‘Yalnızlık’ olarak etiketlenmiş yazılar

ÖZLÜ SÖZLER - ANONİM

Çarşamba, 31 Mart 2010

ÖZLÜ SÖZLER -ANONİM

 

- Yüreğiyle düşünen olmalısın, hayatı anlamlandırmak zor değil. Zor olan, sevmek ve üretmek.

*

 - Çok uzun yaşarsan, sevdiklerinin seni birer birer terkettiğini görürsün.

                                                                                                                     

- Çocukların kalplerindeki tanrı, onların anneleridir.

                                *                                 

- Mutluluk isteyenlerin değil, hakedenlerindir.

*

 - ‘İnsan beyni’ bizim anlayabileceğimiz kadar basit olsaydı, onu anlayamayacak da kadar aptal olmamız gerekirdi.

     *     

- Mazeret terazisinin tartamayacağı günah yoktur.

           *           

- İktidar gelin gibidir, kendine ortak istemez.

 

  - Boş torbaya kısrak gelmez. 

        *        

- Gezen kurt, yatan kurttan daha iyidir.

*

- Ağacı kurt, insanı dert yer.

*

 - İte bak, yattığı yere bak!

*

 - Bir boklu dana, bütün sürüyü boklamaya yeter.

*

 - Benim ağzım sıkıdır, sadece camiyle kahvenin ortasında konuşurum!

         *         

- En yalnız insan, kendisiyle geçinemeyendir.

                   *                   

- Bilgi kutsal, yorum hürdür.

         *           

- Hayatta en çok neyi istersen, o şey olur.

*

- Herşeyi çözdüğünü sandığın an, yanılırsın.

*

 - Her arayan belki bulamayacak ama bulacak olan, mutlaka arayan olacaktır.

*

 - Yaşam öyle bir öğretmendir ki; önce sınav yapar sonra ders verir.

*

 - İnsanları olaylar değil, olaylara getirdiği yorumlar incitir.

*

 - İnsan, en gelişmiş ilkel yaratıktır.

*

  - Ahlak; daha çok orta sınıfın uyduğu, çok zengin ve çok yoksulların ise bazen uydukları kurallardır.

*

- Azgelişmiş, yoksul ve yoksun bırakılmış toplumların da kendine özgü bir faşizmi vardır.

*

- Herkes, yargı ‘bağımsız’ olsun diyor ama kimse ‘tarafsız’ olmasını istemiyor.

*

- Doktor hata yaparsa bir kişi, hukukçu hata yaparsa herkes zarar görür.

*

- Terzinin hatasını ütü, ahçının hatasını maydonoz, doktorun hatasını ise toprak örter.

*

- Korkularımız, arzularımızdır.

*

 - Dilde bir ejderha gizlidir, kan dökmeden öldürür.

*

  - Zihnimin kapıları açıldıkça, yalnızlığım artıyor.

 * 

- İhtiyaç, korkakları cesaretlendirir.

 * 

- İki kişinin bildiği, ’sır’ değildir.

*

 - Nasıl yaşarsan, öyle de ölürsün!

*

- Hayat, kurallarını tanrının koyduğu bir oyundur!

   *   

- Tanrı akıllıları kendine dost, aptalları ise kul olarak yaratmıştır!

*

  - Olaylar insanların dışında gelişir, insanlar sadece olaylar karşısında verdiği tepkilerden sorumludur.

 * 

- Tanrı düşüncesi, ilkel toplumlarda bilgeliği temsil eder.

*

   - Bir memleketin sonunu hazırlayan, kabiliyetsiz muktedirler ile kifayetsiz muhterislerdir.

 * 

- Aptallar söylediklerine, akıllılar söylemediklerine pişman olur.

*

- Zekasını farkeden için en büyük zaaf, şımarmasıdır.

*

 - Biz kuşbakışı diyoruz, o kuş gözüyle görmeye çalışıyor!

