‘NİETZSCHE’ olarak etiketlenmiş yazılar

ARNOLD GEHLEN

Cumartesi, 06 Haziran 2009

 

 M.Scheler’in öğrencisi. Birincisi evresi; Scheler ve Alman idealizminin etkisinde olduğu dönem; doçentliğine kadar sürüyor.

 İkinci evre; ‘İnsan, onun doğası ve dünya içindeki yeri’ adlı kitabıyla Scheler’in etkisinden kurtulduğu görülür.

 Üçüncü evre; eylem kavramını genişlettiği dönem.

 Dördüncü evre; sosyolojiye özellikle kurumlar üzerine yöneldiği evre.

 Beşinci evre; kültür antropolojisiyle uğraştığı dönem.

 Altıncı evre; toplumla dair eleştirilerle uğraştığı dönem.

 Yedinci evre; devlet felsefesiyle ilgilendiği dönem.

 

 Anropoloji tarihi üzerine düşünceleri:

 

 Gehlen’e göre anropolojide iki gelenek var:

1-Bilim geleneği:

 a)Biyoloji geleneği

 b)Kültür geleneği

2-Felsefe geleneği

 

 Gehlen’e göre, 17.yy’a kadar felsefi antropoloji disiplini yok. İnsan tanrının yarattığı bir varlık; maddi bir yapı ile ruhu birleştiren bir tanrı yaratığı. Ona göre Descartes’de hristiyanlığı parantez içine alarak; ‘insan ruhu olan bir makinedir’. Böylece Descartes’le beraber insan dualizmi ortaya çıkıyor.

 Gehlen’e göre Schelerise, önce insan ile hayvan arasındaki ayırıcı özellikleri ortaya koyuyor, insan ve tanrı ilişkisi değil. Scheler, dualizmi keskinleştirerek geistı yaşamın karşısına koyuyor. Bu geist kökenini hayatta bulamayacağına göre dünyanın metafizik temelinde bulur.

 Gehlen’e göre; ruh, tanrı, geist, isteme vs. bunları kabul eden her antropoloji metafizik yapıyor demektir. Oysa antropoloji, metafizik olmamalılıdır. Her türlü metafizik belirlenimleri reddetmeli ve dualizmleri aşmalı. Bu dualizmleri aşacak olan felsefedir. Felsefe, insanı parçalamadan bir bütün içinde ele almalı bunun içinde anahtar bir tema bulmak gerekir. Bu nedenle de felsefe, amprik bir bilim olmalı, bilimlerin verilerinden yararlanmalı.

 Felsefe nasıl amprik bir bilim olacak?

 Şu iki hipotezin kabul edilmesiyle dualizm aşılabilir:

1-İnsan bir bütün olarak tek bir bilimin nesnesi olabilir.

2-İnsan kendi içinde bir bütündür. İnsan ikili bir varlık olarak görülmemelidir. Bunun içinde bütün dualizmleri, en başta da Scheler’i reddetmek.

 Gehlen’in amacı; felsefi olarak amprik bir antropoloji. Bu tezlerini doğrulamak için bir anahtar tema buluyor; eylem. Eylemden yola çıkarak, genel bir antropoloji kurmak. İnsan yapısının eylemle anlaşılabileceğini açıklamak ve antropolojiyi kurmak.

 Gerçekliği önceden görerek ve planlayarak değiştirmek. Kültür, gerçekliği bu şekilde değiştirmenin tamamı, gerçekliğin planlanarak değiştirilmesi kültürle.

 Kültür ancak bir insan topluluğunda ortaya çıkar, o halde eylem, kültür ve insan topluluğu. Ve merkeze eylemi oturtunca, kendisinin kullanacağı amprik yöntem; biyolojik yöntemle olacaktır.

 İnsanı bir bütün içinde ele alacak tek bilim; biyolojik amprik bilim. Bir bütün içinde ele alacak tek bilim; biyolojik amprik bilim. Bir bütün içinde ele alınması nedeniyle de; felsefi antropoloji.

 Gehlen’in felsefi antropolojisi; biyolojik yöntemi kullanan amprik bir bilim.

 

 Gehlen’in Scheler’den aldığı iki şey:

1-İnsan – hayvan karşılaştırması,

2-İnsanın dünyaya açık oluşu.

 Eylem; bilerek ve önceden tasarlayarak gerçekliği değiştirmek. Her şeyin temelinde olan, insan eylemi. Artık insan ruhu ve bedeni birbirinden ayrılmıştır.

 İnsan eylemde bulunan ve terbiye edilen bir varlıktır. Terbiye = moral. Gehlen’in burada yararlandığı, Nietzsche’dir.

 İnsan; 1- henüz tamamlanmamış, mükemmelleşmekte olan bir varlık.

2-İnsan, belirlenmemiş bir varlık.

 Oysa hayvan tamamlanmıştır artık terbiyesi mümkün değil. Çünkü hayvanda, içgüdü var. İnsan, zeki bir varlık olduğu için hem olağanüstü bir varlık hem de bu yüzden tehlikede olan bir varlık.

