.
- Bireyin en temel durumu; yalnızlık ve korkudur. Yapıp etmelerinin tümü bu durumu aşmaya yöneliktir.
- Başkasını yücelttikçe, kendimizi küçültürüz, kendimizi yücelttikçe de komplekslerimiz belirginleşir.
- Etik; özgürlüğün bir paylaşımıdır.
- Etiği belirleyen özgürlük bilinci, özgürlüğü belirleyense, varlık bilincidir.
- Erdem dediğimiz şey; tarafların birbirine eşit/adil davranmasıdır.
- Etik ve özgürlüğün sınırlarını belirleyen; ‘ben’in karşısında ‘sen’in varlığıdır. Benin ‘söz- eylem’ özgürlüğünü, senin ‘söz- eylem’ özgürlüğü sınırlayarak belirler.
- Etiğin ve özgürlüğün en temel ilkesi; hiçbir şeye zarar vermeden eylemde bulunmaktır.
- Her türlü varlığı indirgeyerek açıklama girişimi, metafiziksel bir yaklaşımdır.
-Bilinç ile özdek arasında mahiyet farkı olsa da, birlikteliği olgusal bir gerçekliktir.
-Bilgili olmak, ‘bilinçli olmak’ değildir ama bilinçli olan bilgilidir de.
Önemli olan bilgiye sahip olmak değil, onu uygulayabilmek, değerlendirebilmek ve sentezleyebilmektir.
-Her türlü fanatizm, sonunda despotizme dönüşür.
-Kutsal bildiklerinizi, ne kadar sorgulayabiliyorsanız o kadar özgürlükçüsünüz demektir. Sorgulamayan itaatkar faşizm, özgürlüğü de tehdit eder.
-İnsanlar, sahip oldukları mülkiyet oranında muhafazakar; sahip olmadıkları oranda da devrimcidirler.
- Aydın insan; kendi literatürünün karşılığını, farklı terminolojilerde de kurabilen insandır.
- Önemli olan seni dünyaya getirmeleri değil, nasıl bir dünya verdikleridir.
- Ölüm de bir varoluş biçimidir.
- Dev hacimli küçük eserlerle, küçük hacimli dev eserler arasındaki fark; dilin gücündedir.
- Felsefe; insanın içinde bulunduğu evreni tanıyabildiği kadar kendisidir.
- İnsanlık tarihi; bir eylem olarak, kendini bilme, tanıma ve geliştirme sürecidir.
- İnsanlık tarihi; dünya tarihinin, dünya tarihi ise evrensel tarihin bir sonucudur.
- Bir doğa varlığı olan insanın bilincinden bahsediyorsak, doğanın da bir tür bilince sahip olduğunu kabul etmemiz gerekir.
Herşey, birer ‘akıllı tasarım’ ürünü olarak, iyi bir usta işi görünmekte. Bu usta kimdir veya nasıl bir şeydir?
Tüm dünya, bizden daha gelişmiş bir medeniyette yaşayan bir çocuğun, bilgisayarında oynadığı bir ‘medeniyet kurmaca’ oyunu olabilir mi?
Pek çok şey mümkün…Kesin olan bu konuda olanaklı bilgilerden sözedebileceğimiz ama şöyledir ya da böyledir diyemeyeceğimiz.
İnsan zekası, evrensel oluşu kavramaya yönelik somutlaşmış bir bilinç halidir. İnsanlık tarihi ise; insanın kendini ve içinde bulunduğu evreni keşfederek tanıma ve bilme sürecidir. Varolanı; kavramsal olarak yeniden kurma, tümüyle kendini bilme ve yeniden üretmektir.
-Bilmek; değiştirmektir, değiştirmek; özgürlüktür.
-Çelişkiler, bizim bilgi kuramlarımızda, gerçekte değil.
- Doğanın yasalı oluşu, bilincin bir göstergesidir.
- Dünya tarihi; üçüncü çağa doğru hızla ilerlemekte.
Birinci çağ; İnorganik çağ(tez), canlı yaşamının henüz başlamadığı devir. Evrimsel süreçte ulaştığı en üst aşama; kimyasal oluşum (hücrenin yapı taşlarını oluşturan aminoasitler).
İkinci çağ; organik çağ(antitez). Evrimsel süreçte, kendini en üst aşamada ‘insan’ olarak gerçekleştirmiştir.
