Posts Tagged ‘Hz.MUHAMMED’

DUVAR YAZILARI – 2

Pazartesi, Temmuz 7th, 2014

DUVAR YAZILARI

               – Kayseri’ye giderken pastırma götürmeye gerek yok!

- Kayseri’ye “b(p)astırmaya” mı yoksa “basmaya” (kumaş almaya) mı gidiyorsun?

- Reşadiye’nin “çam davası”, Erbaa’nın “kan davası”, Niksar’ın “kız davası”  bitmez.

- Kars’ın 4 K’sı meşhurdur; kazı, kızı, karı, kaşarı.

- Karaman‘ın koyunu, sonra çıkar oyunu.

- Afyon’un “kaymağı”, Konya’nın “manyağı” meşhurdur.

- Ev alırsan tuğladan, kız alırsan Muğla‘dan!

- Senin yaptığını Çorumlu yapmaz.

- Geçti Bor‘un pazarı sür eşşeğini Niğde‘ye!

- Kısa kes, Aydın havası olsun!

- Herkes gider Mersin‘e, biz gideriz tersine!

- Kartal – Pendik, gittik geldik.

*

- Adanalıyık, Allahın adamıyık

bici yerik, şalgam içerik

gündüz pamuk toplarık

gece karı hoplatırık.

*

- Urfalıyız, yorgansız yatarız kadınsız(!) yatmayız.

- Soğuk Erzurum‘da dolaşır, Sivas‘ta ikamet eder!

- Erzurum’a girdim dumanlı dağlar, Erzincan’a girdim ne güzel bağlar.

*

- Başımıza bir “kaza, bela” gelmeden, hayırlısıyla bir ölseydik!

- Topraktan geldik toprağa döneceğiz ama arada çamur olanlar da var.

- Hayat, biz onu planlarken, akıp geçen zamandır.

- Kendiyle barışık olan, herkesle barışık olur.

- En iyi kitap, henüz yazılmamış olandır.

- Hiçbir öğreti, ne yüzde yüz doğrudur ne de yüzde yüz yanlıştır.

- Yaşamak; nefes aldığın zamanlar değil, nefesinin kesildiği anlardır.

- Hayat; sevmediğin bir şeyi yaparak yaşayacağın kadar uzun değildir.

- Öyle bir yerdeyim ki; “yaşamak” için geç, “ölmek” içinse erken!

- Fırsatlar trenlere benzer, o trene binmek için de istasyonda olmak gerekir.

- Aklına satmayı koyanlar, ya bizi değiştiriyor ya da ürünü.

*

- Ülkeler barışta zenginlerin, savaşta fakirlerindir!

- Ülkeler kılıçla fethedilir ama adaletle yönetilir.

***

- “Arkasında düşmanı hisseden, önündekiyle savaşamaz.” (CENGİZHAN)

***

- Tek bir kurşun bile atılmadığı için, barışı korumak zordur!

- Bir “fikri” herkes paylaşıyorsa, o fikrin doğruluğundan şüphe ederim!

*

- İsteyenin bir yüzü, vermeyenin iki yüzü birden..!

- Anlayana sivrisinek saz, anlamayana davul zurna bile az!

- Bir söyle, bin ah işit!

*

- Kendimi efendi biri zannediyordum ama psikopat çıktım.

(Survivor) FATİH HÜRKAN

*

- Çoğu zaman, evdeki hesap çarşıya uymaz.

- Taş üstünde taş, omuz üstünde baş bırakmıyorlar!

- Ayağına değmedik taş, başa gelmedik iş olmaz.

- Ummadık taş baş yarar.

- Ortalık, kabiliyetsiz muktedirler ile kifayetsiz muhterislerden geçilmiyor.

- Yiğidi öldür, hakkını yeme! İyiler, mutlaka kazanır.

- Artık rekabet; “iyiler” arasında değil, “en iyiler” arasındadır.

- Her çağın en iyileri, iki elin parmaklarını geçmez ve sen onlardan biri olmaya çalışacaksın!

- İnsan; bir on yılda kendini, bir on yılda ülkesini, bir on yılda da dünyayı değiştirebilir!