*

 - Korkak insan; konuşması gereken yerde susan, susması gereken yerde de konuşandır.

 - İyimserler her felaketi bir fırsat, kötümserlerse her fırsatı bir felaket olarak görürler.

 *

- Ekonomi, iktisatçılara bırakılamayacak kadar ciddi bir iştir.

  * 

- Tecrübe, yediğin kazıkların toplamıdır!

 * 

- Aklına satmayı koyanlar ya ürünü değiştiriyor ya bizi, almadan bırakmıyorlar.

*

- Beklemek, kavuşmaktan iyidir.

*

 - Vuslat ertelendikçe, şehvet artar.

- Umut ertelendikçe, yerini işkenceye bırakır. 

 *

 - Nostaljinin fazlası, gelecekten kopmadır.

*

 - Karakter olduğun, itibar sandığın şeydir.

*

 - Dahilik ile delilik komşudur.

 * 

 - Elinde çekiç olan, her şeyi çivi zannediyor.

*

 - Gecenin en karanlık olduğu an, sabaha en yakın olduğu zamandır.

 * 

- İyi insanın içinde, kötü şey durmaz.

*

 - Çileye talibiz, ona bile bırakmıyorlar yaşayalım.

*

 - Siyasetçi gelecek seçimleri, devlet adamı ise gelecek nesilleri düşünür.

  * 

- En başarılı komutan, savaşmadan zafer kazanandır.

 * 

- Gerçekte herkes ölür ama herkes yaşamaz.

   *    

 - Önemli olan senin Ona (tanrı) inanman değil, Onun sana ne kadar inandığıdır. 

   *    

- Kendisi için iyi olan (koşulsuz iyiyi isteme), başkası için iyi olandan - tanrı için bile olsa- daha değerlidir.

*

 - Sizin yüksekliğiniz, bizim eğilmişliğimizdendir.

    *     

- Üzülmek, pişman olmaktan iyidir.

     *      

- Hata yapmaktan korkan, doğrusunu öğrenemez.

    *     

- Hayat çok kısa olabilir ama bu onun çok ilginç ve eğlenceli olmayacağı anlamına gelmez.

 *

- Aklına kötü şeyler getirmezsen, kötü şeyler olmaz.

*  

- Bugün dünden iyi sadece yarından daha kötüdür.

*  

    - Söylesem tesir etmiyor, sussam gönlüm razı gelmiyor.

    *       

- Güce tapan, kana susar.

*

- Kanı kanla değil, suyla yıkarlar.

   *

- Şiddet, şiddeti doğurur.

  - Her şeyin aşırısı, tersini besler.

*

- Her zaman alttan alırsan, altta kalırsın.      

     *     

- Kötülerin kazanması için, iyilerin seyirci kalması gerekir.

*

 - Dünyada en güzel şey, olmasını en çok istediğin şeydir.

 *     

- Tarih, insanın bozduklarıdır.

 *     

- Aptallar konuşur, akıllılar dinler.

 *     

- Öyle insanlar var ki; konuşur, konuşur, konuşur… tâki söyleyecek bir şey buluncaya kadar.

 *      

- Sevmek, ihtiyaç duyulduğunda bulunman gereken yerde olmaktır.

*   

- Aşk, birinin sahip olmak istediği diğerininse köle olmak istemediği ilişkinin adıdır.

*

 - Gençler bilebilse, yaşlılar yapabilse!

*

 - İnsan, ne kadar reddetse de bir şeylere inanma ihtiyacı duyar.

  *  

- İnsanlık tarihi, kurallarını tanrının koyduğu medeniyet kurmaca oyunudur.

 *  

- Yarınlar, rahatlarına kıyabilenlerindir.

 *  

- Sarraf olmayan ne bilsin, zanneder her taş incidir.

 *   

 - Tanrım! Bende düşmanlarımı altedecek cesaret var, sen beni dostlarımdan koru.