 Gehlen, neden-sonuç ilişkisi üzerinde durmuyor. Çünkü bu ilişki, insanı metafiziğe götürür. Önemli olan, bir yumak içindeki koşulları irdelemek.

 İnsan eylemi sayesinde her yerde yaşayabilir. Hayvan bunu yapamıyor. Çünkü hayvanın çevresi, insanın dünyası var.

 Kültür, zaten bulunan bir gerçeği önceden planlayarak, yaşam için kulanılır hale getirmek.

 Her türlü eğitim, terbiye, otorite, aile vs. hepsi kültür içinde. Kültür insanın fiziki varoluş koşullarındandır. Oysa hayvan çevresi içinde bilinçsiz olarak yaşıyor. Çünkü kültürü yok. (Gehlen’de eylem; zekaya dayanan eylem. Bu nedenle hayvanın çevresi, insanın ise kültür çevresi var.) İnsanı insan yapan, zekası sayesinde eylemde bulunmak. Bu sayede de dünyaya açık bir varlık.

 İnsanın kendisini doğaya karşı koruyabilecek özel organları yok. Oysa her hayvanın var. Morfolojik açıdan insan, hayvana oranla ilkel bir varlık. Üstelik insan erken doğmuştur. Fetal hatta fetüs evresinde kalmış bir varlık. Eğer insan 19-20 aylık iken doğmuş olsaydı kendini koruyabilecekti. İşte aile kurumu, insanın biyolojik yapısının korunmasızlığından dolayı ortaya çıkıyor.

 Buna karşılık insanda çok önemli bir şey var o da; beyin, çok özelleşmemişse de çok gelişmiş bir beyin. Beyinde her şey var ama geista bağlılık yok. İnsan beynine göre öyle eylemde bulunuyor.

 İnsan algı selinden hayatına yararlı olanları çekip çıkarıyor. Böylece dünya hakkında genel bir görmeye sahip oluyor. İnsan kendisini bu merkezden çıkarıp, kendisinde bir takım potansiyel işlevleri işin içine sokabiliyor ve bu işlevler ileriye dönük aktlar oluyor.

   İnsan, dünyaya açık bir varlık olması nedeniyle, algı seliyle karşı karşıya geliyor. Burada en önemli faktörlerden biri; dil. Dil, algı seli içinde işe en yarayacak olanları çekip çıkarıyor ve onları dile getiriyor.  Dil, en önemli yük azaltıcı.

 İnsanın güdüleri; ihtiyaçları aslında onun içinden gelen şeyler. Bu güdüler bir takım fantazmalar içinde saklıdırlar.

 Eylem, insanın bir ilişkisi bir arzusu ile ilgilidir.  Eylemin oluşumunda ise bu eylemin hiçbir ilgisi yok gibidir, sadece eylem görülür. Oysa bunlar uyku durumundadırlar. Bazen bunlar eyleme kadar ulaşamazlar, saklanırlar. İnsan bu kopma denilen (hiatus) şeyi yaşar. Gerçekleşmeyen bu istem insanın iç dünyasını oluşturur.

 İşte Gehlen, insanın kopmayla oluşan bu dünyasına ‘ruh’ der. Yani gerçekleşmemiş arzular, istekler… ruh denilen şeyi oluştururlar yoksa ruh, metafizik bir varlık değildir. Ruh, insanın iç dünyasındaki her şeydir, onun içselliğidir. Bu nedenle ruh ancak biyolojik olarak ele alınabilir.

 Gehlen, insanı bir bütün içinde ele alarak iki hipotezini gerçekleştirmiştir. Bunu yaparken dualizme kaçmamıştır. Yani insanı, biyolojik yapısından yola çıkarak bir bütün olarak açıklıyor ve böylece de amacına ulaşıyor.

 İnsanı bir bütün olarak ele aldığı bilim; amprik antropoloji.

F. NİETZSCHE

Cumartesi, 06 Haziran 2009

  FRİEDRİCH NİETZSCHE (1844-1900) :

 

‘Evli bir filozof ancak komedilere ait olabilir’.

 Nietzsche, ilk evrelerinde kültürel değerlere saygı duyuyor. Bu ilk devrinde Kant’ı, Wagner’i över, Schopenhauer’e ‘hocam’ der.

 ‘Ben gelecek olanı ve başka türlü olamayacak olanı ortaya koyuyorum’ der. Bir evrenin zorunlu olarak geleceğini söyler, bu evre; ‘nihilizm’dir. Zamanın nihilist olduğunu söyleyerek kendisi için ‘Avrupanın ilk ve en önemli nihilistiyim’ der.

 Kendini ‘özgür ruh’ olarak niteleyen Nietzsche, en önemli görevinin kemikleşmiş önyargıları çürütmek olduğunu söyler. Bu da 3 şekilde olur:

1-Hakikate olan inancın yıkılması; hakikate inanma ve bilimin ilerlemesinden zevk alınan bir devirdir.

 Nihilizmden anlaşılacak hiçbir hakikat yoktur.