- Bir çivi bir nalı, bir nal bir atı, bir at bir adamı, bir adam da bir ülkeyi kurtarır.

- Azimle yapan, taşı bile deler.

“Burjuva” olabilmek için, en az üç nesil üniversite mezunu olmak gerekiyormuş! Eğitim şart…

*

- Sıralamaya giremeyen elenir.

Elenenler; hayatta “asgari ücrete”, savaşta da “en önde gitmeye” tabidir.

Vatan sağolsun!

“Oksijeni tüketiyorsun!” diye imha da edebilirlerdi, öldürmediklerine şükret!

*

- Ağzı var dili yok, vur eline al lokmasını, adı “mülayim” sert olsa ne yazar!

- Akacak kan, damarda durmaz. Bükemeyeceğin bileği, öp!

*

- Bilmiyorum, duymadım, görmedim

hem körüm hem sağır

gözlerimi kaparım

vazifemi yaparım

kelebek gibi uçar,

arı gibi sokarım.

*

- Hak yiyen “bok” yer. Onun da kötüsü, “bokyedi başı” olmaktır.

- Bir gözü “kalk gidelim” diyor, öbür gözü “bok yeme otur” diyor.

- “Cin” olmadan, adam çarpmaya kalkar,

“hakım” diyeceği yerde de “bokum” der çıkar.

- Kaçacağı yerde sıçacağı gelir, diğeri de “sıçtığın yere kadar kovalayacağım” diyor.

- Boka cila çekmişler, takke düşünce kel görünmüş!

- Ağzı olan konuşuyor, bir şeyi de bilmeyin be kardeşim!

- Hırsızlığı ben öğrettim, şimdi “ayağın tıkırdıyor” diye beni götürmüyorlar.

-Yedi kuma boğmuş, kapı “cır” demiş korkmuş,

*

- Hayatımızın çoğu alışkanlıklar ve bağımlılıklardan ibarettir.

- Ne kadar müptelaysan, o kadar müptezelsin. Önce kafa gider, sonra da kasayı kırarsın!

- Diş kaptı, yatak sardı, kayış koptu, kasnak kırıldı. Geldi geçti Genç Osman!

- Başı “meni”, ortası “irin”, sonu “leş”!

- Hedefine ulaşamıyorsan, beklentini düşür.

- Rabbena, hep bana! Ne olursan ol, kendine müslüman olma.

- Dünyada iki tür zenginlik vardır; çok parası olanlar ve çok dostu olanlar. Ancak ikisi bir arada olmaz.

- Bıldır yediğin hurmalar, gelir seni tırmalar!

- Hiçbir şey bilmiyorsan, haddini bil!

- Sen kendine değer vermezsen, başkası hiç vermez.

- Bana arkadaşını söyle, sana kim olduğunu söyleyeyim!

- Eskiden “kazma” diyorlardı, şimdi “karizma” olmuş!

- Biz “kariyer” diyoruz, o “karı yeri” anlıyor!

- Biz “kuşbakışı” diyoruz, o “kuş gözüyle” görmeye çalışıyor!

- Hoppala paşam, Malkara, Keşan!

- Dam üstünde saksağan, vur beline kazmayı!

- Madem yüzme bilmiyosun, niye çıktın kavak ağacına?

- Elimde hıyar var diyene, tuzluğu alan koşuyor!

- Gencim, güzelim, gerginim, gericiyim!

- Ya iz bırakırsın ya da is!

- İte bak, yattığı yere bak!

- İt ite, it de kuyruğuna buyuruyor!

- Sevmeyeceği eşşeğin önüne, ot koymaz! (Öyle namussuz!)

- Eşşeği seven, ossuruğuna katlanır!

- Eşşeğin aklına, karpuz kabuğu düşürülmez!

- “Pardon” çıkalı, eşşekler çoğaldı!

- Geriye gitsem akbaba, ileri gitsem atmaca!

- Her kuşun eti yenmez! Kargadan başka kuş tanımam!

- Kılavuzu karga olanın, burnu boktan çıkmaz!

- Kurt kocayınca, itin maskarası olurmuş!

- Sürüden ayrılanı, kurt kapar. (Kurdun yaptığına bak!)

- Tavşan dağa küsmüş, dağ duymamış bile!

