‘ahlak’ olarak etiketlenmiş yazılar

ŞEYH EDEBALİ’NİN OSMAN GAZİ’YE VASİYETİ

Perşembe, 06 Ocak 2011

ŞEYH EDEBALİ’NİN OSMAN GAZİ’YE VASİYETİ

Ey oğul, artık Bey’sin!

Bundan sonra

öfke bize, uysallık sana.

Güceniklik bize, gönül almak sana.

Suçlamak bize, katlanmak sana.

Acizlik bize, hoşgörmek sana.

Anlaşmazlıklar bize, adalet sana.

Haksızlık bize, bağışlamak sana…

Ey oğul, sabretmesini bil,

vaktinden önce çiçek açmaz.

Şunu da unutma:

İnsanı yaşat ki devlet yaşasın.

Ey oğul, işin ağır,

işin çetin, gücün kula bağlı.

Allah yardımcın olsun…

Güçlüsün, kuvvetlisin,

akıllısın, kelamlısın!

Ama; bunları nerede,

nasıl kullanacağını bilmezsen

sabah rüzgarında savrulur gidersin.

Öfken ve nefsin bir olup aklını yener.

Daima sabırlı, sebatlı ve

iradene sahip olasın!

Dünya, senin gözlerinin gördüğü gibi

değildir. Bütün bilinmeyenler,

fethedilmeyenler,

görünmeyenler, ancak sen faziletli ve

ahlaklı olursan gün ışığına çıkacaktır.

Ey oğul! Ananı, atanı say!

Bereket büyüklerle beraberdir.

İnancını kaybedersen,

yeşilken çöllere dönersin.

Açık sözlü ol, her sözü üstüne alma!

Gördüğünü görme, bildiğini bilme!

Sevildiğin yere sık gidip gelme!

Ey oğul! Üç kişiye acı:

Cahil arasındaki alime,

zenginken fakir düşene ve

hatırlıyken itibarını kaybedene.

Ey oğul! unutma ki,

yüksekte yer tutanlar,

aşağıdakiler kadar emniyette değildir.

Haklıysan mücadeleden korkma!…

DENEMELER -4 (AHMET AĞI)

Salı, 29 Haziran 2010

 

- Acı, bilinçle doğru orantılıdır.

- Sübjektivizmin varlığı, objektif bir olgudur.

- İnsanlarla arandaki mesafe, seni sırtından vuramayacakları kadar olsun.

- Bugünü yarının provası olarak yaşayanlar, hiçbir zaman bugünü yaşayamazlar.

- Ayıp, yasak, günah üçgeninde yaşayan insan için aşk yok, düş yok, umut yoktur.

- ‘İyi’ ya da ‘kötü’ dediğimiz şey, aslında ihtiyaçlar nedeniyle kaçınılmaz olandır.

- Ödül ya da ceza beklemeden, sadece ‘iyi’ olduğu için eylemde bulunan insan, en muteber insandır. ‘İyi insan’ın ortaya çıkmasıyla, bu insanı hedefleyen ahlak, hukuk ve teolojiye de gerek kalmaz.

- Başkasını oynamak, kendin olmaktan daha zordur.

- Tanrıyı oynayan, herkesi günahkar görür.

- Tanrı, insanın koyun gibi davranmasını isteseydi, insanı yaratmasına gerek kalmazdı.

- Hayat şöyle ya da böyle bir oyundur, mevzu senin nasıl oynadığındır.

- Kendi yanlışlarınızı, başkalarının doğruları haline getirmeye çalışmayın.

- Hatanın küçük olması, yolaçtığı zararın da küçük olacağı anlamına gelmez. Çok küçük önlemlerle, çok büyük felaketlerin önüne geçebilirsiniz.

- İnsan, eksiklikler bütünüdür.

- Herşeyin daha kötüsü, duyarlılığını yitirmektir.

- Ne kadar sahipsen, o kadar bekçisin.

- En büyük israf, yetenektir.

- Yaratıcı zeka, zor anlarda ortaya çıkar.

- Doğrular herkesi, yanlışlar ise söyleyeni bağlar.

- Sonradan görmezlerden değil, sonradan görmelerden sakının!

- Akıllı insan eleştirir, cahil ötekileştirir.

- Bilinç, baskıdan doğar.

- Her son, başka bir sonla sonsuzluğa açılır.

- Her özgürlüğü belirleyen bir kader vardır.

- Dualite ontolojik değilse, herşey bütününün bir parçasıdır.

- ‘Vahdet-i vücud’, tanrının ‘kuantum’ halidir.

- İnsan, tanrının taklitçisidir.

- Önemli olan seni dünyaya getirmeleri değil, nasıl bir ‘dünya’ verdikleridir.

- Bilgelerin ortak özelliği, aynı gerçeği farklı dile getirmeleridir.

- ‘Aydın insan’, kendi literatürünün karşılığını farklı terminolojilerde de kurabilen kişidir.

- Dev hacimli ‘küçük eserler’  ile küçük hacimli ‘dev eser’ler arasındaki fark, dilin gücündedir.

- Kitaplar doğrularıyla olduğu kadar, yanlışlarıyla da çok daha öğretici olabilir.

- ‘Kitap okumak’ herşey değildir ama hiç okumayan da yozlaşır.

- ‘Okumak’, sadece iki kapak arasında puntolarla dizilmiş yazıları okumak değil, yazılan herşeyin de kaynağı olan insanı, doğayı, evreni okumaktır.

- Bugün neyi okursanız yarın onu yazarsınız. Neyi ne kadar kadar iyi okursanız -genetik kodlar dahil - o kadar yeniden yazarsınız.

- Olgularla kuşatıldığımız halde, olguların dışında bir anlam aramak boşunadır. ‘Dil’ de olgusaldır ve ‘olgusal olmayan’ı ifade edemez.

- Ölüm de bir varoluş biçimidir.

- Ölüm bu denli gizemli olmasaydı, hayata bu kadar bağlanmazdık.

- ‘İyi insan’, karşısına çıkan herkese ve herşeye hakettiği değeri veren kendi haddini de bilendir.

- “Bir faydan yoksa, zarar da verme”.

- İdealleri olmayan bir insan için, hayat alışkanlıklardan ibarettir.

- Kendin olmayı başardığın sürece, başkalarıyla dost olabilirsin.

- Zaman, herşeyin üzerinde bir sarkaçtır.

- Başkasını sevmeyebilirsin ama ne alçaltıcı ne de kötü muamelede bulunamazsın, hatta sesini bile yükseltemezsin.

- Hayatımızın büyük bir kısmı alışkanlıklar ve bağımlılıklardan ibarettir. Kendi fikirlerimiz sandığımız pekçok düşünce de böyledir. Ancak ezberimizi bozan durumlarla karşılaştığımızda önce savunmaya geçer sonra da sorgulamaya başlarız.

../..

- Bir kum tanesinin dahi sırrı çözülmemişken, herşey ayan beyan ortadaymış gibi birilerine iman edenler, ‘koyun’ olmanın ötesine geçememiş olanlardır.

- İnsanı dünyaya tanrının bıraktığına inanılıyorsa, bu bile orada kalması için değil kendisine gelmesi içindir.

- ‘Dünya’, insanoğlunun sadece yaşamını idame ettirdiği ya da cezasını çektiği bir ‘cehennem’ değil, ‘yeni dünyalar’ bulması için bir başlangıçtır.

- ‘Karanlık güçler’, önce ‘bela’ çıkarıyor sonra da ”bunu ancak biz çözeriz” diyerek, her daim çaresizliğe karşı yeni bir umut görüntüsüyle ortaya çıkmaktadır. Aldıkları her vekalet, hep daha fazlasını almalarına meşruiyyet sağlarken, pek çok insan da bunlara gönülden inanıp, şükran duygularıyla herşeylerini verecek kadar teslim olmaktadır.

- Zavallı insan! günahı içinde kıvranırken, kurtarıcısına karşı sonsuz minnet ve şükran duygularıyla teslim olmuştur…

- Dünyanın ‘cehennem’, tanrının ise ‘cezalandırıcı’ olması, kendi varoluş nedenleri için oluşturdukları bir mittir. Böylece, ‘tanrı için işkence’ dahi mübah hale gelir. Meşruiyyetini ‘ilk günah’tan alan tanrı fikri, insanı ‘kul köle’ etmenin en kolay yoludur.

- Tanrı insani kültürün, insan dünyanın, dünya… gerçeğin bir parçası; söylenebilir olan herşey, gerçeğin bir parçasıdır kendisi değil.

- Hiçbir şey gerçeğin ötesine geçemez ve gerçekle kıyaslandığında, ’dünyalı tanrılar’ bile cüce kalır.

- Gerçek; herşeyi kuşatan, sonsuz çeşitlilikte, sonsuz biçimlere dönüşebilen ve söylenen herşeyin de fazlasıyla ötesinde olandır.

-İnsanlar çoğunlukla, “tanrının kavramsal gerçekliği” ile “gerçeğin tanrısallığını” aynı şey sandıklarından başkalarını yargılama hakkını da sadece kendilerinde görüyorlar.