2-Moralden beklenecek hiçbir şey yoktur. Nihilizm, mutlak anlamsızlığa, değersizliğe inanmaktadır. Moral, koyduğu kuralları uygulatamaz.

3-Dinden beklenecek hiçbir şey yoktur. Nihilizm, hristiyanlığı da reddeder. Hristiyanlık içinden çökmek zorundadır çünkü; bu inanç ta başında hayattan kopmuştur.

 Tanrı öldü. Onu biz öldürdük, biz katiller katiliyiz’ der.

 Nihilizmde pozitif olan, onun bir geçiş dönemi olmasıdır. O, nihilizmi üstlenerek bu durumu aşmak ister. Bu nedenle nihilizme ümitle bakar, üstünde ne tanrı var ne de insan. Nihilizm, yeni kararların verileceği bir dönemdir. Değerlerin yeniden değerlendirilmesi yapılarak, yeni değerler yaratılmalıdır. Bu değerlendirme ve yaratma, tanrı tarafından değil, insan tarafından yapılacaktır.

 İnsan kendini aşmaya çalışan bir varlıktır. Bu yeni insan şimdiki insandan daha yüksek ama tanrı da olmayan; ‘üst insan’dır. Şimdiki insan, hayvan ile üst insan arasında gerilmiş bir iptir. İnsan hayvanı aşmıştır ama şimdi aşılması gereken kendisidir.

 Hayatın temelinde olan; ‘güç, aşma isteği’dir. Nietzsche, varolanın temeline ‘güç istemi’ni koyar.

 Aslında bu hayatın bir amacı yok. Aynı olanın ebedi olarak geri dönüşü sözkonusu. Hayat sadece değişmelerden ibaret. Bu hiçlik, nihilizmin en uç noktasıdır. Aynı olanın ebediyyen geri dönmesi.

 Olan biteni, bütünü, sürekli dönüşü görmek ama yine de bir uyum olduğunu görmek, işte buna evet demek. Tam da nihilizm bu işte. Ancak bunu yine de aşmak mümkün; hiç içindeki oluşu görüp buna evet demek, onu sevmek (burada Nietzsche, Herakleitos’tan etkilenmiştir).

 

 Nietzsche’nin düşünmesini belirleyen 3 faktör:

1-Klasik Yunan kültürünü araştırması

2-Richart Wagner’in müziğine olan saygısı, onu övmesi ve o müzikten bir takım şeyler beklemesi.

3-A.Schopenhauer’e saygısı, onun pesimizmini bir ölçüde üslenmesi.

 

 Bunlar 1876’lara kadar Nietzsche’nin düşüncesini belirleyen etkenlerdir. Bu dönemde klasik kültüre bağlı ve saygılı.

 Ona göre Yunan kültürünün çıkış noktası; Apollon ve Dionysos’tur. Bu kültürün çöküşünü de Sokrates’e bağlar. Batı kültürünün temel özelliğidir, Sokratik eğilim.

Müzikle, özellikle Wagner’in müziğiyle klasik kültürü yeniden canlandırmak mümkündür, der.

 Sokratik eğilimde, bilinçli olanın erdem olması sözkonusu. Sokrates ile birlikte insan teorik insan olmuştur.

 Apollon ile Dionysos’un birleşmesinden oluşan insan ise ‘trajik insan’dır. Trajik olana bilincin girmesiyle insan trajik olmaktan çıkıp, teorik insan olmuştur.

 

 Nietzsche’ye göre 3 tip tarih anlayışı vardır:

1-Anıtsal tarih; tarihin, kahramanlar/büyükler tarafından gerçekleştirilmiş ve yazılmış olduğunu söylemek. Büyük olanların tarihi! Peki, büyüklüğün ölçüsü ne?

2-Antik olana yönelen tarih; eskiye olan sevgi. Eskiyi koruma çabası. Tarih içinde olup biten olaylara, sanat eserlerine, yaşama tarzlarına olan sevgi ve onları korumak hatta yeniden kurma, yaşatma çabası.

 Bu tarih anlayışı, önceden olmuş bitmiş şeylere sorgusuz-sualsiz övgüyle bakmadır.

3-Eleştirel tarih anlayışı; eskiden olup bitenlerle hesaplaşan tarih. Hesaplaşırken bugünü daha iyi anlamak mümkün.

 ‘Biz geçmişte olmuş en güzel şeylerin olduğu gibi en kötü şeylerin de bir sonucuyuz’.

 1873’te yayımlanan ’İnsanca pek insanca’ adlı kitabıyla Nietzsche, ‘hocam’ dediği Schopenhauer’den, Wagner’den ve hristiyanlığın dogmalarından koptuğunu söyler.

 ‘Benim tutkum, bağımsızlıktır’ , ‘Kant’ın sandığı gibi gerçekliğin kendine özgü bir anlamı yoktur’ der.

 Elle tutulur, gözle görülür olanı överek trancendent olan bir öte yoktur, der. ‘Şeylerin arkasında asıl gerçeklik diye bir şey yoktur. Kendi başına iyi ya da kötü yoktur. İnsan metafizikten koptuktan sonra tek başına bir çölde yürümeye  başlar. Özgür insan işte budur. Bütün tutunacak şeylerden kopan insan özgürdür’.