Üçüncü çağ; evrensel çağ(sentez). İnsanın kendisini, ‘ tekno-insan’la aşarak, evren varlığına dönüşeceği çağ. Tabi bu aşamaya kadar dünya bir felaketle karşılaşmazsa.
Her çağ evrimsel olarak, ulaştığı en üst aşamada, kendisini üreterek yeni bir çağı başlatmaktadır. İnsan da ulaşacağı en üst aşamada, kendini yeniden üretecektir.
- İnsan eyleminin amacı; mutlak bilgi, mutlak güçtür.
-Dünyanın mahvına bile olsa, insanoğlu bilme arzusundan; kendini, dünyayı, evreni… bilmek ve işleyişine müdahale etmekten vazgeçmeyecektir. En azından şimdiye kadar bu böyle oldu. Moral değerler; insan egosunu ne kadar dizginlemeye çalışsa da o bir yolunu bulup kendi gelişimine devam etmekte. Ayn Rand’ın dediği gibi ‘ego büsbütün kötü olsaydı, iyi olanları izah edemezdik’.
-Yıldızları, sadece bir esin kaynağı olarak görmek isteyenlerin yanında, onlara ulaşmak isteyenler de her zaman varolacaktır.
-Dünya, her an bir felaketle karşılaşıp yok olabilir. İnsanlığın bu felaketi beklemek yerine yazgısını değiştirmeye çalışması çok daha akıllıcadır. Sadece temaşa halinde şükrederek beklemek, miskinlerin işidir. İnsan ne yapabileceğinin ve ne olabileceğinin sonuna kadar gitmeli. Her şeyin mahvına bile olsa buna değer. Madem ki var, başına gelen ve gelebilecek olanların, bir yazgı olup olmadığını anlamak ve değiştirmek adına tüm olanaklarını sonuna kadar zorlayıp, içinde bulunduğu alemi anlamaya ve bilmeye çalışmalıdır.
- İnsan, neyi bilirse o kadar müdahil olur.
- Kötü olan liberalizm değil, toplumun bilinçsizliği ve bireylerin örgütsüz oluşudur. Liberalizm aslında tam bir sivilizasyon sürecidir. Bireylerin özgürce örgütlenmelerinin önünü açar. Devletin çekildiği alanları, Sivil Toplum Örgütleri almakta, devlet toplumun bütününe yayılmakta, devletin yaptığı işleri STK’lar yapmakta. Sosyal denge, tamamiyle ihtiyaç ve taleplere göre STK’lar aracılığı ile sağlanmakta. (Siyasi liberalizmin nihai amacı ise, toplumun devlet olduğu aşamadır.)
Unutmamalı ki, iyi yönetilmeyen devlet de; faşizm, sömürü, etnik kimlik gibi konularda her türlü terörden çok daha tehlikeli olabilmektedir.
- Devlet, vatandaşlarının hizmetinde değilse, onlardan aldıklarını adil bir şekilde dağıtmıyorsa; kimin yönettiğinin ne önemi var? Aynı sömürüye tabi tutuluyorsan, sömürgeci yerli olsa ne olur, olmasa ne olur.
Vatandaşlarına adil davranmayan bir devletin, herkesten kendisi için ölmelerini bekleme hakkı yoktur.
Aslolan hayattır, insanların huzur ve refahıdır.
-Bir ülkede yasalarca korunan, imtiyazlı sınıf ve kesimler olduğu sürece, orada tam demokrasiden bahsedilemez.
-Vatandaşının hak ve hukukunu gözetmeyen, kötü muamele görmesine göz yuman bir devletin, kendisini haklı gösterecek hiçbir sebebi olamaz.
- İnsanları ne kadar dışlarsanız, o kadar terörize edersiniz. Aslolan herkesin sistem içine alınarak gelişimine yardımcı olmaktır.
- Ölüm bu denli gizemli olmasaydı, hayata bu kadar bağlanmazdık.
- İdealleri olmayan bir insan için, hayat alışkanlıklardan ibarettir.
- Hak ve özgürlüklerimize ilişkin taleplerimiz kadar, onları isteme yöntemimiz de, bir o kadar önemlidir.
- Evrensel, herkes için genel geçer doğrular vardır, ancak öncelikler de vardır. Her durum ve koşulda aynı doğruları savunamazsınız.