‘insan’ olarak etiketlenmiş yazılar

DENEMELER -4 (AHMET AĞI)

Salı, 29 Haziran 2010

 

- Acı, bilinçle doğru orantılıdır.

- Sübjektivizmin varlığı, objektif bir olgudur.

- İnsanlarla arandaki mesafe, seni sırtından vuramayacakları kadar olsun.

- Bugünü yarının provası olarak yaşayanlar, hiçbir zaman bugünü yaşayamazlar.

- Ayıp, yasak, günah üçgeninde yaşayan insan için aşk yok, düş yok, umut yoktur.

- ‘İyi’ ya da ‘kötü’ dediğimiz şey, aslında ihtiyaçlar nedeniyle kaçınılmaz olandır.

- Ödül ya da ceza beklemeden, sadece ‘iyi’ olduğu için eylemde bulunan insan, en muteber insandır. ‘İyi insan’ın ortaya çıkmasıyla, bu insanı hedefleyen ahlak, hukuk ve teolojiye de gerek kalmaz.

- Başkasını oynamak, kendin olmaktan daha zordur.

- Tanrıyı oynayan, herkesi günahkar görür.

- Tanrı, insanın koyun gibi davranmasını isteseydi, insanı yaratmasına gerek kalmazdı.

- Hayat şöyle ya da böyle bir oyundur, mevzu senin nasıl oynadığındır.

- Kendi yanlışlarınızı, başkalarının doğruları haline getirmeye çalışmayın.

- Hatanın küçük olması, yolaçtığı zararın da küçük olacağı anlamına gelmez. Çok küçük önlemlerle, çok büyük felaketlerin önüne geçebilirsiniz.

- İnsan, eksiklikler bütünüdür.

- Herşeyin daha kötüsü, duyarlılığını yitirmektir.

- Ne kadar sahipsen, o kadar bekçisin.

- En büyük israf, yetenektir.

- Yaratıcı zeka, zor anlarda ortaya çıkar.

- Doğrular herkesi, yanlışlar ise söyleyeni bağlar.

- Sonradan görmezlerden değil, sonradan görmelerden sakının!

- Akıllı insan eleştirir, cahil ötekileştirir.

- Bilinç, baskıdan doğar.

- Her son, başka bir sonla sonsuzluğa açılır.

- Her özgürlüğü belirleyen bir kader vardır.

- Dualite ontolojik değilse, herşey bütününün bir parçasıdır.

- ‘Vahdet-i vücud’, tanrının ‘kuantum’ halidir.

- İnsan, tanrının taklitçisidir.

- Önemli olan seni dünyaya getirmeleri değil, nasıl bir ‘dünya’ verdikleridir.

- Bilgelerin ortak özelliği, aynı gerçeği farklı dile getirmeleridir.

- ‘Aydın insan’, kendi literatürünün karşılığını farklı terminolojilerde de kurabilen kişidir.

- Dev hacimli ‘küçük eserler’  ile küçük hacimli ‘dev eser’ler arasındaki fark, dilin gücündedir.

- Kitaplar doğrularıyla olduğu kadar, yanlışlarıyla da çok daha öğretici olabilir.

- ‘Kitap okumak’ herşey değildir ama hiç okumayan da yozlaşır.

- ‘Okumak’, sadece iki kapak arasında puntolarla dizilmiş yazıları okumak değil, yazılan herşeyin de kaynağı olan insanı, doğayı, evreni okumaktır.

- Bugün neyi okursanız yarın onu yazarsınız. Neyi ne kadar kadar iyi okursanız -genetik kodlar dahil - o kadar yeniden yazarsınız.

- Olgularla kuşatıldığımız halde, olguların dışında bir anlam aramak boşunadır. ‘Dil’ de olgusaldır ve ‘olgusal olmayan’ı ifade edemez.

- Ölüm de bir varoluş biçimidir.

- Ölüm bu denli gizemli olmasaydı, hayata bu kadar bağlanmazdık.

- ‘İyi insan’, karşısına çıkan herkese ve herşeye hakettiği değeri veren kendi haddini de bilendir.

- “Bir faydan yoksa, zarar da verme”.

- İdealleri olmayan bir insan için, hayat alışkanlıklardan ibarettir.

- Kendin olmayı başardığın sürece, başkalarıyla dost olabilirsin.

- Zaman, herşeyin üzerinde bir sarkaçtır.

- Başkasını sevmeyebilirsin ama ne alçaltıcı ne de kötü muamelede bulunamazsın, hatta sesini bile yükseltemezsin.

- Hayatımızın büyük bir kısmı alışkanlıklar ve bağımlılıklardan ibarettir. Kendi fikirlerimiz sandığımız pekçok düşünce de böyledir. Ancak ezberimizi bozan durumlarla karşılaştığımızda önce savunmaya geçer sonra da sorgulamaya başlarız.

../..

- Bir kum tanesinin dahi sırrı çözülmemişken, herşey ayan beyan ortadaymış gibi birilerine iman edenler, ‘koyun’ olmanın ötesine geçememiş olanlardır.

- İnsanı dünyaya tanrının bıraktığına inanılıyorsa, bu bile orada kalması için değil kendisine gelmesi içindir.

- ‘Dünya’, insanoğlunun sadece yaşamını idame ettirdiği ya da cezasını çektiği bir ‘cehennem’ değil, ‘yeni dünyalar’ bulması için bir başlangıçtır.

- ‘Karanlık güçler’, önce ‘bela’ çıkarıyor sonra da ”bunu ancak biz çözeriz” diyerek, her daim çaresizliğe karşı yeni bir umut görüntüsüyle ortaya çıkmaktadır. Aldıkları her vekalet, hep daha fazlasını almalarına meşruiyyet sağlarken, pek çok insan da bunlara gönülden inanıp, şükran duygularıyla herşeylerini verecek kadar teslim olmaktadır.

- Zavallı insan! günahı içinde kıvranırken, kurtarıcısına karşı sonsuz minnet ve şükran duygularıyla teslim olmuştur…

- Dünyanın ‘cehennem’, tanrının ise ‘cezalandırıcı’ olması, kendi varoluş nedenleri için oluşturdukları bir mittir. Böylece, ‘tanrı için işkence’ dahi mübah hale gelir. Meşruiyyetini ‘ilk günah’tan alan tanrı fikri, insanı ‘kul köle’ etmenin en kolay yoludur.

- Tanrı insani kültürün, insan dünyanın, dünya… gerçeğin bir parçası; söylenebilir olan herşey, gerçeğin bir parçasıdır kendisi değil.

- Hiçbir şey gerçeğin ötesine geçemez ve gerçekle kıyaslandığında, ’dünyalı tanrılar’ bile cüce kalır.

- Gerçek; herşeyi kuşatan, sonsuz çeşitlilikte, sonsuz biçimlere dönüşebilen ve söylenen herşeyin de fazlasıyla ötesinde olandır.

-İnsanlar çoğunlukla, “tanrının kavramsal gerçekliği” ile “gerçeğin tanrısallığını” aynı şey sandıklarından başkalarını yargılama hakkını da sadece kendilerinde görüyorlar.

- Ateistlerin reddettiği, sonuç itibariyle ifadesini insanda bulan tanrı anlayışlarıdır. Yoksa gerçeğin tanrısal niteliklere sahip oluşunu reddetmek için akıl ve izandan yoksun olmak gerekir.

- Din, insanın tanımladığı tanrının yaptırım gücüne dayanarak, sosyal hayatı düzenleyen kurallardır. Sonuçta da kültürün bir parçasıdır. Ateizm ise aslında dinin bir reddidir, dinin ortaya koymuş olduğu tanımlanmış tanrının reddidir.

- Aslolan gerçektir. Gerçek, herkesin ve herşeyin bir parçası olduğu halde tamamı hakkında kimsenin de bir şey bilmediği, sürekli keşfettiğimiz ve fakat yorumlarımızın da ötesine geçemediğimizdir.

../..

- İnsan, korkuların en dehşetlisiyle baskılanıyor ve anlamaya çalıştığında da aforoz edilip, işkencenin her türlüsüne maruz kalıyorsa ne böyle bir ‘din’ ne de böyle bir ‘tanrı inancı’ olamaz.

“İnsana acımayan bir tanrı”, tanrı değil olsa olsa insanın insanı köleleştirmesi için yarattığı bir ‘canavar’dır.

Ortaçağdan kalma ceza ve işkencelerle insanı yakan, öldüren, patlatan bir tanrı inancı ancak sapkın olanlara hizmet eder. Maalesef pekçok insan da böyle bir inanca, şöyle ya da böyle hizmet etmektedir. Azgelişmiş toplumlarda kötü niyetli kişilerin, toplumu istedikleri gibi yönlendirmeleri de bir o kadar kolay olmaktadır.

../..

- Herkes kendi çıkarlarını korumayı, ‘insan hakları’ gibi gördüğünden kavga ve savaşların sonu gelmiyor. Oysa insan haklarını korumak, herkesin çıkarınadır. İkisini birbirinden ayırdetmenin yolu ise ‘insan hakları’ eğitimine çocuk yaşta başlanmasıyla mümkündür.

- İki tür alçalmadan daha iyisine şükretmek, sadece çaresizliğin bir ifadesidir.

- Birilerine duvar çektiğinizde, evet onlar içeri giremez ama siz de dışarı çıkamazsınız.

- Sizi rahatsız edecek diye herşeyden uzak durmanın bedeli, sizi mutlu edecek şeylerden de mahrum kalmaktır.

- Toplumların gelişimi; bilgi ve sermaye birikimiyle olur. Bilgi birikiminin temelinde ‘dogmalar’, sermaye birikiminin temelinde ise ’sömürü’ vardır. Arzulanan “refah toplumu” için bazı olumsuzlukların göze alınması gerekiyor. Bedel ödeme de ise alt gelir grupları, herzaman en başta gelmektedir.

- Demokrasi geliştikçe, sermaye tabana yayılır.

- Demokrasilerdeki en önemli ekonomik kriterler; yoksulluk sınırının üstünde, tekelleşme sınırınınsa altında kalmaktır.

- Demokrasilerin geliştiği açık toplumlarda devlet, bireylerin hizmetinde olup, kişi hak ve özgürlüklerini kısıtlayan tüm unsurları da ortadan kaldırmakla yükümlüdür. Aynı yapı içinde, kimi kurum ve kuruluşların hoşuna gitmese bile bireylerin seslerini en fazla duyurabildiği sistemdir. Örgütlülük açısından da Sivil Toplum Örgütleri, yönetim süreçlerinin her aşamasında vardır.

Buna karşılık kapalı toplumlarda devlet, bireylerden önce gelir ve idarecilerin gerekli görmesi halinde (devletin ve milletin yüksek menfaatleri icabı!) kişilerin aleyhine temyizi olmayan kararlar alabilir. Devletin, bireylerin üzerinde oluşu ve idarecilerinin de fazladan imtiyaz sahibi olması; totaliter, faşist bir yönetim anlayışıdır.

- Ulaşım ve iletişim arttıkça, küreselleşme de artar.

21. YÜZYILI BELİRLEYEN UNSURLAR:

· Küresel sermaye; artık dünyaya siyasilerden çok küresel sermaye yön vermektedir. Sermaye büyüdükçe, pazarı da o denli belirliyor. Pazar, tüm dünyadır.

· Liberal ekonomi / pazar ekonomisi; girişimcilerin devletden nemalanmasının yerini, herkesin parasını, pazarda rekabet ederek kazanması almıştır.

 

· Uluslarüstü yapılar; ulus devletlerin yerini ‘AB’ gibi uluslarüstü yapılar almakta ve dünya birliklere doğru gitmektedir. “Birleşmiş Milletler”in daha etkin olduğu, sınırların kalktığı ‘dünya devleti’ne doğru yol almaktayız.

 

· İnternet; küresel iletişim. Dünyada herkesin her şeyden haberdar olmasıyla “dünya kamuoyu” hergeçen gün ağırlığını daha hızlı ve etkin bir biçimde göstermektedir. Herkesin öğrenmek zorunda kaldığı ‘İngilizce’ ise dünya dili olma yolunda hızla ilerlemektedir.

 

· Çevre; tüm dünyamızdır ve onu dikkate almadan yapılan her şey sonunda bizim varlığımızı da tehdit eder hale gelmektedir (küresel ısınma, iklim değişiklikleri vs.). Uluslar arası çevre örgütleri dünya çapında etkin kuruluşlar haline gelmiştir.

 

· Sivil Toplum Örgütleri; “özgür birey, örgütlü toplum” anlayışı içinde, STK’ların görüşünü almayan hiçbir yaklaşımın da uygulanma şansı yoktur.

 

· Demokrasi; daha çok insan yönetim süreçlerinde yer almak istiyor. Demokrasilerin gelişimiyle beraber sistem de ‘mutlu azınlık’ kültüründen, ‘mutlu çoğunluk’ kültürüne doğru gelişmektedir.

 

· İnsan hakları, temel haklar ve özgürlükler; “insan hakları” bilincinin gelişmesiyle totaliter rejimler tasfiye olurken, demokrasilerin gelişimi yönünde kişi hak ve özgürlükleri de genişlemektedir.

 

Küresel uygulamalar bizleri, her geçen gün

“dünyanın evimiz, tüm insanlığın da ailemiz” olduğu yönünde evrimleştirmektedir.

 

- Zamanın ruhunu, tarihsel ve toplumsal koşulların değişimini dikkate almayan ideolojik ve dini uygulamalar, bizleri her seferinde özgürlüklerin kısıtlandığı baskıcı yönetimlere götürmektedir.

 

 

 

 

 

 

CAN YÜCEL

Salı, 01 Haziran 2010

 

CAN YÜCEL

 ”Ne kadar yalansız yaşarsak, o kadar iyi”.

  

Her şey Sende Gizli

 Yerin seni çektiği kadar ağırsın

Kanatların çırpındığı kadar hafif…

Kalbinin attığı kadar canlısın

Gözlerinin ileri gördüğü kadar genç…

Sevdiklerin kadar iyisin

Nefret ettiklerin kadar kötü…

Ne renk olursa kaşın gözün

Karşındakinin gördüğüdür rengin…

Yaşadıklarını kâr sayma:

Yaşadığın kadar yakınsın sonuna;

Ne kadar yaşarsan yaşa,

Sevdiğin kadardır ömrün…

Gülebildiğin kadar mutlusun

Üzülme bil ki ağladığın kadar güleceksin

Sakın bitti sanma her şeyi,

Sevdiğin kadar sevileceksin.