*

 - Her daim mutlu bir azınlığa hizmet eden, mutsuz bir çoğunluk olmuştur.

            *             

- Kart kedi, taze sıçandan hoşlanır.

*

 - Eğitim; kökleri acı, meyvaları tatlı bir ağaçtır.

*

 - Bataklığı kurutmadığınız sürece sivrisinekler olacaktır.

  - İnsanlarla ilişkin ateşle olduğu gibi olsun! Çok yaklaşma yanarsın, uzaklaşma donarsın.

*

 - Uluslararası ilişkilerde haklının gücünden değil, güçlünün haklılığından bahsedilir.

*

 - Her millet, layık olduğu şekilde yönetilir.

*

  Zafer sonuna kadar mücadele edenlerindir:

    İki fare aynı anda bir süt kovasının içine düşerler, farelerden biri nasıl olsa öleceğim diyerek mücadeleyi bırakır ve boğulur. Diğer fare mücadeleden vazgeçmez, çırpına çırpına sütü kaymağa dönüştürür ve kaymağın üzerine çıkarak kurtulur.

*

 

 

İBRAHİM KİRAS, “POET İS PRIEST”

Çarşamba, 30 Eylül 2009

  

  POET İS PRİEST ( ŞAİR BİR RAHİPTİR)

 

  İnsan annesini sever ve tanrıya inanır

  bir orta noktası yoktur dünyanın

  garip şekiller çizilebilir

  değişim bir yerde mutlaka gereklidir

  su beyaz ama yalnız beyaz değil

  yanında ötekiler var

  yeryüzü dar dünya küçük mü neymiş

  herkes sefer tasını alsın

  bozuk paralar hazır olsun diyorlar

  sen mi konuşuyorsun kim konuşuyor

  benim bildiklerimi de sen bilmiyorsun

  ben boşlukları dolduruyorum

  …………….

  bazı boşluklar dolmuyor

  üstünü çizdiğim yerler doğruymuş

  mesela Türkiye’yi kimse sevmiyor

  çünkü Ginsberg yalancının tekidir

  (ama o kadar yalanı boşa mı söyledi?)

  sevgilini dağa kaldırmış haydut bile gelsin

  ona da güleryüz göstereceksin

  felsefesinden hareket ediliyor

  ölü kırlangıçlar bulunuyor yolda

  insan gülerken gömecek sevdiğini çukura

  nasılsa her şey bir gök altında

  bir gökyüzünde güleryüz gösterir

  ışık kırılır…toprak ağırdır…su beyaz

  başkası nereye kadar gitmişti

  oraya kadar gösterdin bana

  herkesin kendi elinde tuttuğu kağıtları

  yanındakine göstermeden okuması

  zor biliyorsun ama ben bilmiyordum

  nasıl duruyor yerli yerinde

  diye bir soru sormuştuk bir kubbenin altında

  belki kendime doğru bir konuşsam

  bir yerde sakallarıyla Fidel

  bir yerde sakallarıyla imam

  ve Kaddafi rengi gözlerin senin

  nereye doğru bakacaklar?

  diye de sorulabilirdi

  şimdi yalnız soruları kaldırsam

  kendimi görebilirim yalnız

  çığlıklar atarak geçen gençliğimi

  bile bir yere kaldırıyor sorular

  orada o var sen varsın

  burada kendini ayıklayan ben

  yine de kaçmıyorum

  sığınacak bir yer de aramıyorum

  bir hain var aramızda ona yer açıyorum

  ne de olsa sonsuza kadar ihanete açığız

  artık soru da sormuyorum

  artık iyice anladım

  insan yalnız annesini sever

  ve tanrıya inanır yalnız

                                        

                                  İBRAHİM KİRAS

DENEMELER -2 (AHMET AĞI)

Pazar, 31 Mayıs 2009

 

- Tabular, önyargılardan beslenir.

 

- Sorgulanmayan fikirler, dogmatizmin ötesine geçemez.