- Tavşana kaç, tazıya tut!

- Kaz gelecek yerden, “tavuk” esirgenmez.

- Köprüyü geçinceye kadar ayıya, “dayı” demek adettendir!

- Ayı aç da olsa, armutun iyisinden vazgeçmez!

- Ya bu develeri götürün ya bu diyardan gidin!

- Deliye laf anlatıncaya kadar, deve bütün hendekleri atladı!

- Öküz öldü, ortaklık bozuldu!

-  Bir pire için yorgan yakılmaz. (Kaç pire olması lazım?)

- Civciv yumurtadan çıkmış, kabuğunu beğenmemiş. (Zevk sahibiymiş!)

- Kedi kendi götünü görmüş, “amanın ne büyük yaram varmış”, demiş.

- Saçlarımı tek tek yolarsam, ne zamandan sonra kel sayılırım.

- Hayvanlar koklaşa koklaşa, insanlar konuşa konuşa anlaşır. (Bir de konuşmasalar!)

- Dağ dağa kavuşmaz, insan insana kavuşur. (Kavuşursa görürsün, ebenin…)

- Davul benim boynumda, tokmak başkasının elinde. (Sen yanmışsın!)

- Bir elin nesi var iki elin sesi var. (Bu iyi)

- Dimyat’a pirince giderken, kendine mukayyed ol!

- Dibini görmediğin kuyunun, suyunu içme! (Ben söyleyim de…)

- “Zor”, oyunu bozar, oyun bozanlık etme!

- “Vur” dediysek, “öldür mü” dedik!

- Benim ağzım sıkıdır, sadece camiyle kahvenin” ortasında konuşurum!

- Onlar paralarını, ben anılarımı biriktirdim. (Bozdur bozdur harca!)

- “Tecrübe”; her defasında yenisini yediğin kazıklardır!

- Ne kadar emek, o kadar yemek!

- Yemek buldu mu otur, sopa gördün mü kaç!

- Yiyen dikilir, yemeyen yıkılır!

- Karnı aç olanın, kulakları duymaz.

- Dünyadaki açlık, aç olan yoksulları doyuramadığımızdan değil, zenginleri doyuramadığımız içindir.

- Bu nasıl mide, insan yediği çanağa sıçar mı?

- İşimizi yaptığımız yetmiyor, bir de kendimizi feda mı edeceğiz!

- Düşene sevinme, zamanın sana ne sakladığını bilemezsin.

- Arsız güçlü olunca, haklı suçlu olur.

- İnsanı ayakta tutan; kas ve iskelet sistemi değil, prensipleridir.

*

- İd (alt benlik); ben istediğim şeyi, istediğim yerde, istediğim zaman, istediğim gibi yaparım!

- Süper ego (üst benlik); sen istediğin şeyi, istediğin yerde, istediğin zaman, istediğin gibi yapamazsın!

- Ego (benlik); ben gereken şeyi, gerektiği yerde, gerektiği zaman, gerektiği gibi yaparım!

*

- Kaybedecek hiçbir şeyin yoksa

devrimcisin.

Kaybedeceğin ne kadar çoksa

o kadar muhafazakârsın.

- Çam devirdiklerini çok gördük ama devrimciliklerini hiç görmedik.

Açlık grevine girerler, kilo alıp çıkarlar.

*

- Çileye talibiz, ona bile bırakmıyorlar yaşayalım.

- Cesaretin bittiği yerde, “esaret”  başlar.

*

- Cümbüş “ibadet”,

içki “bade”,

cinayet “töre”,

halay çekmek de “devrim” olmuş!

*

- Dil dile değmeden, “dil” öğrenilmez!

- Ben herkese inanırım, sadece içindeki “şeytana” güvenmem.

*

- Söylesem tesir etmiyor,

sussam, gönlüm razı gelmiyor.

*

- Doğruyu söylesem sizden,

yanlış söylesem Allah’tan korkuyorum,

suskunluğum bundandır.

*

- Suskunluğun asaletimdendir,

bir lafa bakarım “laf” mı diye,

bir de adama bakarım, “adam” mı diye! (Mevlana)

*

- Doğrular karşısında susan, “dilsiz şeytan”dır. (Hz.Muhammed)

- Susma, sustukça sıra sana gelecek!