Güneşin doğuşundadır doğanın sana verdiği değer

Ve karşındakine değer verdiğin kadar insansın

Birgün yalan söyleyeceksen eğer

Bırak karşındaki sana güvendiği kadar inansın.

Ay ışığındadır sevgiliye duyulan hasret

Ve sevgiline hasret kaldığın kadar ona yakınsın

Unutma yağmurun yağdığı kadar ıslaksın

Güneşin seni ısıttığı kadar sıcak.

Kendini yalnız hissettiğin kadar yalnızsın

Ve güçlü hissettiğin kadar güçlü.

Kendini güzel hissettiğin kadar güzelsin…

İşte budur hayat!

İşte budur yaşamak bunu hatırladığın kadar

yaşarsın

Bunu unuttuğunda aldığın her nefes kadar

üşürsün

Ve karşındakini unuttuğun kadar çabuk

unutulursun

Çiçek sulandığı kadar güzeldir

Kuşlar ötebildiği kadar sevimli

Bebek ağladığı kadar bebektir

Ve her şeyi öğrendiğin kadar bilirsin bunu da

öğren,

Sevdiğin kadar sevilirsin…

 

ÖZLÜ SÖZLER -3

Perşembe, 18 Şubat 2010

 

 - İnsanlar, olumludan çok olumsuz uyaranlara karşı daha duyarlıdır…Bizi mutlu edecek birkaç şey varken, kendimizi kötü hissettirecek sayısız etkenlere yöneliriz.

        AMOS TVERSKY

 - Sadakat, insanı hergün doğru karar vermek zahmetinden kurtarır.

       THOMAS WATSON

 - Disiplin, kişinin kendisini cezalandırmasıdır.

       M. FOUCOULT

- Kendimizden bir şey üretememek, ne büyük zavallılıktır.

      PİCO DELLA MİRANDOLA

 - Gerçek bir taş kadar sert, bir gonca kadar yumuşaktır.

GANDİ 

- Hiçbir şey, gerçeğin ötesine geçemez.

GENERAL MacARTUR

 - İnsan, bir eksiklikler varlığıdır.

   HERDER

 - İnsan gündüzleri çalışıp didinir, geceleriyse acı içinde kıvranır.

HESEİDOS

- Bazı değerler ve bazı yaşam biçimleri birbirinden ne daha iyi ne daha kötüdür. Olsa olsa farklı şekillerde her biri yine kendi içinde değerli ve kendi içinde anlamlı yaşam biçimleridir.

 - Farklılık ve çeşitliliklerin hoşgörüldüğü bir toplum olmak yeterli değildir. Aynı zamanda bu çeşitliliklerin onaylandığı ve özendirildiği toplumlarda insanlar dolu dolu yaşayabilsin.

     İSAİAH BERLİN

 - Hayatın temelinde, ‘acı’ vardır.

- İbadetler, nafile tekrarlardan ibarettir. Sadece ‘gerçek’ var.

- Sonsuz olan, sonlu olana indirgenemez.

- İnsanların acıları, maddeye ve fikirlere olan bağlılıklarından kaynaklanır.

- En basiti başarmaktır, en zor olan. 

   BUDHA

 - Komiserin manivelası, devrim. Dava, alt yapıyı değiştirmek, üst yapı kendiliğinden değişir.

- Yogi içinse kurtuluş, içimizde. Aksiyon bir tuzak, komiserle yogi uzlaşamaz.

    ARTUR KOESTLER

  HİLMİ ZİYA ÜLKEN:

  “Kendini başka varlıklara irca ederek açıklamak, insanı mahiyetine aykırı bir tarz da düşünmek demektir..Varolanı kendisinin dışında, totolojiye bağlı bir şarta/töze bağladığımızda, onu bütünüyle bu töze indirgeyebilmek için zorunlu olarak bir kozalite ilişkisi geliştirmek durumunda kalıyoruz..

  Mikro düzeyde ise cisim, parçacıklar bütünü olarak görüldüğünden parça-bütün ilişkisi kurulmaya çalışılmaktadır..

 Yeni diyalektik materyalistlerden bazıları, bu esrarlı ve kör maddeden hür insan kişiliğine kadar yükselmenin güçlüklerini fark ettikleri için, elemanter ilk maddede dahi bir ruh ve bilinç unsurunun bulunduğunu ve bu kuvvenin gelişmesinden yüksek realitelerin doğduğunu kabule mecbur kalmışlardır”.

…/…

  - Doğanın dili, matematiktir.

   PİTAGORAS 

 - Yeterince ileri olan herhangi bir teknoloji, sihirden ayırtedilemez.

C. CLARKE

 - Sonsuzlukta her şey, başlangıçtır.

   ELİAS CANETTİ

 - Büyük patlamadan sonraki yarım saniye kimin umurunda!..Asıl çıldırtıcı olan, patlamadan yarım saniye öncesi…

 FAY WELDON

 ATALET / EYLEMSİZLİK YASALARI ve MERKEZKAÇ:

 Eylemsizlik Yasası:

- Uzayda duran bir cisim, harekete geçirilmediği sürece, devinimsiz olarak durur. Hareket halindeki bir cisim de, durdurulmadığı sürece devinime devam eder.

 - Kütleler merkezkaç kuvveti nedeniyle birbirlerini hem çekerler hem de iterler.

NEWTON

———

 - İnsanlar köprü kuracakları yerde, duvar ördükleri için yalnız kalırlar.

NEWTON

 

 TERMODİNAMİĞİN YASALARI:

 1.”Enerjinin korunumu yasası”; evrende enerji ne artar ne de eksilir. Birşey varken yok, yokken de varolmaz.

2.”Entropi (bozulma) yasası”; bir cisim, sadece bir kez en yüksek durumunda kalır ve akabinde entropiler başlar.

———

 

 - Bir tapınağın olması, kendine tapınmaktan daha iyidir.

 - İmanın yarısı, şüphedir.

- Musiki; aşığın aşkını, fasığın fıskını artırır. 

 GAZZALİ

 - Hayallerini kendi gücüyle gerçekleştireceğine inanan insan;  şevklidir, inançlıdır ve yaşama sevinci vardır.

 - Kişinin gelecekteki umudu, onun şimdiki gücünün kaynağıdır.

- İnsan, her zaman kendisinden daha güçlü bir bütünün parçası olmak ister.

  DOĞAN CÜCELOĞLU

 - Yaşam ne geçmişte ne de gelecektedir, sadece yaşandığı anda gizlidir.

      TEZER ÖZLÜ

 - Kimse kendisine ayırdığı zamandan daha fazlasını, başkasına ayırmaz.

- İnsan, önüne çıkan herkes ve her şeyle iyi geçinmeli.

- Değişik bilinç durumlarını yaşamakta fayda var.

          EBUBEKİR KURBAN

 ZİG ZİGLAR:

- Herkes evliliğe gözleri açık girer ancak gözlerini kısarsa devam eder.

- Önce gözünün nuru olur sonra gözüne batan bir nokta.

- Aşkını gösteremeyen, aşık değildir.

- Kimin haklı olduğu değil, neyin doğru olduğudur önemli olan.

- Önemli olan birlikte yaşayabileceğimiz biriyle değil, onsuz yaşayamayacağımız biriyle evlenmektir.

- Seks, tanrının fikridir. Yalnız ve mutsuz Adem için Havva’yı yaratmıştır.

- Seksin amacı, yalnızca haz duymak değildir, eşlerin birbirine bağlanıp tek vücut olmalarıdır.

- Haz peşinde koşanlar, sonunda mutluluklarını yitirirler.

                                  …/…

- Sendeki güzellik on para etmez, bendeki bu aşk olmasa…

AŞIK VEYSEL

- Evde biftek varken, hamburger yemeye dışarı çıkmam.

         PAUL NEWMAN

- Mutlu olmak için değil, birbirimizi mutlu etmek için evleniriz.

          ROY SMİTH

Mutluluk koşulların değil, tercihlerimizin bir sonucudur”.

“Yarından korkma, dünden utanma”.

            DORİS SWANN

 - Marxizm, toplumumuzun gerçeklerine uydurulacak yerde, toplumumuzu kafamızdaki yarım yırtık yani aptallığımızın marxizmine uydurmak istemişizdir…Memleketimizde, 50 yıllık marxizm çabalamalarının içine düşürüldüğü durum, marxizmi tersine çevirdiğimizden ileri gelir…Değişen şartlara göre değişen tedbirler gerekir. Dogmatizm, değişen durumların karşısına eski gerçeklere göre alınmış tedbirlerle çıkmaktır. Dünyada değişmez gerçek yoktur…Batılı toplumlara benzemeyen doğulu toplumlarda durum daha da çapraşık sayılmalı, kesinliklerden, genellemelerden büsbütün kaçınılmalıdır. Bir durumun değiştirilebilmesi için onun genel gerçeklerini bilmek hiçbir işe yaramaz, özelliklerinden yola çıkılmadıkça hiçbir durum işe yaramaz.

- Her ülkenin sosyalistleri, kendi yollarını kendileri bulmak daha açıkçası, kendi sosyalizmlerini kendileri yaratmak zorundadırlar.

  KEMAL TAHİR

- “…Şartlar ne kadar elverişsiz olursa olsun, günün birinde devrimin gerçekleşeceğine inanıyorum da. İş, devrimden sonraki hayatın, insana gereksindiği mutluluğu verip veremeyeceğine geldi mi aklım karışıyor. Neden dersen, toplumun ve doğanın çelişkileri üstüne tutmuş koskoca bir sistem ve felsefe koymuşuz da birey olarak insanın iç çelişkilerini hiç hesaba katmamışız. Senin insan dediğin, kendini doğru ve haklı bir davaya adamış, kalıptan çıkma bir yaratık değil ki! Baştan ayağa karşıtlıklarla dolu bir varlık. Aynı zamanda iğrenç ve saygıdeğer, aşağılık ve yüce, ödlek ve cesur! Bunu demekle zannetme ki, insanı soyut ve değişmez bir kavram olarak alıp, şartlar ne kadar değişirse değişsin, o aynı kalacaktır demek istiyorum. Hayır o da değişiyor, değişiyor ama değişmesi kötüden iyiye, bilgisizden bilgiliye, vahşiden medeniye sürekli yükselen bir eğri çizmiyor. Çizdiği daha çok; iyiyle kötü, günahlarıyla sevap arasında aralıksız bir zikzak. Ayrıca, iyilik ve kötülük kavramları, koşullara göre değişen kavramlar”.

ATİLLA İLHAN “BIÇAĞIN UCU”

 - Türkiye’de sağ soldur, sol da sağdır.

- Kurtuluş savaşı, emperyalizme karşı kazanılmış bir savaş değildir. 

        İDRİS KÜÇÜKÖMER

 - Sol; ilericidir, enternasyonaldir, devrimcidir, hümanisttir. Bizde ise kendisi gibi düşünmeyene, yaşamayana tahammül edemeyen, ‘faşist solcular’ var.

 - Türkiye’nin koskoca bir tarihten, Osmanlıdan koparılarak sadece 80 yıllık bir Cumhuriyet tarihine mahkum edilmesi, herşeyden önce bu ülke insanına haksızlıktır.

- İnsanın istemediği birşeyi yapmaya zorlanmaması, kimseden birşey istiyor durumda olmaması, insana huzur veren dünyadaki en güzel duygu.

  SİNAN ÇETİN

 - İdeoloji, kendine göre bir mantığı ve tutarlılığı olan, belli bir toplum içinde tarihi bir görevi bulunan, bir tasavvurlar (imajlar, mitler, ve fikirler) bütünüdür.

 

 - Ayrıca ideoloji; maddi yaşamı din, ahlak ve bir anlamda da felsefe düşüncesiyle açıklayan tasarımlara ilişkindir. Kısaca ideoloji, bilim öncesi düşüncedir. Bilim düşüncesi ise tarihi ve toplumu, maddi yaşamın temel koşullarına göre açıklamaktır.

ALTHUSSER  (Hilmi Yavuz -Kültür Üzerine”) 

  —————

- Çok uzun anlatmak gerekti ve biz sadece ima ile geçtik

 - Bir göl bir güle düşerse, göl değil de gül bulanır

 Acının vergisini verdik, gülün haracını ödedik

 Şimdi hüznü demirbaş defterinden düşmeye geldi sıra  

     HİLMİ YAVUZ

- Farkındalık, önce ayrıcalığa sonra acıya dönüşür.

- Dilinde olanın, yaşamında yoktur.

- Neden ne kadar şikayet ediyorsanız, o kadar önemsiyorsunuz demektir.

- Dünyanın başına ne bela geliyorsa, dünya görüşü olanlardan geliyor!

- Asıl trajedi, kimse böyle olsun istemezken böyle olmasıdır.

- Dram, yaşayan hariç herkesi zengin eder.

- Alçağın sesi, yüksek çıkar.

- Ruhun tembelliği, dili çalıştırır.

        MEHTAP TERZİOĞLU

  - Manzaranın güzelliği, onun hüznünde saklıdır

 AHMET RASİM

  - İktidar yozlaştırır, mutlak iktidar mutlaka yozlaştırır.

                               LORD ACTON                                        

  - Küçük işlerle uğraşanlar, çoğu zaman büyük işleri göremeyecek hale gelirler.

  B.FRANKLİN

 - İnsanın hayatta yaptığı üç önemli şey vardır:

Doğmak, yaşamak ve ölmek. Doğumundan habersizdir, ölmeyi ızdırap haline getirir, yaşamayı ise unutur.

   JEAN DE LA BRUYERE

  - Futbol, basit bir oyundur. Zor olan, basit oynamaktır.

   JOHAN CRUYFF

 - Çanların, kimin için çalıyor olduğunu öğrenmeye çalışma hiç. Onlar senin için çalıyor!

    JOHN DONNE

 - İlham nasıl olsa gelir, asıl mesele onu sepetleyebilmekte.

    BAUDALAİRE

  - Bu kadar cehalet, ancak tahsille mümkün olur.

- Bu ülkede ilgililer bilgisiz, bilgililer de ilgisizdir.

- Türkiye’de aydın geçinenler, doğuya doğru seyreden bir geminin güvertesinde, batı yönünde koşturarak batılılaştıklarını sanırlar. 

       CELAL YALINIZ (SAKALLI CELAL)

 - Yolda kal, yoldaşsız kalma.

- Arayanlar bulamaz, bulanlar da aramaya devam eder.

- Her iş, öncesinde düştür.

CUMA GÜMRÜK

 

  

 

 

 

                              

 

 

ÖZLÜ SÖZLER -2

Perşembe, 18 Şubat 2010

 

- İnsan, simgeleştiren bir hayvandır, bu sayede düşünür.