 

- Bilgi, kesinliği herkes açısından genel geçer olduğundan müdahaleyi, dogma ise inananları bağladığından müdahalesizliği meşru kılar.

 Ancak bu teoride böyle, gerçekte ise dogmatizm, şovenizme dönüşür ve kendisi gibi olmayana hayat hakkı tanımaz. Bilgi toplumunda ise eylemleri şiddet içermediği sürece, karşıtlarına dahi eşit hak ve özgürlükler talep eder.

 

- Bütün ihtiraslar, güç isteminden doğar.

 

- Kendisi için iyi olan (koşulsuz), başkası için iyi olandan (koşullu) daha muteberdir.

 

- Varlık; sonsuz çeşitlilikte, sonsuz biçimlere dönüşebilen, sürekli bir oluştur.

 

- Tanrı düşüncesi insanlığın gelişim sürecinde, hem en büyük engel hem de ulaşmak istediği en büyük hedef olmuştur.

 

- Bireyin en temel durumu, yalnızlık ve korkudur. Yapıp etmelerinin tümü bu durumu aşmaya yöneliktir.

 

- Başkasını yücelttikçe kendimizi küçültürüz, kendimizi yücelttikçe de komplekslerimiz belirginleşir.

 

- Etik; özgürlüğün bir paylaşımıdır.

- Etiği belirleyen özgürlük bilinci, özgürlüğü belirleyense, varlık bilincidir.

- Erdem dediğimiz şeyse tarafların birbirine eşit/adil davranmasıdır.

- Etik ve özgürlüğün sınırlarını belirleyen; ‘ben’in karşısında ‘sen’in varlığıdır.

 Benin ‘söz - eylem’ özgürlüğünü, senin ‘söz- eylem’ özgürlüğü sınırlayarak belirler.

- Etiğin ve özgürlüğün en temel ilkesi; (hiçbir şeye zarar vermeden) herkese ve herşeye karşı adaletli olmaktır.

 

- Her türlü varlığı indirgeyerek açıklama girişimi, metafiziksel bir yaklaşımdır.

 

- Bilinç ile özdek arasında, mahiyet farkı olsa da birlikteliği olgusal bir gerçekliktir.

 

- Bilgili olmak, ‘bilinçli olmak’ değildir ama bilinçli olan bilgilidir de.

 Önemli olan bilgiye sahip olmak değil, onu uygulayabilmek, değerlendirebilmek ve sentezleyebilmektir.

 

- Her türlü fanatizm, sonunda despotizme dönüşür.

 

- Kutsal bildiklerinizi, ne kadar sorgulayabiliyorsanız o kadar özgürlükçüsünüz demektir.

 Sorgulamayan itaatkar faşizm, özgürlüğü de tehdit eder.

 

- İnsanlar sahip oldukları mülkiyet oranında muhafazakar, sahip olmadıkları oranda da devrimci fikirlere sahiptirler.

  

- Ölüm de bir varoluş biçimidir.

 

- Felsefe, insanın içinde bulunduğu evreni tanıyabildiği kadar kendisidir.

 

- İnsanlık tarihi bir eylem olarak; kendini bilme, tanıma ve geliştirme sürecidir.

 

- İnsanlık tarihi dünya tarihinin, dünya tarihi ise evrensel tarihin bir sonucudur.

 

- Bir doğa varlığı olan insanın bilincinden bahsediyorsak, doğanın da bir tür bilince sahip olduğunu kabul etmemiz gerekir.

 Herşey birer ‘akıllı tasarım’ ürünü olarak, iyi bir usta işi görünmekte. Bu usta kimdir veya nasıl bir şeydir? 

 Tüm dünya, bizden daha gelişmiş bir medeniyette yaşayan bir çocuğun, bilgisayarında oynadığı bir ‘medeniyet kurmaca’ oyunu olabilir mi?

