‘Evrensellik’ olarak etiketlenmiş yazılar

PSİKOLOJİYE GİRİŞ -1

Pazar, 22 Kasım 2009

 

 Psikoloji; insan ve hayvan davranışlarını inceleyen bir bilim dalıdır.

 Amacı; davranışları anlamak, açıklamak ve davranışlara ilişkin genel ilkeleri saptamaktır.

 Psikolojide davranış; bir organizmanın gözle ya da herhangi bir alet yardımıyla gözlenebilen her türlü hareketlerdir. Örneğin; kalp atışı, sindirim de birer davranıştır.

 

 Davranışlar:

 1-Doğrudan doğruya gözlenebilen davranışlar, herhangi bir alet yardımı olmaksızın.

 2-Dolaylı olarak gözle görülen davranışlardır. Birincil hareketlerin, dışsal hareketlere bakılarak anlaşılan davranışlar. Örneğin; zekâ, kişilik, akıl yürütme dışsal hareketlre bakılarak anlaşılabilir.

 3-İlk iki grubun temelinde yatan sinir sistemi faaliyeti ile olan davranışlardır. Bunlara ‘nörofizyolojik davranışlar’ da denir. Örneğin; yürüme, düşünme vs.

 Psikoloji hem gözlenebilir hem de doğrudan gözlenemeyen davranışları incelemektedir. Psikoloji bu doğrudan gözlenemeyen davranışları, kişinin gözlenebilir davranışlarına dayanarak açıklamaktadır.

 

 1875’te W. Wundt ve bazı davranış bilimciler, içebakış yöntemiyle insan zihnini incelemekteydiler.

 Bu içebakışçılara ilk sistematik tepki, Watson’dan geldi. Watson’a göre bilimin özelliği; somut, herkes tarafından gözlenebilir olanı konu edinmesidir.

 İçebakış; davranış ve tutumların temelinde yatan güdüleri, eğilimleri açığa çıkarmak üzere başvurulan ve bireyin kendisini derinliğine gözlemesini öngören tekniktir.

 

 Bilimsel yöntemin özellikleri:

 1-Objektiflik; olaylar incelenirken kişisel görüş ve inançların bir yana bırakılması.

 2-Determinizm; evrende bir düzenin olduğuna inançtır. Her olayın bir nedeni vardır. Aynı nedenler, aynı sonuçları oluşturur.

 3-Evrensellik; bulunan sonuçların tüm evren için geçerli olduğudur.

 

 Bilim; (1) belirli metotlarla toplanıp organize edilmiş bilgilerin tümü.

            (2) Evrendeki düzeni anlama çabası.

 Bilimsel yöntem, bilgi toplama yöntemlerinden sadece birisidi.

 

Tecrübeyle yaşantıyla elde edilmiş biligilerle, bilimsel bilgi arasındaki fark, 5 ana noktada toplanabilir:

 1-Belirli bir olayı açıklarken kullanılan kavramların ve kullanılan hipotezlerin farklılığından kaynaklanır.

 Tecrübi bilgi de “ona göre, buna göre” gibi bir rölativizm vardır. Oysa bilimde kişiye göre değişmezlik vardır. Örneğin; zekâ kavramı bilimde açık-seçik bir şekilde tanımlanmıştır. Bilimde çelişki yoktur.

 2-Kurulan hipotezlerin test edilişindedir.

 (Hipotez; bir olayı açıklamak üzere öne sürülen, doğruluğu ya da yanlışlığı test edilebilen önerme ya da önerme kümesidir.)

 Sokaktaki adam, seçici algıyla kendi hipotezini doğrulayanları görür, yanlışları görmez. Böylece kendi hipotezini doğrular. Bilimadamı ise seçici algının etkisinde kalmaz.

 3-Bilimadamı bir olayı incelerken, spekülatif olanı test edilebilir şekle dönüştürür.

 (Spekülatif; sadece düşünme ve akıl yürütmeye dayanan)

 Bilimadamı, olayları açıklamada deney ve gözlem metodunu kullanır.

 4-Kontrol kavramıdır. Bilimadamı belirli olayı incelerken bu olayın nedeni hakkında kesin bir sonuca ulaşmak için o olaya etki edeceğini düşündüğü değişken dışındaki tüm değişkenlerin etkisini kontrol ederek inceler.

 Örneğin; bilim adamı, bir grup kız ve bir grup da erkek alıp zekâ derecelerini ölçmek için, önce onların ekonomik, cinsiyet yaş gibi ortamlarını eşitler, ondan sonra zekâ seviyelerini ölçer.

 5-Bilimadamı metafizik açıklamalardan kaçınır. Çünkü, metafiziksel olan test edilemez. Bilimadamları bir olguyu açıklarken test edilebilirliğine önem verir.

 

 Her bilimin bir temel bir de uygulamalı yönü vardır:

 Temel bilimde bilgi; bir merakı gidermek için toplanır.

 Uygulamalı bilim de ise temel bilimin metod ve teknikleri kullanılarak pratik bir takım konuların çözümü için bilgi toplanıyor.

 

 Psikolojide araştırma yöntem ve teknikleri:

 

 Bir bilginin elde edilmesinde genellikle iki adım vardır:

 1-Delil toplama,  2-Bu delillerin analiz edilmesi.

 Psikolojide veriler belli yöntem ve tekniklerle toplanır:

 Yöntem; bilimsel bilgi üretmek üzere izlenen genel yol ve bu yolda başvurulan tekniklerin, işlemlerin tümü.

 Teknik; bilimsel bilgiye ulaşmak üzere yapılan gözlem ve çözümlemelerde başvurulan kurallı işlemler dizgesi.

 

 Psikolojide araştırma yöntemleri başlıca 3 tanedir:

 1-Deneysel yöntemler.

 2-Korelatif yöntemler.

 3-Metinsel yöntemler.

 

 Deneysel yöntem; amaç iki ya da daha fazla değişken arasındaki neden-sonuç bağlantısını ortaya çıkarmaktır. Başka bir değişle, kendiliğinden gerçekleşemeyen elverişsiz koşullarda beliren, karmaşık ve değişken biçimlerde ya da denenmesi yararlı görülen olayların gözlenmesi amacıyla, başvurulan ‘denetimli gözlemleme’ ya da deneyi gerçekleştirmek üzere başvurulan işlemlerin tümü.

 Değişken; bir olaya, davranışa etki edebilecek her türlü etken. Örneğin; çevre, zekâ, program, çalışma ortamı vs. hepsi birer değişkendir.

 Psikolojide değişkenlerin genellikle ölçülebilir ve sayılabilir olması amaçlanır.

 Bağımsız değişkenlerin uygulandığı gruba, ‘deney grubu’, bağımsız değişkenin etkisini karşılaştırdığımız ikinci gruba ise ‘kontrol grubu’ diyoruz.

 Bağımsız değişken; etkisini incelemek istediğimiz değişkendir.

 Bağımlı değişken; bağımsız değişkenin değişmesiyle, değişen değişkendir. Psikolojide bağımlı değişken davranışlardır.