    E. CASSIRER

 - İnsan, korku içinde özgürlüğün imkanını keşfeder. “Özgürlük imkanı” ise karar vermektir.

- Öznellik, hakikattir.

- Bireye tek olma imkanı vermeyen, kollektivizm şeytandır.

- Tek insan, tanrı karşısında sorumlu olan insandır.

- Yabancılaşma, kitle içinde kaybolmaktır.

   S. KİERKEGAARD

 - İnsan, makrokozmosda bir mikrokozmosdur.

     M. SCHELER

 - Hayatın anlamı sorulduğunda ve bunda bir anlam görülmediğinde intihar mı etmeliyiz yoksa bu anlamsızlığın bir gün değişebileceğine dair umudumuzu korumaya devam mı edeceğiz?…Anlamsız olan ne dünyadadır ne de akılda, ikisinin arasındadır.

- İlk işimiz, umutsuzluğa düşmemektir.

- Pekçok insan, ‘trajik’ ile ‘umutsuzluğu’ birbirine karıştırıyor.

- Ölüm, bir istatistik ve devlet işi oldu mu, dünya işleri artık iyi gitmiyor demektir. Ama ölüm soyutlaştı mı, yaşam da soyutlaştı demektir. Bir adamın yaşamını bir ideolojiye kul köle etmek, onu soyutlaştırmak değil de nedir?

 Bu ideolojiler kendilerine, dar kafalarına, budalaca mantıklarına o kadar güveniyorlar ki, dünyanın esenliğini yalnız kendilerinin başa geçmesine ve başkalarının boyun eğmesine bağlı görüyorlar. Oysa bir insana ya da herhangi birşeye boyun eğdirmeyi istemek, onun kısır, sessiz hatta ölü olmasını istemek demektir.

- Karşılıklı konuşma olmayan yerde, yaşam da yoktur…Diyaloğun yerini polemik tutmuştur.

- 17. yüzyıl matematik çağı, 18. yüzyıl fizik çağı, 20. yüzyıl ise korku çağıdır.

- Ya zamanla birlikte yaşar ve ölürsün ya da daha yüce bir yaşam uğruna zamanın dışına çıkarsın.

- Tanrı ve insan anlaşmazlığı karşısında, ben insandan yanayım.

- Bu geçici evren içinde, insanca olanın, yalnız insanca olanın daha ateşli bir anlamı vardır.

- Ütopya, gerçekle çelişme durumunda olan şeydir. Bu bakımdan kimsenin kimseyi öldürmemesini istemek, tam anlamıyla bir ütopyadır. Ama adam öldürmenin haklı görülmemesini istemek, ütopya olarak çok daha hafiftir.

- Düşüncemizi kurtarmak için, bedenimizin işkencelere katlanması gerekti. Ancak ödediğimiz şey tam anlamıyla bizim olur.

- Öyle mutlu bir arenadır ki Avrupa bizim için, orada batılı insanın dünyaya, tanrılara karşı giriştiği savaş bugün en çalkantılı anına varmıştır.

- Yine de bu dünyanın yüce bir anlamı olmadığına inanıyorum ama onda birşey olduğunu biliyorum. O da insandır. Çünkü, bir anlam arayan tek varlık odur. Bu dünyada hiç değilse insanın gerçeği var ve bizim ödevimiz, onun yazgısına karşı koymasına yardım etmektir. Dünyanın insandan başka anlamı yoktur. Yaşam anlayışımızı kurtarmak istiyorsak, onu kurtarmak gerekir.

   A. CAMUS

- İnsan, büyüklüğünü bir uca giderek değil, her iki uca dokunarak gösterir.

PASCAL

- İnsan yokolurmuş, olabilir ama dayanarak yok olalım. Yazgımız hiçlikse bile, bunu kendimiz haketmiş olmayalım.

OBERMAN

 - Bütün bilgilerimiz tecrübe ile başlar ama tecrübe ile bitmez.

- Tümevarım, bir mitostur.

      D.HUME

 - İnsan özgür doğar ama hayatın her anında zincire mahkum edilir.

 - Bütün kavgaların, felaketlerin, tüm kötülüklerin anası; ‘özel mülkiyet’tir. Özel mülkiyetin olmadığı yerde haksızlık da yoktur.

     J.J.ROUSSEAU

- Bilgi, kuvvettir.

- Mutlu olmak için, doğayla uyum içerinde olmak gerekir.

     F.BACON

 - Bir çalışmayı bölen en kötü iki şey, zamansız çalan telofon ve davetsiz gelen misafirdir.

    E. HAMİNGWAY 

- İyi örneklerde, teşvik olsun diye isim veririm ama kötü örneklerde vermem. Ola ki, pişman olur.

- Sofrada ‘tuzluk’ neyse, çalışma masasında ’sözlük’ de odur.

- Karpuz, ‘kabak’ çıkarsa yemezsiniz ya kitap kabak çıkarsa?

BİLGE KARASU

- Gençlik olgunlukla, cehalet bilgelikle, hastalık sağlıkla, sarhoşluk ayılmayla kendine gelir ama aptallık, sonsuza kadar sürer.

    ARİSTOFANES

 SOKRATES:

- Kendini tanı.

- Bilgi, hatırlamadır

- Doğru bilgi, doğru eylemi gerektirir.

- Benim sizden farkım, bilmediğimi bilmek.

- Birşeyi gerçekten bilmek, onu anlatmakla olur.

- Her iki halde de evlenin! Karınız iyi çıkarsa mutlu olursunuz, kötü çıkarsa filozof olursunuz.

- Eşek çift attı diye mahkemeye mi vereyim? Eşek, eşekliğini yapıyor.

- Kaçmıyorum çünkü, suçlu değilim…Suçsuz yere ölmek suçlu olarak ölmekten daha iyidir.

- Önemli olan yaşamak değil, doğru yaşamaktır.

                                             MARX :                                                                       

- Tarihi yapan insandır…

- Alt yapı, üst yapıyı belirler…

- İnsanlık tarihi, sınıf çelişkisinden ibarettir.

- Komünizmin önündeki engel, burjuvazinin eksikliğidir.

- Din, toplumun afyonudur.

- İnsan, ne üretirse ona yabancılaşır.

- Kapitalist, kendisinin kapitalist olmasından sorumlu değildir ama ilişkilerin kurulmasına yardımcı olduğu için sorumludur

- Bir memleket iki şekilde talan edilir; düşmanlar ve bizzat o ülkenin kendi maliyesi tarafından.

- Zorun güzelliği, doğallığındadır.

- Mülkiyet hırsızlıktır.

———-

- İhtiyaç, icadın anasıdır.

- Felsefe, mantık ve diyalektikten oluşur.

- Erkek burjuvazidir, karısıysa proleteryayı temsil eder.

- Ne mutlu o yoksullara ki, öteki dünya onlarındır ve er ya da geç bu dünyada onların olacaktır.  

ENGELS

  - Az gelişmiş toplumlarda ordu, kendi halkına karşı kullanılmak için vardır. 

 - Her devrimin temel sorunu, iktidar olmak içindir.

- Yumurtalar kırılmadan, omlet (devrim) olmaz.

 LENİN

  G.V.PLEKHANOV:

 Formel mantık, realitede geçer değildir. Hareket, ayniyet ve çelişmezlik prensibine tabi değildir.Çünkü; madde hareketsiz, hareketsiz de madde olmaz. Bütün alemin esası bu hareketli maddedir. Hareket halindeki bir cisim, aynı zamanda hem burada hem de başka yerdedir..Hem vardır hem de yoktur. Bizzat bu değişmenin varlığı, gerçekte çelişmezlik mantığı yerine, çelişme mantığı veya diyalektiğin cari olduğunu gösterir.

 Ya formel mantık doğrudur, o zaman realiteyi inkar etmeli ya da realite doğrudur, o zaman da formel mantık ilkelerinin geçerliliği yoktur.

 Eğer mantığımız doğruysa, Zenon gibi hareketi inkar etmemiz gerekir.

———–

 HEISENBERG İLKESİ (Belirsizlik İlkesi):

 Kuantum fiziğinde, bir parçacığın yerini tespit ettiğimizde hızını, hızını tespit ettiğimiz de ise yerini tespit edemiyoruz..

———–

 - Acı çekmek, ölmekten daha çok cesaret ister.

-Yenile yenile yenmesini de öğreneceğiz.

- Siz istediğim parayı verin, ben her savaşı kazanıyım.

- Devlet adamının kalbi, beynidir.

- Bu kadar şey yaptım ama geriye kala kala, bir medeni kanun kaldı. Bu kadar zaferlerimi, bir Waterloo mahvetti ama geriye kala kala, elimde şeref duyduğum bir “Fransız Medeni Kanunu” kalmıştır.

- Sadece kaba güçle hiçbirşey kurulamaz. İki şey dünyayı egemenliğinde tutar; biri kılıç diğeriyse düşüncedir. Kılıç eninde sonunda düşünceye yenilir.

- Şans, detaylara özel dikkat etmekten geçer.

- Tarih, üzerinde anlaşılmış yalanlar bütünüdür.

- Aşk kadın için, para sizin için, şeref benim için.

NAPOLYON

- Minnettarlık, köpeklerin alışkanlığıdır.

- İki şeyden taviz verilmez; 1- Vatan, 2- Ordu.

- En büyük hatalarımdan birisi; imzaladığımız “Güvenlik İşbirliği Antlaşması”na Hitler’in sadık kalacağını düşünmemdir. 

- Bir insanın ölümü trajedi, bir milyonun ölümü ise istatistiktir.

 STALİN

 - Düşmanını tamamen yok edersen, gün gelir kendi ellerinle yeniden yaratmak zorunda kalırsın.

- Atatürk, bir ulusun bütün araçlarından yoksun bırakılsa bile kendini kurtaracak araçları yaratabileceğini öğreten bir liderdir. Onun ilk talebesi Mussolini’dir, ikinci talebesi de benim.

 HİTLER

 - Bir köle olarak yaşamaktansa, bir özgürlük savaşçısı olarak ölmek daha iyidir.

  YILMAZ GÜNEY

- Burjuva kültürünün demokratlaşmasıyla, niteliği değişmeden çok sayıda insana ulaşıp yaygınlaşmasıyla, ‘mutlu azınlık kültürü’ olmaktan çıkıp, ‘mutlu çoğunluk’ kültürüne dönüşebilir.

    T.S. ELİOT

 - Beşikten mezara niçin gittiğimizi bilseydik, mektepden azad olmuş çocuklar gibi mutlu olurduk.

     METTERLİNCH

 - Ölüm, başkalarının işidir.

- Varlık dediğimiz, hiçin hiçmesidir. Aslında her şeyle hiçbir şey, aynı şeydir.

- Hüzün, en büyük muhalefettir.

- İnsan, zamanın merhametsiz ve karşı durulmaz ırmağına atılmış olduğundan, mahvından başka hiçbir şey bekleyemez. Bu yüzden hayal kırıklığına da uğratılamaz. Aksine insan, varlığının sonluluğunu görerek; üstün, soğuk bir zafer duygusu yaratabilir.

     HEIDEGGER

 - Biz varken ölüm yok, ölüm varken de biz yokuz.

     EPIKUROS

 - Ölümden korkmuyorum, sadece o varken ben orada olmak istemiyorum.

WOODY ALLEN

- Sanat, baskıdan doğar.

- Deha, imkanlara sahip olma duygusudur.

     A. GIDE

    - Bilinç, baskıdan doğar.

- Her son, başka bir sonla sonsuzluğa açılır.

- Her özgürlüğü belirleyen, bir kader vardır. 

     AHMET AĞI

- Bilgi sahibi olmadan, fikir sahibi olunmaz.

    UĞUR MUMCU

 - Çok merhametli olandan, lider olmaz.

ERHAN AFYONCU

-  Deha, kendinden başkasına tabi olmayandır. Başvuracağı araçlar üzerinde hüküm vermek yalnızca ona aittir. Çünkü; amacı bilen yanlızca odur. Bu yüzden kanunları yeniden yapmaya aday olan deha, kanunların üzerindedir. Yüzyılına hakim olan deha her şey olabilir, her şeyi tehlikeye koyabilir, her şey onundur.

    H. BALZAC

 - İnsanlar bir kere ergenlik acıları çeker, dehalar ise hep yeniden.

- Cehaletin en tehlikeli hali, örgütlenmiş halidir.

- Açlık, en akıllı balıkları bile oltaya getirir.

- Küçük balıklar olmadan, büyük balıklar olmaz.

- Ya örs olacaksın ya da çekiç.

- Yaratmak, dinlenmektir.

- Kardeşlerimi tanrı yarattı, dostlarımı ise ben buldum.

- Çocuklar, ana-babalarından çok zamanlarına benzerler.

     GOETHE

 - İnsan, her şeyin ölçüsüdür.

    PROTOGORAS

  Adil birey = adil toplum = adil devlet.

     PLATON

 - İnsan, insanın kurdudur (homo homini lupus).

    T.HOBBES

 - Karekterin ne ise kaderin odur.

- Aynı ırmağa iki defa girilmez.

- Savaş, her şeyin babasıdır.

     HERAKLEİTOS

  - Ele geçen hiçbir şey, hayaldeki kadar güzel kalmaz.

    N.R. NASH

 - Eğer bütün insanlar doğuştan özgürse, nasıl oluyor da kadınlar köle doğuyorlar.

     M. ASTELL

  - Metin, tembel bir makinedir. Onu harekete geçirecek olan okurdur.

     UMBERTO ECO

 - Okumak; yaymaktır, anlam üretimidir.

 - Filozof, kendi kendine soru soran kişidir

   NERMİ UYGUR  

 - Aşırı mütevazilik, başkalarına çalışmayı gerektirir.

     TARIK BUĞRA

  - İnsan, acı çekerek öğrenir.

 AESCHYLUS

- Coğrafya, kaderdir.

İBN-İ HALDUN

    - İnsan; tarihin, toplumun ve doğanın zindanından kurtulabilir ama kendi zindanından asla.

    ALİ ŞERİATİ

- İbret alınsaydı, hiç tarih tekerrür eder miydi?

    M.AKİF ERSOY

 - Varoluş, özden önce gelir.

- Cehennem başkalarıdır.

- İnsan olmak istediği, kendini tasarladığı şeydir.

- Tanrı olsaydı, yaptıklarımızın hiçbirinden sorumlu olmazdık ama tanrı yok ve biz, tüm yaptıklarımızdan sorumluyuz.