 Nietzsche, 1881’de Sils Maria’yı keşfeder. Hastalığına çok iyi gelen güneşli bir havası vardır. Burada çok verimli olmasına rağmen son derece yalnızdır. Ancak çalışmak için bunu kendisi istemektedir. Nietzsche burada karşımıza bir düşünür olarak çıkar.

 ‘Bundan böyle benim sevgim bu; Amor Fati(kader sevgisi)’ . Kadere evet der artık çirkinliklerle savaşmak, şikayet etmek istemez.

 ‘Günün birinde sadece evet diyen bir olmak istiyorum’ der. Burada 5. İncil olarak nitelediği ‘Böyle Buyurdu Zerdüşt’ ü yazar. ‘Üst insan’ ve ‘ebedi dönüş’ fikirlerini yeniden ele alır.

 Üst insan; yaşama değeri anlamı yükleyen tanrı öldükten sonra bu dünyaya yeniden anlam ve değer verebilecek bir insandır. Üst insan, köle gibi normlara, geleneklere uyarak yaşayan insan değil, kendisi değerler ortaya koyan insandır.

 

 Tanrı ölmüştür’ savının kaynağı:

Tanrının ölmesi, hristiyanlığın verdiği ahlakın, değerlerin geçerliliğini yitirmesi, çökmeye başlaması. Yani değerler değerini yitiriyor. Her şey değerini yitirirse geriye ne kalır? Hiç/nihilizm, gelen hiçliktir.

 Nietzsche’nin ümidi üst insanda. O değerleri yeniden değerlendirerek yeni değerler ortaya koyacak. O üst insandan, insanın kendini aşması, kendi kendini yükseltmesini anlıyor. Bu insan kendini yükseltmiş, hayat dolu, fizik olarak da güçlü insandır.

 Hayatın asıl amacı; güç, kudret isteği. ‘Nerede bir canlı gördüysem orada güç isteğini gördüm’ der.

 Ebedi dönüş:

 Olan-biten yaşayan her şey, çok büyük zaman aralıklarıyla yeniden geri dönmektedir. Bugün olanlar geçmişte olanların geri dönmesidir. Gelecekte olanlar da bugün olanların geri dönmesi olacaktır.

 Nietzsche’nin bu fikrinin arkasında hayatın yükselmesini imkanı yatıyor. Her geri dönüş yeni imkanlarla geri dönüyor. Geçmiş gelecek için yükseltici bir güç oluyor. Geçmiş, gelecek için geçici olarak yok oluyor. Günün birinde yeni imkanlarla yeniden dönecektir.

 1886’da ‘İyinin ve Kötünün Ötesinde’,

 1887’de de ‘Ahlakın Soy Ağacı’nı yayımlar.

 

 KİERKEGAARD VE NİETZSCHE KARŞILAŞTIRMASI:

 Her ikisi de sisteme tamamen karşı, sistemin kapalı hale getirilmesi gerçekliği saklamak içindir. Birbirlerinden habersiz olmalarına rağmen düşünceleri bakımından birbirine akraba.

 Sistemci filozofların dışında her ikisinde de yepyeni bir tavır ve atmosferle karşılaşıyoruz. Her türlü katılıkları eritmeye ve aşmaya büyük çaba sarfediyorlar.

 Kierkegaard’da özlemi duyulan bir hristiyanlık düşüncesi ve kendisinin istisna olmasından dolayı bir hareketlilik var.

 Nietzsche’de ise bir boşluk; yepyeni bir varlığın kendini göstereceğine inanıyor.

 Ratio denen akıl her ikisinde de olağan üstü sorguya çekiliyor. Ancak akla karşı değiller, felsefeleri sanıldığı gibi bir duygu felsefesi değil.

 Her ikisinde de belirli bir dünya görüşü yok. Düşüncelerinde sürekli hareket ve refleksiyon var. Bağlanan, tutunan ve orada emniyeti bulmak diye bir şey yok.

 Sürekli hareketlilik olunca bilimsel bilgiden şüphe ediyorlar. Profösörleri, entelektüelleri bilimsel bilgi açıklanabilirmiş gibi davrandıklarından eleştiriyorlar.

 Bilimsel bilginin, hakikati verecek tek şey olmasına, bilime dair bu kör inanca karşılar. Onlara göre bu saflıktır.

 Her ikisinde de belirli bir tek düşünce yok. Hiçbir öğreti en son hakikati ortaya koyamaz. Herhangi bir hakikati, mutlak hakikat olarak görmezler.

 Her ikisinde de dolaylı bildirim sözkonusu. Çünkü; önemli olan tek tek bireylere seslenebilmektir. Önemli olan tek insanın tavrı.

 Kendi çağları bakımından karşılaştırma:

Her ikisi de içinde yaşadıkları çağın keskin eleştiricileri. Negatif tutum ve eleştirileriyle bir çağın kapanışı dile getiriliyor. İçinde bulundukları çağı aşmaya çalışıyorlar.