- Ateistlerin reddettiği, sonuç itibariyle ifadesini insanda bulan tanrı anlayışlarıdır. Yoksa gerçeğin tanrısal niteliklere sahip oluşunu reddetmek için akıl ve izandan yoksun olmak gerekir.

- Din, insanın tanımladığı tanrının yaptırım gücüne dayanarak, sosyal hayatı düzenleyen kurallardır. Sonuçta da kültürün bir parçasıdır. Ateizm ise aslında dinin bir reddidir, dinin ortaya koymuş olduğu tanımlanmış tanrının reddidir.

- Aslolan gerçektir. Gerçek, herkesin ve herşeyin bir parçası olduğu halde tamamı hakkında kimsenin de bir şey bilmediği, sürekli keşfettiğimiz ve fakat yorumlarımızın da ötesine geçemediğimizdir.

../..

- İnsan, korkuların en dehşetlisiyle baskılanıyor ve anlamaya çalıştığında da aforoz edilip, işkencenin her türlüsüne maruz kalıyorsa ne böyle bir ‘din’ ne de böyle bir ‘tanrı inancı’ olamaz.

“İnsana acımayan bir tanrı”, tanrı değil olsa olsa insanın insanı köleleştirmesi için yarattığı bir ‘canavar’dır.

Ortaçağdan kalma ceza ve işkencelerle insanı yakan, öldüren, patlatan bir tanrı inancı ancak sapkın olanlara hizmet eder. Maalesef pekçok insan da böyle bir inanca, şöyle ya da böyle hizmet etmektedir. Azgelişmiş toplumlarda kötü niyetli kişilerin, toplumu istedikleri gibi yönlendirmeleri de bir o kadar kolay olmaktadır.

../..

- Herkes kendi çıkarlarını korumayı, ‘insan hakları’ gibi gördüğünden kavga ve savaşların sonu gelmiyor. Oysa insan haklarını korumak, herkesin çıkarınadır. İkisini birbirinden ayırdetmenin yolu ise ‘insan hakları’ eğitimine çocuk yaşta başlanmasıyla mümkündür.

- İki tür alçalmadan daha iyisine şükretmek, sadece çaresizliğin bir ifadesidir.

- Birilerine duvar çektiğinizde, evet onlar içeri giremez ama siz de dışarı çıkamazsınız.

- Sizi rahatsız edecek diye herşeyden uzak durmanın bedeli, sizi mutlu edecek şeylerden de mahrum kalmaktır.

- Toplumların gelişimi; bilgi ve sermaye birikimiyle olur. Bilgi birikiminin temelinde ‘dogmalar’, sermaye birikiminin temelinde ise ’sömürü’ vardır. Arzulanan “refah toplumu” için bazı olumsuzlukların göze alınması gerekiyor. Bedel ödeme de ise alt gelir grupları, herzaman en başta gelmektedir.

- Demokrasi geliştikçe, sermaye tabana yayılır.

- Demokrasilerdeki en önemli ekonomik kriterler; yoksulluk sınırının üstünde, tekelleşme sınırınınsa altında kalmaktır.

- Demokrasilerin geliştiği açık toplumlarda devlet, bireylerin hizmetinde olup, kişi hak ve özgürlüklerini kısıtlayan tüm unsurları da ortadan kaldırmakla yükümlüdür. Aynı yapı içinde, kimi kurum ve kuruluşların hoşuna gitmese bile bireylerin seslerini en fazla duyurabildiği sistemdir. Örgütlülük açısından da Sivil Toplum Örgütleri, yönetim süreçlerinin her aşamasında vardır.

Buna karşılık kapalı toplumlarda devlet, bireylerden önce gelir ve idarecilerin gerekli görmesi halinde (devletin ve milletin yüksek menfaatleri icabı!) kişilerin aleyhine temyizi olmayan kararlar alabilir. Devletin, bireylerin üzerinde oluşu ve idarecilerinin de fazladan imtiyaz sahibi olması; totaliter, faşist bir yönetim anlayışıdır.

- Ulaşım ve iletişim arttıkça, küreselleşme de artar.

21. YÜZYILI BELİRLEYEN UNSURLAR:

· Küresel sermaye; artık dünyaya siyasilerden çok küresel sermaye yön vermektedir. Sermaye büyüdükçe, pazarı da o denli belirliyor. Pazar, tüm dünyadır.

· Liberal ekonomi / pazar ekonomisi; girişimcilerin devletden nemalanmasının yerini, herkesin parasını, pazarda rekabet ederek kazanması almıştır.

 

· Uluslarüstü yapılar; ulus devletlerin yerini ‘AB’ gibi uluslarüstü yapılar almakta ve dünya birliklere doğru gitmektedir. “Birleşmiş Milletler”in daha etkin olduğu, sınırların kalktığı ‘dünya devleti’ne doğru yol almaktayız.

 

· İnternet; küresel iletişim. Dünyada herkesin her şeyden haberdar olmasıyla “dünya kamuoyu” hergeçen gün ağırlığını daha hızlı ve etkin bir biçimde göstermektedir. Herkesin öğrenmek zorunda kaldığı ‘İngilizce’ ise dünya dili olma yolunda hızla ilerlemektedir.

 

· Çevre; tüm dünyamızdır ve onu dikkate almadan yapılan her şey sonunda bizim varlığımızı da tehdit eder hale gelmektedir (küresel ısınma, iklim değişiklikleri vs.). Uluslar arası çevre örgütleri dünya çapında etkin kuruluşlar haline gelmiştir.

 

· Sivil Toplum Örgütleri; “özgür birey, örgütlü toplum” anlayışı içinde, STK’ların görüşünü almayan hiçbir yaklaşımın da uygulanma şansı yoktur.

 

· Demokrasi; daha çok insan yönetim süreçlerinde yer almak istiyor. Demokrasilerin gelişimiyle beraber sistem de ‘mutlu azınlık’ kültüründen, ‘mutlu çoğunluk’ kültürüne doğru gelişmektedir.

 

· İnsan hakları, temel haklar ve özgürlükler; “insan hakları” bilincinin gelişmesiyle totaliter rejimler tasfiye olurken, demokrasilerin gelişimi yönünde kişi hak ve özgürlükleri de genişlemektedir.

 

Küresel uygulamalar bizleri, her geçen gün

“dünyanın evimiz, tüm insanlığın da ailemiz” olduğu yönünde evrimleştirmektedir.

 

- Zamanın ruhunu, tarihsel ve toplumsal koşulların değişimini dikkate almayan ideolojik ve dini uygulamalar, bizleri her seferinde özgürlüklerin kısıtlandığı baskıcı yönetimlere götürmektedir.

 

 

 

 

 

 

ÖZLÜ SÖZLER - ANONİM

Çarşamba, 31 Mart 2010

ÖZLÜ SÖZLER -ANONİM


 

- Yüreğiyle düşünen olmalısın, hayatı anlamlandırmak zor değil, zor olan; sevmek ve üretmek.

*

- Çok uzun yaşarsan, sevdiklerinin seni birer birer terkettiğini görürsün!

*

 

- Çocukların kalplerindeki tanrı, onların anneleridir.

*

- Mutluluk isteyenlerin değil, hakedenlerindir.

*

- Hayal etmek, bilgiden daha önemlidir. Bugün gerçek olanların hepsi, geçmişte en az bir kere hayal edilmişti.

*

- ‘İnsan beyni’ bizim anlayabileceğimiz kadar basit olsaydı, onu anlayamayacak kadar da ‘aptal’ olmamız gerekirdi.

*

- Mazeret terazisinin, tartamayacağı günah yoktur.

*

- İktidar gelin gibidir, kendine ortak istemez.

*

- Deveye sormuşlar, “boynun niye eğri?” diye, o da “nerem doğru ki?” demiş.

*

- Kurda sormuşlar, “boynun niye kalın?” diye, o da “kendi işimi kendim görürüm de ondan!” demiş.

*

- Gezen kurt, yatan kurttan daha iyidir.

*

- Ağacı kurt, insanı dert yer.

*

- Boş torbaya kısrak gelmez.

*

- İte bak, yattığı yere bak!

*

- İti an, çomağı hazırla!

*

- İyi adam, lafının üzerine gelirmiş!

*

- Eşşeğin sevmediği ot, burnunun dibinde bitermiş!

*

- Bir boklu dana, bütün sürüyü boklamaya yeter.

*

- Sen ağa ben ağa, bu ineği kim sağa!

*

- İşini bilmeyen çavuşlar, sıçar bokunu avuçlar.

*

- Yüz verdik Ali’ye, sıçtı geldi halıya!

*

- Elalem deliye hasret, biz akıllıya!

*

- İnsanoğlu çiğ süt emmiş kimse bilmez fendini, her kime iyilik yaptıysan ondan sakın kendini.

*

- Her dağın kendine göre karı vardır.

*

- Benim ağzım sıkıdır, sadece camiyle kahvenin ortasında konuşurum!