 Deneysel yöntemin en önemli özelliği; kontroldür. Kontrol; bağımsız değişken dışında incelemekte olduğumuz olaya etki edebilecek, diğer tüm değişkenlerin olay hakkında kontrol altında bulundurulmasıdır.

 

 Korelatif yöntem; psikolojide bazı davranışların deneysel yolla incelenmesi mümkün olmadığından korelatif metoda başvurulur.

 Korelatif yöntemde, iki değişken arasında bir ilişkinin olup olmadığı araştırılır. Ancak korelatif yöntemde neden-sonuç ilişkisi değil sadece değişkenler arasında  bir bağlantının olup olmadığı araştırılır.

 Buna göre ‘pozitif bağlantı’; bir değişkendeki ölçüm yükseldikçe ona bağlı olarak diğer değişkenlerin ölçümü de değişir. Örneğin; sıcaklığın artmasıyla beraber meşrubat satışlarının da artması vs.

 Negatif bağlantı; bir değişkendeki ölçüm düştükçe buna bağlı olarak diğer değişkenlerin ölçümü de düşecektir. Örneğin; sıcaklığın düşmesiyle birlikte dondurma satışlarının da düşmesi vs.

 

 GELİŞİM PSİKOLOJİSİ :

 

 Gelişim psikolojisi doğumdan ölüme kadar davranışlarda meydana gelen değişiklikleri inceler.

 

 Gelişimin incelenme nedenleri başlıca 3 tanedir:

 1-Yetişkin davranışlarının daha iyi anlaşılmasına yardımcı olmak. Aynı zamanda bı bir organizmanın yetişkinliğe kadar hangi süreçlerden geçtiğini anlamamızı da sağlayacaktır.

 2-Kişilerin korkularında, kaygılarında, yeteneklerinde, güdülerinde kısacası temel psikolojik süreçlerinde, yaşa bağlı olarak ne tür değişikliklerin ortaya çıktığını anlamaktır.

 Temel psikolojik gelişim, fiziksel gelişimden farklıdır.

 3-Pratik bir takım sorunlara yanıt bulmaktır.

 Örneğin; çocukluktaki olumsuz yaşantılar yetişkinlikte etkili olur mu? Zihinsel gelişim hangi yaşlarda ne kadar olmaktadır? Gelişime göre belli programlar yapılması daha iyi sonuçlar verir mi?

 

 Gelişim psikolojisindeki araştırma yöntemleri:

 

 Gelişim psikolojisinde kullanılan araştırma yöntemleri, psikolojinin diğer alt dallarında kullanılan yöntemlerle aynıdır. Yani incelenen konunun türüne göre ya deneysel ya korelatif ya da metinsel yöntemle araştırılır.

 Metinsel yöntemde veya araştırmalarda değişkenler arasında herhangi bir bağlantı aranmaz sadece fikir edinilmeye çalışılır.

 

  Gelişimin incelenmesinde yaklaşım olarak da iki genel yaklaşım vardır:

 1-Uzunlamasına,  2-Kesitlemesine.

 

 Uzunlamasına yaklaşımda, bir tek veya grupta belirli bir psikolojik özelliğin nasıl geliştiğini anlamak üzere uzunca bir süre çoğu kez 10 yıl ya da daha fazla süreyle incelenir. Zekâ, kişilik özellikleri, davranış bozuklukları gibi özelliklerin gelişme süreci içinde sabit kalıp kalmadıklarını, ilk çocukluk yaşantılarının veya ailenin çocuk yetiştirme tarzının yetişkinlikte oluşan kişilik yapısını etkileyip etkilemediği gibi konularda önemli bilgiler sağlar.

 Örneğin bazı kuramcılar, hayatın ilk birkaç yılında anneleri tarafından reddedilen çocukların, yetişkinlikte sosyal ilişkilerinde uyumsuzluklara rastlanacağını savunurlar.

 Uzunlamasına yaklaşım, kolayca taklit edilmesine ve önemli bilgiler sağlamasına rağmen uzun zaman alan ve oldukça zahmetli bir yaklaşım şeklidir.

 

 Kesitlemesine yaklaşım; araştırmacının belirli yaştaki bir grubu alarak, onların belirli bir psikolojik özellik açısından incelemesi ya da değişik yaştaki bireylerin oluşturduğu bir grubu ele alarak belirli bir psikolojik özelliğin yaşa bağlı olarak ne tür değişiklikler gösterdiğini araştırır.

 

 Bu iki yaklaşımı birleştiren üçüncü bir yaklaşım ise:

 Hızlandırılmış uzunlamasına yaklaşım veya kısa süreli uzunlamasına yaklaşımdır.

 Diyelim ki, araştırıcı bireylerin 4 yaşından 9 yaşına kadar olan psikolojik gelişimlerini inceliyor. Bu yaklaşımla araştırıcı; 4, 5, ve 6 yaşlarından oluşan bir grup ve 7, 8, 9 yaşlarından oluşan ikinci bir grubu alarak inceler. Böylece üç yıllık bir çaba ile altı yıllık veri toplamış olur.

 

 Gelişimin değişik yönleri:

 

 Gelişmekte olan çocuğun davranışlarını inceleyebilmemiz için birçok etkeni incelememiz gerekir. Gelişmekte olan bir bireyin herhangi bir anda davranışının alacağı şekli 5 grupta toplayabiliriz:

 

 1-Genetik olarak tayin edilen biyolojik faktör.

 2-Genetik olmayan biyolojik faktörler.

 3-Çocuğun geçmiş yaşantılarında öğrendikleri.

 4-Çocuğun yakın sosyal çevresi (aile, akraba, okul vs.)

 5-Çocuğun içinde yaşadığı toplumun kültürel yapısı.

 

 İlk iki etkene ‘biyolojik etkenler’ diğer üçüne ise ‘sosyal etkenler’ denir. İlk etken; ‘genetik etken’dir diğerleri ise ‘çevresel etkenler’dir.

 

 Gelişme devreleri genellikle ikiye ayrılır:

 1-Doğum öncesi,  2-Doğum sonrası.

 

 Doğum öncesi safha, üç safhadan oluşur; ‘ovum’, ‘embriyo’ ve ‘fetus’.

 

 a)Ovum; döllenmeden sonraki ilk 10-14 günlük süreyi kapsar.

 b)Embriyo; hamileliğin 10-14. gününden 2. ayın sonuna kadar olan dönemi kapsar. Gelişmöe son derece süratlidir. Üç aşaması vardır:

    1-Ektoderm; bu aşamada saçlar, sinir sistemi, dişlerin bir kısmı ve duyum hücreleri oluşur.

    2-Mezoderm; kas ve iskelet sistemi oluşur.

    3-Endoderm; iç organlar, salgı bezleri, ve derinin bir kısmı oluşmaya başlar.

c)Fetus; hamileliğin 2. ayının sonundan hamileliğin bitimine kadar sürer. Bu devrede sistemler son şeklini alır.

 En kritik zaman hamileliğin 28. haftasıdır. Çünkü; bu haftadan sonra çocuk, anne karnı dışında yaşama yeteneği kazanır. Bu haftadan sonra doğan çocukların (7 aylık) yaşama ihtimalleri vardır.

 Çocuğun davranışlarını tayin eden nedenler döllenme ile başlar.