 Her ikisi de kendi kararlılıklarıyla feci bir yalnızlık içindeler.

 Her ikisinin de işi, evliliği, düzenli bir yaşamı yok

 O çağ, sosyal ve iktisadi bakımdan araştırılırken, bunlar o çağı, insanın özü bakımından anlamaya çalışıyorlar.

 Kierkegaard, kutsal kitaptaki hakikatin arayışı içinde.

 İkisi de gelmekte olan hiçi görmekteler. Bunu ikisi de istemiyor.

 Her ikisi de insanın ne olacağı kaygısında.

 İkisi de yeni bir insanı temsil ediyor.

 İkisi de ruhsal yönden hasta. İkisi de istisna olduklarının farkındalar. Başka insanlara örnek olmak istemiyorlar.

‘Beni değil, kendini takip et’ Nietzsche.

Etkileri:

 Çağdaş felsefe, sistemci felsefeyi reddedip, felsefeye yeni bir ufuk açan Kierkegaard’ın etkisindedir.

 Üst insan görüşüyle de, üst insanlar Almanlardır, dedirtecek kadar Nietzsche, Nazileri etkilemiştir.

 Nietzsche, tüm kuruntular dünyasını yıkan filozof. ‘Morali de yıktık şimdi biz kendi kendimize karanlıklar içinde kaldık. Moral yıkıldı çünkü tanrı öldü, yeni morali kuracak olan üst insan’.

 Bunların çağrıları tek insana yönelik. İkisi de belirli bir program ve plan vermiyorlar. Sadece dolaylı bildirimleriyle, insanların gözünü açmak istiyorlar.

SCHOPENHAUER’UN PESİMİZMİ

Perşembe, 04 Haziran 2009

    

 ARTHUR SCHOPENHAUER (1788-1869):

 

  Felsefesinin temelinde, derin bir pesimizm/kötümserlik var. Kötümserliği her şeyine yansır. Asıl kötümserliği, insan varlığı ile.

 İnsanın pek çok ihtiyacı vardır ve bu ihtiyaçların pek çoğu tatmin edilmez. İnsanın her zaman yeni ihtiyaçları, yeni arzuları ortaya çıkar. Hayat dediğimiz sürekli bir aldatmaca. İnsan sürekli bir tatminsizlik ve sıkıntı içinde. Bu da acıyı doğurur. Acı, insan yaşamının temel özelliğidir. Ona göre her yaşam öyküsü, bir acı öyküsüdür.

 İnsanın yaşamı bir yanıyla dram diğer yanıyla komedidir. Bu yetmezmiş gibi bir de insanlar birbirine yaşamı çekilmez hale getirirler. Ona göre insanların dünyası, bir cehennemdir.

 Kısaca, yaşam acı doludur. Hiç de arzulanacak bir yanı yoktur. Sefalet ve acı sadece insanlara özgü değil bütün canlılara hakim.

 Doğa bütün canlıların yaşam mücadelesi verdiği, acı çekenlerin toplandığı yerdir. Doğa olması gerektiği gibi değildir. Tüm dünyanın gerçekliği; acıdan başka bir şey değildir. İşte burası onun çıkış noktasıdır. Onun felsefesi, acının temellendirilmesidir ve bunu da metafizik bir şekilde yapar.

 Temel eseri; ‘İsteme ve Tasarım Olarak Dünya’nın ilk cümlesi, ‘dünya benim tasarımımdır.‘ Bütün gerçeklik; öncelikle dünya, insanın tasarladığı gibi vardır. İnsan, bütün gerçekliğin kendine dolaysız olarak verilen tasarımını bilir. Herşey görünüşten ibarettir. (Burada Kantçı) Nesnelerin kendisi dünya değildir. Onun öyle olduğunu bize veren bizim ona bakışımız, tasarlayışımızdır’. Ona göre bu görünüşün ardında kendini göstermeyen bir şey olmalı diye düşünür.

 Schopenhauer, önce insanın kendini nasıl tanıdığına bakar. Ona göre insan, bedenini iki şekilde tanır:

1-Bedeni, diğer bütün nesneler gibi tasarım nesnesi olan şeydir. Fakat bir de işin iç yanı var:

2-Beden kendini insanın istemesi ile gösterir. Tüm gerçekliğin temelinde ‘isteme’ vardır. Organlar da istemenin ürünüdür. İnsan bedeni, istemenin nesneleşmesidir. İsteme, insanın en iç özüdür. Nesnelere, kendilerini o şekilde gösterttiren arkalarındaki istemedir. Ona göre isteme, sadece insanın özü değil; dünyanın, doğanın her şeyin özüdür.

1-Dünya tasarımdır.

2-Dünyanın kendi başınalığı; istemedir.

Acaba isteme ne?

Birlik, teklik içinde bir ilk güç. Schopenhauer, istemeyi; temel isteme veye asli isteme olarak anlar.