 Pek çok şey mümkün…Kesin olan bu konuda olanaklı bilgilerden sözedebileceğimiz ama ‘şöyledir’ ya da ‘böyledir’ diyemeyeceğimiz.

 

- Bizim samanyolumuz ve dünyamız güneşin bir parçasıysa, güneşin de başka bir ’bing-bang’in sonucu olması muhtemeldir.

 

- İnsan zekası, evrensel oluşu kavramaya yönelik somutlaşmış bir bilinç halidir. İnsanlık tarihi ise insanın kendini ve içinde bulunduğu evreni keşfederek tanıma ve bilme sürecidir. Varolanı kavramsal olarak yeniden kurma, tümüyle kendini bilme ve yeniden üretmektir. 

 

  - Bilmek; değiştirmektir, değiştirmek; özgürlüktür.

 

 - Çelişkiler bizim bilgi kuramlarımızda, gerçekte değil.

 

 - Doğanın yasalı oluşu, bilincin bir göstergesidir.

 

 - Dünya tarihi; üçüncü çağa doğru hızla ilerlemekte.

 Birinci çağ; İnorganik çağ (tez), canlı yaşamının henüz başlamadığı devir. Evrimsel süreçte ulaştığı en üst aşama; kimyasal oluşum (hücrenin yapı taşlarını oluşturan aminoasitler).

 İkinci çağ; organik çağ (antitez). Evrimsel süreçte, kendini en üst aşamada ‘insan’ olarak gerçekleştirmiştir.

 Üçüncü çağ; evrensel çağ (sentez). İnsanın kendisini, ‘ tekno-insanla aşarak, evren varlığına dönüşeceği çağ. Tabi bu aşamaya kadar dünya bir felaketle karşılaşmazsa.

 Her çağ evrimsel olarak, ulaştığı en üst aşamada, kendisini üreterek yeni bir çağı başlatmaktadır. İnsan da ulaşacağı en üst aşamada, kendini yeniden üretecektir.

 

- İnsan eyleminin amacı; mutlak bilgi, mutlak güçtür.

 

- Dünyanın mahvına bile olsa, insanoğlu bilme arzusundan; kendini, dünyayı, evreni… bilmek ve işleyişine müdahale etmekten vazgeçmeyecektir. En azından şimdiye kadar bu böyle oldu. Moral değerler insan egosunu ne kadar dizginlemeye çalışsa da o bir yolunu bulup kendi gelişimine devam etmekte.

 Ayn Rand’ın dediği gibi ‘ego büsbütün kötü olsaydı, iyi olanları izah edemezdik’.

 

 - Yıldızları sadece bir esin kaynağı olarak görmek isteyenlerin yanında, onlara ulaşmak isteyenler de her zaman varolacaktır. 

 

 - İnsanoğlunun yaptıklarıyla dünyayı bir felakete götürdüğü söylenebilir ama unutmamalı ki, insan etkisi olmadan da dünya her an bir felaketle karşılaşıp yok olabilir.

 İnsanlığın bu felaketi beklemek yerine, yazgısını değiştirmeye çalışması çok daha akıllıcadır. Sadece temaşa halinde şükrederek beklemek, miskinlerin işidir.  İnsan ne yapabileceğinin ve ne olabileceğinin sonuna kadar gitmeli. Her şeyin mahvına bile olsa, yazgısını değiştirebilecekse buna değer.

 Madem ki var, başına gelen ve gelebilecek olanların, bir yazgı olup olmadığını anlamak ve değiştirmek adına tüm olanaklarını sonuna kadar zorlayıp, içinde bulunduğu alemi anlamaya ve bilmeye çalışmalıdır.

 

- İnsan neyi bilirse, o kadar müdahil olur.