 

 Doğum öncesi davranışları etkileyen faktörler:

 

 1-Yirmi yaşın altında ve 35 yaşın üstünde olan annelerden doğan bebekler arasında ölüm ve zihinsel gerilik gibi durumların daha yüksek olduğu görülmüştür.

2-Annenin hamileliği esnasındaki dengesiz beslenmesi, çocuğun gelişmesinde olumsuz rol oynadığı saptanmıştır.

3-Hamilelik esnasında alınan bazı ilaçların, röntgen gibi X ışınlarına maruz kalmanın çocuğun gelişimine etkileri olduğu saptanmıştır.

4-Kan uyuşmazlığı denilen Rh faktörü de çocuğun zihinsel ve fiziksel gelişimine etkileri olduğu anlaşılmıştır. Örneğin; annenin Rh(-), babanın da Rh(+) olması kan uyuşmazlığını gösterir.

 

 Bazı kuramlar, örneğin öğrenme kuramları ve Freudiyen kuramlar, çocuğun kendi gelişmesinde pasif bir rol oynadığını ileri sürerler.

 Piaget’ye göre çocuğun zihinsel gelişmesi onun çevre içindeki faaliyetlerinin ve çevreyi anlama çabalarının bir ürünüdür.

 Fikirbirliği olmayan ikinci bir konu ise gelişmenin devamlı bir süreçmi yoksa devreler halinde gerçekleşen bir olay mı? Bazılarına göre gelişim devamlı bir süreçtir. Bazılarına göre gelişim birbirinden ayırt edilebilen devreler halindedir. Her devre kendine özgü düşünce, tepki ve davranışlarla birbirinden ayırt edilebilir. Bu devrelerde kazanılan yetenekler bir önceki devrede kazanılan yetenekler üzerine kurulur. Dolayısıyla hiçbir birey, gelişme devrelerinden birini atlayarak diğerine geçemez.

 Jean Piaget’nin, ‘bilişsel gelişim’ kavramı isminden de anlaşılacağı gibi gelişenin bilişsel yönüyle ilgilenir. Düşünme, hatırlama, problem çözme, akıl yürütme, mantık, algılama, zekâ gibi fonksiyonlarında yaşla birlikte ortaya çıkan değişmeleri açıklamaya çalışır. Çocuk kendi gelişimine aktif olarak katılır.

 Çocuk çevresini araştırdıkça yeni yeni insan ve nesnelerle karşılaştıkça, yaşantıları artacak ve buna bağlı olarak da zihinsel gelişimi de olgunluğa doğru yavaş yavaş gelişecektir.

 

 İşlem; Piaget’ye göre işlemin en önemli özelliği belirli kurallar çerçevesinde geriye dönebilme olan özel bir tür zihin faaliyetidir.

 Örneğin; beşin karesini almak bir işlemdir. İşlemin iki özelliği daha var. Bunlardan ilki, zihinsel olarak kişiye başladığı noktaya dönme olanağı tanıma, ikincisi ise herhangi bir bedensel faaliyet gerektirmeden zihinsel olarak yapılmasıdır. Ancak belirli kuralı olan her şey işlem değildir. Piaget’ye göre çocuk, çeşitli güçlük düzeylerinden geçerek, zihinsel düzeyi en üst düzeye ulaşır.

 Çocuğun bir devreden diğerine geçişini iki mekanizma temin eder; ‘özümleme’ ve ‘akadamasyon’ (uyumsama).

 

 Özümleme; Piaget’ye göre her çocukta kendi yaşına uygun bir fikir ve faaliyetler vardır. İşte özümleme, çocuğun yeni karşılaştığı bir durum veya meseleye kendinden mevcut olan fikir ve faaliyetler sistemi çerçevesinde faaliyette bulunmasıdır. Örneğin; iki yaşındaki bir çocukta, sert nesnelerin ses çıkarması fikri vs.

 Akadamasyon; çocuğun kendinde mevcut olan fikir ve faaliyetler sistemini yeni karşılaştığı nesne ve durumlara göre değiştirmesidir.

 Piaget’ye göre zihinsel gelişim özümleme ile akadamasyon arasındaki bir çatışmanın çözümünü içerir.

 Çocuk başlangıçta yeni karşılaştığı durumlarda özümleme yapar. Yaşı ilerledikçe özümleme yerine akadamasyon yaptığında zihinsel gelişimi olgunluğa doğru bir adım daha atar. Çünkü, her akadamasyon çocuğun çevresine adaptasyonunu kolaylaştırarak yeni bir yetenek kazandırır. Çocuk, kazandığı her yeni fikirde, çevresindeki eski olaylara değişik bakış açılarından bakmayı öğrenir. İşte çocuk bu noktaya geldiği zaman, zihinsel gelişmenin bir devresi tamamlanmış ondan sonra gelen devre başlamıştır.

 

 Piaget’ye göre çocuğun zihinsel gelişimi 4 devrede tamamlanır:

 

1-Duygusal motor dönem; bu dönem yaklaşık 0-2 yaş arasını kapsar. Bu dönemde zihinsel faaliyetler tamamen motor faaliyetlerden ibarettir. Bu dönemde çocuk hareketleri ile nesneleri kontrol edebileceğini öğrenmekle birlikte hareketlerinin anlamını henüz kavrayamaz. Dokuzuncu aya kadar olan en önemli özellik, bir nesne onun görüş sahasından çıktığı an artık o nesne onun için yoktur.

2-İşlem öncesi dönem; bu dönem 2 – 7 yaş arası süreyi kapsar. Bu dönemde çocuk, basit semboller geliştirme yeteneği kaznır. Nesneler mevcut olmasa bile onların şeklini zihninde canlandırabilir. Nesnelerde olaylar arası ilişkiyi görebilir. En öneml özellik, ‘egosantrik düşünme’ biçimidir.

 Çocuk bu dönemde kendisini her şeyin merkezinde görmektedir. Herşey kendine göre ayarlansın istiyor ve kendisininkinin dışında düşünceler olabileceğini kabul etmiyor.

3-Somut işlemler dönemi; bu dönem 7 – 11 yaşları arası süreyi kapsar. Çocuk bu dönemde mantık kuralları çerçevesinde düşünebilme ve nesnelerle ilgili somut problemleri çözebilme yeteneğine sahiptir. En önemli yetenek, konum ilkesidir. Nesneler yer ve şekil değiştirseler bile aynı kalmaya devam ederler.

4-Formel işlemler dönemi; 11 yaşından sonra başlayan, mantıksal düşünme yeteneğinin yetişkin düzeyine eriştiği bu dönemde, çocuk yavaş yavaş yetişkinlere benzer biçimde, soyut kavramlarla düşünebilme, genellemeler yapabilme ve zihinsel olarak bir durumdan diğerine geçebilme yeteneğini kazanır.

 

 FREUD’UN PSİKO-ANALİTİK KURAMI:

 

 Freud’a göre, insanların tüm davranışlarının temelinde yatan şey; insanın bir miktar biyolojik enerjiyle doğmuş olmasıdır. Bu enerji, tüm davranışlara şekil veren enerjidir. Bu enerjinin miktarı zaman zaman yükselir. Ve bu yükseliş bireyde bir rahatsızlık meydana getirir. Bu rahatsızlıktan kurtulmanın tek yolu yükselen enerjinin bir kısmının boşaltılmasıyla olur.