- “Söz” gümüşse, “sükut” altındır.

*

- Ne hikmetse, size “hak” olan bize gelince “müstehak” oluyor.

- Herkes kendini hatırlatmak istiyor, biz de unutturmak, dost biriktirmemişiz ki..!

- “Dönmek” değil, “fırıldak”olmak kötüdür. Dönmek, yanlışta ısrar etmemektir.

- Aldatan olmaktansa, aldatılan olmayı tercih ederim.

*

- Dut ağacı dut verir,

yemesi zevk verir,

sayısını şaşırırsan,

hesabını popon verir.

- Akılsız başın hesabını ayaklar öder.

*

- Ben çayıra çağırıyorum, o bayıra gidiyor!

- Saldım çayıra, Mevlam kayıra!

- Herkes “masum”, burdaki tek suçlu benim!

Düşene vururlar, bu yüzden dostu olmaz!

- Ölüm var, ayrılık olmasa iyiydi!

- Hiç kimse, vazgeçilmez değildir!

- Bundan iyisi, Şam’da kayısı!

*

YAHUDİLİK, HRİSTİYANLIK ve İSLAM

Cumartesi, Temmuz 5th, 2014

 

Hz. MUHAMMED – HADİSLER :

 “Ben gizli bir hazineydim, bilinmeyi, tanınmayı sevdim. Bu yüzden insanları ve cinleri yarattım.”

 “Allahın yarattıklarını düşünün, zatını düşünmeyin.”

 “Zamana küfretmeyin, O Allah’ın ta kendisidir.”

     “Şeriat; benim sözlerim, tarikat; işlerim, hakikat; hallerimdir.”

     “İnsanlara, anlayabileceği kadarını söyleyiniz.”

       “Azasının bir uzvu eksik olanın, bir hissi de eksik olur.”

“Dünyaya tamahtan vageç ki, Allah seni sevsin. Herkesin elinde olana tamah etme ki, halk seni sevsin.”

 “Alimlerin mürekkebi, şehitlerin kanından daha ağırdır.”

 “Gerçek zenginlik, gönül zenginliğidir.”

“İnanmış bir kimse, kendi nefsi için sevdiğini başkası için de sevmedikçe, gerçekten inanmış olmaz.”

 “Allah mütevazı olanı yüceltir, kibirli olanı da alçaltır.”

 “Her şeyin temeli; inandım de sonrada dosdoğru ol.”

 “İnsanların en hayırlısı, insanlara en faydalı olanıdır.”

 “İki günü eşit olan, ziyandadır.”

 “Hiç ölmeyecekmiş gibi dünya için, her an ölecekmiş gibi de ahiret için çalışın.”

 “Utanmadıktan sonra, dilediğini yap.”

 “Kıskançlık, ateşin odunu yaktığı gibi iyilikleri de yok eder.”

“Allah merhamet edenlere, merhamet eder. Siz yeryüzündekilere merhamet edin ki, göktekiler de size merhamet etsin.”

 “Allah, insanlara acımayanlara, merhamet etmez.”

 “Komşusu açken, tok yatan bizden değildir.”

 “Sizin Allah’a en sevimli olanınız, az yemek yiyen ve bedeni en hafif olanınızdır.”

 “Güzel sözler, sadaka yerine geçer.”

 “Hastalıktan önce sağlığın, ihtiyarlıktan önce gençliğin, fakirlikten önce zenginliğin kıymetini bilin.”

“Savaşların en büyüğü, kendi nefsimizle olandır.”

“Ölmeden önce, ölünüz.”

 “İlim, müslümanın yitiğidir, nerde bulursa alır.”

“İlim Çin‘de de olsa alınız.”

 “Siz onların ilahlarına küfretmeyin ki, onlar da sizinkine küfretmesin”.

“Dostunu ölçülü sev, günün birinde düşmanın olabilir. Düşmanına da ölçülü buğzet, günün birinde dostun olabilir.”

 “Kişi niyetiyle kazandığını, ameliyle kazanamaz.”

Dua, ibadetin ta kendisidir.”