*

- Ben herkese inanırım, sadece içindeki şeytana güvenmem!

*

- En yalnız insan, kendisiyle geçinemeyendir.

*

- Bilgi kutsal, yorum hürdür.

*

- Hatırda kalmaz, satırda kalır.

*

- Eden kurtulur, diyen tutulur.

*

- Bir adamı en çok, ya düğünde ya cenazede tanırsın!

* 

- Hayatta en çok neyi istersen, o şey olur.

*

- Herkes, istediği kadarını alır.

*

- Herşeyi çözdüğünü sandığın an, yanılırsın.

*

- Her arayan belki bulamayacak ama bulacak olan, mutlaka arayan olacaktır.

*

- Yaşam öyle bir öğretmendir ki; önce sınav yapar sonra ders verir.

*

- İnsanları olaylar değil, olaylara getirdiği yorumlar incitir.

*

- İnsan, en gelişmiş ilkel yaratıktır.

*

- Zor, oyunu bozar.

*

- En iyi savunma, taarruzdur.

*

- İnsan, kaybedeceği şeylere fazla bağlanmamalı.

*

- Uzak olan kardeşten, yakın olan dost daha iyidir.

*

- Bir insanın ölümünden daha kötü olan, iki insanın ölmesidir.

*

- Fazla merhametten maraz doğar.

*

- Herkesin vicdanı, kendi tanrısıdır.

*

- Ahlak; daha çok orta sınıfın uyduğu, çok zengin ve çok yoksulların ise bazen uydukları kurallardır.

*

- Azgelişmiş, yoksul ve yoksun bırakılmış toplumların da kendine özgü bir faşizmi vardır.

*

- Herkes, yargı ‘bağımsız’ olsun diyor ama kimse ‘tarafsız’ olmasını istemiyor.

*

- Doktor hata yaparsa bir kişi, hukukçu hata yaparsa herkes zarar görür.

*

- Terzinin hatasını ütü, ahçının hatasını maydonoz, doktorun hatasını ise toprak örter.

*

- Korkaklar hergün, cesurlar bir kere ölür.

*

- Korkularımız, arzularımızdır.

*

- Korkunun ecele faydası yoktur.

*

- Korkak insan; konuşması gereken yerde susan, susması gereken yerde de konuşandır.

*

- İhtiyaç, korkakları cesaretlendirir.

*

- Dilde bir ejderha gizlidir, kan dökmeden öldürür.

*

- Zihnimin kapıları açıldıkça, yalnızlığım artıyor.

*

- İki kişinin bildiği, ’sır’ değildir.

*

- Nasıl yaşarsan, öyle de ölürsün!

*

- Hayat, kurallarını tanrının koyduğu bir oyundur!

*

- Tanrı akıllıları kendine dost, aptalları ise kul olarak yaratmıştır!

*

- Olaylar insanların dışında gelişir, insanlar sadece olaylar karşısında verdiği tepkilerden sorumludur.

*

- Tanrı düşüncesi, ilkel toplumlarda bilgeliği temsil eder.

*

- Şeyh uçmaz, mürid uçurur.

*

- ‘Ama’dan önceki herşey yalandır.

*

- Bir memleketin sonunu hazırlayan, kabiliyetsiz muktedirler ile kifayetsiz muhterislerdir.

*

- Aptallar söylediklerine, akıllılar söylemediklerine pişman olur.

*

- Zekasını farkeden için en büyük zaaf, şımarmasıdır.

*

- Biz kuşbakışı diyoruz, o kuş gözüyle görmeye çalışıyor!

*

- İyimserler her felaketi bir fırsat, kötümserlerse her fırsatı bir felaket olarak görürler.

*

- Ne kadar geriye bakabilirseniz, o kadar ileriyi görebilirsiniz.

*

- Ekonomi, iktisatçılara bırakılamayacak kadar ciddi bir iştir.

*

- Onlar paralarını, ben anılarımı biriktirdim.

*

- Tecrübe, yediğin kazıkların toplamıdır!

*

- Aklına satmayı koyanlar, alıncaya kadar ya ürünü değiştiriyor ya bizi.

*

- Sabır acıdır, meyvası tatlıdır.

*

- Beklemek, kavuşmaktan iyidir.

*

- Vuslat ertelendikçe, şehvet artar.

*

- Umut ertelendikçe, yerini işkenceye bırakır.

*

- Nostaljinin fazlası, gelecekten kopmadır.

*

- Karakter olduğun, itibar sandığın şeydir.

*

- Dahilik ile delilik komşudur.

*

- Elinde çekiç olan, her şeyi çivi zannediyor.

*

- Gecenin en karanlık olduğu an, sabaha en yakın olduğu zamandır.

*

- İyi insanın içinde, kötü şey durmaz.

*

- Çileye talibiz, ona bile bırakmıyorlar yaşayalım.

*

- Siyasetçi gelecek seçimleri, devlet adamı ise gelecek nesilleri düşünür.

*

- En başarılı komutan, savaşmadan zafer kazanandır.

*

- Gerçekte herkes ölür ama herkes yaşamaz.

*

- Önemli olan senin Ona (tanrı) inanman değil, Onun sana ne kadar inandığıdır.

*

- Kendisi için iyi olan (koşulsuz iyiyi isteme), başkası için iyi olandan - tanrı için bile olsa- daha değerlidir.

*

- Sizin yüksekliğiniz, bizim eğilmişliğimizdendir.

*

- Üzülmek, pişman olmaktan iyidir.

*

- Hata yapmaktan korkan, doğrusunu öğrenemez.

*

- Hayat çok kısa olabilir ama bu onun çok ilginç ve eğlenceli olmayacağı anlamına gelmez.

*

- Aklına kötü şeyler getirmezsen, kötü şeyler olmaz.

*

- Bugün dünden iyi sadece yarından daha kötüdür.

*

- Söylesem tesir etmiyor, sussam gönlüm razı gelmiyor.

*

- Aslolan, başkasını değil kendini değiştirmektir.

*

- Güce tapan, kana susar.

*

- Kanı kanla değil, suyla yıkarlar.

*

- Şiddet, şiddeti doğurur.

*

- Her şeyin aşırısı, tersini besler.

*

- Her zaman alttan alırsan, altta kalırsın.

*

- Kötülerin kazanması için, iyilerin seyirci kalması gerekir.

*

- Dünyada en güzel şey, olmasını en çok istediğin şeydir.

*

- Tarih, insanın bozduklarıdır.

*

- Tarih, kazananların kaybedenleri yazdığı menkıbelerdir.

*

- Aptallar konuşur, akıllılar dinler.

*

- Öyle insanlar var ki; konuşur, konuşur, konuşur… tâki söyleyecek bir şey buluncaya kadar.

*

- Sevmek, ihtiyaç duyulduğunda bulunman gereken yerde olmaktır.

*

- Aşk, birinin sahip olmak istediği diğerininse köle olmak istemediği ilişkinin adıdır.

*

- Gençler bilebilse, yaşlılar yapabilse!

*

- İnsan, ne kadar reddetse de bir şeylere inanma ihtiyacı duyar.

*

- İnsanlık tarihi, kurallarını tanrının koyduğu medeniyet kurmaca oyunudur.

*

- Tarih, eserlerini iki defa oynarmış; önce trajedi sonra da komedi olarak.

*

- Yarınlar, rahatlarına kıyabilenlerindir.

*

- Sarraf olmayan ne bilsin, zanneder her taş incidir.

*

- Tanrım! Bende düşmanlarımı altedecek cesaret var, sen beni dostlarımdan koru.

*

- Her daim mutlu bir azınlığa hizmet eden, mutsuz bir çoğunluk olmuştur.

*

- Kart kedi, taze sıçandan hoşlanır.

*

- Etme bulursun, inleme ölürsün!

*

- Göz görmeyince gönül katlanırmış.

*

- Sadece olmuşla ölmüşe çare yoktur.

*

- Eğitim; kökleri acı, meyvaları tatlı bir ağaçtır.

*

- Bataklığı kurutmadığınız sürece sivrisinekler olacaktır.

*

- İnsanlarla ilişkin ateşle olduğu gibi olsun! Çok yaklaşma yanarsın, uzaklaşma donarsın.

*

- Uluslararası ilişkilerde haklının gücünden değil, güçlünün haklılığından bahsedilir.

*

- Her millet, layık olduğu şekilde yönetilir.

*

- Zirveye çıkarken yanından geçtiğin insanların yüzüne iyi bak, çünkü dönüşte tekrar karşılaşacaksın!

 

 

HUKUK FELSEFESİ

Cuma, 21 Ağustos 2009

 

 

 Hukuk tarihi; tarihçi adeta hukuk tarihinin fotoğrafını çeker, değer yargısından, genellemelerden kaçınır. Ayrıca değerlendirme de yapmaz.

 Hukuk sosyolojisi; sosyo-hukuki olaylar arasında neden sonuç ilişkisi kurulur, genelleme yapılır ancak değerlendirme yapılmaz.