 Bu asli isteme kendini birçok şekilde böler. Başından beri kendisini insanda gösteren isteme, bilinçli bir isteme değildir. Aslında bu isteme, başta bütündür, birlik içindedir. Kendi içindedir, bölünmesi daha sonradır. Bu isteme hem organik dünyada hem de inorganik dünyada var. Bu isteme başından beri bilinçsizdir.  Dünya, istemenin kendini bilmesi, bilinçlenmesinden başka bir şey değil. Tüm dünya tarihi; istemenin kendilik bilincine ulaşması sürecidir. Dünya tarihindeki oluşu başlatan, istemenin bölünmesidir.

 Asli isteme, kendi içinde karışıklık ve mücadeleden başka bir şey değildir. İstemenin kendini dünyada göstermesi de böyledir. İnsanlar arasında çatışmanın nedeni; bu temel istemedir. Acıyı yaratan da yine istemedir.

 Onda isteme gerçekliği/dünyayı açıklamak için metafizik bir ilke haline gelir. Bu metafizik ilkenin çağındaki diğer ilkelerden farkı; dünyevi/immanent oluşudur. Yani istemenin temelinde bir geist varlığı yoktur. İnsan varolmak için böylesi metafizik bir ilkeye bağlı olmak zorundadır. İnsanın özü; isteme ve tepkidir. İnsan istemeye muhtaçtır ama ondan kurtulmak zorundadır.

 İnsan bu acıdan; isteme ile sıkıştırılmış , acı ile belirlenmiş bu durumdan nasıl kurtulacak?

İnsan, tek tek nesnelerin bilgisinden ya da onlara bağlı olmaktan kurtulduğunda veya dünyanın saf görüsüne sahip olduğunda, kendi sınırlı ve acılı bilme biçimini aşar. Bundan sonra hiçbir çıkar gütmeden bir gözleme başlar sonra comptemplasyona girer. İnsan bu evreye geldiğinde, açık ve ebedi bir dünya gözü durumuna gelir.

 İnsanın bu basamakta gördüğü ya da baktığı, dünyanın biçimini oluşturan isteme değil,nesnelerin ideasıdır. Schopenhauer, şeylerin ideasını görebileceğimizi iddaa eder. İdealar hep varolan nesnelerin özleridir. Comptemplasyon aşamasında olan; nesnelerin, dünyanın özünü görür.

 Şeylerden bağımsız olarak idealar nedir?

 İdealar; şeylerden önce gelip, şeylerin saf halleridir. İdealara bakış, her şeyden önce sanatın işidir. Sanatsa her şeyden önce nesnelerin özüne bakar.

 Sanatta önce, mimarlık sanatı; sertlik ya da katılık idealarını verir. Sonra plastik sanatlar; insanın saf ideasını ortaya koyar. Daha resim; gerçekliğin idealarının çeşitliliğini ortaya koyar ve üst düzeyde de müzik sanatı, istemeyi ve dünyanın  saf özünü ifade eder.

 Ona göre sanat, yine de sürekli bir çözüm değil. Sanat, belirli anlarda acıdan ve ‘isteme’den kurtarır. İnsanı kurtaracak olan nihai çözüm; istemeyi, tamamen reddetmekle olur.

 İstemeden çıkan insan, istemeyi nasıl reddedecek? İnsan pek çok zorlukla sıkıştırılmıştır. Ancak insan, tek bir noktada özgürdür. Bu nokta; her şeyi belirleyen istemeye karşı çıkmadadır. İnsan, amprik varlığında belirlenmiş ve bağımlıdır. Fakat kendi özünde özgürdür. İstemeyi reddetmek, insan kendi özündeki özgürlükle olur.

 Bu isteme nasıl reddedilecek? Bunun iki yolu var:

1-Teorik yol; tüm gerçekliğin temelinde hüküm süren asıl istemedir. Bu parçalanarak dünyada acıyı oluşturur. Bunu kavrayan insan görür ki; dünyadaki acılı oluş, sadece gerçekliğin görünüşüdür.

 Madem ki; acılı oluş sadece görünüşten ibaret o halde bu insanı rahatsız edemez. Bu görünüşte acı-özünde acılı değil- insanı sıkmasına gerek yoktur.

 İnsan asketik yaşam ile istemesini susturursa, bu acının yerini huzur ve dinginlik alır. Böylece insan, acıyı yaratan istemeden kurtulur.

 2-Eylemli yol; eylemle istemeyi reddetme yolu, bu başkasının acısını merhamet yoluyla azaltmakla olur. Eğer bütün canlılar, temeldeki birliğin asli istemedekibütünlüğün farkına/bilincine varırlarsa, bütün canlılar da birbirine bağlı olurlar. Herşey temelde bir bütünse canlılar individual olmaktan kurtulurlar.

 Başkasının acısı, benim de acım. Bunun yolu da merhamet. Merhametle egoizm aşılır. Kötü olan egoizmden, iyi olan merhamet çıkar (bu etiği). Merhametle, isteme reddedilmiş olur.

 Schopenhauer’un pesimizmi; bu varlık böyle olacağına hiç olmasa daha iyi olurdu. Dünyanın özü; isteme, her şey istemeden zorunlu olarak çıkıyor.

 Schopenhauer; Kant, Platon ve Schellig’den etkilenir, Nietzsche’yi etkiler.