“Muhakkak ahde vefa imandandır.”

“Fesat çıkaran, cennete giremez.”

“Samimiyet, aldatmamaktır. Bizi aldatan bizden değildir.”

Fitne uyumaktadır, uyandırana lanet olsun.”

 “Zulme karşı; gücü yeten eliyle, yetmeyen diliyle o da yetmeyen kalbiyle bugzetsin.”

“İdarecilerin en şerlisi, idaresinde bulunanlara zulmeden, merhameti az olanlardır. Sen sakın onlardan olma.”

“Ben, güzel ahlakı tamamlamak için gönderildim.”

Dinin temeli, ahlaktır.”

Din, nasihatten ibarettir.”

“Faziletlerin en üstünü, akrabalık ilişkisini kesenle ilişkini sürdürmen, sana vermeyene vermen, sana sataşanı bağışlamandır.”

“Kim bir iyilik yaptığında seviniyor, kötülük yaptığında da üzülüyorsa, o mümindir.”

“Veren el, alan elden üstündür.”

“Size cehenneme girmeyecekleri bildireyim mi? Cana yakın, uysal, yumuşak huylu ve kolay geçinilen herkes.”

“Kalbinde zerre kadar kibir olan kimse, cennete giremez.”

 “İnsanlara teşekkür etmeyen, Allah’a da şükretmez.”

“Allah yarattıklarına yumuşak davranır ve yumuşak davranılmasını ister.”

“Kim bir müslümanın kusurunu örterse, Allah da onun dünyada ve ahirette kusurunu örter.”

“Haksızlık karşısında susan, dilsiz şeytandır.”

Günahın kefareti, pişmanlıktır.”

“İnsana günah olarak, her duyduğunu söylemesi yeter.”

Gerçek müslüman, elinden ve dilinden diğer müslümanların emin olduğu kişidir.”

Gerçek muhacir, kötülükten uzaklaşandır.”

“Aza şükretmeyen, çoğa da şükretmez.”

Rüşvet alan da veren de ateştedir.”

“İnsanlara karşı hoşgörülü olun ki, Allah da size ahrette hoşgörü göstersin.”

Kulların en sevimlisi, takva ehli olup da kendini gizleyendir.”

“Kulum bana ancak nafilelerle yaklaşır ve onu severim. Ben kulumu sevdiğim vakit, onun kulağı, eli, ayağı ve dili olurum. O benimle işitir, benimle görür, benimle tutar, benimle yürür ve benimle konuşur.”

“Kıyamet bile kopsa, elinizdeki fidanı dikin.”

—–

————

KUR’ANDAN AYETLER :

“Ey insanlar! Doğrusu biz sizi, bir erkek ve bir kadından yarattık ve birbirinizi tanımanız için sizi milletlere ve kabilelere ayırdık. Allah katında en üstün olanınız en takvalı olanınızdır. Allah bilendir, haber alandır.” Hucurat -13

“Ey iman edenler! Şu bir gerçek ki, hahamlardan ve rahiplerden pek çoğu halkın malını haksız yere yiyor ve onları Allah yolundan alıkoyuyor. Altını ve gümüşü biriktirip, gizleyerek onları Allah yolunda harcamayanları, elem dolu bir azapla müjdele.”

“O gün bunlar, cehennem ateşinde kızdırılacak da onların alınları, böğürleri ve sırtları dağlanacak ve işte bu, kendiniz için biriktirip sakladığınız şeylerdi. Haydi tadın bakalım, biriktirip sakladıklarınızı” denilecek.”

Tevbe – 33 /34

 “Dini yalanlayanı gördün mü? İşte yetime kötü davranan, yoksulu doyurmak için başkalarını teşvik etmeyen odur. Vay hallerine o namaz kılanlara ki, namazlarından gafildirler. Riyakârlık ederler, zekat vermeyi de men ederler.” Maun Suresi

 “İnsanı biz yarattığımız içindir ki, ona nefsinin neler fısıldadığını, neler telkin ettiğini de çok iyi biliriz. Çünkü biz ona şahdamarından daha yakınız.” Kaf – 16