 Hukuk felsefesi; teorik felsefe çalışmalarının çağımızda çoğunlukla bilgi teorisi sorunlarına yönelme eğilimi gösterdiği söylenebilir. Pratik felsefe ise, insan davranışlarının incelenmesi ve değerlendirilmesi, geniş anlamda etik sorunuyla ilgili bulunmaktadır.

 Hukuk felsefesi de etkin bir bölüm olarak pratik felsefe disiplinleri arasında yer almaktadır. Dogmatik hukuk incelemelerinden ayrı olarak hukukun bütünsel bir açıdan incelemek amacını güden çalışmalar; hukuk felsefesi başlığı altında toplanmaktadır.

 

 Hukuk felsefesinin öncelik taşıyan üç temel sorunu:

1-Hukuk kavramının anımı; ‘hukuk nedir?’.

2-Hukuki düşünme ve anlama metotlarının analizi.

3-Hukuğun değerlendirilmesi, adalet ilkesine göre; ‘adil hukuk nedir?’.

 

 Hukukun amacı; eşitliği, adaleti yani kamu düzenini sağlamaktır.

 Hukuk dogmatiği / Hukuk ilmi; gerçekte varolan kuralları, kararları, eylemleri araştırır. Hukuğun normları onun araştırma konusudur.

 Hukuk dogmatiği, gerçekleşen ve gerçekleşmeyen hukuk uyuşmazlıklarında gerçek hukukun ne olduğu sorusuna cevap arar. Hukuk dogmatiği, her uyşmazlıkta doğru veya yanlış haklı veya haksız sorusuna bir cevap bulmak zorundadır. Bu anlamda hukuk dogmatiği; değerlendirme yapan bir bilimdir. Değerlendirmeleri onun gerçeklik postülatları ile bağlıdır.

 Hukuk dogmatiği, uyuşmazlıkları çözümlerken tümdengelim metoduna başvurmak ve belirli davranış yönlerini göstermek durumundadır. Bu hukuğa göre hukuk; normatif bir bilimdir.

 Hukuk dogmatiği, tabiat bilimleri veya realitenin sosyolojik araştırması gibi insana derin bir anlayışa kavuşma imkanı vermemektedir.

 Felsefe alanında, varlığın mahiyeti hakkında derin bir anlayışa kavuşmak imkanı bulunduğu halde hukuk dogmatiğinde bundan sözedilemeyeceği açıktır. Ancak hukuk dogmatiği olmaksızın hukuk hayatını kavramamız da imkansızdır.

 Bu hukuğun amacı, bir kurallar veya fikirler sistemine ulaşmaktır.

 

 Ahlak ve Hukuk Ayrımı:

 

1-Ahlak kurallarının önemlerini yitirip uygulanmamaları ya da değişmeleri sosyal süreç içinde ağır ağır gerçekleşmesine karşılık hukuk alanındaki kurallar hiç de böyle yavaş değişmez.

2-Hukuk, bir davranışın, kişinin dışındaki sonuçlarına birinci dereceden önem verir. Ahlak da ise kişinin iç niyeti, onu etkileyen iç faktörler daha önemlidir. Ancak hukukun da bu iç faktörleri hiç göz önün de tutmadığı söylenemez.

3-Hukuk normları, devlet ototritesi tarafından teşkilatlı ve düzenli bir biçimde güvence altına alınmıştır. Oysa ahlak böyle bir güvenceden yoksundur.

4-Ahlakın hem olumlu hem de olumsuz içerikli emirleri belirlediği söylenebilir. Hukuk alanında ise böyle bir ayrım yapmaya imkan yoktur.

 

 *Hukuk kurallarına, ahlaki değerler yansır.

 *Özellikle inanç konusunda hukuki ve ahlaki değerler çatışabilir. Bu çatışmada öncelik devlet hukukuna verilir. Ahlaki değerler, inançlar nazari itibara alınmazlar.

 

 TABİİ / DOĞAL HUKUK:

 

 İnsan – toplum ilişkisinde ele alınan bir süreçtir. 19. Yüzyılın ortalarına kadar gelen 25 yüzyıllık bir maziye sahiptir.

 Sokrates, Platon, Aristoteles, Stoacılar, Seneca, Cicero, Augustinus, Rousseau, Hobbes, Locke, Kant, Hegel…hepsi tabii hukuk içinde yer alırlar.

 Bu hukukçular monarşiyi yıkmak için ‘sosyal sözleşme’ teorisini savunmuşlardır. Sosyal sözleşmeye dayalı olarak egemenliğin halka geçmesi. Bu hukuk genelde milli egemenliğin savunulmasında etkili olmuştur.

 Tabii hukuk; insan hakları, eşitlik, hürriyet kavramları üzerinde duran bir hukuktur.

 

 POZİTİF HUKUK:

 

 Olan hukuk, yürürlükte olan hukuk. Tabii hukuk ise olması gereken hukuktur. Bu yönüyle pozitif hukuk için bir kriterdir.

 

 Hukuk, doğa bilimi anlamında bir bilim değildir. Bazılarına göre hukuk, bazı problemlere çözüm getiren bir tekniktir. Mahkemeler de labaratuarıdır.

 

 Hukukun geçerliliği şu üç ilkeye dayanmaktadır:

 

 1-Geçmiş kanunun yürümezliği.

 2-Kanunu bilmek zorunluluğu; kanunu bilmemek mazeret değildir.

 3-Hakim kanuna uygun / doğru karar vermelidir.

 

 Hukuki muhakemede üç ilke rol oynar:

 

1.Öncelik; çoğunu yapmaya hakkı olan azını da yapabilir.

2.Kıyas; bir hukuk kuralı benzer olayları da kapsıyarak büyütülür.

3.Aksi ile kanıt; sadece olayla ilgili kuralı uygulama.

 

 Alman Tarihçi Hukuk Okulu:

 

 Tabii hukuku reddediyorlar. Çünkü bunlara göre hukuk, insan aklının bir ürünü değildir. Hukuk masa başında yapılmaz. Hukuğu yaratan halktır. Daha sonra ortaya çıkan hukukçular snıfı bu hukuku inceler. Bunlara göre hukuk, ulusal gelişmenin bir sonucudur.

 

 Hugo Grotius’a göre sosyal sözleşme bir tarihsel gerçekliktir.

 

    Hugo Grotius’un Hukuka Getirdiği Yenilikler:

 

 1-Açık denizler serbest olsun; misal, Hollanda gemileri açık denizde serbestçe dolaşsın. Buna karşılık İngilizler ise, karasuları nasıl bir devletin egemenliği altında olabiliyorsa, açık denizler de bir devletin egemenliği altında olabilir. Yani açık denizleri ben korumazsam korsanlar istila eder, diyor.

 2.Katkısı, devletler hukukudur. Bir ülkenin diğer ülkelerdeki elçilikleri, o ülkenin uzantısıdır.

 3-Savaş esirlerine rütbelerine göre muamele edilmelidir.

 

 Locke, Hume ve Rousseau’ya göre ise sosyal sözleşme bir varsayımdır. Varsayım olması daha çok işe geliyor.

 Hobbes; diktatöryanın, Locke; demekrasinin savunucusu.

 Locke, çoğulcu demokratik Batı düşüncesini en çok etkilemiş olan düşünürdür.

 

Rousseau’ya göre insan doğuştan hürdür. İnsanın hem toplum içinde yaşaması hem de hür olması, insanların oy birliği ile toplum sözleşmesine karar vermesiyle olur. Rousseau buna özgür irade diyor. Bu irade anayasaya, milli irade olarak girmiştir. Ona göre milli irade, kesinlikle yanılmaz. Oy birliği derken çoğunluğu kasteder.

 

 Kant:

 Onun hukuk teorisi, ahlak teorisinin bir devamıdır. Ona göre bir kişinin özgürlüğü başka birinin özgürlüğünün başladığı yerde biter.

 Devletin sadece negatif ödevleri olmalıdır. Yani devlet insanlara yapılmaması gerekenleri söyleyecek, bunundışında ne yapacağını söylemeyecek.

 Ayrıca ihtilal hakkını reddeder. Vatndaşın ancak şikayet etme hakkı vardır, der.

 Temel amacı; cumhuriyetçilik.

 

Jhering; hukuk, çıkarların sözkonusu olduğu bir arenadır.

 

 

Alf Ross; hukuk satranç oyununa benzer.

 

Kelsen; hukukla devlet aynı şeydir. Aynı zamanda ortaya çıkmışlardır. Kendi hukuk teorisine; ‘Saf Hukuk Teorisi’ demesinin nedeni:

1-Değerlerin hukukun dışında tutulması.

2-Materyali dışarıda tutması.

3-Tamamiyle şekli, biçimsel bir hukuktan yana olması. Hukuk şekli hükümdür.

 Örnek; “18 yaşını dolduran herkes reşittir”, bunu şekli hükme çevirisi; “18 yaşını doldurmuşsa reşittir”.

 

 Hukuki Pozitivizm; adalet konusunu tartışmayı uygun görmez. Onlara göre iki hukukçuyu aynı tanımda birleştiremezsiniz. Olan hukuğa, şekli hukuğa ağırlık verirler.