 

DUVAR YAZILARI

Pazar, 31 Mayıs 2009

 DUVAR YAZILARI                                                                          

- Birini öldürürsen; katil, birilerini öldürürsen; kahraman,

hepsini öldürürsen; tanrı olursun.

  - Küçük beyinler;  kişileri, orta beyinler; olayları, büyük beyinler; fikirleri tartışır. 

- Kazanmak; insanın gardrobunu, kaybetmekse kişiliğini geliştirir.  

 -Kadın olmak zor şey; erkek gibi düşüneceksin, genç

 bir kız gibi davranacaksın, eşşek gibi çalışacaksın. 

-Hem zeki hem çalışkan; taktir et.

Zeki ama tembel; ikaz et.

Çalışkan ama aptal; dikkat et.

Hem aptal hem de tembel; imha et.

 -Hayat; biz onu planlarken, akıp geçen zamandır.

-Hiçbir şey bilmiyorsan, haddini bil!

-Seviyorsan bırak gitsin; dönerse senindir, dönmezse

zaten senin değildi.

-Dünya delikanlı olsaydı, yuvarlak olmazdı.      

-Yüze gülücü, arkadan götürücülere dikkat et.

-Erkek yapacak yer, kadınsa yapacak bahane arar.

-Et ile ekmek, eti ete sürtmek, gerisi köpek-tüfek.

 -Bağırsak namımız gidiyor, sussak kendimiz…

BİR KADIN

“Tanrı öldü”.

 NİETZSCHE

 Yaşasın! Nietzsche öldü.

 TANRI

 Tanrı bile yanlış yapsa, itiraz et.

  İBLİS

 Kızın gözüne gircem diye, tanrının gözünden

düştüm. Üzgünüm! Hepsi benim suçum.

ADEM 

 

ÖZLÜ SÖZLER -4

Pazar, 31 Mayıs 2009

                                                                      

 - Verileri yorumlamak; bilgi. Bilginin; moral, ahlak, vicdan gibi sunulması ise bilgeliktir.

         ALİ SAYDAM

 

- Demokrasilerde halk, bütün yanlışları denedikten sonra doğruyu bulur.

- Dün ile bugün arasında bir kavga çıkarsa yarını kaybederiz.

           W.CHURCİLL

 

- Bütün insanlar 3 sınıfa ayrılmıştır; hareket ettirilemeyenler, hareket ettirilebilenler ve hareket edenler.

          B. FRANKLIN

 

- Savaşın galibi yoktur; meydanı en son kim terk ederse o galiptir..

- Namuslularda, namussuzlar kadar cesur olmadıkça haksızlıkların önüne geçilemez.

         İSMET İNÖNÜ

 

-Bir ülkeye diktayı; yapanlar değil, boyun eğenler getirir.

       BÜLENT ECEVİT

 

-Önemli olan kedinin fareyi yakalamasıdır yoksa ak ya da kara olmuş ne fark eder.

             MAO

 

- Hiçbir şey gerçeğin kendisinden daha şaşırtıcı değildir.

         ERWİN KİRC

 

- Tarih, ebedi döngüsel harekettir..

- Bugünkü insan; hayvanla ‘ üstinsan’ arasında gerilmiş bir konumdadır.

- Yaşadığın güçlükler seni öldürmüyorsa daha güçlü kılar.

- Kendi başına iyi ve kötü yoktur. Hayatın temeli güç isteğidir.

- Ben eserim için yaşıyorum.

 

     NİETZSCHE

                                                                         

- Varolmak, hareket halinde olmaktır.

- Varolmak, algılanmış olmaktır. Varolan her şey bir tanrı düşüncesidir, madde diye bir şey yoktur. Bizim şeyler hakkındaki bilgilerimiz de, sadece birer duyum ve algıdan ibarettir.

          GEORGE BERKELEY

                                                                                                                                  

- Paran var;  yediriyorsan enayisin, yedirmiyorsan; şerefsizsin, paran yok; adam değilsin.

          DR.MEHMET İŞCEN

 

-İyiliği sadece iyiler, kötülüğü herkes anlar.

          C.ŞAHABETTİN

 

-Yetişkinlik, ergenliğin bir fantezisidir.

              FREUD

 

- Batılı dünyamız yalnızca ateist değildir; çok tanrıcıdır da. Her birey ve her grup; parayı, gücü, tekniği, cinselliği, ulusu, ideolojiyi, büyümeyi, kendi içinde bir amaç, mutlak bir değer olarak kendi arzusundan bir amaç ediniyor. Kendisine hizmet edeni bağnazlaştıran ve parçalayarak yiyen, yayılmasına karşı gelen diğer bütün değerleri ve başka tüm insani varlıkları tepeleyen sahte etobur bir tanrı.

       ROGER GARAUDY

                                                                 

                                                                                    

CEZMİ ERSÖZ:

 İnsan bir an geçmişe yenik düşmeye görsün; kırılgansa en dibe kadar gider ve kimse korumaz, tutmaz onu; o düştüğü yerde…

 Birini derinden koklamak, eski bir sevgiliye teslim olmaktır…

 Susarsan en büyük hedefsindir…

 Kendin olmak, başkalarına ait zamanlarda, sürüklenmemek için odandan dışarıya çıkmaman gerekir. Çıktığın andan itibaren sen yoksundur artık.