    SARTRE

 

 

 

 

 

                                                                          

 

SOSYOLOJİ TARİHİ-3

Pazartesi, 12 Ekim 2009

 

 Sosyoloji dışında farklı farklı görüşler, karmaşık bir obje olan ‘insan’ı açıklamaya çalışıyor ama bu açıklama, hep teori düzeyinde kaldığından bu açıklamayı, sosyoloji tarihi üstünü alıyor.

 Neden her teori, farklı farklı ortaya çıkıyor?  Çünkü; süje – obje arasındaki bağ, hep farklı kurulduğu için.

 Süje ile obje arasındaki bağ; din, bilim, felsefe, ideoloji şeklinde kurulabilir. Ancak gerçeğe en yakın bilgiyi ortaya koyan bilimdir. Oysa diğerlerinin bilgisi inançla karışık olduğundan sonuçlarına inanılır. Bilimsel bilginin ise, sınanılabilir olma özelliği vardır, doğrluğu ya da yanlışlığı ölçülebilir.

 Bilim, metafizikle ilgilenmiyor, niçin diye sormuyor, nasılı soruyor. Felsefe ise bilinemeyen alanın bilgisini edinmeye çalışıyor. Neden ve niçinini soruyor. İlk nedenler ve son prensiplere ulaşmaya çalışıyor.

 Doğa bilimlerinin en büyük yanılgısı, insanı doğadan ayrı olarak düşünüyorlar ve insana doğaya egemen olması gözüyle bakıyorlar. Oysa insan, bütün içinde bir parça olarak hem doğa tarafından sınırlı hem de bu sınırı kurabilen, etkileyen bir varlık.

 Neden sosyal bilimlerde, doğa bilimlerinde olduğu gibi daha kesin ve evrensel bilgilere ulaşamıyoruz?

 Çünkü, sosyal bilimlerde süjenin incelediği obje yine süje. Böyle olunca, objeyi inceleyen süjenin yanılgıları, olanaksızlıkları gibi durumlar sözkonusu olduğu gibi, obje edindiği süje de bizi yanıltabilir. Oysa doğa bilimlerinde, objenin araştırıcıyı yanıltması sözkonusu değildir.

 Bilimsal bilginin bir diğer özelliği de kesinliğin geçici olmasıdır. Yani bugün doğru olan yarın yanlış olabilir. Örneğin Newton fiziği, yanlışlanmış yerini Einstein fiziği almıştır.

 Bilinen alanlar içinde bilinmeyenler de sözkonusudur. Bu durumda bilim adamları teoriler geliştirmektedir. Teori, bir sistemin ışığında oluşan bakış açısı, olgular arasındaki etkileşimi açıklayabilmek için sınanmak üzere ileri sürülen ve içinde varsayımlar çıkarılabilen, birbiriyle çelişmeyen kavramlar, ifadeler ve fikirler sistemidir.

 

 Her teoride:

 a) Doğruluğu ispatlanmış varsayımlar, hükümler,

 b) Sınanmak üzere ileri sürülen varsayımlar,

 c) Bunların arkasında, temelinde henüz ispatlanması mümkün olmayan ancak teorisyen tarafından doğru olarak kabul edilen sayıtlılar (postülatlar) vardır. Yani henüz varsayım haline getirilememiş kabullerdir.

 

 Sosyolojinin konusu; toplumun kaynağı olarak insan, evrenin bilinmeyen yönleriyle en karmaşık varlıklarından biridir. Bu sosyolojide sayıtlılar, teorilerin kurulmasında ve şekillenmesinde önemli rol oynar. Birbirlerine benzer teorilerin varlığı da bu sebepten kaynaklanır.

 Bilimde açıklamaya giden yol teorilerden geçer. Güçlü teorilerin de açıklama sürecinde daha verimli oldukları bir gerçektir.

 Amaç; genel kanunlara ulaşmak. Biz bu genel kanunları bilebilirsek, geleceği de bilebiliriz veya ne olacağını kuvvetli bir biçimde önceden kestirebiliriz.

 Bir teori bir olgunun bir tarafını görürken, diğeri başka bir tarafını görmektedir. Oysa gerçek, bir bütün içinde ve etkileşimde olan aynı gerçektir. Sesi daha yüksek çıkan teori, kendisininkinin doğru olduğunu söylüyor. Bu nedenle, teorilerin tercihi sözkonusu olmaktadır.

 Sosyal bilimci, teorilerin oluşumu ve açıklama güçleri hakkında bilgi sahibi olmak zorundadır. Bu bilgi birikimi boyunca sosyal bilimci olguların gerçeğe yakın bilgisini verebilecek en güçlü teoriyi seçme imkânına kavuşacaktır.

 Şüphesiz, teori seçiminden önce de sosyal bir varlık olarak insanın, kendisine göre değer yargıları, beklentileri ve istekleri vardır. Ancak, bilim anlayışında önemli olan bilgi bağını realiteye uygun bir şekilde kurabilmektir. Sadece bilgi bağının sınanması değil, bilgi bağını kuruluş safhasında, süjenin kendi bilgilerini, değer yargıları, beklentilerinden oluşan bilgi birikimini de sınaması gerekir.

 Bilimde önemli olan olgunun nitelikleri ve diğer olgularla etkileşimidir. Yoksa gerçeğin yakın bilgisini elde etmek için ileri sürülen varsayımlarla haklı çıkarmak tutkusu bilimin, bilim anlayışının dışındadır.

 Metodoloji; gerçeğe yakın bilgi bağına erişmek için ortaya çıkan, süjeden ve objeden gelen bütün engellerin nasıl aşılacağının yollarını gösterir. Bu yüzden bilim, metodoloji demektir. Bilimsel bilginin büyümesi aynı zamanda metodolojinin güçlenmesiyle olmuştur. Aslında her bilgi bağının kendine göre bir metodolojisi vardır.  

 

 Düşünce tarihinin aşamaları: (Sosyoloji öncesi geleneksel sosyoloji paradigmalarının evrimi)

 

 a) İlkçağ, metafizik paradigma; mistik bakış açısı:

 *Mitolojik bakış:

  Dünya ve insanın yaradılışı hakkındaki açıklama, efsanelerden ibaret. Hint, Yunan, Türk, Germen efsaneleri vs.

 *Astrolojik bakış:

   Açıklama, gök cisimlerini hareketlerine göre yapılıyor. Her medeniyette bu tür açıklamalar vardır.

 

 b) Ortaçağ, teolojik paradigma:

   Realite; irrasyonel, kutsal, mistik ve dıştadır. Amaç, insanın özünü kontrol etmek.

 

 c)Felsefi paradigma: (16.yüzyılın sonu, 19.yüzyılın başı):

    Realite; rasyoneldir, dünyevidir ve içtedir.

    Amaç; fertlerin hayatı anlaması ve kontol etmesidir. Toplum ve fert için inançlar da dünyevidir.

 d) 19. yüzyıl sosyolojinin bilim olarak ortaya çıktığı çağ:

     *Pozitif paradigma; 19. yüzyıl bilimsel yöntemin gelişimi.

     *Organik paradigma; aydınlanma pozitivizminin ortaya çıktığı dönem.

 

 Bütün bu çağların özellikleri:

 

 1- Dünyevileştirmenin (inançların dünya uygun olma hali) artması ve bilimsel metodun gelişimi.

 2- Sosyal, felsefi ve makro seviyedeki görüşlerden, ferdi, bilimsel ve mikro seviyedeki görüşlere gidiş.

 3-Akılcılığa dayalı ve sosyal çevrenin değiştiğini ileri süren sosyolojik teoriler.

    Her safha birbirinden ayrı değil, her safha diğer bir safhayı hazırlamıştır.

   

    Felsefi paradigma:

        

    Kant (1704-1801), bu döneme subjektif bir anlam vererek ‘aydınlanma çağı’ terimiyle açıklamıştır. Esasen aydınlanma çağı, 17. yüzyılın ilk yıllarından itibaren başlıyor.

 Aydınlanma çağı; insan hayatının mutlak yöneticisi olarak, kendisini koyan ve herhangi bir insanın anlayış ve bilinç yönünden bilgiyle donatılması ve hararetli gayretlerle ayırt edilen kültürel bir dönemdir.

 Bu gayretler, Batı Avrupa çerçevesinde belirli bir milletle maledilmemektedir. Fakat genellikle Avrupa aydınlanma çağı 17. yüzyılın başlarından 19. yüzyılın sonlarına doğru uzanır. Ve özellikle İngiliz, Danimarka, Fransız ve Alman filozofları tarafından beslenmiştir.

 Çeşitli uluslara mensup filozoflar, bu çağa adını veren belirli ortak temelleri farklı bakış açılarından ele aldılar.

 Bu düşünürler, felsefelerini ve bilgilerini sosyal ve politik meselelere de uygulamışlardır.

 

 Aydınlanmacıların temel düşünceleri:

 

 1-İnsan - toplum - doğa ilişkisi hakkındaki düşünceler, bir önceki paradigmanın aksine, felsefi çerçeve içinde ele alınmaya başlandı.

 2- Bilginin merkezi olarak tanrı ve hakikat yerine insanı ve akılcılığını rasyonalist tarzda ele aldılar.

 3- İnançları kontrol merkezi bireye yöneldi.

 4- Dinden, rasyonalizme geçildi. Dolayısıyla, dini inancın insan tabiatı içindeki yansımasına yönelindi.

 5-Tabiat ve tabii düzen konusundaki ilgi, rasyonalizmin ve materyalizmin artmasına neden oldu. Ve bilimin başlangıcını sağladı.

 6- Aydınlanmacılar, bireyi kontrol etmeye yönelmiş mukaddes bir inançtan çok insanlar ve tabiatı anlama inancını benimsemişlerdir.

 Yani genel sosyal evrime ulaşmak için, kutsal inanç sisteminden, dünyevi inanç sistemine geçilmiştir.

 Fiziki ve sosyal realitenin, rasyonel olmayan kutsal kavramlaştırılmasına karşı çıkılmıştır. Bunun yerine, sosyal ve fiziki realitedeki olgular hakkında dünyevi ve rasyonel kavramlaştırmalara önem verilmiştir.

 Bu gayretler, bilimin gelişimesi ve bilimsel metodun gelişmesinin en önemli kaynaklarından biri olmuştur.

 Aydınlanmacılar yine de insanın realite içindeki yerinden, teolojik açıklamalardan, tam anlamıyla kopamamışlardır. Özellikle pozitivist dönemde, insan hep doğanın dışında düşünülmüştür.

 İnsanın doğanın bir parçası olduğu fikri tamamen 20. yüzyılda gelişmeye başlamıştır.

 İngiltere’de aydınlanma çağı, ampiristler; Bacon, Hume, Locke gibi düşünürlerle gelişmeye başlamştır.

 Fransızlar ise siyasal düzene önem vermişlerdir. Bunların başında da Rousseau, Montesqieu gibi düşünürler gelir. Hepsinin de amacı, bilginin kanunlarını ortaya koymak.

 Aydınlanma çağı, ilk sosyoloji teorilerinin bağımsız olarak ortaya konulduğu dönemdir. Ancak sosyoloji bilim olarak, 19. yüzyılın sonu ile 20. yüzyılın başlarında ortaya çıkmıştır.

 

 Pozitivist paradigmanın özellikleri:

 

 Bu paradigma, 19. yüzyılı kapsar. Realitenin, felsefi paradigma içinde insanın anlayabileceği ve kontrol edeceği rasyonel bir sistem olarak görülmesi, pozitivizmin en önemli temelini oluşturmaktadır.

 Realitenin anlaşılması ve kontrol edilmesinin mümkün olduğu inancı, 19.yüzyılda bilimsel bir metot şeklinde kurumlaştırıldı.

 F. Bacon, deneyci metodun kurucularından birisi olarak, aydınlanma felsefesinin bu inancının, pozitivist paradigmanın temeli haline gelmesine sebep oldu.

 Bu paradigma; bilimsel metodu, düzenin altında yatan değişmezleri keşfeden ve böylece kaçınılmaz olan sosyal ilerlemeyi yani sosyal evrimi kuvvetlendirme ve hızlandırma imkanlarını sağlayan bir araç olarak görmüştür.

 

 19. yüzyılın pozitivist bilim anlayışının temel özellikleri:

 

 1-Bilimin konusu, somut elle tutulur, gözle görülür olgulardır.

 2-Bilimsel metot; deney – gözlem, karşılaştırma ve tarihsel tümdengelim metodur.

 3-Olgular arasında kesintisiz, mutlak bir determinizmin olduğu inancı vardır.

 4-Tek nedenlilik inancı vardır. Yani ilk neden bunduğunda, neden- sonuç zinciri takip edilerek evrenin evrenin bütün sırları çözülecektir.

 5-Amaç, genel bilimsel kanunlara ulaşmaktır.

 6-Bu kanunlar keşfedildiğinde sosyal ve fiziki realite kontrol altına alınacaktır.

 

 Sadece somut olguların olmadığı, soyut olguların da olduğu ortaya çıkınca pozitivist anlayış sarsılmıştır.

 19. yüzyıl pozitivist bilim anlayışının neden sonuç ilişkisi 20. yüzyıl bilim anlayışında etki-tepki ilişkisi şeklinde yorumlanmıştır.

 20. yüzyılda mutlak determinizm anlayışı da yıkılmıştır. Bu yüzyıl da ise daha yumuşak determine ilişkiler sözkonusudur.

 Tek sebeplilik ilkesine karşı da modern mantığın getirdiği birden fazla sebebin olma ihtimali anlayışı hakim olmuştur.

 Yine 20. yüzyıl bilim anlayışı ‘kesin bilgi’ anlayışı yerine geçici bir kesinliği kabul etmiştir. Bir takım şeylerin değişebileceği değişmez olarak kesinlik kazanıyor. Yani “her şey bir şeye göre değişir”.

 Görülüyor ki; önceki felsefi paradigma 19. yüzyılda bilimsel metot şeklinde ifadesini bulmuş ve bu yeni bilim anlayışı pozitivist paradigmayı oluşturmuştur.

 Pozitivist paradigma 19. yüzyıl Batı Avrupasının ekonomik, sosyal ve siyasi şartları içinde meydana gelmiştir.

 

 Pozitivist paradigmanın oluşumu:

1-Avrupa’da Fransız ihtilali sonrasında siyasi karışılıklar ve sosyal yapının sarsılması süreci içinde siyasi ve sosyal düzeni yeniden kurmak ihtiyacı doğmuştur.