 Freud’a göre bu boşalım, değişik yaşlarda vücudun değişik yerlerinde olmaktadır.

 Freud, biyolojik enerjinin boşaldığı bölgesine göre gelişim devrelerini şöyle sınıflandırmaktadır:

1-Oral dönem; 0 – 2 yaş arasını kapsar. Bu dönemde biyolojik enerjinin boşaldığı yer ağız ve çevresidir. Çocuk, ağız ile ilgili faaliyetlerden haz duyar.

2-Anal dönem; 2 – 3 yaşları arasını kapsar. Bu dönemde, biyolojik enerjinin boşaldığı yer makat bölgesidir. Çocuk, dışkı ve benzeri faaliyetlerden haz duyar.

3-Fallik dönem; 3 – 6 yaş arasını kapsar. Boşalım noktası cinsel organlardır.

4-Latemi dönem; fallik dönemden sonra biyolojik enerji bir durgunluk dönemine giriyor. Bu durgunluk, gelişimin son dönemi olan genital döneme kadar devam ediyor. Bu dönemde boşalım noktası, karşı cinsten birinde son buluyor.

 Her dönemde duyulan haz ne çok fazla ne de çok az olmaktadır. Eğer herhangi bir gelişim devresinde, o devreyle ilgili duyulan haz, çok fazla veya çok az olursa ‘fixotion’ (sallantı) meydana gelir.

                                                     —–

 

 ÖĞRENME KURAMLARI:

 

 Gelişmekte olan çocuk, 2 şekilde öğrenir:

 1-Taklit yoluyla öğrenme.

 2-Koşullanma yoluyla öğrenme.

 

 Taklit edilen kişiye ‘model’ denir. Sosyal öğrenme kuramlarına göre modelleri gözleme yoluyla öğrenme iki evrede gerçekleşir:

 1-Modeli algılayış şekli yani modelin zihinsel olarak şematize edilmesi.

 2-Birey, modelin zihninde şematize ettiği davranışlarını bizzat yapar.

 Eğer modelin davranışı sonucunda, bireyin kendisi açısından olumlu bir sonuç çıkıyorsa birey taklit edecektir. Olumsuz çıkıyorsa taklit etmeyecektir.

 Öğrenme, psikolojinin en önemli konularından biridir. Çünkü, davranışların çoğu öğrenme olmadan gerçekleşemez.

 Öğrenme; davranışlarda ortaya çıkan bir yaşantı ya da tekrar sonucu gerçekleşen devamlı değişikliklerdir. Yani öğrenme, iyi veya kötü bir davranış değişikliğidir. Bu davranış değişikliğinin de göreli olarak sürekli olmasıdır.

 

 Psikolojide öğrenme türleri:

 

 1-Koşullanma yoluyla öğrenme.

 2-Kavrama yoluyla öğrenme.

 3-Deneme-yanılma yoluyla öğrenme.

 4-Bilişsel öğrenme.

 5-Gizil öğrenme.

 

 Koşullanma yoluyla öğrenme:

 Temel olarak, aralarında bir bağlantı bulunmayan bir uyarıcıyla, tepki arasındaki bağlantıdır. Daha önce herhangi bir tepki çıkarmayan uyarıcıya, tepki verilmesidir.

 Koşullanma iki şekildedir:

 1-Klasik koşullanma.

 2-Edimsel koşullanma.

 

 Klasik koşullanma; bu tür koşullanma konusunda İvan Pavlov’un yaptığı deneyin buğün klasik sayılmasındandır.

 Klasik koşul çoğu kez refleksel veya etkisel bir davranış içerir. Örneğin; dizimize vurulduğunda dizimizin kalkması vs.

 Klasik koşullanmada, başlangıçta daima iki tür uyarıcı vardır:

 1-Koşulsuz uyarıcı,      2-Nötr uyarıcı.

 Koşulsuz uyarıcı; doğal olarak sözkonusu tepkiyi ortaya çıkaran uyarıcıdır.

 Nötr uyarıcı ise sözkonusu tepki ile ilişkisi bulunmayan, tepkiyi meydana çıkarmayan herhangi bir uyarıcıdır.

 Koşulsuz uyarıcının açığa çıkardığı davranışa ‘koşulsuz tepki’ denir. Nedeni, koşulsuz uyarıcının verilmesi sonucunda herhangi bir koşula bağlı olarak ortaya çıkmasındandır. Koşullanma olayı bu nötr olayın birlikte verilmesi sonucunda gerçekleşir.

 Koşullu uyarıcı; başlangıçta nört olan uyarıcının daha sonra koşul olarak verilmesi sonucunda bu uyarıcı koşullu uyarıcı adını alır.

 Pavlov’un deneyinde, başlangıçta nötr uyarıcı olan zil sesine karşılık köpek, hiçbir salgı salgılamamakta sadece yemeği gördüğünde salgı salgılamaktadır. Yiyecek, öğrenmeye gerek duyulmadan doğal olduğundan koşulsuz uyarıcıdır.

Daha sonra devamlı her yemekten önce zil çalınması sonucunda artık köpek her zil sesini duyduğunda daha yemeği görmeden iç salgı salgılamaktadır. İşte burada nötr olan zil sesi koşullu uyarıcı haline gelmektedir.

 Koşullu uyarıcı tarafından açığa çıkarılan tepki ise ‘koşullu tepki’ adını alır.

 Aslında koşullu ve koşulsuz tepkiler aynıdır. Ancak koşulsuz tepki, koşulsuz doğal uyarıcılarla, koşullu tepki ise koşullanma sonucunda ortaya çıkmaktadır.

 

 İkincil koşullanmalar: koşullanma sonucunda, koşullu uyarıcıya tepki verilmesi öğrenildikten sonra bu koşullu uyarıcı, bir başka koşullanma için koşulsuz uyarıcı olarak kullanılabilir. İşte bu olaya ‘ikincil koşullanma’ adı verilir.

 

 Uyarıcı genellemesi; koşullama gerçekleştikten sonra koşullu tepki sadece sözkonusu koşullu uyarıcıya değil diğer uyarıcılara gösterilmesi olayına ‘uyarıcı genellemesi’ denir.

 

 Edimsel koşullanma:

 

 1930’lu yıllarda Skinner ve Polonyalı iki psikolog tarafından klasik koşullanma dışında gerçekleştirilen bir koşullanmadır.

 Klasik koşullanma istemsiz, irade dışı bir koşullanmadır. Edimsel koşullanma da ise istemli davranış için geçerli refleksif bir koşullanmanın olması için dışarıdan bir uyarıcıya gereksinim vardır.

 B.F.Skinner, yalnız tepkilerin değil edimlerin de şartlanabileceğini ileri sürmüştür. Skinner, yalnız bir uyarıcıya karşılık yapılan davranışların değil, bireyin kendiliğinden yaptığı hareketlerin de şartlanmakta olduğuna dikkati çekmiş ve buna ‘edimsel’ ya da ‘operant şartlanma’ denilmiştir.

