*Uğrunda öldüğümüz ve öldürdüğümüz bizi bölen ne varsa (sınıflar, sınıflar, milliyet, mülkiyet, inanç farkları…), bunları birleştirmedikçe hepimiz dünyalı, hepimiz insan olamayız.
*Demokratik kitle örgütleri ne kadar etkili kullanılırsa, sivil inisiyatif de o kadar güçlü olur.
*Aslolan yanlışları düzeltmektir yoksa yanlış yapanı yok etmek ya da baskı altına almak değil.
*Halklar barıştan, tiranlar/zorbalar savaştan beslenir.
*Cephede en arkada olanların, cenazede en önde olmaya hakkı yoktur.
*Bir memleketin büyüklüğü; topraklarının genişliğiyle değil, vatandaşlarının refah düzeyi ve özgürlüklerden ne kadar yararlandığı ile ölçülür. Ulusal gelir, adil bir şekilde dağıtılmıyorsa, dağıtanlar ya çalıyordur ya da bu işi layıkıyla yapamıyorlardır, demektir.
*Hiçbir kişi ya da zümre devletin, vatanın sahibi değildir. Orada yaşayan, herkesindir. Kimse kimseyi kovamaz. Devletin verdiği yetki ve olanakları kendi adına kullanamaz.
*Geçmişe üzülen, gelecekten korkan insanların gelişimleri durmuş demektir.
*Onayladıklarınızı yüceltmeyin, aksi halde onların eksik olduğunu, onaylamadıklarınızı küçültürseniz de onlardan korktuğunuzu kabul etmiş olursunuz.
*Varlık hakkında kesin bilgiye sahip olmayışımız, tüm kabul ve anlayışların birbirine karşı hoşgörülü yaklaşımını zorunlu kılmaktadır. İster bilimsel teorilere isterse mitlere dayalı anlayış ve kabuller olsun, her ikisinin de birbirinin söz-eylem alanına müdahale etmeden yaşamayı öğrenmeleri gerekmektedir. Bir tercihin meşruiyetinin önceliği, diğerinin söz-eylem özgürlüğüne müdahale etmediği sürecedir. Buradan hareketle, siyasi bir rejimin demokratik ve laik olması aslında bir zorunluluktur. Devletin dini ya da ideolojisi olamaz sadece anayasal anlamda ilkeleri olabilir.
*Kimse kendi görüş ya da inancını zorla dikte veya empoze edemez. Hak ve özgürlükler çevçevesinde kendi fikirlerini açıklayabilir, yayabilir.
*Bir yönetici de aranacak en önemli vasıf; herkese karşı adil davranmasıdır. Yoksa kim olduğu ya da nasıl düşündüğü değil.
*Taraftarının çokluğu, bir görüşün haklı olduğu veya daha imtiyazlı olabileceği anlamına gelmez. Hiçbir görüş ya da inanç diğerleri üstünde egemenlik kuramaz.
*Herkes, eşit hak ve özgürlüklere sahiptir.
*İnsanları her konuda eşitlemeye çalışarak tek tip insan yaratma düşüncesi (üniformizm), olsa olsa ilkel bir düşüncenin ürünü olabilir.
*Doğa, eşitlik üzerine değil farklılıklar üzerine kuruludur. Birbirinin benzeri çok şey vardır ama aynı olan hiçbir şey yoktur. Bu nedenle ‘doğa’, tam bir sanat eseridir. Eşitlik, bir matematik terimidir; 2=2 gibi. Sosyal konularda eşitlik ise hak ve özgürlüklerden yararlanmadadır.
*Kollektif fikir ve inançlara dayalı yapılanmaların arkasında, birilerinin birilerini yönetme ve menfaat sağlama isteği vardır. İnsanların inanma, güvenme ve daha güçlü bir yapının üyesi olma ihtiyacını değerlendiren bu kişiler, bireyleri sürüleştirip cemaatleştirerek, çok daha kolay kontrol edebilmektedirler.
*Her türlü inanç ve fikrin kaynağı birey olduğu halde hor görülmesi, birilerinin kendilerini, diğerlerinden daha imtiyazlı görmesi sonucudur. Ne türlü olursa olsun, hep aynı kesimlerin birileri için fedakarlıkta bulunmasını istemesi, faşizmden başka bir şey değildir.
*Bireyi yadsıyan her fikir doğasına aykırıdır; birey olmadan fikir olmaz. Aşılamaz hiçbir düşünce yoktur. Fikirler her zaman değişmesiyle gelişim sağlarlar. Sabit fikirli olmak, kişinin kendisini başkalarının kölesi haline getirmesidir. Tüm kollektif düşünceler, üyelerinin bağlılığını artırmak için kendisini diğer inanç ve fikirlerden üstün görür.
*Çoban sayısı arttıkça, sürü sayısı da artar ancak koyun sayısı azalır.
*Meşruiyyet içerisinde tüm farklılıklar, dünyamızın zenginliğidir, gerçeğin farklı birer kavranış şeklidir.
*Siz onları hurafelerden, onlar da sizi cehennemden kurtarmaya çalışırken; dünyayı yaşanmaz hale getiren, böylesi bir iyi niyet oldu.