“Tekrar tekrar bak! Bir çatlak, bir ahenksizlik görüyor musun? Mülk-3

   “Kim bir cana kıymamış ya da yeryüzünde bozgunculuk yapmamış birini öldürürse bütün insanları öldürmüş gibidir. Kim de yaşatırsa, bütün insanları yaşatmış gibi olur.” Maide -32

                 “O (Allah) evveldir, ahirdir, zahirdir, batındır”. Hadid -3

 “Gökte de yerde de ilah olan ancak odur”. Zuhruf -84

 “İyi bil ki, o her şeyi kendi varlığıyla kuşatmıştır.” Fussilet-54

 “Nereye dönersen dön, Allahın vechi oradadır.”Bakara-115

 “Onun varlığından başka, her şey yokoldu.” Kasas -88

 “Her şey, Allah tarafındandır.” Nisa -78

 “Her bilgi sahibinin üstünde, daha iyi bilen vardır.” Yusuf 76

 “Eğer yerde ve gökte Allah’tan başka ilahlar olsaydı, ikisi de mutlaka fesada uğrardı. Arşın rabbi olan Allah, onların isnat ettiği şeylerden münezzehtir.” Enbiya -22

———–

——————

 “Rab, sevdiğini azarlar ve kabul ettiği her oğulu döver.”

(İbraniler 12/5)

  “Eğer yalnız sizi sevenleri severseniz, ödülünüz ne olabilir ki? Yalnız kardeşlerinize selam verirseniz, fazladan ne yapmış olursunuz ki?”

(Matta 5:46,47)

“- Açılmayacak örtü ve bilinmeyecek gizli şey yoktur.”

Matta 10 /26

İNCİL

Küçük güzeldir.”

“İkiyi “bir” yapınca, insan olursunuz.”

“Söylediklerimi yaparsanız, tanrı sözü olduğunu anlarsınız.”

“Bilinmeyen, ışığa çıkmayan hiçbir sır kalmayacak.”

- Gerçeği bil, gerçek seni özgür kılar.

- Bize karşı olmayan, bizimledir.

*

“Baba, beni neden terkettin?”

“Sen onları affet, onlar ne yaptıklarını bilmiyorlar.”

(İsa çarmıhtayken)

  Hz. İSA

————–

—————————-

              Hz. MUSA ve “10 EMİR”:

 1- Seni Mısır’da esaretten kurtaran, Tanrın Yahve” benim.

2- Benden başka hiçbir şeyi, “ilah” edinmeyeceksin.

3- Tanrın, Rabbinin adını boş yere ağzına almayacaksın. Çünkü Rab, kendi ismini boş yere ağzına alanı cezasız bırakmayacaktır.

4- Şabbat (cumartesi) gününü takdis etmek için onu hatırında tut. Altı gün çalışıp bütün işini yapacaksın. Fakat yedinci gün Tanrın Rabbe Şabbat’tır. Sen, oğlun, kızın, kölen ve cariyen, hayvanların ve kapılarında olan garibin, hiçbir iş yapmayacaksınız. Çünkü Rab gökleri, yeri ve denizi ve onlarda olan bütün şeyleri altı günde yarattı ve yedinci günde istirahat etti. Bunun için Rab, Şabbat gününü mübarek kıldı ve onu takdis etti.

5- Babana ve anana hürmet et ki, Tanrın Rabbin sana vermekte olduğu toprakta, ömrün uzun olsun.

6- Öldürmeyeceksin.

7- Zina etmeyeceksin.

8- Çalmayacaksın.

9- Komşuna karşı yalan yere şahitlik etmeyeceksin.

10- Komşunun evinde olanlara; karısına, kölesine, eşeğine, malına tamah etmeyeceksin.

 ./.

YUNUS EMRE

-“Bölünürsek yok oluruz, bölüşürsek tok oluruz.”

İlim, ilim bilmektir

İlim kendin bilmektir

Sen kendini bilmezsen

Ya nice okumaktır

...