 Edimsel davranışlar, herhangi bir dış uyarıcı olmaksızın kendiliğinden yapılan istemli, irade içi davranışlardır. Örneğin; çocuğun çevresini araştırması, istemli edimsel bir davranıştır.

 Bir dış uyarıcıya gerek olmayan, edimsel davranışlarımızın ortaya çıkış sıklığı ve şiddetleri çevremizde olan olaylardan etkilenmektedir. Genel olarak, hoşumuza giden sonuçlar doğuran davranışları daha sık, hoşumuza gitmeyen sonuçlar doğuran davranışlarımızı ise daha az veya hiç tekrarlamama olasılığı vardır. İşte, istemli bir davranışın doğurduğu sonuçlara bağlı olarak, ortaya çıkış sıklığı ve şiddetinin azalması ya da çoğalması olayına ‘edimsel koşullanma’ adı verilir.

 Bir davranışın ortaya çıkardığı sonuçlar ve bu sonuçların davranış üzerindeki etkilerine göre sınıflandırılırlar.

 Kendisini ortaya çıkaran davranışın, tekrarlanma olasılığını artıran bir sonuç ‘pekiştireç’ olarak adlandırılır.

 Kendisini ortaya çıkaran davranışın tekrarlanma olasılığını azaltan sonuca ise ‘ceza’ ya da ‘itici uyarıcı’ adı verilir.

 Örneğin; para birçok kişi için bir pekiştireçtir. Buna karşılık bir arkadaş kaybetme ya da acı, bir ceza veya itici uyarıcıdır. Zira, birçok kişiye acı veren bir olay daha az ya da hiç tekrar etmeyecektir.

 Pekiştirilen davranışın tekrar edilmesi artacak, cezaya maruz kalan davranış ise ya daha az ya da hiç tekrar edilmeyecektir.

 Pekiştireç; bir davranışın ortaya çıkış sıklığını artıran herhangi bir uyarıcıdır.

 

 Pekiştireçler iki türdür:

 1-Olumlu pekiştireç; eğer bir davranışın sonunda ortaya çıkan sonuç veya uyarıcının o davranışın ilerde tekrarlanma olasılığını artırırsa bu sonuca, uyarıcıya ‘olumlu pekiştireç’ adı verilir.

 2-Olumsuz pekiştireç; bir davranışın sonucunda ortamda bulunan itici bir uyarıcının ortadan kalkması sözkonusu davranışın görünüm sıklığını artırırsa bu uyarıcıya ‘olumsuz pekiştireç’ denir.

 Pekiştireç, davranışı pekiştirme yanında, bu pekiştirme esnasında ortamda bulunan uyarıcıları da konrolü altına alır. Yani davranış, pekiştirme esnasında, ortamda bulunan uyarıcı görüldüğü zaman ortaya çıkar.

 Davranışın sadece pekiştireçle birlikte görülen uyarıcıya bağlı olarak ortaya çıkması olayına edimsel koşullanmada ‘uyarıcı kontrolü’ denmektedir.

 Davranışı kontrol eden ise ‘ayırdedici uyarıcı’ denir. Örneğin; çocuk belli bir durumda kendisini başarıya götüren bir davranışın, başka benzer bir durumda başarıya götürmediğini görürse, bu iki durum arasında bir ayırma yapar. Bir edimin ya da tepkinin ancak belli durumlarda etkili olduğunu kavrar ve bu belli durumun ayrıntılarına dikkat eder.

 Gerek klasik koşullanmada gerekse edimsel koşullanmada davranışın tekrar etmemesine ‘sönme’ denir. Örneğin; zil sesine şartlandırılmış olan köpeğe birçok kez zil çalındığı halde yemek verilmemesi halinde köpek bir süre sonra zil sesiyle birlikte iç salgı salgılamamaya başlıyor. İşte bu olaya sönme ya da deneysel çözülme, silinme denir.

DENEMELER -3 (AHMET AĞI)

Çarşamba, 11 Kasım 2009

 

- Uğrunda öldüğümüz ve öldürdüğümüz bizi bölen ne varsa (sınırlar, sınıflar, milliyet, mülkiyet, inanç farkları…), bunlar üzerinden yapılan her türlü siyaset, çoğu kez hepimizin de ‘dünyalı’ ve ‘insan’ olduğumuz gerçeğinin önüne geçmektedir.

 

 Hepimiz aynı familyanın üyesi olarak insanız ve hepimizin ülkesi, dünyadır. İnsana ve dünyaya verilen zarar, herkese verilen zarardır. Tüm insanlığı ve doğayı esas almayan hiçbir anlayışın geçerliliği yoktur.

 

- Demokratik kitle örgütleri ne kadar etkili kullanılırsa, sivil inisiyatif de o kadar güçlü olur.

 

- Aslolan yanlışları düzeltmektir. Yoksa yanlış yapanı yok etmek ya da baskı altına almak değil.

 

- Halklar barıştan, tiranlar / zorbalar savaştan beslenir.

 

- Cephede en arkada olanların, cenazede en önde olmaya hakkı yoktur.

 

- Bir memleketin büyüklüğü, topraklarının genişliğiyle değil, vatandaşlarının hak ve özgürlüklerden ne kadar yararlandığı ile ölçülür. Ulusal gelir, adil bir şekilde paylaşılmıyorsa, orada haksızlık ve hırsızlık var demektir. Adaletin olmadığı yerde huzur olmaz.

 

- Hiçbir kişi ya da zümre; devletin, vatanın sahibi değildir. Orada yaşayan herkesindir. Kimse kimseyi kovamaz ve devletin verdiği yetkiyi kendi adına kullanamaz.

 

- Geçmişe üzülen, gelecekten korkan insanların gelişimleri durmuş demektir.

 

- Onayladıklarınızı yüceltmeyin, aksi halde onların eksik olduğunu, onaylamadıklarınızı küçültürseniz de onlardan korktuğunuzu kabul etmiş olursunuz.

 

- Varlık hakkında kesin bilgilere sahip olmayışımız, tüm kabul ve anlayışların birbirine karşı hoşgörülü yaklaşımını zorunlu kılmaktadır. İster bilimsel teorilere isterse mitlere / efsanelere dayalı anlayış ve kabuller olsun, her ikisinin de birbirinin söz-eylem alanına müdahale etmeden yaşamayı öğrenmeleri gerekmektedir. 

 Bir tercihin meşruiyetinin önceliği, diğerinin söz-eylem özgürlüğüne müdahale etmediği sürecedir. Buradan hareketle, siyasi bir rejimin demokratik ve laik olması aslında bir zorunluluktur. Devletin dini ya da ideolojisi olamaz. Sadece anayasal anlamda, herkese eşit mesafede duran ilkeleri olabilir.

 

- Kimse kendi görüş ya da inancını zorla dikte veya empoze edemez. Hak ve özgürlükler çevçevesinde kendi fikirlerini açıklayabilir, yayabilir.

 

- Bir yönetici de aranacak en önemli vasıf, herkese karşı adil davranmasıdır. Yoksa kim olduğu ya da nasıl düşündüğü değil.