 İngiliz hukuki pozitivizmi; toplumu yönetenlerin iradesi hukuku yapar.

 Alman hukuki pozitivizmi; Kant ve Hegel, bu pozitivizmi etkileyen en önemli iki düşünür.

 

 J.Bentham:

 

İtulutarizmin (faydacılığın) kurucusu. İngiliz, laik bir faydacı.

 Ona göre, önemli olan hazların niteliğidir. Biz zihnimizde bu hazları nicelik bakımından tartarız. Hangisi ağır basarsa o yanda karar veririz.

 İnsan haz peşinde koşar, elem veren şeylerden kaçar.

 Bentham’a göre hukuğun amacı, en çok sayıda insanın, en büyük mutluluğunu sağlamaktır.

 Eşitliği, haz ve eleme dayandırır. Ona göre hukuğun yaptırımı, cezadır. Hukuk, ceza ile amacına ulaşır, nadiren de mükafatla da amacına ulaştığı olur.

 

 Bentham ve J.S.Mill:

 

 1-Bentham güvenliğin esas olduğunu, hürrİyetin ancak güvenlik sayesinde gerçekleştirilebileceğini savunduğu halde, Mill; hürriyetin hem fert hem de toplum için vazgeçilmez bir mutluluk aracı olduğunu belirtmektedir.

 2-Her ikisi de hazza erişmenin, bütün insan davranışlarının amacı olduğunu kabul etmektedir. Bunun gözlem sonucunda anlaşılabileceğini savunurlar.

 3-Bentham, hazların nitelik bakımında birbirinden ayrılmasına imkan olmadığı düşüncesindedir. Mill ise, hazların nitelik bakımından ayrıma tabi tutulabileceklerine ve ruhsal hazların bedeni hazlardan daha etkin olduğuna inanmaktadır.

 4-Bentham özgeciliği, aslında büyük bir menfaat uğruna daha küçük olandan vazgeçme olduğuna inanıyor. Mill ise, ferdi menfaatlerden, başkalarının menfaati için vazgeçmeyi özgecilik olarak görüyor. Özgeci hareketlerin gerçek nedenini, toplumun ve insanlığın faydasını gözetmenin doğurduğu büyük hazla açıklıyor.

                                                      ./.

 

 “Hak, çıkarın bir görüntüsü, adalet ise hakkın görüntüsüdür. Adaletle ilgili meseleler de işin aslı çıkar meselesidir. Çıkar, adalet kavramı altında kamufle edilir” .

    ADNAN GÜRİZ

19.YY-HEGEL

Çarşamba, 03 Haziran 2009

 G.W.FRİEDRİCH HEGEL( 1770-1831 ):

 ‘Mutlak olanı düşünmek için, mutlak olandan işe başlamak gerekir’. İşte bunun içinde Hegel, kendini mutlak olarak ortaya koyuyor.

 Ona göre felsefenin görevi; bütünü kavramaktır, bu da bütünü kavram düzeyine çıkarmaktır. Hegel’e göre düşünmek, varlığın somut sorularından fışkıran capcanlı bir felsefe yapmaktır. Çıkış noktası; Kant ile hesaplaşmak.

 Hegel’in hayatı boyunca yaptığı; düşünen bilgiyi ortaya koymak. Canlı bir felsefe yapmaktır. Bu düşüncesini sistemleştirerek Batının en büyük metafizik sistemini oluşturur.

 Kant’ta nesnenin kuruluşu, anlama yetisinin kategorileri ile oluşuyordu. Nesnenin formları, benin kendi kendisine olan etkinliğine bırakılmıştır.

 Hegel, bilginin oluşumu hakkında Kant’ın düşüncelerini kabul eder ancak aklın, kendi yapısından ötürü nesnelerden bağımsız olduğunu söyler.

 Aklın nesnelerden bağımsız olması, bundan sonra felsefenin ilkesi olacaktır.

 Sensualistlerin sandığı gibi duyuların verdiğini aklın işlemesiyle nesnenin belirlenimi olamaz. Akıl, kendi yapısından dolayı bağımsız olarak, nesnelerin belirlenimini sağlar.

 Hegel, hem öznel hem de nesnel idealizmleri reddeder. Çünkü; nesnel idealizmde, nesnelerin beni sınırlaması, öznel idealizm de ise benin nesneleri sınırlaması sözkonusu.

 Dünya geistı, düşündüğünü yaratan geist. Düşünme, varlığı düşünüyor ve düşündüğü yerde de hakikat oluyor.

 Hegel, iki idealizmi reddedince geriye mutlak idealizm kalıyor. Hegel’de düşünen aslında geist. Varlık ise geistın düşünmesiyle kavradığı şey. Yani tek tek şeylerin kavram düzeyine yükselmesi. Geistın düşündüğü şeyi kavraması-işte varlığın bu şekilde düşünülmesi hakikattir. Etkinlik, her şey de geistın etkinliği.

 Hegel’e göre aslında filozofun içinde felsefe yapan mutlak geist. Mutlak geist, kendisinden pay alan insan geistı aracılığıyla düşünür ve konuşur.

 Mutlak düşünme, sürekli özne ve nesneyi bir tutarak kavramadır. Mutlak geistın düşünmesini, mutlak idealizmde gerçekleştirecek olan yine kendisidir. Böylece Hegel kendisini ‘dünya geistı’ olarak görür. Son derece spekülatif düşünce.

 Schelling ve Fıchte, mutlak geistı kendi karşılarına koyup onun hakkında spekülatif düşünüşlere gidiyorlardı.

 Oysa Hegel, ‘mutlak geist benim içimde, benim düşünmem zaten mutlak geistın düşünmesidir’ diyor.

 Hegel, Fıchte için ‘‘Schelling’den daha ileriydi ama o da gelip nesneye takılmıştır’’ der. Bu nedenle Fıchte’yi sadece öznelci olması nedeniyle reddeder.

 Hegel’de mutlak olanın kendisini bulması için, oluşa ve gelişime muhtaç olması en önemli düşünce.

 Hakikat, bütün olandır, bütün varlıktır. Bütün olan ise ancak gelişimini kendisiyle tamamlayan varlıktır.

 Hegel, Fıchte’nin diyalektiğini yeniden ele alır. Bu diyalektikle kavram, hareket eden kavram haline gelir. Burdaki kavramlar Schelling’deki gibi içi boş kavramlar değil. Hegel diyalektiği; kavramlar, ide ve geisttan başka bir şey değildir. Yani Hegel diyalektiği; organik/canlı bir diyalektiktir. Mutlak geist canlı olduğuna göre, düşünmede kendini canlı olarak ortaya koymalıdır.

 Diyalektik düşünce kendini geliştiren ve yeniden kendine dönen düşüncedir. Hegel düşüncesinin bütün ruhu burada yatar. Onun amacı bütünü kavrayıp ortaya koymaktır.

 Schellig’de diyalektik olmadığı için özdeş olanın kendini nasıl ortaya koyduğu açıklanamıyordu.

 Hegel’de mutlak olan nedir?

 Mutlak olan/mutlak yaşam ; tüm gerçekiliğin  temeli, kökenidir. Tüm gerçekliğe bu temelden bakmak ona metafizik bir karakter kazandırıyor.

 Ona göre artık felsefenin, bilimlerin bilimi olma zamanı gelmiştir. Felsefenin görevi; tüm gerçekliğe temelinde olanla, mutlak olanla bakmaktır.

 Tek yaşam pek çok yaşamlara dağılmıştır. Tek olan çokluk içinde görülmektedir. Tek olan, kendi içinde bölünmüş çokluk olarak bize görünüyor. Bu bölünme zorunludur. Mutlak yaşam sürekli bir yabancılaşma ve uzlaşma içindedir. Hegel, doğaya/yaşama yaratıcılığından dolayı tanrısal olan diyecektir. Mutlak yaşam; sürekli yeniden oluş, çeşitlilik ve yaratmadır.

 Felsefenin görevi; başından beri tanrıyı felsefenin doruğuna koymaktır. Felsefenin objesi, tanrı ve tanrının açığa çıkması olacaktır. Hegel’in tanrısal olandan anladığı ise ‘geist’tır.

 Mutlak olan-mutlak yaşam-tanrı-geist.

 Hegel’in insan geistı ile hristiyanlıktaki en asil yaratık olan insan geistı aynıdır.

 Tanrı mutlak geisttır. Eğer tanrı, geist ise ve dünya onun kendisini ortaya koyması ise dünyanın özünde bir geist varlığı görmemiz gerekmez mi?

 Dünyada gördüğümüz her şey aslında geisttır. Madde dememizin nedeni bizim bakış açımızın darlığı ve sınırlı olmasıdır.

 Dünyadaki oluş aslında geistın kendi kendisini ortaya koymasından başka bir şey değil. Şeylerin arkasındaki özü ancak felsefe yapmakla görebiliriz. Gerçek olan sadece geisttır. Yapılacak olan hakikati sormaktır.