2-Bu kökten değişme süreci şüphesiz iktisadi faaliyetleri de kapsamaktadır. Sanayideki gelişmeler hızlanmış, siyasi ihtiyaçlar kadar ekonomik ihtiyaçlarda önem kazanmaya başlamıştır. Zaten bu olguları birbirinden ayırarak bir öncelik ve sonralık sırasına göre dizmek mümkün değildir. Bir içiçelik, birlikte oluş sözkonusudur. Çeşitli değişmelerle birlikte bu çağda sanayi devrimi başlamıştır.

3-Sanayideki gelişmeler, sosyal yıkılışların ve siyasi karışıklıkların yarattığı problemler felsefenin temel konularını oluşturdu.

 18. yüzyıl aydınlanma felsefesi ışığında yeni anlayışlar, 19. yüzyıl pozitivizmini doğurmuştur.

4-Düşünürler bu karışılıklardan kurtularak yeni bir toplum düzenine kavuşabilmenin yollarını aradılar.

 

 Pozitivizmin temelindeki sayıtlılar:

 

1-Naturalizm; “tabiat neden-sonuç ilişkisindedir”, sayıtlısı.

2-Rasyonalizm; “insanlar rasyoneldir”, sayıtlısı. İnsan bu mutlak determinizmi, bilimsel metotla kavrayabilir.

3-Sosyal evrim; toplumu yönlendiren bir evrimin mevcut olduğu hakkındaki sayıltı. Yani fiziki ve sosyal realite daima iyiye, mükemmele doğru bir değişme gösterir.

 Sonuç olarak; neden-sonuç ilişkisi genel bir kanun halinde ortaya konabilir. Somut nesneler gözlenip, deneye tabi tutularak tarihi süreç içinde mukayese edilir. Bu determine ilişkileri başlatıcı tek neden bize evrim sürecinin sırrını verecektir.

 

 Sosyolojinin başlangıcı:

 

 19. yüzyılda yaşanan sosyal ve iktisadi karışıklıkların yarattığı bunalımlar felsefede yoğun bir problemler alanı oluşturdu. Bu alanın çözümlenmesi felsefeden ayrı yeni bir çalışma alanını gerektiriyordu. Zaten pozitivist anlayış fewlsefeyi spekülatif bir metoda sahip metafizik konular olarak göemeye başlamıştır. İşte sosyoloji böyle bir düşünce ortamında ortaya çıkmıştır.

 Ancak şu önemli hususun gözden kaçırılmaması gerekir:

 19. yüzyılda sosyoloji kurulurken bir ölçüde Durkheim, M.Weber ve Pareto’nun dışında kalanların şu aortak özelliği var; felsefeye olan büyük tepkilerine rağmen amaçlanan pozitivist anlayışı (yani metafizikten kesinlikle ayrılmış olmak) teorilerinde tam anlamıyla gerçekleştiremediler.

 Sosyoloji ancak 20. yüzyıl bilim paradigması içinde konu ve metodunu aydınlatabildi.

 19. yüzyılda sosyoloji kurulurken felsefeye olan tepkiye rağmen teoriler felsefenin egemenliği altında kaldı.

 Doğa bilimlerine benzeme gayreti bırakıldıktan sonra sosyal bilimlerin ve sosyolojinin bir bilim olarak gelişmesi hızlandı.

 

  AUGUSTE COMTE (1798 – 1857):

 Comte, katolik ve monarşi yanlısı bir ailenin çocuğu olarak Fransa’da doğdu. Fizyoloji ve tıp eğitimi gördü. Daha sonra pozitivist felsefe ile ilgilendi. Aydınlanma felsefesi geleneği içinde eğitimini sürdürdü. İhtilal sonrası Fransa’da meydana gelen siyasi karışıklıklar ortamı kadar yeni başlayan sanayi devrimi ve din-bilim arasında giderek artan çatışmalar döneminde yaşadı.

 Önemli eserleri:

 -Pozitif Felsefe

 -Pozitivizmin Genel Bakış Açısı (1848 işçi devrimlerinin olduğu yılda yazmıştır)

 Comte, sosyolojinin isim babası olarak bilinir. Bunun yanında pozitivist bilim anlayışının en büyük temsilcisi ve kurucularındandır.

 

 Comte’un sosyolojiden bekledikleri:

 

 Comte, yaşadığı dönemin şartları içinde sosyal düzeni kuracak bir bilimin gerektiğine inanıyordu. Ona göre, bu görevi ‘sosyoloji’ adını verdiği bilim üstlenebilirdi.

 Sosyoloji, ahlaki çözülmeyi önlemek için modern toplumun ihtilalci yapısını inceleyecekti.

 Comte, kendi pozitivist, hümanist felsefesi içinde toplumun yeniden şekillendirilmesiyle ilgilenmiştir. Ona göre, toplumun temeli fikirlere dayandığı için sosyoloji de ahlaki düzeni kuvvetlendirerek bu fikirleri kurmaya yönelmeliydi. Sosyal kanunları bulan ‘sosyal fizik’ bu amacı gerçekleştirecekti.

 Comte, aydınlanma felsefesinin ilkelerini, pozitivist metot haline getirerek, yaşadığı dönemin ihtilalci problemlerine uygulamaya çalışmıştır.

 

 Comte sosyolojisinin dayandığı temel kabuller:

 

1-Comte göre, evren anlayışının ve belirgin sosyal değerlerin gelişmesi ve evrimi görünmez doğa kanunları tarafından düzenlenmiştir.

2-İnsanlığın bu evrimleşme süreci üç temel aşamadan geçer:

   Teolojik, metafizik ve pozitivist safha.

  a) Teolojik safha; son sebebleri açıklamak için tabiatüstü açıklamalar temel oluşturur.

  b) Metafizik safha; şahsileştirilmiş soyutlamalarla ilk ve son nedenleri açıklama safhasıdır.

  c) Pozitivist safha da ise olguların kanunlarını bulmak için bilimsel metot uygulanabilir. Böylece bir tek metotla zihni birlik ve ahlaki düzen gelişecektir. Bunun sonucunda mevcut kaostan, düzen ve ilerlemeye geçilecektir.

 Sosyoloji, doğal ahkaki düzenin evrimini sağlayacak olan pozitivist metot temelinde birleştirici bir bilimdir.

3- Comte’a göre bütün bilgiler içinde geliştiği sosyal düzeni yansıtır (üç aşama). Bu yüzden ‘bilgi, sosyaldir’.

4- Comte’un sosyal sistemi; ‘sosyal statik’ ve ‘sosyal dinamik’ diye iki kısma böler.

    Sosyal statik; insan tabiatı ve insani sosyal varlığın kanunlarını bulmaya çalışır.

    Sosyal dinamik; sosyal değişmenin kanunları ile ilgilidir.

5- Ona göre, insan içgüdülerinin üç genel tipi vardır:

   a)Korunma içgüdüleri; seksüel veya maddi içgüdüler.

   b)Gelişme içgüdüleri; askeri ve endüstriyel vs.

   c)Sosyal içgüdüler; dostluk, bağlılık, hürmet, evrensel sevgi vs.

 

   Comte’a göre sosyal ilerleme, sosyal içgüdülerin diğerlerine üstün gelmesi nedeniyle meydana gelir. Teolojik ve askeri unsurlar arasındaki etkileşim düşüncenin pozitif tarza doğru yer değiştirmesi sonucunu doğurmuştur.

  Ona göre, hümanistik değerler ve ortalama hayat standardı, nüfus artış oranı, entelektüel evrim oranı gibi faktörler de sistemin düşük içgüdülerden yüksek içgüdülerin bulunduğu modern topluma doğru gitmesini sağlamak evrimi destekler.

 

 Özetleyecek olursak:

 

1-Comte, evreni doğa kanunlarınca düzenlenmiş olarak görür.

2-Bu kanunlar, sosyal statik ve sosyal dinamiğin gerektirdiği üç safha içinde egemen sosyal değerler veya düşünce ve insani içgüdüler arasındaki ilişkilerde vardır.

3- Sosyal sistem, bir bütün olarak daha bilimsel ve ahlaki bakımdan bütünlenmiş olan pozitif safhaya doğru entelektüel gelişmenin üç safhasından geçer.

4-Pozitif bir bilim olarak sosyolojinin görevi; sosyal problemlerin, bilimsel çözümünü sağlamak için bu sistemi incelemek ve anlamaktır.

 

 Comte’un metodolojisi:

 

 Ona göre pozitif metot, insanlığın gelişmesini sağlayacaktır. Sosyal statik ve dinamiklerin ayrıntılarını anlamak için, deney gözlem ve karşılaştırma yapmak gerekir. Bu metotlarla, dolaylı ve dolaysız olarak deneyler yaparak genel sosyal evrimin detaylı bilgisi kadar, sosyal kanunun soyutlamaları sağlanacaktır. Ve bütün bilimler için, tek metot budur.

 

 Comte’un tipolojisi:

 

a)Sosyal statikler:

 

  *Sosyal tabiat; din, sanat, aile, mülkiyet, sosyal organizasyon vs.

  *İnsani tabiat; duygular, faaliyet, zekâ :

    Duygular; egoistik (bencil) ve alturistik (bencil olmayan).

    Zeka; anlama ve ifade etme.

 

b)Sosyal dinamikler: (sosyal değişme kanunları)

 

   1-Sosyal ve tarihi çerçeve.

   2-Entelektüel ve maddi ilerleme.

   3-Ölüm oranı, nüfus artışı.

   4-Entelektüel evrim.

   5-Düşük seviyeli içgüdülerden medeniyete doğru temayül.

İ.KUÇURADİ, ‘İNSAN HAKLARI’-1

Çarşamba, 19 Ağustos 2009

 

 İnsan hakları nedir?

 İnsan hakları, insanların tarihe getirdikleri bir fikirdir. İnsanlara ilişkin bir takım taleplerdir.

 Belirli tarihsel koşullarda aynı talepler farklı olabilir. Bu ideleri hep yeniden kavramak, onlara neyin kastedildiğini, neyin talep edildiğini saptamak, dile getirmek gerekir.

 Tarihsel koşullarında saptandığında, içi boş kavramlardır.

 

 Tarayıcıları bakımından haklar:

 a)Kişi hakları,  b)Grup hakları

 

 Kişi hakaları:

a)Temel haklar,  

b)Yurttaşlık hakları; tanınan haklar. Bir devletin yurttaşlarına tanıdığı haklar.

    Ekonomik, sosyal ve siyasal haklar.

 

 Temel Haklar:

 

 İnsan haklarını sadece bu haklarla sınırlandırmamız gerekir. (İ.K)

 Kişilerin sırf insan olduklarından dolayı sahip oldukları haklar ya da kişi oluşları nedeniyle getirilen talepler.

 Temel haklar, karşımıza gereklilik önermeleri olarak çıkıyor daha özel olarak ise eylem ilkeleri şeklinde ortaya çıkıyorlar. Şunu yapmak gerekir, şunu yapmamak gerekir, diyor.

 Örneğin, “hiç kimse keyfi olarak tutuklanamaz”, “işkence yapılamaz”, “kanun önünde herkes eşittir” gibi.

 

Önermeler:

 a)Düşünceler,  b)Bilgisel önermeler.

            â

    Pratik ilkeler:

 a)İsteme ilkeleri.

 b)Eylem ilkeleri (İnsan Hakları).

 

 İnsan hakları önermeleri, doğrulanıp yanlışlanamazlar. Ancak bir bilgiyle ya da bilgi olmayan bir şeyle temellendirilmeleri gerekir.

 

 İnsan Hakları:

 

 a)Doğrudan doğruya korunan haklar; bazı şeylerin yapılmamasını talep eden haklar. Kişinin rahat bırakılmasını (dokunulmazlık) talep eden, fiili bir hareketi gerektirmeyen haklar.

 b)Dolaylı korunan haklar; korunması eylemi gerektiren haklar.

 

 İnsan hakları herkes için geçerli ilkler de değildirler. Çünkü ilkeler gerçek şeyler değildir. Bu nedenle insan haklarının gerçeklikte olmaları sözkonusu değil. Dolayısıyla objeleri yoktur. Onun objesini biz yaratıyoruz. Kimse bu ilkelere uymazsa, kağıt üzerinde fikirlerden, taleplerden başka bir şey kalmaz.

 “Hiçbir insana işkence yapılamaz” diye gerçeklikte bir ilke yok. Sadece fikir olarak var. Bir gereklilik önermesidir. Bunun içinde sadece bilgi konusu yapılabilirler. Bu bütün pratik ilkelerin özellikleridir.

 Yukardaki önermede temellendirecek olan gerekliliktir. Neden yapılması ya da yapılmaması gerekir.

 Eylem ilkelerin hepsi, bir düşünce ve bir çıkarım ürünüdürler. Daha doğrusu indüktif çıkarımlardır. “Şöyle yapmak gerekir ya da yapmamak gerekir” hep indüksiyonla çıkarılıyor. Örneğin, yapılmaması gereken bir davranışı yapanların çoğu zaman zarara uğradıklarını görüyoruz ve “yapmamak gerekir” diyoruz.

 Kırmızı ışıkta geçip zarara uğramayabilirsin ama uğrama olasılığı çoktur. Kırmızı ışıkta geçmediğin halde de kazaya uğrayabilirsin ama uğramama olasılığı daha fazladır. Yani ihtimalin azlığı ya da çokluğu sözkonusudur. Bu önermeler ampiriktir. Bir gereklilik önermesi yarar-zarar istatistikleri ile temellendirilebilir. Temellendirmede bu anayollardan biridir.

 İndüktif çıkarımlar, tek tek yapılan davranışların etkilerinin sonucuna bakılarak yapılan çıkarımlardır.

 İnsan hakları, belli tarihsel koşullarda insanın değerinin bilgisiyle yapılan çıkarımlardır. Tarihsel koşullara göre zamanla değişen ilkelerdir.

 

İnsan hakları “reductio ad absurdum”la da temellendirilebilir. Yani önermenin karşıtının doğru olduğunu farzederek ilerlemek. Çıkmaza, çelişkiye girildiğinde tersi kabul ediliyor.

 Örnek, “insan sağlıklı olmak için beslenmelidir” bu önermenin “reductio ad absurde” ile temellendirilmesi; “insan beslenmediği zaman ne oluyor? Bunun için sağlıklı beslenenlerle karşılaştırma yaparak ne olduğunu açıkça görürüz. Bu temel hakkın korunması halinde, insanın insanlaşmasına, insan olarak olanaklarını geliştirmesine imkan verilmiyor demektir. Diğer haklardan yararlanması engelleniyor demektir.

 Eğer insanların olanaklarını geliştirmelerini istiyorsak, insanların varlığını sürdürebilecek kadar beslenmelerini sağlamak gerekir ki, o insan olanaklarını geliştirebilsin.