 

- Kötü olan liberalizm değil, toplumun bilinçsizliği ve bireylerin örgütsüz oluşudur. Liberalizm aslında tam bir sivilizasyon sürecidir. Bireylerin özgürce örgütlenmelerinin önünü açar. Devletin çekildiği alanları, Sivil Toplum Örgütleri almakta, devlet toplumun bütününe yayılmakta, devletin yaptığı işleri STK’lar yapmaktadır. Sosyal denge, tamamiyle ihtiyaç ve taleplere göre STK’lar aracılığı ile sağlanmaktadır. (Siyasi liberalizmin nihai amacı ise, toplumun devlet olduğu aşamadır.)

 Unutmamalı ki, iyi yönetilmeyen devlet de faşizm, sömürü, etnik kimlik gibi konularda her türlü terörden çok daha tehlikeli olabilmektedir.

 

- Kapalı toplumlarda kollektif örgütlenmeler, açık toplumlar da ise bireylerin özgürce girip çıktığı liberal örgütlenmeler vardır. Kapalı toplumlarda millet, devlet içindir ve ordu sadece dışarıya karşı değil, kendi halkına karşı kullanılmak için de vardır.

 Açık toplumlar, kişi hak ve özgürlüklerinin yasal güvence altına alındığı toplumlardır. Yargı bağımsızdır ve herkese açıktır.

 Dinsel cemaatçilik ile ideolojik (kollektivist) cemaatçilik arasında, ritüellerinin dışında hiçbir fark yoktur. Aynı yapısal örgütlenme biçimine sahiptirler.

 Sınıf egemenliği, toplumun diğer sınıfları üzerinde baskı kuran, diktacı bir rejimdir (proleteryanın diktatörlüğü gibi). Sınıfsız toplum ise ütopik bir yaklaşımdır.

 Mülkiyeti kontrol altında tutarak; adil, sömürmeyen, erdemli bir devlet kuralım derken, kendi ellerimizle özgürlüğümüze son veren devasa bir diktatörlük kurmaksa tercih edilecek bir durum değildir.

 Yapılacak olan; sosyal hakların yasal güvence altına alınarak, insan onurunu düşürmeden, sınıflar arasındaki makası makul ölçülerde tutmaktır.

 

- Devlet vatandaşlarının hizmetinde değilse, onlardan aldıklarını adil bir şekilde dağıtmıyorsa, kimin yönettiğinin ne önemi var?

 Aynı sömürüye tabi tutuluyorsan, sömürgeci yerli olsa ne olur, olmasa ne olur…

 

- Vatandaşlarına adil davranmayan bir devletin, herkesten vatandaşlık görevlerini yerine getirmelerini (gerekirse ölmelerini) bekleme hakkı yoktur.

  Aslolan hayattır, insanların huzur ve refahıdır.

 

 - Bir ülkede, yasalarca korunan imtiyazlı sınıf ve kesimler olduğu sürece, orada tam demokrasiden bahsedilemez.

 

- Vatandaşının hak ve hukukunu gözetmeyen, kötü muamele görmesine göz yuman bir devletin, kendisini haklı gösterecek hiçbir sebebi olamaz.

 

- İnsanları ne kadar dışlarsanız, o kadar terörize edersiniz. Aslolan, herkesin sistem içine alınarak, gelişimine yardımcı olmaktır.

 

- Hak ve özgürlüklerimize ilişkin taleplerimiz kadar, onları isteme yöntemimiz de bir o kadar önemlidir.

 Terör örgütleri de  çok masum ve haklı taleplerle yola çıkabilir. Ancak  meşruiyyetlerini yitirmelerine yolaçan, taleplerini elde etme yolunda uyguladıkları yöntemlerdir.

 

- Evrensel, herkes için genel geçer doğrular vardır ancak öncelikler de vardır. Her durum ve koşulda aynı doğruları savunamazsınız.

/

 - Bir ‘ulus devlet’te, halklar arasındaki eşitsizlikleri, ‘insan hakları’ bakımından eşitlemeye çalışırken, bu hakların siyasi açıdan da değerlendirilmesi bir o kadar önemlidir. Aksi halde ‘ulusal özgürlük’, ‘ulusal birlik’ ve ‘entegrasyon’ süreci zarar görebilir.