 Eğer sadece geist gerçekse, tanrı kendini nasıl oluyor da doğa ve insan geistı olarak ortaya koyuyor?

 Tanrı, kendi kendini bölüyorsa, kendi kendinin bilincine ulaşmak, uzlaşmak için. Tanrı, tanrı olduğunun farkına varmak için.

 Acaba tanrı kendi kendisini nasıl ortaya koyacak? Burada Hegel, tanrının en halis geistı olan insandan yola çıkar. ‘Önce insan geistını anlamamız gerekir’ der.

 Geistın gelişimi; a)kendi dışına çıkma, b)kendini bölüp parçalama, c) ve yeniden kendine dönmektir.

 İnsan geistının gelişimi:

1-Geistın hayal kurduğu, uyuduğu evre; insanın henüz kendisi hakkında sağlam bir bilgisi olmadığı safha. Bu safha; tez aşamasıdır. Ancak geistın kendi bilincine ulaşması için, hayal kurduğu evreden uyanması gerekir. İşte bu 2- Basamaktır; geist uyanır ve kendini yavaş yavaş keşfetmeye başlar. Ancak bu keşfetmede garip bir şey olur; geist kendine bakar ama yabancı görür. Ve sorar; ‘bu ben miyim?’ işte bu insanın kendi kendisine yabancılaşması. Ben kendini parçalar böler. Burada ben, kendi bilincini aramak çabasındadır. Hegel bu safhaya; antitez der. Ben, kendini ararken kendine yabancı düşüyor.

3-Safhada insan, özgürlük bilincine erişmek için ‘bakan ve bakılan benim’ der. Böylece yabancılaşan insan geistı, kendiyle uzlaşır. Hegel, bu aşamaya da sentez der.

 Hegel, insan geistı kendilik bilincine varan bir geist olduğu için insanla başlar ve insanın gelişimini, mutlak geistın kendini ortaya koymasına uygular.

 Mutlak geist kendilik biliçtir. Onun bu bilince ulaşması ise diyalektik bir gidiştir. Hegel, tanrının da bir iç oluşu vardır, der. Tanrı oluş halinde, bu oluş da insana ihtiyaç duyuyor. Tanrı sürekli mükemmelliğe ulaşma / kendilik bilincine ulaşma içinde hareket ediyor.  Tanrı mükemmelliğini dünya tarihinde bulacaktır. Dünya tarihini de yapan; insan ve doğadır.

 Diyalektik gidiş nedir?

 Tanrı, kendilik bilincine erişmek için önce kendini bilmediği safhadan uyanır ve sonra kendine yabancılaşır. En üst aşamada da kendilik bilincine ulaşır.

 Kendine yabancılaşan tanrı, kendini;  doğa ve insan geistı olarak ikiye böler.

 İşte bakan; insan geistı, bakılan ise doğadır. İnsan ve doğa tanrının görünümünden başka bir şey değildir. İnsanın baktığı doğa, tanrının doğasıdır.

 İnsan+doğa=dünya=Tanrı

 İnsan geistı, tanrının kişi olmuş geistıdır. Dünyayı bilen insan geistı. İnsan tanrının içinde bakandır, doğa ise onun içinde bakılan. Gördüğümüz her şey hakikatte tanrının kendisidir. Antitez aşamasında ‘bu ben miyim?’ diye soran tanrı görür ki; bakan da bakılan da kendisi. Böylece tanrı parçalanmışlıktan kurtulur ve yeniden kendisi olur.

 Tanrı, kendi bilincine ulaşmak için dünya olmayı ve kendine yabancılaşmayı göze aldı. Sonunda tanrı kendine yabancılaşmaktan kurtulup, oluşumunu tamamlayacaktır.

 Mutlak olan tanrı, neden insan ve doğa olmak zorunda? Çünkü; bu tanrının kendilik bilincine ulaşmak için zorunlu bir yoldur.

 Mutlak geistı önce insan geistı ile açıklamasının nedeni; insan en yüksek geist varlığı. Daha sonra Hegel, insanın kendi bilincine erişmesini, tanrının kendi bilincine erişmesiyle paralel olarak açıklar. Dünyadaki tüm oluş, tanrının kendilik bilincine ulaşması sürecidir.

 Tanrının kendine yabancılaşması ‘bu ben miyim?’ diye sorması aslında dünya olmasıdır. İnsan tanrının bakan, bilen yanı olarak doğayı kavramaya çalışması aslında kendini bilmesi, tanıması demek.

 Son tahlilde tanrı, insan geistı sayesinde dünyadaki parçalanmışlığından kurtulacaktır. Zıtların birliği sağlanacaktır.

 

Oluş ve diyalektik hakkındaki görüşleri:

Hegel’de diyalektik ne felsefi bir yöntem ne de bir görüştür. Diyalektik, kendi hareketinde bulduğu yaratıcılıktır. Felsefenin görevi; sadece diyalektiği takip etmek değil onu bilinç düzeyine çıkarmaktır. İnsan bilincinin nesneye yönelmesi ve onu bilinç düzeyine çıkarmasıdır. Nesnenin oluş içindeki hareketini kavramaktır. Hegel buna nesneye kendini vermek diyor. Diyalektik de budur.

 İki türlü diyalektik vardır:

1-Nesnenin oluş içindeki hareketi

2-Nesnenin hareketini kavrama yetkinliğinde olanın yapısı da diyalektik.

 En doğru ifadesiyle diyalektik; kavramın hareketidir. Düşünce şeyin etrafında dolanır ona çeşitli yerlerinden bakar ve onda yeni olanı görür. O şey için belirlenmiş biçim değişir, yeni bir hal alır. Bu hal akıcı bir haldir.

 Diyalektik, sadece kavranmakta olan nesnenin hareketi değil; düşünceyle oluşun yan yana gitmesidir. Düşünce ancak hareket halindeyken anlaşılacaktır. Diyalektik her şeyi kavrıyor, kendi kendini değil. Diyalektik, zıtlıkları görmek için sürekli hareket halinde olmaktır. Hegel’de diyalektik, Kant’taki gibi bir çıkarım ürünü değildir. Diyalektik, nesnenin çok yönlü yapısı boyunca hareket etmektir.

Diyalektik hareketliliğin iç dinamiğini oluşturan ilke nedir?

Bu ilke çelişme ilkesidir. Bu çelişme içeriğin yok edilmesi değil, ortadan kaldırılmasıdır. Ortadan kaldırılan bir hiç haline gelmez. Çünkü hiçlik aslında dolaysız olandır. Oysa ortadan kaldırılan dolaylı olandır. Ortadan kaldırılan aynı zamanda korunandır. Bu nedenle de yok olmaz.

 Tez, antitezde korunuyorsa, bu koruma kendi içindeki çelişme sayesinde ilerleyip bir üst düzeye ilerleyecek ve kendini yeni bir biçimde sentezde gösterecektir. Ancak geriye dönüş sözkonusu değildir. Sentezdeki tez, tamamen eski tez değildir. Bu basamakta korunan yeniden ilk basamaktaki rolü üstlenecektir. Bütün gelişmeye ve ilerlemeye güç veren, negatif olandır.

 Negatif olan pozitif olanla üst düzeyde yeniden bir araya gelir e negatif olan, pozitif hale gelir. Mutlak geistın, kendini bulduğu yerde yeniden pozitif olmak zorunda yoksa diyalektik kendi içinde kendi tutarlılığını yitirir.

 Negatif nasıl pozitif olur? Aslında ortadan kalkan dolaysız olandır. Ortadan kalkan özellikler, nesne ya da kavram içine itilirler. Ve negatif olanın gücüyle yeniden ortaya çıkıp, bir üst düzeyde kendilerini gösterirler.

 Negatif olanın gücü, pozitif olanı ortaya çıkarmasında yatar.

 Çelişki, diyalektiğin formel yasasıdır ve biz sadece onun bu formel yanını kavrayabiliriz.

 Hegel, diyalektiğinin özü; mutlak geistın kendi kendini ortaya koyması anlamındadır. M.geist bunu insan geistı ile yapıyor. Bunun içinde insan geistının, dünya geistı olması gerekiyor. Bunu da Hegel, kendisi üstleniyor. Yani mutlak geist, insan geistı ile düşünüyor.

 Hegel’de diyalektik öyle bir düşünme ki; bu düşünme nesneler arasındaki ilişkileri kavramak demektir.

 Hegel’in amacı; bütün olanı bir tek noktadan –m.geisttan- çıkarak kavramak, kavram düzeyine çıkarmak. Kavranan, ilişkiler bütünü. Kavrayan, bilen aslında bir özne değil, kendi kendini gerçekleştirmekte olan mutlak geist.

 Diyalektik, nesneler arasındaki karşıtlıkta değil, düşünmenin yapısında var. düşünme kendi yapısını tecrübe ediyor. Kavramları terk etmek, yeniden üretmek, böylece akıcılığı kavramak.

 Çelişki, diyalektik düşünen için var. Ve bu çelişki aslında bir ortadan kaldırmadan ibaret. Çelişki; hareketliliğin, sürekliliğin ilkesi.