Beni bende demen bende değilem

Bir ben vardır

Beni bende bir işarettir

Bir ben vardır

Beni benden içeri

Mal sahibi mülk sahibi

Hani bunun ilk sahibi

Mal da yalan mülk de yalan

Var biraz da sen oyalan

Cennet cennet dedikleri

Birkaç huri birkaç melek

Bana seni gerek seni

Yerden göğe küp dizseler

Altından birini çekseler

Seyreyle o zaman gümbürtüyü

Yedi yer, yedi göğü, dağları denizleri

Cennet ile cehennemi cümle vücutta bulduk

Gece ile gündüzü, gökte yedi yıldızı

Levhde yazılı sözü, cümle vücutta bulduk

Tevrat ile İncili, Furkan ile Zeburu

Bunlardaki beyanı, cümle vücutta bulduk

Onsekiz bin alem halkı cümlesi bir içinde

Kimse yok birden ayrı söyleyen dil içinde

Bu tılsımı bağlayan, cümle dilde söyleyen

Yere göğe sığmayan girmiş bu can içine

Tanrı kadim, kul kadim, ayrılmadım bir adım

Gör kul kim Tanrı kimdir, anla ey sahip kabul

Adem yaratılmadan

Can kalıba girmeden

Şeytan lanet olmadan

Arş idi seyran bana

**

*

İNSAN VE ZAMAN

Salı, Mayıs 20th, 2014

İNSAN VE ZAMAN

- Kendini tanı. (Sokrates)

- İnsan, sosyal bir hayvandır. (Aristoteles)

- İnsan, her şeyin ölçüsüdür. (Protogoras)

- İnsan, makrokozmosta bir mikrokozmostur. (Scheler)

- İnsan yediği şeydir ve insan, insanın tanrısıdır.(Feurbach)

 – İnsan, insanın kurdudur. (T.Hobbes)

- İnsan, doğuştan “antisosyaldir” ve tüm davranışlarının altında, “baskılanmış cinsel dürtü” vardır. (Freud)

- İnsan “simgeleştiren” hayvandır, bu sayede düşünür. (E. Cassirer)

- İnsan olmak istediği, kendisini tasarladığı şeydir. (Sartre)

- Bugünkü insan, “hayvan” ile “üst insan” arasında gerilmiş bir konumdadır. (Nietzsche)

- İnsan ağlar, tanrı güler. (M. Kundera)

- Her şey, bir insanı sevmekle başlar. (Sait Faik)

- Zatına bir hoşça bak! Zira alemin özü, varlıkların gözbebeği olan insansın. (Şeyh Galip)

- “Bir insan” hiçbir şeydir ama hiçbir şey de “bir insan” değildir. (C. Dickens)

- İnsan, tanrının taklitçisidir. (A. Ağı)

- İnsan, oyun oynayan varlıktır (…)

- İnsan dama taşı, oyunu oynayan da tanrı. (Ömer Hayyam)

- İnsan, en gelişmiş ilkel yaratıktır.

***

- Bugün, dünden iyi sadece yarından daha kötü.

- Dün ile bugünü kavga ettirirseniz, yarından da olursunuz. (W. Churchill)

- Bugünü yarının bir provası olarak yaşayanlar, hiçbir zaman bugünü yaşayamazlar.

- Nostaljinin fazlası, gelecekten kopmadır.

-  Her güne kendi acısı yeter. (A. Maurois)

- Dün dünde kaldı cancağazım, bugün yeni şeyler söylemek lazım. (Mevlana)

-  Gün doğmadan neler doğar, gün ola harman ola…

- Keser döner sap döner, gün gelir hesap döner.

- Tarih öğretir. (Latin atasözü)

- Tarih, insanın bozduklarıdır.

- Tarih, kazananların kaybedenlere yazdığı menkıbelerdir.

- İnsanlık tarihi, kurallarını tanrının koyduğu medeniyet kurmaca oyunudur.

- Tarih, eserlerini iki defa oynarmış; önce trajedi sonra da komedi olarak.