 

- Taraftarının çokluğu, bir görüşün haklı olduğu veya daha imtiyazlı olabileceği anlamına gelmez. Hiçbir görüş ya da inanç diğerleri üstünde egemenlik kuramaz.

 

- Herkes, eşit hak ve özgürlüklere sahiptir.

 

- Üniformist bir yaklaşımla, insanları her konuda eşitlemeye çalışarak tek tip insan yaratma düşüncesi olsa olsa ilkel bir düşüncenin ürünü olabilir.

 

- Doğa, eşitlik üzerine değil farklılıklar üzerine kuruludur. Birbirinin benzeri çok şey vardır ama aynı olan hiçbir şey yoktur. Bu nedenle ‘doğa’, tam bir sanat eseridir.

 Eşitlik, bir matematik terimidir; 2=2 gibi. Sosyal konularda eşitlik ise hak ve özgürlüklerden yararlanmadadır.

 

- Kollektif fikir ve inançlara dayalı yapılanmaların arkasında, birilerinin birilerini yönetme ve menfaat sağlama isteği vardır. İnsanların inanma, güvenme ve daha güçlü bir yapının üyesi olma ihtiyacını değerlendiren bu kişiler, bireyleri sürüleştirip cemaatleştirerek çok daha kolay kontrol edebilmektedirler.

 

- Her türlü inanç ve fikrin kaynağı birey olduğu halde hor görülmesi, birilerinin kendilerini, diğerlerinden daha imtiyazlı görmesi sonucudur.

 Ne türlü olursa olsun, hep aynı kesimlerin birileri için fedakarlıkta bulunmasını istemesi, faşizmden başka bir şey değildir.

 

 - Bireyi yadsıyan her fikir doğasına aykırıdır. Birey olmadan fikir olmaz. Aşılamaz hiçbir düşünce yoktur. Fikirler her zaman değişerek gelişim sağlarlar. Sabit fikirli olmak, kişinin kendisini başkalarının kölesi haline getirmesidir. Tüm kollektif düşünceler, üyelerinin bağlılığını artırmak için kendisini diğer inanç ve fikirlerden üstün görür.

 

    - Çoban sayısı arttıkça, sürü sayısı da artar ancak koyun sayısı azalır.

 

    - Meşruiyyet içerisinde tüm farklılıklar, dünyamızın zenginliğidir ve gerçeğin farklı birer kavranış şeklidir.

 

    - Siz onları hurafelerden, onlar da sizi cehennemden kurtarmaya çalışırken dünyayı yaşanmaz hale getiren, böylesi bir iyi niyet oldu.

 

    - Nasıl iman etmişsen, her şeyi de ona uygun görürsün.

 

      - Bilinç, baskıdan doğar.

 

   - Savaş, profösyonellerin işidir. Amatörleri en öne koymak, onları ölüme göndermektir.

 

   - Çoğu kez bir inancın bağlıları, başka bir inancın kışkırtıcıları olmaktadır.

 

   - Sorun, herkesin kendi tercihini diğerlerinden üstün görmesinde değil, kendi tercihini diğerlerine egemen kılmak istemesindedir. Diğerlerini zorla da olsa istediği yönde değişime tabi tutmasıdır. Bunun içindir ki, devletin ne dini ne de ideolojisi olamaz. Tüm inanç ve fikirlere eşit mesafede duran, anayasal kuralları olabilir.

            - Evrenselliğin yolu, yerellikten geçer.

 - Gelişmiş ülkelerle diğerleri arasında, farktan öte uçurumlar varken, küresel politikalarda ilk adımın bu ülkelerden beklenmesi, çok büyük haksızlık olur. Dünyamızın bu hale gelmesinde, en çok kimlerin payı varsa öncelik onlara düşer. Hem sicili bozuk hem de veto yetkisi bulunan gelişmiş ülkelerin, silahsızlanmadan çevre kriterlerine kadar öncelikle kendilerinin adım atması gerekir.

 

  - İnsanlar, yaşadıkları ülkede  layık olduğu değeri görmüyorsa; vatanmış, üniter yapıymış, devletmiş…o insanlar için bir anlam ifade etmez.

 

 - Kan, gözyaşı ve katliamlar üzerine inşa edilen bir yapı er ya da geç tasfiye olur.

 

 - Dış güçler ve yerli işbirlikçileri, her seferinde halkı daha beteriyle korkutup, kendi zulüm ve sömürülerine devam ediyorlar.

 Hep aynı numara! “Ölümü gösterip sıtmaya razı etmek”.

 

 - Her türlü inkar ve imha politikası, günü geldiğinde tarihle hesaplaşmaktan kaçamayacaktır.

 

 - Nerede insanca muamele görüyorsan, vatanın orasıdır.

 

 - Her zaman üst gelir grupları sermayelerinden, alt gelir grupları ise onurlarından fedakarklıkta bulunuyorsa orada eşitlik, kardeşlik ve adaletten bahsedilemez.

 

 - Haksız bir saldırı yoksa, hiçbir savaş senin savaşın değildir.

 

 - Bütün davranışların anlamını ideolojide aramak, ideolojiyi din haline getirmektir. Her konuya eleştirel yaklaşmalı, ayrıca neleri kabul ettiğinden çok ne yaptığın daha önemlidir.

 

 - İnsanlığa hizmet için varım diyenlerin pek çoğu, kendi egolarını tatmin etmek ve egemen olmak için uğraşırlar. Bu uğurda her şeyi göze almaları bunun bir göstergesidir.

 

- Büyüklerin zulmü, küçüklerin elleriyle gelir. Hainler olmasa zalimler de olmazdı.

 

- Eşitlik adına tüm insanları, tek tip insan haline dönüştürmek, sonra da aldığı nefesi dahi kontrol eden totoliter bir devlete tabi kılmak, insanın emeğine yabancılaşmasından daha beter bir kendine yabancılaşmadır.

 

 - Herşeyi eşitlemeye çalışmak, yeni eşitsizlikler yaratmaktır. Emeğe hakettiği değeri vermemek, adaleti yokeder.

 

- Hayatta en başarılı insanlar, başkalarının doğrularını almaktan imtina etmeyen ve kendi doğrularının yanlışlanması halinde de görüşlerini değiştirmekte hiç tereddüt etmeyenlerdir.

 

- Sorun dogmalarda değil, onların sorgulanmayışındadır. Dogmatizm kaçınılmaz bile olsa sorgulamak en akıllaca tutumdur.

 

- Kesin olarak bilmediğimiz bir şey hakkında, kesin ve sorgulanamaz bir biçimde, “bu böyledir” diye inanmak, dogmatiklerin işidir.

 

- Bilmediklerimiz hakkında varsayımlar ileri sürülebilir ama bu varsayımlardan birine ‘iman etme’ zorunluluğu yoktur.

 

- Bir insan kendi söylediklerine “bunlar tanrı sözüdür” diyebilir. Fakat şaşırtıcı olan, pek çok insanın iman etme mecburiyeti olmadığı halde biat etmesidir.

 

- Ulaşım ve iletişim arttıkça, küreselleşme artar.

 

- Başarıyı küçümseyenler, kendi komplekslerine yenilmiş olanlardır.