 Diyalektik, mutlak olanın kendi bilincine ulaşmak için katettiği bir süreç. Hegel, tanrının oluşumunu kavramak çabasında bunu da diyalektikle kavramaya çalışıyor. Diyalektiği ancak tanrı düşündüğünde düşünebiliriz.

 Hegel, ideden ne anlıyor?

 Onun ideden ne anladığını, geisttan anladığından ayırmanın pek imkanı yoktur. Geistın kendi içinde ya da dışında olması, bir üst düzeyde yeniden oluşması geistın ideleşmesidir.

 İde; kendi kendini gerçekleştiren kavramdır.

 İde; kendinde ve kendisi için hakiki olandır. Hem gerçek hem kavramdır. Hareket halindeki süreçtir, yaşamdır. Hem bu sürecin tamamlanması hem de sürecin kendisidir. Varılmak istenen amaçtır. Özne ile nesnenin özdeşliğidir. Kendinde olanla, kendisi için olanın çakışmasıdır. Geistın hareketliliğinde hem bu hareketlilik süreci hem de kendini doğa olarak ortaya koyması.

HEGEL’İN SİSTEMİ:

 Diyalektik şekilde oluşan sistemi 3 basamak halindedir.

 1-mantık, 2-Doğa felsefesi, 3-Geist felsefesi

 Mantık(logik); geistın kendinde ve kendisi için olduğu evredir.

Doğa felsefesi; geistın kendine yabancılaşması.

Geist felsefesi; idenin kendi içinde, kendine dönük olması.

 Mantık içinde; düşünceler, bilme etkinliği ve bilmenin mutlak etkinliği ortaya koyuluyor. Mantık; geistın kendi özünün kendi içinde olduğu evredir. Mantığın konusu; mutlak geistın doğayı ve insan geistının  yaratmadığı, kendini parçalamadığı uyuduğu evredir.

Hegel mantığı 3 evreye ayırır:

1-Varlık mantığı; konuları, nitelik- nicelik gibi ölçü cinsinden kavramlar.

2-Öz mantığı; konusu, öz ve gerçeklik.

3-Kavram mantığı; konuları, öznel kavram, nesne ve idedir.

 Hegel, varlık ve öz mantığını bir arada görüp, ikisine de ‘Objektif mantık’ der.

Kavram mantığına da ‘Sübjektif mantık’ der

Objektif mantık; bütün batı felsefesinin özelliklerini içerir yani Kant’taki ideler.

 Hegel, doğa felsefesini de 3’e ayırır:

1-Mekanik; zaman, mekan, ağırlık, kütle vs. bunların hepsi burada inceleniyor.

2-Fizik; ısı, kimyevi süreçler adhezyon, kohezyon gibi fiziğin temel konuları da burada inceleniyor.

3-Organik; burada da bitki ile hayvan incelemeleri var.

Görüldüğü gibi Hegel, bütünü kavrama çabası içinde.

  Geist felsefesinde tanrı yeniden kendini buluyor ve bu felsefe de 3’e ayrılır:

1-Sübjektif geist; konuları, Antropoloji, Fenomenoloji ve Psikoloji.

Antropolojide ele alınan konular; ırk, millet, yaşam biçimi, cinsiyet, yaş vs.

Fenomenoloji; denge, bilinç, anlama, akıl, us vs.

Psikolojinin konuları ise; zeka ve isteme.

2-Objektif geist; üç temel konusu; Hukuk, Moralite ve Ahlak.

Hukuk; genel ve herkes için geçerli olanın incelenmesi.

Moralite; tek olanın kendi iradesi ile karar verebilmesi.

Ahlak; hukuğun yıkılıp, en üst düzeye ulaşacağı safhadır. Hegel’in; devlet, hukuk ve özgürlük felsefesi buraya girer.

Özgürlük yine üç adımda:

a)Hür isteme

b)Keyfiyet

c)Genel, ideal ve doğru olanın istenmesi; bu dünya geistının özgürlüğü.

Hukuku felsefesi de yine üç adımda:

a)Aile

b)Burjuva toplumu

c)Devlet; tek olanı ezmiyor, ona özgürlüğünü sağlayan ve tek olana bütünün düzenini de bozmasına izin vermiyor. Böylece tek olan genel-geçer olanın içinde eritilmiyor.

3-Mutlak geist; yine 3 aşamada sanat, din ve felsefe.

Sanat; geistın kendini görmesi, tanıması; tek tek sanat eserlerinde oluyor.

Sanat da yine üç adımda:

a)Sembolik sanat; konusu, içerik değil, çevrenin ortaya konması.Örneğin, tapınak ve kilise mimarisi tanrının oturduğu yer olarak simgeleştiriliyor.

b)Klasik sanat; konusu, biçim ve içeriğin birleştiği plastik sanatları içeriyor. Burada tanrının ifade edilmesi sözkonusu.

c)Romantik sanat; burada artık renk, ton ve söz yani resim, müzik ve şiir sanatlarının ele alınması sözkonusu.

Artık geist ya da ide mekanda görünmüyor. Resim müzik ve şiir gibi sanat dallarında görünüyor.

Din; mutlak geistı tasarımlar. Din, tanrı bilgisidir. Tanrı bilgisi olarak da insan aklının en üst basamağıdır.( Felsefe ise mutlak olanı kavrar.) Din de 3 adımda ele alınır:

a)Doğunun doğa dinleri; tanrının doğanın özü olduğu düşüncesi ve tanrının doğada görülmesi. Örneğin, Şamanizmde doğanın açıklanamayıp, tanrısallaştırılması sözkonusu.

b)Yahudi, Yunan ve Roma dinleri; burada tanrı bir özne olarak görülür.

c)Hristiyanlık (en yüksek); 1.Baba, 2.Oğul, 3.Ruhül Kudüs(kutsal geist), bu Hegel’in sistemine çok uyar.

Felsefe; en yüksekte mutlak olanın kavrandığı felsefe, kendini düşünen idedir/mutlak geisttır. Geistın kendi kendisine dönmesidir. Doğanın ve tarihin amacına ulaşmasıdır. Felsefe bu yolu betimlemekle kalmaz, bu yolu gider. Onun yolunu gider. Onun bilgisini ortaya koyar. Bunun içinde felsefe, kendini bilen bir yoldur, süreçtir, metottur.

Metot; kendi kendisini ortaya koyan aynı zamanda buna bakan geistın kendisidir. Bu anlamda bu yol, geistın biçimidir.

Hegel’de bu sistem bir yerde durmaz. Bu oluşun günden güne bilinçlenmesi sözkonusu.

Hegel’in sistemi içinde sisteme uymayan ancak gerçeğe ait olan her şey ideal olanı, tanrısal olanı yansıtır. Güzel sanat eserleri var ama bunların hepsi çöldeki vahalar gibi.

Doğada pek çok anlamsız olan şey de var. nasıl olur da tanrı kendisini bu şekilde ortaya koyar? Doğada tanrısal olmayan pek çok şey var.

Hegel’in amacı, doğayı bilinçlendirmekse de sadece doğadaki mükemmel olanları görmüştür.

Buna rağmen spekülatif felsefenin görevi hep aynı; bütünü tek bir noktadan çıkarak anlama çabası.

  Hegel’in sistemini şematize edersek:

 I-SUBJEKTİF GEİST

      a)Antropoloji

      b)Fenomenoloji

      c)Psikoloji

     MANTIK (Geistın kendinde ve kendisi için olduğu evre)

     Varlık Mantığı + Öz Mantığı = Objektif mantık

     Kavram Mantığı = Subjektif Mantık

        

II- OBJEKTİF GEİST

      a)Hukuk,

      b)Moralite

      c)Ahlak;hukuk felsefesi(aile, burjuva toplumu, devlet)

                   .Devlet.

                   .Özgürlük felsefesi(hür isteme, keyfiyet, ideal)

 

      DOĞA(Geistın kendi kendine yabancılaşması)

       a)Mekanik

       b)Fizik

       c)Organik                           

 

III- MUTLAK GEİST (Geist felsefesi)

       ( Geist, kendilik bilincine ulaşmıştır)

      a)Sanat; sembolik, klasik  ve romantik sanat.

      b)Din; doğunun doğa dinleri, Yahudi, Yunan, Roma dinleri ve Hristiyanlık.

      c)Felsefe     

 

 

 

 

OSCAR WİLDE - “DORİAN GRAY’İN PORTRESİ”

Pazar, 31 Mayıs 2009

 

OSCAR WILDE:

 

“Ben dehamı hayatıma, eserime ise yalnızca hünerimi koydum”.

 

 

                ‘‘DORİAN GRAY’İN PORTRESİ’’nden:                                       

 

- Liberaller, her şeyin fiyatını bilir ama hiçbir şeyin değerini bilmez…

*

 - Tecrübe, herkesin hatalarına verdiği isimdir.

*

- Mutluluk; ulaşılacak bir istasyon değil, yolculuğun ta kendisidir.