 Bir hak insanın varlığını sürdürmesini engellemiyorsa o temel hak değildir. Başka değişle, eğer insan olanaklarını geliştirmesine engel oluyorsa o temel haktır.

 Temel haklar sağlanmadan bir insanın olanaklarını geleiştirmesi imkansızdır.

 Gereklilik önermeleri, “neden gerekir? Sorusuna dönerek ve gerekmediğinde yani tersi olduğunda durum ne oluyor, bu karşılaştırma ile temellendirilebilirler.

Yoksa gereklilik önermeleri ne doğrudur ne de yanlıştır, sadece temellendirilmeleri sözkonusudur.

 Temel haklar sürekli eylemlerimizi, toplumsal düzeni belirlemesi sözkonusu taleplerdir.

 

 Vicdan; kişinin kendisiyle ilgili olarak yaptığını değerlendirmesi ve olumsuz bir değer biçtiğinde kendisiyle ilişkisinde duyduğu bir duygu.

 

 Kişi eylemini sonradan değerlendirirken, moralle yaptıkları arasındaki değerlendirme yani değer biçmesi çakışıyorsa vicdan azabı sözkonusudur. Başkasının eyleminden dolayı vicdan azabı çekmesi sözkonusu değil veya vicdan azabına gitmesi çok zor.

 

 İnsan hakları beyannamesinde eşitlik, insanların akıl ve vicdan sahibi olmalarıyla temellendiriliyor.

 “Bütün insanlar hür, haysiyet ve haklar bakımından eşit doğarlar. Çünkü akıl ve vicdana sahiptirler. Bu yüzden insanlar birbirine kardeşçe davranmalıdırlar”,

 

 İnsan haklarının korunması, insanların birbirine kardeşçe davranmaları:

1-Böyle olmadığında vahşiliklere yol açabilir(ampirik yaklaşım).

2-İyi bir dünya istiyorsak böyle olmalı şeklinde temellendiriliyor (özlem ifadesi).

 

  Bu beyannamedeki ‘insan’ anlayışı tipik bir ‘Batı insan anlayışı’dır.

 Acaba bütün insanlar akıl ve vicdan ile donatılmış mıdır?

 Realitede beyannameye imza atanlar açıkça demeseler de özellikle politikacılar “bana ne?”, “ne olursa olsun!” diyor.

 Bu beyanname ile bir fikir getirilmiştir ancak içerik bakımından belirsizdirler.

 

Bir ideyi değerlendirmek demek, örneğin; insan haklarında ‘adalet’ gibi bir ideyi değerlendirmek demek:

 1-Kavramsal olarak saptamak; içeriğini belirlemek, kavramsal olarak açıklığa kavuşturmak (Bizi ilgilendiren burası).

 2-Başka türden idelerle karşılaştırıp, onun özelliğini belirlemek; benzer ideler arasındaki yerini belirlemek, değerini ortaya koymak.

 3-Değerliliğini ortaya koymak; insanlar için ortaya çıkardığı sonuçlarının önemini belirlemek.

 

  Beyannamede ‘insan olma’, bütün insanların akıl vee vicdanla donatılmış olmasına dayandırılıyor. Bundan dolayı bütün insanların belirli tarzda yaşama ve muamele görmeye hakkı vardır, deniliyor. Bu belirli tarzda muamele görmeye de, ‘haklar’ diyorlar.

 Bütün insanlar, akıl ve vicdana sahipse aynı muameleyi görmeli, aynı haklara sahip olmalı. İnsan hakları işte buradan çıkıyor.

 Burada ‘insan nedir?’ ile ‘insan olma nedir?’ sorularını ayırmak gerekir.

 İnsanın diğer canlılardan farkını saydığımızda, ‘insan nedir?’ sorusuna cevap verilmiş olur. Antropolojide bunu yapıyor.

 İnsanın özellikleri ile tür olarak insanın olanakları aynı şey değildir.

 Tür olarak insanın özelliklerini bütün insanların gerçekleştiremediklerini görüyoruz. İşte tür olarak insanın özellikleri, insanın olanaklarıdır.

 İnsanın bazı yapısal özellikleri, ‘insan olma’nın içeriğini oluşturuyor. İnsan olma, insanın bazı olanaklarının değerinin bilgisi.

 İnsan hakları fikrinin türetimi yapılırken gerçeklikteki koşullardan başka diğer bir kaynak; insanın yapısal özellikleridir. Bu türetim şöyle yapılabilir.

 Tür olarak insanın, a,b,c,d olanakları varsa, bu taktir de her kişiye bu olanakları gerçekleştirme fırsatı verilmeli. İşte bu herkesin hakkıdır. ‘İnsanlaşabilme’ fırsatı herkese verilmelidir. Oysa gerçekte bu fırsat herkese verilmiyor.

 Peki bu fırsatı herkes için kim yaratacak, kim verecek?

 İnsanın yapısal olanaklarının yanında, etik olanaklarının da olduğunu görüyoruz.

 İnsanın olnaklarının fakında olan her kişi, bu olanakları diğer kişiler için de, gerçekleştirebilme fırsatını yaratmalıdır. Bu ‘etik kişi’nin sorumluluğudur. Bu durum çoğu zaman ‘ödev’ denilen şeyi gerektiriyor.

 “Ben bu olnaklara sahipsem, bu olanakları başkalarına da sağlamaya mecburum”.

 Talep edilen belirli tarihsel koşullarda, belirli başka koşulların yaratılması talep ediliyor.

 Bazı olanaklar, insan olmayı oluşturuyorlar. Temel haklar böyle olanakların gerçekleşme koşullarının talepleridir.

 Grup hakları, temel hakların günümüzün koşullarında değer korumaya yönelik taleplerdir. Grup hakkı, temel hakkı korumaya yönelikse o zaman grup hakkı olabilir ve korunmaya değerdir.

 Yuttaşlık hakları; ekonomik, sosyal ve siyasal haklardır. Belirli bir ülkede yuttaşların hareket edebileceği sınırlardır. Bu sınırlar ülkeden ülkeye farklı çizilir. Bu haklar bir ülkede kurum ve kuruluşlar tarafından dolaylı olarak korunurlar.

 Temel haklarla, yuttaşlık hakları arasında ‘sosyal adalet’ ortaya çıkıyor.

 Bir hakka, temel hak diyebilmemiz için, dile getirdiği talebin, insan olanaklarını gerçekleştirebilme koşullarının talebi olmalıdır.

 Bir temel hak sınırlanamaz ama bir tanınan hak sınırı fazla aşılmış ise sınırlanabilir.

 Haklar, kişilere özgüdür, özgürlük ise ilkelere ilişkindir.

 

  ÖZGÜRLÜK:

1-Antropolojik özgürlük; insan istemesinde özgür müdür, değil midir? Yani insanın özgür olup olmaması ile ilgilenir.

2-Etik özgürlük; bir insanın özgürlüğü.

3-Toplumsal özgürlük; temel özgürlüğün belirleyicisi olarak ortaya çıkıyorlar. Tek tek özgürlükler, toplumsal özgürlüğü oluşturuyor.

   ØMoral özgürlük, taşıyıcısı kişi değil, çevredir.

   Moral belirli bir grupta belirli bir zamanda geçerli olan değer yargılarıdır. Değişkendirler. Oysa kişilerin özgür olabilmesi için, etik özgürlüğe sahip olması gerekir.

  ØHukuksal özgürlük; bu özgürlüğü belirlemek için:

    *Kişi açısından,

    *Devlet açısından bakmak gerekir.

  Hukuksal özgürlük genellikle, kişinin istediği kanaate sahip olması ve istediğini söylerken engellenmeyeceğim düşüncesiyle ortaya çıkıyor.

 İster korunsun ister korunmasın her temel hak, bir kişi hakkıdır. İşte bu hakların korunması, güvence altına alınması, karşımıza ‘özgürlükler’ olarak çıkıyor.

 Hakların bir ülkede güvence altına alınması, o ülkenin vatandaşlarını özgür kılar.

 Halkın talep ettiği, bu hakların doğru korunmasıdır. Kişi bu haklarını gerçekleştirir veya gerçekleştiremez.

 Bu hakların yasallaşması, herkesten bu haklara saygı göstermesi talebini getiriryor. Doğrudan korunan temel hakların bir ülke tarafından güvence altına alınması yani yasallaşmasında bu haklar, karşımıza özgürlükler olarak çıkıyor. Bu özgürlükler ortadan kalksa bile, bu haklar varlığını sürdürür. Kişi bu hakkı kullanır veya kullanmaz. Kullandığında yasalara karşı gelmiş olacağından, varlığı tehlikeye girer.

 Yasal düzenleme olmadan, özgürlükten sözedemeyiz. Ancak olsa olsa yasadışı etik özgürlük olabilir.

 Bazen haklar, yasalar tarafından güvence altına alınsa bile sen koruyacaksın, korumadığında da yine cezalandırılabilirsin.

 

 Düşünce özgürlüğü; yeni bir düşünce getirdiğinde kişiye dokunulmamasıdır. Yoksa her düşündüğünü söylemek demek değildir. Ayrıca propoganda ve reklam da düşünce özgürlüğüne girmez.

 Dolaylı korunan haklar; bu hakların bir ülkede bütün ilgili yuttaşlar için korunması yetmiyor. Bu haklar belirli düzeyde korunmasını da şart koşan haklardır.

 Dolaylı haklar, ilgili yurttaşlar için eşitçe ve insan onuruna yaraşır şekilde belirli düzeyde korunmasını isteyen haklardır. Burada eşitçe korunması karşımıza ‘sosyal adalet’ olarak çıkıyor.

 Sosyal adalet; bir ilkedir, sosyal adaletsizlik ise bir durumdur. Örneğin, diyaliz makinesi ile hasta sayısı doğru orantılı olmadığı için, hastaların haklarının eşitçe korunmaması sözkonusu.

 Sosyal adalete, kişi açısından bakıldığında etikle ilgili bir sorun olarak ortaya çıkıyor. Devlet açısından bakıldığın da ise, sosyal düzenin düzenlenmesi ile ilgilidir.

 Dolaylı korunan temel haklar, yuttaşlık/tanınan hakları hesaba katarak veya katmayarak sosyal adalet ya da adaletsizlik olarak ortaya çıkıyor.

 Sosyal adaletsizlik, ilgili yurttaşların haklarının eşitçe korunmadığı durumdur. Sosyal adaletsizlik, ülkelerin zenginlikleri ya da fakirlikeriyle ilgili değildir. Örneğin, fakir bir ülkede yurttaşlar, çok fakir olmamakla sosyal adalet sağlanabilir.

 Sosyal adalet, bir ülkedeki ilgili vatandaşların haklarının, insan onuruna yaraşır şekilde eşitçe korunması halinde gerçekleşir.

 Eşitlik; paylaştırılacak olanda değil, eşitçe korumadadır.

 Her hastaya diyaliz makinesi sağlayamıyorsak, mevcut makineleri belirli bölgelere dağıtarak daha çok kişinin yararlanması sağlanır. Yokları paylaştırmak.

ATOMİSTLER-SOFİSTLER

Salı, 02 Haziran 2009

ATOMİSTLER:

 

LEUKİPPOS (İ.Ö. 430- ?) :

 

 Anamadde, atomlardır. Evrende içler dolu atomlar vardır. Bir de onların hareket ettikleri boşluk vardır. Asıl olan atomlardır. Atomlar bölünemez çünkü; boşluktan pay almıyorlar.Ve birbirlerine çarparak hareket ederler.

 

DEMOKRİTOS ( İ.Ö. 460-370 ) :

 

 Elea okulu öğretisi ile Herakleitos’un felsefesini ‘atomculuk’ diye ünsalan görüş içinde uzlaştırmaya çalıştı. Yaşamı hakkında kesin bilgiler olmayan Leikippos’un ona hocalık yaptığı söylenir.

 Atomculuk öğretisine göre; gerçek varlık, belli bir zamanda ortaya çıkmamıştır. Varlık; ezeli ve ebedidir, değişikliğe uğramaz, nasılsa öyle kalır. Anamadde, sayıları sonsuz olup, nicelik olarak farklılaşan atomlardır. Atomlar yer kaplar ama bölünemezler.

 Atom, bölünemeyen anlamına gelir. Yalnızca; büyüklük, küçüklük, biçim ve ağırlık olarak  farklılaşırlar. Atomların nitel bir değişime uğramaları söz konusu değildir. Bundan ötürü varolanların çokluğu ve çeşitliliği, bu atomların içlerinde gerçekleşen dinamik bir değişme ile açıklanamaz. Bu durum atomların biçimleri, duruşları ve yan yana geliş düzenleri ile yani çeşitli birleşme düzenleri ile açıklanabilir.

 Demokritos, Miletli filozoflara ve Herakleitos’a karşıt olarak, tıpkı Empedokles gibi mekanik bir doğa görüşü ileri sürmektedir.

 Atomlar uzay içinde çeşitli hızlarla kendiliklerinden hareket ederler Boşlukta birbiriyle karşılaşan ve yığılan bu atomlardan çeşitli öğeler ve cisimler meydana gelir. Evren birbirine çarparak anafor doğuran atomlardan oluşur. Bu anaforda kaba ve ağır atomlar, ortada bir araya gelip; toprağı oluştururlar. İnce ve hafif atomlarsa yukarıya doğru itilir; suyu, havayı ve ateşi oluştururlar. Demek ki; evrende, mekanik yasalar ve zorunluluk hakimdir. Raslantı diye bir şey yoktur. Biz nedenler bilmediğimiz için raslantı deriz. Ona göre evren, belli bir amaca göre ortaya çıkmamıştır.

 Demokritos’un bu görüşleri, doğaya ilişkin bilgilerin bilimsel bir temele oturtulması olanağını içinde taşıyordu. Ona göre ruh da atomlardan yapılmıştır.

 Bütün bu açıklamalar, Demokritos’un en tutarlı materyalist olduğunu açıkça ortaya koyuyor. Bu tutarlılık, maddesel parçacıkların atomlardan, herhangi bir erek sözkonusu olmadan (tanrı..vs.) mekanik bir biçimde ve zorunluluğa nedensellikle açıklayarak, bütün varolanları oluşturduğunu ileri sürmesinden doğuyor.

 Ahlak felsefesi ile de ilgilenen Demokritos’a göre, insan ruhunun dingin ve dengeli bir durumda iyilikten sevinç duyar, tat alır ve kötülüğü düşünmez. Ruhun bu duruma ulaşmasını sağlayan şey; korkulardan ve boş inançlardan sıyrılmış olmasıdır. Bunlardan kurtulmaksa ancak bilgiyle, bilgelikle olur.