 

- Bir inanç ya da bir fikre yaslanarak siyaset yapan veya tutum ve davranışlarını belirleyenler, hiçbir zaman birey olamazlar. Kendileriyle başbaşa kalmaya dahi tahammül edemezler.

 Her türlü inanç ve fikri sorgulayan insan, tek başına gerçeği arayan insandır. O her şeyi bilmek, anlamak ve açıklamak adına, bir yere ait olmayı reddedendir.

 

- Dünya ekonomilerinin büyümesi, daha çok enerji tüketimi ve daha çok küresel ısınma demektir. Kaynakların sorumsuzca tüketilmesi, belki servet artışı sağlayacak ama böyle giderse bunu harcayacak bir dünya bulamayacağız.

 

- İnsanlar, kendi hayatlarının sorumluluğunu almamak adına, başka biri ya da birilerine biat ederler. Böylece, bir yanlış ya da suçlu varsa bu kendileri olmayacaktır.

 Kendi iradesini devretmesinin ödülü; efendisinin gücü ve himayesidir. Efendi ne kadar güçlüyse, onun sesi de o kadar güçlü olur. (Efendi; kişi, grup, cemaat, parti vs.) Belli ölçüde mutludur da, kendisi karar vermediği için içsel bir çelişki de yaşamaz.

 Doğru bildiklerini ne zaman ki sorgulamaya başlar; işte o andan sonra, teslimiyet azalırken çelişkiler artar.

 

- Sosyalizm, kapitalizmde olduğu gibi ‘artı değer’ kaynaklı zenginlik üretemediği için sistem giderek fakirleşmeye başlar. Öyle ki, beslenme ve barınma gibi temel ihtiyaçları dahi karşılayamaz hale gelir.

 İnsanın yeryüzündeki serüveninin amacı, sadece fizyolojik ihtiyaçlarını karşılamak değildir. Bundan daha önemlisi, dünyaya mahkum olan yazgısını değiştirmektir.

 

SAMUEL P.HUNTİNGTON

Cuma, 26 Haziran 2009

 MEDENİYETLER ÇATIŞMASI

- En büyük tehlike, medeniyetlerden gelen devletler veya devlet grupları arasındaki çatışmalardır.

- İnsanlık tarihindeki temel medeniyetler, büyük ölçüde dünyanın büyük dinleriyle tanımlanmıştır.

- Batı medeniyeti dünyayı; düşüncelerinin, değerlerinin veya dinin (diğer medeniyetlerden çok az kişi hristiyanlığa girmiştir) üstünlüğüyle değil daha çok, örgütlenmiş gücü ve zoru kullanmasındaki üstünlüğü sayesinde fethetmiştir. Batılılar çok kez bu gerçeği unuturken, Batılı olmayanlar ise hiçbir zaman bunu unutmazlar.

- Pop kültürünün ve tüketim mallarının bütün dünyaya yayılmasının Batı medeniyetinin bir başarısı olarak gösterilmesi, Batı kültürünü önemsizleştirmektedir. Batı medeniyetinin özü ‘Magna Carta’dır (1215).

- Atatürk, ülkenin islami geçmişini reddederek Türkiye’yi  ‘parçalanmış bir ülke’ haline getirmiştir. Bir yanda dini, gelenek, görenek ve kurumları islama dayanan, ama diğer yanda da ülkeyi batılılaştırmak, modernleştirmek ve Batıyla bir yapmak isteyen yönetici elitlere sahip bir ülke.

- Batının iktidarının yükselişi dört yüzyıl sürmüştür, düşüşü de bu denli uzun olabilir. Batının uluslararası toplumdaki üstünlüğünün 1900 yılında doruğa çıktığı söylenebilir.

- Avrupa sömürgeciliği artık sona ermiştir ve Amerikan üstünlüğü de gerilemektedir. Bunu Batı kültürünün erozyona uğraması ve beraberinde yerel nitelikte ve köklerini tarihten alan töreler, diller, inançlar ve kurumların kendini göstermeye başlaması izlemektedir.

- Siyasal görüşleri bakımından ‘İslami yeniden doğuş’, kutsal kitapları, mükemmel toplum vizyonu, temel değişim isteği, varolan güçlerin inkarı ve ılımlı reformcu çizgiden şiddete dayanan devrimci çizgiye kadar değişiklik gösteren ideolojik farklılığıyla birlikte, belli ölçüde Marksizme benzemektedir.

- M.Kemal, bir dizi dikkatlice hesaplanmış devrim yoluyla halkını, Osmanlı ve müslüman geçmişinden uzaklaştırma girişiminde bulundu. Çok uluslu bir imparatorluk fikrini reddeden Kemal, homojen bir devlet meydana getirmeyi amaçlamış, bu süreçte Ermeniler ve Yunanlılar ülkeden zorla kovulmuş ve öldürülmüştü.

- Kemal, Büyük Petro’ya öykünerek dinsel gelenekselciliğin bir simgesi olduğu gerekçesiyle fesi yasakladı. Halkı şapka giymeye teşvik etti. Türkçenin Arap harfleriyle değil, Latin harfleriyle yazılmasını kararlaştırdı. Bu reform, latin harfleriyle okuma yazma öğrenen yeni kuşakların engin bir geleneksel literatüre erişmesini imkansızlaştırdı…Batılaşma hem modernleşmeyle el ele yürüdü hem de modernleşmenin vasıtası oldu.

- Kemalist tepki başarısız oldu. Batılı olmayan toplumlar modernleşeceklerse, bunu Batılı tarzda değil, kendi tarzlarında yapmalıdırlar.

- Osmanlının yıkılışı, islamı çekirdek bir devletten yoksun bıraktı.

- Türkiye, kendisini “laik bir devlet olarak” tanımladığı sürece, islamın liderliğine soyunma olasılığı yoktur.

- Türkiye kendisini yeniden tanımladığı taktirde ne olur? Türkiye bir noktada Batı dünyasına üyelik için yalvarıp duran bir dilenci olarak oynadığı hüsran verici ve aşağılayıcı rolden vazgeçip, Batının temel islami muhatabı ve düşmanı olarak oynadığı çok daha etkileyici ve onurlu tarihsel rolü yeniden üstlenmeye hazır hale gelebilir.

- Türkiye, laikliği kaldırıp kendi medeniyet kümesinde bir parya konumundan çıkarak İslam medeniyetinin lideri haline gelebilir…Ama bunu yapabilmek için Atatürk’ün mirasını, Rusya’nın Lenin’in mirasını reddedişinden daha eksiksiz reddetmek zorunda kalacaktır. Böyle bir hamle aynı zamanda, Atatürk kalibresinde bir lideri gerektirir.

- Komünizmin çöküşüyle,  Batının “demokratik liberalizm” ideolojisi küresel bir zafer kazandı…Batı ve özellikle de bir “misyoner ulus” olagelen ABD, Batılı olmayan halkların kendilerini, Batının değerleri olarak kabul edilen demokrasi, serbest piyasa, sınırlı hükümet, insan hakları, bireycilik, ve hukuk devleti değerlerine teslim etmeleri gerektiğine ve kendi kurumlarında bu değerleri gerçekleştirmeleri gerektiğine inanır.