  Bütün felsefe kitapları ‘kendin olmayı telkin eder. Ancak aydının trajedisi tam da bu noktada;  her an biraz daha yabancılaştığının farkına varmaktır.

——————-

Bir insan hiçbir şeydir, ancak hiçbir şey de bir insan değildir.

 C.DICKENS

 

- Daha iyi, iyinin düşmanıdır.

- Seninle aynı fikirde değilim ancak, senin de fikirlerini söyleyebilmen için gerekirse kellemi bile veririm.

- Özgürlük, adaletten başka bir şey değildir.

- İnsanların pek çoğu yanlış düşünür, bir kısmı hiç düşünmez, geri kalanları da düşünenleri kötülemekle uğraşırlar.

     VOLTAİRE

 

 - İyi olmak kolaydır, zor olan adil olmaktır.

- Yumuşak olma ezilirsin, sert olma kırılırsın.

 V. HUGO

 

 -Herşey değişebilir, herşey tartışmaya açıktır. Ama dinler, marksistler, Stalin, Hitler bunu kabul etmiyor. Bir tek bilim herşeyi tartışmaya açar. Üstelik onda da amaç, tartışmanın sonucunda doğruyu bulmak değil, ona yaklaşmaktır. Bunu da yanlışları eleyerek yapar.

 

    CELAL ŞENGÖR

 

 

 Belki de bu dünya, başka bir gezegenin cehennemidir.

 

      ALDOUS HUXLEY

 

 

- İnsanlık tarihi, bir kavram tarihidir; öznenin, nesnel gerçekliği kavrama dönüştürme sürecidir.

- İnsanı yapan tarihtir.

HEGEL

                           

-Düşünmek için durmak gerekir.

 ALAİN

                                                                  

- İnsan ağlar, tanrı güler.

- İnsan koşarken düşünemez.

    MİLAN KUNDERA

 

- Şark, oturup beklemenin yeridir.

    A.H.TANPINAR

 

- Doğru ya da yanlış yoktur, sadece kaçınılmaz olan vardır.

- İnsanları isyan ettiren şey; özgürleşecek torunları hakkındaki düşler değil, köleleştirilmiş ataları hakkındaki anılarıdır…

- Eşitlik yok yalnızca farklılık vardır…

- Yalnızca geçmişi unutursak özgür olabiliriz

    TERRY EAGLETON(Azizler ve Alimler)

 

- Ya intihar etmekten vazgeçmeli ya da yaşamaktan.

- Yapacak hiçbir şeyin kalmamışsa, ne yaparsan yap.

     KING PURPLE

                 ———–            

- Kalmak katlanmaktır, kabuslar ortasında gülümsemek ve iyiyim demek.

- Önemli olan hayatı uzatmak değil, derinleştirmektir.

 

  

          PETERSBURG’DA BİR GECE

                                                             

        Ahmet Ağı’ya

 

  yağmurlu gece nötralize ediyor

  bunun altını kendimi yormadan çiziyorum

  şimdi diyorum ölsem mölsem de olur

  ama trajediyi çağrıştıracak

  hiçbir şey duymuyorum içimde

  nehir akıyor 

  ben gelmiş gidiyorum

  geldiğimiz yerden döndüğümüz yere

  ve her şeyi anlamış biri olarak

  ülser olma huyumdan vazgeçiyorum

  nasılsa öylece kabul ediyorum olanı

  cennetten kovuldum

  buradayım

  ve ne kadar çırpınsam boş

                             1991                           

         

      HAKAN ALBAYRAK

 

- Her şey, bir insanı sevmekle başlar.

- Aşk yok, düş yok, umut yok.(Sinarit Baba)

     SAİT FAİK

 

- Milyonlarca yıldızın sadece birinde bir çiçek var, bu çiçeği de bir kuzu yerse; bu mudur önemsiz olan?

- Bir insanı sevebilmen için, bütün insanları sevmen gerekir.

- İnsan çevresine yüreğiyle bakmalı; onunla özdeşleşirsen onu anlayabilirsin.

- Kendini yargılamak, başkalarını yargılamaktan güçtür.

     S.EXUPERY (Küçük Prens)

 

- İnsanı mutluluğa götüren tanrı, doğru tanrıdır. Bu tanrıyı bulan da akıllı insandır.

     MARCEL AYME (İğreti Surat)

                                                                 

- Varlıklı olmak, varolmak değildir.

     ÇETİN ALTAN

 

- Dışarıdan bakıldığında bir kosmoz, içeriden bakıldığında ise bir kaos gördüm.

- Aza sahip olan değil, çok isteyen fakirdir.

- Hayatı komedi sayanlar, son espiriyi iyi düşünsünler.

-Konuşmayı çok erken öğrendim, susmayı öğrenmem içinse yaşlanmam gerekti.

 

     SENECA