 

 SOFİSTLER:

 

 Şehir şehir dolaşarak parayla söz sanatını (hitabeti); grameri ve dilbilgisi kurallarına göre öğretirler. Bunlara göre doğru yoktur, yeter ki, savunabil. Ben seni neye ikna edersem, doğru odur.

 

PROTOGORAS (İ.Ö. 482-411) :

 

Ünlü sözü herkesin bildiği gibi, ‘İnsan her şeyin ölçüsüdür.’ Üşüyen için soğuk, üşümeyen için soğuk değil, doğru herkese göre değişir. Her insanın inandığı kendine göre doğrudur. Herkesin kabul edebileceği mutlak bir hakikat yoktur.

 

 GORGİAS ( İ.Ö. 483- 374) :                      

 

‘Bir şey yoktur, olsa bile bunu bilemeyiz, bilsek bile bunu başkasına öğretemeyiz’ der. Herkesin aynı algılayabileceği doğru yoktur.

 Niye birbirimize anlatamıyoruz? Çünkü; der:

 1. Anlatmada güçlük,   2. Bilmede her zaman bir görelilik vardır.

 Herkes için doğru bir bilgi yoktur. Ben seni neye ikna edersem odur doğru olan.

 

 Sofistlerin yaptığı hata ‘insan’ı değil tek tek insanları ele almaları ve bunun sonucunda da ne kadar fert varsa o kadar da hakikat ve yanlışın ölçüsünün olduğunu kabul etmektir.

DENEMELER -2 (AHMET AĞI)

Pazar, 31 Mayıs 2009

 

- Tabular, önyargılardan beslenir.

 

- Sorgulanmayan fikirler, dogmatizmin ötesine geçemez.

 

- Bilgi, kesinliği herkes açısından genel geçer olduğundan müdahaleyi, dogma ise inananları bağladığından müdahalesizliği meşru kılar.

 Ancak bu teoride böyle, gerçekte ise dogmatizm, şovenizme dönüşür ve kendisi gibi olmayana hayat hakkı tanımaz. Bilgi toplumunda ise eylemleri şiddet içermediği sürece, karşıtlarına dahi eşit hak ve özgürlükler talep eder.

 

- Bütün ihtiraslar, güç isteminden doğar.

 

- Kendisi için iyi olan (koşulsuz), başkası için iyi olandan (koşullu) daha muteberdir.

 

- Varlık; sonsuz çeşitlilikte, sonsuz biçimlere dönüşebilen, sürekli bir oluştur.

 

- Tanrı düşüncesi insanlığın gelişim sürecinde, hem en büyük engel hem de ulaşmak istediği en büyük hedef olmuştur.

 

- Bireyin en temel durumu, yalnızlık ve korkudur. Yapıp etmelerinin tümü bu durumu aşmaya yöneliktir.

 

- Başkasını yücelttikçe kendimizi küçültürüz, kendimizi yücelttikçe de komplekslerimiz belirginleşir.

 

- Etik; özgürlüğün bir paylaşımıdır.

- Etiği belirleyen özgürlük bilinci, özgürlüğü belirleyense, varlık bilincidir.

- Erdem dediğimiz şeyse tarafların birbirine eşit/adil davranmasıdır.

- Etik ve özgürlüğün sınırlarını belirleyen; ‘ben’in karşısında ‘sen’in varlığıdır.

 Benin ‘söz - eylem’ özgürlüğünü, senin ‘söz- eylem’ özgürlüğü sınırlayarak belirler.

- Etiğin ve özgürlüğün en temel ilkesi; (hiçbir şeye zarar vermeden) herkese ve herşeye karşı adaletli olmaktır.

 

- Her türlü varlığı indirgeyerek açıklama girişimi, metafiziksel bir yaklaşımdır.

 

- Bilinç ile özdek arasında, mahiyet farkı olsa da birlikteliği olgusal bir gerçekliktir.

 

- Bilgili olmak, ‘bilinçli olmak’ değildir ama bilinçli olan bilgilidir de.

 Önemli olan bilgiye sahip olmak değil, onu uygulayabilmek, değerlendirebilmek ve sentezleyebilmektir.

 

- Her türlü fanatizm, sonunda despotizme dönüşür.

 

- Kutsal bildiklerinizi, ne kadar sorgulayabiliyorsanız o kadar özgürlükçüsünüz demektir.

 Sorgulamayan itaatkar faşizm, özgürlüğü de tehdit eder.

 

- İnsanlar sahip oldukları mülkiyet oranında muhafazakar, sahip olmadıkları oranda da devrimci fikirlere sahiptirler.

  

- Ölüm de bir varoluş biçimidir.

 

- Felsefe, insanın içinde bulunduğu evreni tanıyabildiği kadar kendisidir.

 

- İnsanlık tarihi bir eylem olarak; kendini bilme, tanıma ve geliştirme sürecidir.

 

- İnsanlık tarihi dünya tarihinin, dünya tarihi ise evrensel tarihin bir sonucudur.

 

- Bir doğa varlığı olan insanın bilincinden bahsediyorsak, doğanın da bir tür bilince sahip olduğunu kabul etmemiz gerekir.

 Herşey birer ‘akıllı tasarım’ ürünü olarak, iyi bir usta işi görünmekte. Bu usta kimdir veya nasıl bir şeydir? 

 Tüm dünya, bizden daha gelişmiş bir medeniyette yaşayan bir çocuğun, bilgisayarında oynadığı bir ‘medeniyet kurmaca’ oyunu olabilir mi?

 Pek çok şey mümkün…Kesin olan bu konuda olanaklı bilgilerden sözedebileceğimiz ama ‘şöyledir’ ya da ‘böyledir’ diyemeyeceğimiz.

 

- Bizim samanyolumuz ve dünyamız güneşin bir parçasıysa, güneşin de başka bir ’bing-bang’in sonucu olması muhtemeldir.

 

- İnsan zekası, evrensel oluşu kavramaya yönelik somutlaşmış bir bilinç halidir. İnsanlık tarihi ise insanın kendini ve içinde bulunduğu evreni keşfederek tanıma ve bilme sürecidir. Varolanı kavramsal olarak yeniden kurma, tümüyle kendini bilme ve yeniden üretmektir. 

 

  - Bilmek; değiştirmektir, değiştirmek; özgürlüktür.

 

 - Çelişkiler bizim bilgi kuramlarımızda, gerçekte değil.

 

 - Doğanın yasalı oluşu, bilincin bir göstergesidir.

 

 - Dünya tarihi; üçüncü çağa doğru hızla ilerlemekte.

 Birinci çağ; İnorganik çağ (tez), canlı yaşamının henüz başlamadığı devir. Evrimsel süreçte ulaştığı en üst aşama; kimyasal oluşum (hücrenin yapı taşlarını oluşturan aminoasitler).

 İkinci çağ; organik çağ (antitez). Evrimsel süreçte, kendini en üst aşamada ‘insan’ olarak gerçekleştirmiştir.

 Üçüncü çağ; evrensel çağ (sentez). İnsanın kendisini, ‘ tekno-insanla aşarak, evren varlığına dönüşeceği çağ. Tabi bu aşamaya kadar dünya bir felaketle karşılaşmazsa.

 Her çağ evrimsel olarak, ulaştığı en üst aşamada, kendisini üreterek yeni bir çağı başlatmaktadır. İnsan da ulaşacağı en üst aşamada, kendini yeniden üretecektir.

 

- İnsan eyleminin amacı; mutlak bilgi, mutlak güçtür.

 

- Dünyanın mahvına bile olsa, insanoğlu bilme arzusundan; kendini, dünyayı, evreni… bilmek ve işleyişine müdahale etmekten vazgeçmeyecektir. En azından şimdiye kadar bu böyle oldu. Moral değerler insan egosunu ne kadar dizginlemeye çalışsa da o bir yolunu bulup kendi gelişimine devam etmekte.

 Ayn Rand’ın dediği gibi ‘ego büsbütün kötü olsaydı, iyi olanları izah edemezdik’.

 

 - Yıldızları sadece bir esin kaynağı olarak görmek isteyenlerin yanında, onlara ulaşmak isteyenler de her zaman varolacaktır. 

 

 - İnsanoğlunun yaptıklarıyla dünyayı bir felakete götürdüğü söylenebilir ama unutmamalı ki, insan etkisi olmadan da dünya her an bir felaketle karşılaşıp yok olabilir.

 İnsanlığın bu felaketi beklemek yerine, yazgısını değiştirmeye çalışması çok daha akıllıcadır. Sadece temaşa halinde şükrederek beklemek, miskinlerin işidir.  İnsan ne yapabileceğinin ve ne olabileceğinin sonuna kadar gitmeli. Her şeyin mahvına bile olsa, yazgısını değiştirebilecekse buna değer.

 Madem ki var, başına gelen ve gelebilecek olanların, bir yazgı olup olmadığını anlamak ve değiştirmek adına tüm olanaklarını sonuna kadar zorlayıp, içinde bulunduğu alemi anlamaya ve bilmeye çalışmalıdır.

 

- İnsan neyi bilirse, o kadar müdahil olur.

 

- Kötü olan liberalizm değil, toplumun bilinçsizliği ve bireylerin örgütsüz oluşudur. Liberalizm aslında tam bir sivilizasyon sürecidir. Bireylerin özgürce örgütlenmelerinin önünü açar. Devletin çekildiği alanları, Sivil Toplum Örgütleri almakta, devlet toplumun bütününe yayılmakta, devletin yaptığı işleri STK’lar yapmaktadır. Sosyal denge, tamamiyle ihtiyaç ve taleplere göre STK’lar aracılığı ile sağlanmaktadır. (Siyasi liberalizmin nihai amacı ise, toplumun devlet olduğu aşamadır.)

 Unutmamalı ki, iyi yönetilmeyen devlet de faşizm, sömürü, etnik kimlik gibi konularda her türlü terörden çok daha tehlikeli olabilmektedir.

 

- Kapalı toplumlarda kollektif örgütlenmeler, açık toplumlar da ise bireylerin özgürce girip çıktığı liberal örgütlenmeler vardır. Kapalı toplumlarda millet, devlet içindir ve ordu sadece dışarıya karşı değil, kendi halkına karşı kullanılmak için de vardır.

 Açık toplumlar, kişi hak ve özgürlüklerinin yasal güvence altına alındığı toplumlardır. Yargı bağımsızdır ve herkese açıktır.

 Dinsel cemaatçilik ile ideolojik (kollektivist) cemaatçilik arasında, ritüellerinin dışında hiçbir fark yoktur. Aynı yapısal örgütlenme biçimine sahiptirler.

 Sınıf egemenliği, toplumun diğer sınıfları üzerinde baskı kuran, diktacı bir rejimdir (proleteryanın diktatörlüğü gibi). Sınıfsız toplum ise ütopik bir yaklaşımdır.

 Mülkiyeti kontrol altında tutarak; adil, sömürmeyen, erdemli bir devlet kuralım derken, kendi ellerimizle özgürlüğümüze son veren devasa bir diktatörlük kurmaksa tercih edilecek bir durum değildir.

 Yapılacak olan; sosyal hakların yasal güvence altına alınarak, insan onurunu düşürmeden, sınıflar arasındaki makası makul ölçülerde tutmaktır.

 

- Devlet vatandaşlarının hizmetinde değilse, onlardan aldıklarını adil bir şekilde dağıtmıyorsa, kimin yönettiğinin ne önemi var?

 Aynı sömürüye tabi tutuluyorsan, sömürgeci yerli olsa ne olur, olmasa ne olur…

 

- Vatandaşlarına adil davranmayan bir devletin, herkesten vatandaşlık görevlerini yerine getirmelerini (gerekirse ölmelerini) bekleme hakkı yoktur.

  Aslolan hayattır, insanların huzur ve refahıdır.

 

 - Bir ülkede, yasalarca korunan imtiyazlı sınıf ve kesimler olduğu sürece, orada tam demokrasiden bahsedilemez.

 

- Vatandaşının hak ve hukukunu gözetmeyen, kötü muamele görmesine göz yuman bir devletin, kendisini haklı gösterecek hiçbir sebebi olamaz.

 

- İnsanları ne kadar dışlarsanız, o kadar terörize edersiniz. Aslolan, herkesin sistem içine alınarak, gelişimine yardımcı olmaktır.

 

- Hak ve özgürlüklerimize ilişkin taleplerimiz kadar, onları isteme yöntemimiz de bir o kadar önemlidir.

 Terör örgütleri de  çok masum ve haklı taleplerle yola çıkabilir. Ancak  meşruiyyetlerini yitirmelerine yolaçan, taleplerini elde etme yolunda uyguladıkları yöntemlerdir.

 

- Evrensel, herkes için genel geçer doğrular vardır ancak öncelikler de vardır. Her durum ve koşulda aynı doğruları savunamazsınız.

/

 - Bir ‘ulus devlet’te, halklar arasındaki eşitsizlikleri, ‘insan hakları’ bakımından eşitlemeye çalışırken, bu hakların siyasi açıdan da değerlendirilmesi bir o kadar önemlidir. Aksi halde ‘ulusal özgürlük’, ‘ulusal birlik’ ve ‘entegrasyon’ süreci zarar görebilir.

 

 ’İnsan hakları’ bakımından her alanda talep edilen ’eşitlik’, siyasal olarak değerlendirilmediğinde ayrışma ve bölünmeye yolaçabilir.

 

 - Ulus devletin varlığını sürdürebilmesi için, bütün halkların eşit haklar bakımından olduğu kadar, birlik açısından da katkı vermeleri gerekir. Entegrasyon sürecinin durması, birliği parçalar.

 

 - Ulus devletin de kendine özgü birtakım kuralları vardır:

 Herkesin ‘anadili’ni konuşması, bir temel haktır. Bu dilin yasaklanması ise faşizmdir. Bir ulus devletde herkes anadilini öğrenebilir, konuşabilir, yayın yapabilir. Resmi dilin tek olması hem entegrasyon süreci hem de pragmatik açılardan zorunludur. Resmi dilin öğretilmesiyle beraber “anadilde eğitim” bir haktır. Egemen bir devlette halkların, kendi ana dillerine göre eğitim yapması kuşkusuz ayrışmayı belirgin bir hale getirecektir ancak, insanların bu haktan men edilmesi durumunda da illegal yollardan ayrılıkçı davranışlara zorlanması, yasakçı politikalar nedeniyle olacaktır. 

 

 - Ulus devletin parçalanması, diğer devletlerin varlığını tehdit eder riskler taşıyorsa, bölünmeme yönünde herkes aynı hassasiyeti göstermelidir.  