*

 - Ciddiyet, sığlığın tek sığınağıdır.

*

 - Ziyan olmuş hayat yoktur, sadece gelişimi durmuş hayatlar vardır.

*

 - Gelişimi engellenmiş hayattan daha kötüsü yoktur.

*

 - Erkekler kadınların ilk aşkı, kadınlarsa sonuncusu olmak isterler.

*

 - Evliliğin en çekici yanlarından biri, yalan söylemeyi eşler için gerekli kılmasıdır.

*

 - Erkekler yorgunluktan, kadınlar meraktan evlenirler. Sonunda ikisi de hayal kırıklığına uğrar.

*

 - Evlenmenin gerçek kusuru, insanı bencillikten alıkoymasıdır. Oysa bencil olmayanlar renksiz kişilerdir.

*

 - Kadınlar bizde şaheser yaratmak istemini uyandırırlar fakat onları gerçekleştirmemizin durmadan önüne geçerler.

*

 - Güzel kadınların kocaları, adam öldürenlerle birdir.

*

 - Kadınlar, eksiklerimizden dolayı severler bizi. Yeteri kadar kusurluysak her şeyi bağışlarlar bize, zekamızı bile…

*

 - Ilımlılık kötü bir şeydir, yeter dediğimiz yavan bir yemek, aşırı dediğimizse bir şölendir.

*

 - Bağışlatmak elde değilse, unutmak elimizdedir.

*

 - İnsan hayatı, başkalarının yanılgılarını yüklenecek kadar uzun değildir.

*

 - Tanımlamak, sınırlamaktır.

*

 - Her gösterişli hareketiyle insan, bir düşman kazanır. Sevilmek için bayağı olmalı.

 

- Her yolun sonu birdir; hayal kırıklığı.

*

 - Suç, aşağı sınıfların malıdır.

*

 - İnsanın sık sık yaptığı her şey, bir zevk haline gelir.

*

 - Hayatı sanat açısından ele alan adamın kalbi; beynidir.

*

 - Yaşlılığın acı yanı; insanın yaşlanması değil, genç kalmasıdır.

*

 - Kendimi ele verdim mi içimden bir şeyler eksilmiş gibi. İnsan hayranlığını sözlerle anlatmaya kalkışmamalı.

*

 - Tatsız, tuzsuzdur kır hayatı! Yapacak işleri çok olduğu için erken kalkıyorlar, düşünecek işleri olmadığı için de erkenden yatıyorlar.

*

 - Başkaları hakkında iyi düşünmemiz, kendimizden korkmamızdan ötürüdür. İyimserliğin temeli yılgınlıktır.

*

 - İnsan aşık oldumu, işe kendini aldatmakla başlar, başkalarını aldatarak da bitirir.

*

 - İnsanlar en çok kendilerine lazım olan şeyi, başkalarına vermeye pek düşkündür.

*

 - Kitapların ahlakından değil olsa olsa, iyi ya da kötü yazılmış olduğundan bahsedilebilir.

*

 - İnsanların ahlaka aykırı dediği kitaplar, utançlarını yüzlerine vuran kitaplardır.

*

 - Saklarsan, en bayağı şey bile çekici bir nesne haline gelir.

*

 - Bilinçle, korkaklık aynı şeydir.

*

 - Herkesi seviyorsan, hiç kimseyi sevmiyorsun demektir.

*

 - Eksikliklerimizi, kendilerinde gördüğümüz kişilere tahammül edemeyiz.

*

 - Güzellik, dehanın başka bir çeşididir.

*

 - Evrenin gerçek sırrı görünmeyende değil, görünendedir.

*

 - Başkalarının toplayacağından korkmasak, atacağımız bir yığın şey vardır.

*

  - Bütün sanat eserleri, bir yüzey ve sembolden ibarettir. Yüzeyin ötesine geçmeye kalkanlar kendilerini büyük tehlikeye atarlar.

*

—————

                                                     

 

- İki dünya vardır; biri kendinden sözedelim ya da etmeyelim ‘gerçek dünya’, öbürü de sözedilmezse varolamayan ’sanat dünyası’.

*

 - Sanat eseri ile tabiat eseri arasındaki fark; sanat eseri daima tektir, tabiat ise yarattıkları kaybolmasın diye aynı şeyi tekrarlayıp durur.

*

 - Tanrı insanı, insan da sanat eserini yaratır.

*

- Vatanseverlik, gaddar insanların erdemidir.

*

 - Ruh, bedende ihtiyar olarak doğar. Beden, ruhu gençleştirmek için ihtiyarlar. Platon, Sokrates’in gençliğidir…

 


  • watt
  • liverpool
  • freida pinto zac posen
  • c span yesterdayc span zelaya
  • connecticut department of labor
  • search in vi
  • potter
  • hp support helpline
  • new england patriots 1996 roster
  • new england patriots wiki
  • search tumblr
  • cessna
  • mongoose
  • connecticut limo
  • search engines and flash
  • 4pm cspancspan area 51cspan 90.1
  • vince young jay cutler
  • new england patriots 4
  • fastest
  • cspan hosts
  • mtv music awards
  • battleship ipad
  • bengals 80's
  • la ink price list
  • gypsy
  • vince young uncle rico
  • chad ochocinco yesterday
  • bcbg
  • hp support 6310hp support 7200
  • franchise
  • advise
  • freida pinto dev
  • c span youtube obama
  • dis tester
  • melanie
  • connecticut 104.1
  • bangles eternal flame mp3bengals forum
  • hp support 6930p
  • johanson
  • cspan question timecspan radio
  • chicago bears 96
  • bengals 09
  • hp support englandhp support forum
  • bengals forum
  • search engines of the world
  • la ink ink
  • tea party zombies download
  • bea binene
  • new england patriots kim kardashian
  • cricut
  • mtv true life
  • connecticut renaissance faire
  • battleship aurora
  • disconnect
  • bea input output
  • sensei
  • miata
  • battleship aurora
  • chicago bears tattoos
  • search 78search 800 numbers
  • la ink 03x05
  • search 3 bodybuilding other index
  • randy moss wallpaper
  • growing
  • cellphones
  • bea goldfishberg
  • chad ochocinco quotes video
  • closed
  • okidata
  • zara phillips royal wedding picture
  • hp support 2133
  • tea party obama
  • greg olsen puzzles
  • connecticut quarter error
  • bengals kids jersey
  • la ink upcoming episodes
  • greg olsen vikingsgreg olsen wife
  • hp support center
  • violins
  • stardust
  • chicago bears posters
  • chad ochocinco sisterchad ochocinco twitter
  • battleship 3d game
  • randy moss college
  • bengals undraftedbengals vs steelers
  • caffeine
  • olde
  • new england patriots 84
  • connecticut secretary of state
  • cola
  • mtv oddities
  • seaview
  • accessaries
  • bengals football
  • chicago bears training camp
  • chicago bears donation request
  • search 2.0
  • hp support chat
  • handles
  • amtrak
  • bea spells a lot
  • chicago bears 08 record
  • dist 91
  • bea exhibitors
  • chad ochocinco traded
  • bengals cheerleaders tryouts 2011
  • shoulder
  • hearings
  • connecticut post
  • connecticut 7 day weather forecast
  • la ink 3rd season
  • bea 2011 map
  • connecticut law tribune
  • tea party young people
  • vascular
  • tea party medicare
  • c span ii
  • chicago bears 4th phase
  • function
  • bea verdi
  • randy moss bio
  • la ink games online
  • battleship lexington
  • dis n dat band
  • bea oracle
  • tea party birthday
  • vince young football camp
  • chad ochocinco celebrationschad ochocinco dating
  • lightning
  • vince young wiki
  • vince young redskins
  • vince young rumors
  • zara phillips kids
  • mtv 30 years
  • search dog foundation
  • chad ochocinco 15
  • hp support 6500a plus
  • programmer
  • randy moss yahoo stats
  • bengals hard knocks episode 1
  • new england patriots needs
  • lily
  • randy moss football cards
  • search engines visibility
  • c span kozol
  • vince young to eagles
  • la ink corey
  • corrupt
  • virtue
  • trophies
  • operated
  • la ink youtube pixie
  • greg olsen mormon
  • every
  • hp support error 1005
  • vince young 2008
  • pure
  • search with image
  • mtv website
  • chicago bears number 17
  • bea 460 bosch
  • chad ochocinco to detroit
  • wonderful
  • bea test
  • search vim
  • rama
  • search comcast net
  • bengals 09 record
  • new england patriots rumors
  • damascus
  • search engines for jobs
  • hp support quick test pro
  • clasp
  • bea rims
  • new england patriots 65
  • new england patriots 3 4
  • chad ochocinco stats
  • partners
  • 4pm cspancspan area 51cspan 90.1
  • freida pinto jeansfreida pinto kissing
  • programing
  • hiker
  • search engines non tracking
  • search 990 filings
  • hp support assistant review
  • cspan streaming
  • bengals xxiii
  • chad ochocinco xpchad ochocinco youtube
  • vince young z
  • chad ochocinco and cheryl burke