*Nasıl iman etmişsen, her şeyi de ona uygun görürsün.
*Bilinç, baskıdan doğar.
*Savaş; profösyonellerin işidir, amatörleri en öne koymak, onları ölüme göndermektir.
*Çoğu kez bir inancın bağlıları, başka bir inancın kışkırtıcıları olmaktadır.
*Kendin olmayı başardığın sürece, başkasıyla dost olabilirsin.
*Zaman, her şeyin üzerinde bir sarkaçtır.
*Sorun; herkesin kendi tercihini diğerlerinden üstün görmesinde değil; kendi tercihini diğerlerine egemen kılmak istemesindedir. Egemen olduğunda da onu değiştirip, dönüştürmek için baskı kurmaktadır. Bunun içindir ki; devletin ne dini ne de ideolojisi olamaz. Tüm inanç ve fikirlere eşit mesafede duran, anayasal kuralları olabilir.
*Evrenselliğin yolu, yerellikten geçer.
*Gelişmiş ülkelerle, diğerleri arasında farktan öte uçurumlar varken, küresel politikalarda ilk adımın bu ülkelerden beklenmesi, çok büyük haksızlık olur. Dünyamızın bu hale gelmesinde, en çok kimlerin payı varsa öncelik onlara düşer. Hem sicili bozuk hem de veto yetkisi bulunan gelişmiş ülkelerin; silahsızlanmadan, çevre kriterlerine kadar öncelikle kendilerinin adım atması gerekir.
*İnsanlar, yaşadıkları ülkede layık olduğu değeri görmüyorsa; vatanmış, üniter yapıymış, devletmiş…o insanlar için bir anlam ifade etmez.
*Kan, gözyaşı ve katliamlar üzerine inşa edilen bir yapı er ya da geç tasfiye olur.
*Her seferinde, dış güçler ve yerli işbirlikçileri; ötekinin bin beter oluşuyla korkutup, halkı zulüm ve haksızlığa ikna etmektedirler.
*Her türlü inkar ve imha politikası, günü geldiğinde tarihle hesaplaşmaktan kaçamayacaktır.
*Nerede insanca muamele görüyorsan, vatanın orasıdır. Her zaman üst gelir grupları sermayelerinden, alt gelir grupları ise onurlarından fedakarklıkta bulunuyorsa, orada eşitlik, kardeşlik ve adaletten bahsedilemez.
*Haksız bir saldırı yoksa; hiçbir savaş, senin savaşın değildir.
*İyi insan; karşısına çıkan herkes ve herşeyle iyi geçinen insandır. Bir faydan yoksa bari zarar verme.
*Bütün davranışların anlamını ideolojide aramak, ideolojiyi din haline getirmektir. Her konuya eleştirel yaklaşmalı, ayrıca neleri kabul ettiğinden çok ne yaptığın daha önemlidir.
*İnsanlığa hizmet için varım diyenlerin pek çoğu, kendi egolarını tatmin etmek ve egemen olmak için uğraşırlar. Bu uğurda her şeyi göze almaları bunun bir göstergesidir.
*Başkasını sevmeyebilirsin ama ne alçaltıcı ne de kötü muamelede bulunamazsın.
*Büyüklerin zulmü, küçüklerin elleriyle gelir. Hainler olmasa, zalimler de olmazdı.
*Eşitlik adına tüm insanları; tek tip insan haline dönüştürmek, sonra da aldığı nefesi dahi kontrol eden totoliter bir devlete tabi kılmak; insanın emeğine yabancılaşmasından daha beter bir kendine yabancılaşmadır.
*Kitaplar, doğrularıyla olduğu kadar yanlışlarıyla da çok daha öğretici olabilir.
*Hayatta en başarılı insanlar; başkalarının doğrularını almaktan imtina etmeyen ve kendi doğrularının yanlışlanması halinde ise görüşlerini değiştirmekten en ufak bir tereddüt duymayanlardır.
*Dogmatizm belki kaçınılmaz ama sorgulamak kesinlikle akıllıcadır.
*Kesin olarak bilmediğimiz bir şey hakkında, kesin ve sorgulanamaz bir biçimde, “bu böyledir” diye inanmak dogmatiklerin işidir.
*Bilmediklerimiz hakkında varsayımlar ileri sürülebilir ama bu varsayımlardan birine iman etme zorunluluğu yoktur.
*Bir insan, kendi söylediğine “bu tanrı kelamıdır/sözüdür” diyebilir ancak diğerlerinin buna iman etme mecburiyeti yoktur.
*Ulaşım ve iletişim arttıkça, küreselleşme artar.
*Başarıyı küçümseyenler, kendi komplekslerine yenilmiş olanlardır.
*Aşk; birinin sahip olmak istediği diğerinin ise köle olmak istemediği ilişkidir.
*Bir inanç ya da bir fikre yaslanarak siyaset yapan veya tutum ve davranışlarını belirleyenler, hiçbir zaman birey olamazlar. Kendileriyle başbaşa kalmaya tahammül edemezler. Her türlü inanç ve fikri sorgulayan insan, tek başına gerçeği arayan insandır. O her şeyi bilmek, anlamak ve açıklamak adına bir yere ait olmayı reddedendir.