 Her egemen devletin, kendi güvenliğini tehlikeye sürükleyecek hiçbir oluşuma geçit vermek istememesi onun pek tabii hakkıdır.

 

 - Tek bir ‘etnik kimlik’e dayalı devletlerde ‘ulus devlet’ modeli ideal görülebilir fakat çok kimlikli ülkelerde bu model, halkların siyasal eşitlik talep etmesi halinde, merkezi yönetim buna izin vermeyeceği için sonuçta büyük çatışmalar ve acılar yaşanmasına da neden olabilmektedir.

 

 - ‘Eyalet’ sistemine dayalı ‘federatif’ yapılar ise halklar açısından daha özgürlükçü olmakla birlikte bölünmeye daha açıktır.

 

 - Daha çok sayıda halkın eğemenliği açısından, devlet sayısının çokluğu mantıklı gelebilir ancak bu daha çok küçük devlet demektir. Küçük devletlerin, büyüklerin uydusu olması ya da egemenlik hakkını kötüye kullanmaları halinde, denetimleri de çok büyük sorunları beraberinde getirmektedir.

 

 - Devletler ortaya çıkan durum ve ihtiyaçlara göre, çıkarları doğrultusunda resmi ideolojilerini de yönetim biçimlerini de değiştirebilirler.

 

 - Bazı ülkelerin sadece kendi vatandaşlarına karşı değil, bölgesindeki diğer ülke ve isanlara karşı da tarihten gelen görev ve sorumlulukları vardır. Bu nedenle çeşitli zamanlarda, ülkesinin güvenlik ve refahını da tehlikeye atabilirler. Bu, ‘lider ülke’ olmanın bedelidir.

 

 - Sürekli güvenlik tehdidi altında yaşayan ülkelerde, güvenliğe ayrılan payın çok fazla olması halkın refahını kısıtlayan bir unsurdur.

 

 - Bazı ülkeler birden fazla medeniyetin üyesi olabilir. Bu olağanüstü bir ayrıcalık ve zenginliktir. Bir ulusun hangi medeniyete ait olduğunu sadece dil ve din değil, tarihsel süreçleri de belirler. İki medeniyetlilik, hem o ülke hemde diğer ülkeler bakımından uzlaştırıcı yanıyla bir şanstır.

 

- Bazı ülkelerin jeopolitik konumu, iki medeniyetlilik gibi kendine özgü farklı özellikleri nedeniyle tek eksen yerine, ‘çok eksen’li olmaları  yadırganacak bir durum değildir.

 …

- Yeni oluşan oligarşiye karşı çıkarken, eskisine sarılıp savunmak da yanlışta ısrar etmektir.

 Her oligarşi, diğerlerinin egemenliğine karşı çıkarken, kendisine ise her koşulda teslimiyet ister.

DUVAR YAZILARI

Pazar, 31 Mayıs 2009

DUVAR YAZILARI :

- Birini öldürürsen katil, birilerini öldürürsen kahraman,

hepsini öldürürsen tanrı olursun!

- Bir lira çalarsan hırsız, bir trilyon çalarsan beyefendisin!

- Hepimiz eşitiz ama ben biraz daha eşitim!

- Küçük beyinler kişileri, orta beyinler olayları, büyük beyinler fikirleri tartışır.

- Kazanmak insanın gardrobunu, kaybetmekse kişiliğini geliştirir.

- Hiçbir başarı, cezasız kalmaz. 

- Kadın olmak zor şey, erkek gibi düşüneceksin, genç

kız gibi davranacaksın, eşşek gibi çalışacaksın!

Hem zeki hem çalışkan, taktir et.

Zeki ama tembel, ikaz et.

Çalışkan ama aptal, dikkat et.

Hem aptal hem de tembel, imha et.

- Gelme, gelme Mevlana değilim, beni germe!

- Geç geldi desinler, geçmiş olsun demesinler!

- Allahım ya bana bu aklı vermeseydin ya da bunları böyle yaratmasaydın!

- Bazı insanların altı, bazılarının da üstü çizilir!

- Sizin bildiğiniz kadar, benim unuttuğum vardır!

- Bizim yaptıklarımıza sizin hayaliniz yetmez!

- İnsan hımbıllaşmaya görsün; oturma imkanı varsa ayakta durmaz, yatma imkanı varsa da oturmaz!

- Minumum gayret, maksimum fayda!

- Kötü olan kör olmak değil, nankör olmaktır.

- Birşey kısmetten çıkmaya görsün, uçkur bile doksandokuz yerinden kopar, bağlamaya yetişemezsin!

- Dövüşmesinler de sevişsinler!…

- Maşallah danazorlar, dinozorların yokluğunu aratmıyor!

- Demirden korksaydık trene binmezdik!

- İnsana benziyor diye sanma ki, herkes insan!

- Birşeyin doğrusunu mu istiyorsun, kendin yap!

- Hayatım lazım olursa, ben buradayım gel ve al!

- Kayseri’ye giderken pastırma götürmeye gerek yok!

- Başımıza bir kaza bela gelmeden, hayırlısıyla bir ölseydik!

- Hayat biz onu planlarken, akıp geçen zamandır.

- Fırsatlar, trenlere benzer. O trene binmek için de istasyonda olmak gerekir.

- Ülkeler barışta zenginlerin, savaşta fakirlerindir.

- Hiçbir şey bilmiyorsan, haddini bil!

- Akıllısı beni bulmaz, delisi peşimi bırakmaz.

- İte bak, yattığı yere bak!

- Zor, oyunu bozar.

- Benim ağzım sıkıdır, sadece camiyle kahvenin ortasında konuşurum!

- Onlar paralarını, ben anılarımı biriktirdim.

- Tecrübe, yediğin kazıkların toplamıdır.

- Çileye talibiz, ona bile bırakmıyorlar yaşayalım.

- Söylesem tesir etmiyor, sussam gönlüm razı gelmiyor.

- Ne hikmetse, size hak olan bize gelince müstehak oluyor.

- Cümbüş ‘ibadet’, içki ‘bade’, cinayet ‘töre, halay çekmek de ‘devrim’ olmuş!

- Dönmek değil, fırıldak olmak kötüdür.

- Hadi yavrum, hadi çocuğum, kumda oyna gözüne çöp batmasın!

- On tane eşşeğin olacağına, adam gibi bir enişten olsun yeter!

- Seviyorsan bırak gitsin, dönerse senindir, dönmezse

zaten senin değildi!

- Göz uydur vurmaz tüfek yoktur, söz uydur sevmez kadın yoktur.

- Karın iyiyse eğlencede işin ne, düğün kendi evinde. Karın kötüyse cenazede işin ne, ölü kendi evinde!

- Kaza geliyorum, namus gidiyorum demez.

- Küçük kafa, büyük kafayı yer.

- Kaderde varsa düzülmek, neye yarar üzülmek!

- Düzülen hep biz olduktan sonra, düzen değişse ne olur?

- Bir yaprak bir mızrak, gerisi teferruat!

- Dünya delikanlı olsaydı, yuvarlak olmazdı!

- Yüze gülücü, arkadan gömücülere dikkat et!

- Kart kedi, taze sıçandan hoşlanır!

- Genç geriyorsa, yaşlı sevindir daha iyi!

- Gençler bilebilse yaşlılar yapabilse!

- Delikli taş bile yerde durmaz.

- Hasan almaz, basan alır.

- Ziyan olacağına, ver bir fakir sebeblensin!

- Zengin parasıyla, fakir karısıyla oynarmış!

- Erkek yapacak yer, kadınsa yapacak bahane arar!

- Edebsizlikten değil, ihtiyaçtan bu hale geldik!

- Et ile ekmek, eti ete sürtmek, gerisi köpek tüfek!

- Erkeğin kıllısı Ali’den, kadının kıllısı ayıdan!

- İlişkinin 5 aşaması:

“Göz göze, el ele, et ete, göt göte, git öte!”

- Masajın 5 aşaması:

“Ovalama, sıvazlama, itme, çekme, dürtme!”

“Tanrı öldü!”

NİETZSCHE

Yaşasın, Nietzsche öldü!”

TANRI

Tanrı bile yanlış yapsa, itiraz et!”

İBLİS

“Herşeye yer var, tanrıya yok!”

ATEİST

Kızın gözüne gircem diye, tanrının gözünden

düştüm. Üzgünüm, hepsi benim suçum!”

ADEM

- Bağırsak namımız gidiyor, sussak kendimiz!..”

BİR KADIN

 FELSEFE TÜRLERİ

 KLASİK TEPKİ: “Sıraya geç kardeşim!”

NEOKLASİK TEPKİ: “Şeker kardeşim sıraya geçiver…”

REALİST TEPKİ: “Sıra var!”

SURREALİST TEPKİ: “Sallandıracaksın bunlardan ikisini Kızılay’da, bak bir daha yapıyorlar mı?”

ROMANTİK TEPKİ: “Beyefendi galiba sırayı görmediniz…”

NATURALİST TEPKİ: “Sırana geç!”

MODERN TEPKİ: “Efendim insanımız eğitimsiz. Halbuki Avrupa’da…”

POST-MODERN: “Sırana geç lan ayı!”

UZLAŞIMCI: “Acelesi olmasa öne geçmezdi, üzmeyin garibi…”

DEVRİMCİ: “Alt yapı sorunları çozülmeden halkımız sıraya geçmez. Devrim olunca herkes hizaya gelecek!”

KADERCİ: “İki dakika fazla beklesek kıyamet mi kopar? Kısmetse hepimizin işi görülür…”

FELSEFECİ (septik/kuşkucu): “Ön ve arka kavramları görecelidir.O tarafın ön taraf olduğuna kim karar verdi? Öne geçtiğini zanneden, aslında arkaya geçmiş olabilir!”

İDEALİST: “Efendim algılanmayan şeyler yok demektir. Bakmayın o tarafa, adam yok olur!”

KÖTÜMSER VAROLUŞCU: “Herkes bir gün ölecek. Onurlu bir şekilde bekleyin. Birgün o adamda ölecek!”

İYİMSER VAROLUŞCU: “Sıkmayın canınızı, şu anın tadını çıkarmaya çalışın. Bakın ne güzel hayattasınız ve birileri önünüze geçebiliyor!”


 


  • watt
  • liverpool
  • freida pinto zac posen
  • c span yesterdayc span zelaya
  • connecticut department of labor
  • search in vi
  • potter
  • hp support helpline
  • new england patriots 1996 roster
  • new england patriots wiki
  • search tumblr
  • cessna
  • mongoose
  • connecticut limo
  • search engines and flash
  • 4pm cspancspan area 51cspan 90.1
  • vince young jay cutler
  • new england patriots 4
  • fastest
  • cspan hosts
  • mtv music awards
  • battleship ipad
  • bengals 80's
  • la ink price list
  • gypsy
  • vince young uncle rico
  • chad ochocinco yesterday
  • bcbg
  • hp support 6310hp support 7200
  • franchise
  • advise
  • freida pinto dev
  • c span youtube obama
  • dis tester
  • melanie
  • connecticut 104.1
  • bangles eternal flame mp3bengals forum
  • hp support 6930p
  • johanson
  • cspan question timecspan radio
  • chicago bears 96
  • bengals 09
  • hp support englandhp support forum
  • bengals forum
  • search engines of the world
  • la ink ink
  • tea party zombies download
  • bea binene
  • new england patriots kim kardashian
  • cricut
  • mtv true life
  • connecticut renaissance faire
  • battleship aurora
  • disconnect
  • bea input output
  • sensei
  • miata
  • battleship aurora
  • chicago bears tattoos
  • search 78search 800 numbers
  • la ink 03x05
  • search 3 bodybuilding other index
  • randy moss wallpaper
  • growing
  • cellphones
  • bea goldfishberg
  • chad ochocinco quotes video
  • closed
  • okidata
  • zara phillips royal wedding picture
  • hp support 2133
  • tea party obama
  • greg olsen puzzles
  • connecticut quarter error
  • bengals kids jersey
  • la ink upcoming episodes
  • greg olsen vikingsgreg olsen wife
  • hp support center
  • violins
  • stardust
  • chicago bears posters
  • chad ochocinco sisterchad ochocinco twitter
  • battleship 3d game
  • randy moss college
  • bengals undraftedbengals vs steelers
  • caffeine
  • olde
  • new england patriots 84
  • connecticut secretary of state
  • cola
  • mtv oddities
  • seaview
  • accessaries
  • bengals football
  • chicago bears training camp
  • chicago bears donation request
  • search 2.0
  • hp support chat
  • handles
  • amtrak
  • bea spells a lot
  • chicago bears 08 record
  • dist 91
  • bea exhibitors
  • chad ochocinco traded
  • bengals cheerleaders tryouts 2011
  • shoulder
  • hearings
  • connecticut post
  • connecticut 7 day weather forecast
  • la ink 3rd season
  • bea 2011 map
  • connecticut law tribune
  • tea party young people
  • vascular
  • tea party medicare
  • c span ii
  • chicago bears 4th phase
  • function
  • bea verdi
  • randy moss bio
  • la ink games online
  • battleship lexington
  • dis n dat band
  • bea oracle
  • tea party birthday
  • vince young football camp
  • chad ochocinco celebrationschad ochocinco dating
  • lightning
  • vince young wiki
  • vince young redskins
  • vince young rumors
  • zara phillips kids
  • mtv 30 years
  • search dog foundation
  • chad ochocinco 15
  • hp support 6500a plus
  • programmer
  • randy moss yahoo stats
  • bengals hard knocks episode 1
  • new england patriots needs
  • lily
  • randy moss football cards
  • search engines visibility
  • c span kozol
  • vince young to eagles
  • la ink corey
  • corrupt
  • virtue
  • trophies
  • operated
  • la ink youtube pixie
  • greg olsen mormon
  • every
  • hp support error 1005
  • vince young 2008
  • pure
  • search with image
  • mtv website
  • chicago bears number 17
  • bea 460 bosch
  • chad ochocinco to detroit
  • wonderful
  • bea test
  • search vim
  • rama
  • search comcast net
  • bengals 09 record
  • new england patriots rumors
  • damascus
  • search engines for jobs
  • hp support quick test pro
  • clasp
  • bea rims
  • new england patriots 65
  • new england patriots 3 4
  • chad ochocinco stats
  • partners
  • 4pm cspancspan area 51cspan 90.1
  • freida pinto jeansfreida pinto kissing
  • programing
  • hiker
  • search engines non tracking
  • search 990 filings
  • hp support assistant review
  • cspan streaming
  • bengals xxiii
  • chad ochocinco xpchad ochocinco youtube
  • vince young z
  • chad ochocinco and cheryl burke