- Batı için ‘evrenselcilik’ anlamına gelen, diğer medeniyetler için ‘emperyalizm’ anlamına gelir.

- Batı, batılı olmayan toplumların ekonomilerini, kendisinin hakimi olduğu küresel bir ekonomiyle bütünleştirmeye çalışıyor.

- ABD; aralarında beşi Müslüman yedi devleti terörist devletler olarak sınıflandırmıştır. Müslüman ülkeler; İran, Irak, Suriye, Libya ve Sudan, diğerleri de Küba ve Kuzey Kore’dir…1980-1995 yılları arasında ABD, ortadoğuda hepsi de müslümanlara yönelik onyedi askeri operasyona girişmiştir.

- Soğuk savaşın görece basit iki kutupluluğunun yerini çok kutuplu, çok medeniyetli bir dünyanın çok daha karmaşık ilişkileri alıyor.

- İslamın sınırları dahilinde nereye bakacak olsanız, müslümanların komşularıyla barış içinde yaşamada sorunlar yaşadığını görürsünüz.

- Müslümanlar, dünya nüfusunun yaklaşık beşte birini oluşturuyor ama 1990’larda diğer herhangi bir medeniyetin halkından çok daha fazla grup arası şiddete bulaştılar…İslamın sınırları kanlıdır, dolayısıyla iç kısımları da öyle.

James Payne şu sonuca ulaşır; “islam ile militarizm arasında çok kesin bir biçimde bir bağlantı mevcuttur”.

- Müslümanların dövüşkenliği ve şiddet düşkünlüğü, ne müslümanların ne de müslüman olmayanların yadsıyabileceği yirminci yüzyıl olgularıdır.

- İslamın en baştan itibaren kılıç dini olup, askeri erdemleri yücelttiği savı ileri sürülmektedir. İslam “savaşçı Bedevi göçebe kabileleri” arasında doğdu ve bu şiddete dayalı köken islamın kuruluşuna damgasını vurdu. Muhammed’in kendisi çetin bir savaşçı ve becerikli bir komutan olarak anılır. Bu ne İsa için ne de Buda için söylenebilir. İslamın öğretileri, öne sürüldüğü üzere, inançsızlara karşı savaşmayı buyurur…

- Kuran ve müslüman inançların diğer açıklamaları şiddete ilişkin çok az yasaklama içerir ve şiddete başvurmama kavramı, müslüman öğretisi ve pratiğinde eksiktir.

- İslam dünyada istikrarsızlığın kaynağıdır çünkü, baskın bir merkezden yoksundur.

- Batı medeniyeti evrensel olduğu için değil, benzersiz olduğu için değerlidir.

 


  • watt
  • liverpool
  • freida pinto zac posen
  • c span yesterdayc span zelaya
  • connecticut department of labor
  • search in vi
  • potter
  • hp support helpline
  • new england patriots 1996 roster
  • new england patriots wiki
  • search tumblr
  • cessna
  • mongoose
  • connecticut limo
  • search engines and flash
  • 4pm cspancspan area 51cspan 90.1
  • vince young jay cutler
  • new england patriots 4
  • fastest
  • cspan hosts
  • mtv music awards
  • battleship ipad
  • bengals 80's
  • la ink price list
  • gypsy
  • vince young uncle rico
  • chad ochocinco yesterday
  • bcbg
  • hp support 6310hp support 7200
  • franchise
  • advise
  • freida pinto dev
  • c span youtube obama
  • dis tester
  • melanie
  • connecticut 104.1
  • bangles eternal flame mp3bengals forum
  • hp support 6930p
  • johanson
  • cspan question timecspan radio
  • chicago bears 96
  • bengals 09
  • hp support englandhp support forum
  • bengals forum
  • search engines of the world
  • la ink ink
  • tea party zombies download
  • bea binene
  • new england patriots kim kardashian
  • cricut
  • mtv true life
  • connecticut renaissance faire
  • battleship aurora
  • disconnect
  • bea input output
  • sensei
  • miata
  • battleship aurora
  • chicago bears tattoos
  • search 78search 800 numbers
  • la ink 03x05
  • search 3 bodybuilding other index
  • randy moss wallpaper
  • growing
  • cellphones
  • bea goldfishberg
  • chad ochocinco quotes video
  • closed
  • okidata
  • zara phillips royal wedding picture
  • hp support 2133
  • tea party obama
  • greg olsen puzzles
  • connecticut quarter error
  • bengals kids jersey
  • la ink upcoming episodes
  • greg olsen vikingsgreg olsen wife
  • hp support center
  • violins
  • stardust
  • chicago bears posters
  • chad ochocinco sisterchad ochocinco twitter
  • battleship 3d game
  • randy moss college
  • bengals undraftedbengals vs steelers
  • caffeine
  • olde
  • new england patriots 84
  • connecticut secretary of state
  • cola
  • mtv oddities
  • seaview
  • accessaries
  • bengals football
  • chicago bears training camp
  • chicago bears donation request
  • search 2.0
  • hp support chat
  • handles
  • amtrak
  • bea spells a lot
  • chicago bears 08 record
  • dist 91
  • bea exhibitors
  • chad ochocinco traded
  • bengals cheerleaders tryouts 2011
  • shoulder
  • hearings
  • connecticut post
  • connecticut 7 day weather forecast
  • la ink 3rd season
  • bea 2011 map
  • connecticut law tribune
  • tea party young people
  • vascular
  • tea party medicare
  • c span ii
  • chicago bears 4th phase
  • function
  • bea verdi
  • randy moss bio
  • la ink games online
  • battleship lexington
  • dis n dat band
  • bea oracle
  • tea party birthday
  • vince young football camp
  • chad ochocinco celebrationschad ochocinco dating
  • lightning
  • vince young wiki
  • vince young redskins
  • vince young rumors
  • zara phillips kids
  • mtv 30 years
  • search dog foundation
  • chad ochocinco 15
  • hp support 6500a plus
  • programmer
  • randy moss yahoo stats
  • bengals hard knocks episode 1
  • new england patriots needs
  • lily
  • randy moss football cards
  • search engines visibility
  • c span kozol
  • vince young to eagles
  • la ink corey
  • corrupt
  • virtue
  • trophies
  • operated
  • la ink youtube pixie
  • greg olsen mormon
  • every
  • hp support error 1005
  • vince young 2008
  • pure
  • search with image
  • mtv website
  • chicago bears number 17
  • bea 460 bosch
  • chad ochocinco to detroit
  • wonderful
  • bea test
  • search vim
  • rama
  • search comcast net
  • bengals 09 record
  • new england patriots rumors
  • damascus
  • search engines for jobs
  • hp support quick test pro
  • clasp
  • bea rims
  • new england patriots 65
  • new england patriots 3 4
  • chad ochocinco stats
  • partners
  • 4pm cspancspan area 51cspan 90.1
  • freida pinto jeansfreida pinto kissing
  • programing
  • hiker
  • search engines non tracking
  • search 990 filings
  • hp support assistant review
  • cspan streaming
  • bengals xxiii
  • chad ochocinco xpchad ochocinco youtube
  • vince young z
  • chad ochocinco and cheryl burke