 

 ’İnsan hakları’ bakımından her alanda talep edilen ’eşitlik’, siyasal olarak değerlendirilmediğinde ayrışma ve bölünmeye yolaçabilir.

 

 - Ulus devletin varlığını sürdürebilmesi için, bütün halkların eşit haklar bakımından olduğu kadar, birlik açısından da katkı vermeleri gerekir. Entegrasyon sürecinin durması, birliği parçalar.

 

 - Ulus devletin de kendine özgü birtakım kuralları vardır:

 Herkesin ‘anadili’ni konuşması bir temel haktır. Bu dilin yasaklanması ise faşizmdir. Ulus devletde  herkes anadilini öğrenebilir, konuşabilir, yayın yapabilir ama ‘resmi dil’, ‘eğitim dili’ bir tane olmalıdır. Ve herkes de bu dili öğrenmek durumundadır.

 

 - Ulus devletin parçalanması, diğer devletlerin varlığını tehdit eder riskler taşıyorsa, bölünmeme yönünde herkes aynı hassasiyeti göstermelidir.  

 Her egemen devletin, kendi güvenliğini tehlikeye sürükleyecek hiçbir oluşuma geçit vermek istememesi onun pek tabii hakkıdır.

 

 - Tek bir ‘etnik kimlik’e dayalı devletlerde ‘ulus devlet’ modeli ideal görülebilir fakat çok kimlikli ülkelerde bu model, halkların siyasal eşitlik talep etmesi halinde, merkezi yönetim buna izin vermeyeceği için sonuçta büyük çatışmalar ve acılar yaşanmasına da neden olabilmektedir.

 

 - ‘Eyalet’ sistemine dayalı ‘federatif’ yapılar ise halklar açısından daha özgürlükçü olmakla birlikte bölünmeye daha açıktır.

 

 - Daha çok sayıda halkın eğemenliği açısından, devlet sayısının çokluğu mantıklı gelebilir ancak bu daha çok küçük devlet demektir. Küçük devletlerin, büyüklerin uydusu olması ya da egemenlik hakkını kötüye kullanmaları halinde, denetimleri de çok büyük sorunları beraberinde getirmektedir.

 

 - Devletler ortaya çıkan durum ve ihtiyaçlara göre, çıkarları doğrultusunda resmi ideolojilerini de yönetim biçimlerini de değiştirebilirler.

 

 - Bazı ülkelerin sadece kendi vatandaşlarına karşı değil, bölgesindeki diğer ülke ve isanlara karşı da tarihten gelen görev ve sorumlulukları vardır. Bu nedenle çeşitli zamanlarda, ülkesinin güvenlik ve refahını da tehlikeye atabilirler. Bu, ‘lider ülke’ olmanın bedelidir.

 

 - Sürekli güvenlik tehdidi altında yaşayan ülkelerde, güvenliğe ayrılan payın çok fazla olması halkın refahını kısıtlayan bir unsurdur.

 

 - Bazı ülkeler birden fazla medeniyetin üyesi olabilir. Bu olağanüstü bir ayrıcalık ve zenginliktir. Bir ulusun hangi medeniyete ait olduğunu sadece dil ve din değil, tarihsel süreçleri de belirler. İki medeniyetlilik, hem o ülke hemde diğer ülkeler bakımından uzlaştırıcı yanıyla bir şanstır.

 

- Bazı ülkelerin jeopolitik konumu, iki medeniyetlilik gibi kendine özgü farklı özellikleri nedeniyle tek eksen yerine, ‘çok eksen’li olmaları  yadırganacak bir durum değildir.

 …

- Yeni oluşan oligarşiye karşı çıkarken, eskisine sarılıp savunmak da yanlışta ısrar etmektir.

 Her oligarşi, diğerlerinin egemenliğine karşı çıkarken, kendisine ise her koşulda teslimiyet ister.