- “İnsanlık tarihi”, bir kavram tarihidir. Öznenin, nesnel gerçekliğini” kavrama” dönüştürme sürecidir… İnsanı yapan “tarih”tir. (Hegel)

- Tarihi yapan, insandır…(Marx)

-  İnsanlık tarihi, sınıf çelişkisinden ibarettir. (Marx)

- Tarih, herkesin üzerinde anlaştığı yalanlar bütünüdür. (Napolyon)

- Tarih, ebedi döngüsel harekettir…(Nietzsche)

- Zaman insanları değil, armutları olgunlaştırır. (Peyami Safa)

- Zamana küfretmeyin, o “Allah”ın ta kendisidir. (Hz.Muhammed)

-İnsanlık için zafer kazanmadan ölmek, bir utançtır. (Horace Mann) 

—-

Zaman, herşeyin üzerinde bir sarkaçtır.(A. Ağı)

İnsanlık tarihi bir eylem olarak; kendini bilme, tanıma ve geliştirme sürecidir.(A. Ağı)

İnsanlık tarihi; dünya tarihinin, dünya tarihi ise evrensel tarihin bir sonucudur.  (A. Ağı)

VİCTOR HUGO – Hz. MUHAMMED

Pazar, Mayıs 11th, 2014

VİCTOR HUGO:

 

HZ.MUHAMMED
Vazifesinin yakın olduğu içine doğmuştu

Metindi, kimseyi kınamıyor, incitmiyordu

Yolda gördüğü kimselerle selamlaşıyordu

Her gün sanki biraz daha yaşlanıyordu

Oysa sadece yirmi ak vardı siyah sakalında

Durup su içen develeri izliyordu arada sırada

Böylece, deve güttüğü zamanları hatırlıyordu.

Sanki cenneti görmüş, ilahi aşkı bulmuştu

Sanki kâinatın yaratılışına şahit olmuştu

Alnı dik, yanakları kusursuz, benzersizdi

Kaşları ince, bakışları anlamlı ve keskindi

Boynu, gümüş bir testinin boğazıydı sanki.

Tufanın sırlarını bilen Nuh’un havası vardı.

Ona danışmaya gelenlere, adil davranırdı

Kimi itiraf eder, kimi güler ve inkâr ederdi

Sessizce dinler, en son konuşurdu kendisi

Ağzından dua ve zikir hiç eksik olmazdı

Çok az yer, karnının üzerine taş koyardı.

Boş durmaz, koyunlarını sağıp oyalanırdı

Oturur yere, elbiselerini kendi yapardı

Artık genç değildi, eski gücü de kalmamıştı

Yine de, herkesten daha fazla oruç tutardı

Altmış üç yaşında, bir ateş sardı vücudunu

Kutsal kitap Kur’anı bir kez daha okudu

Sonra, sancağı, Said’in oğluna teslim etti.

Onlara: “Artık aranızdan ayrılma vakti geldi

Allah birdir, hep onun yolunda savaş” dedi.

Mahzundu, bakışlarında, yurdundan zoraki

Sürülen yaşlı bir kartalın hüznü vardı sanki

Yine, her günkü vaktinde mescide geldi,

Ali’ye tabi olanlar da arkasından geliyordu

Ve, kutsal sancak rüzgarda dalgalanıyordu.

Benzi soluktu, döndü ve kalabalığa seslendi

“Ey insanlar, ömür bitiyor, hayat gelip geçici

Biz, karanlıkta birer zerreyiz, yüce olan O’dur

Ey insanlar, O’ndan başka rehberim yoktur

Onsuz bir değerim olmazdı.”

Bir zat ona : “Ey müminlerin gerçek Sultanı!

Seni dinler dinlemez, herkes inandı sözüne

Sen doğduğunda, bir yıldız doğdu gökyüzüne

Kisra sarayının üç kulesi birden devrildi” dedi.

O da: “Melekler ölümümü müzakere etti;

Vakit tamam, dinleyin! Eğer herhangi birinize

Bir kötülük yaptıysam, çıksın herkesin önünde

Ben ölmeden, gelsin intikamını alsın şimdi;

Kime vurmuşsam, o da bana vursun” dedi.

Ve uzattı usulca asasını oradan geçenlere.

Yaşlı bir kadın, bir koyunu kırpıyordu eşikte

Ona: “Allah yardımcın olsun!” diye seslendi.

Bakışlarında bir hüzün vardı, oldukça bitkindi

Dalgındı; birden, şöyle dedi: “Herkes duysun!

Allah benim adımı andı! Bundan emin olun

Topraktan insan, nurdan bir peygamberim

İsa’nın getirdiği dini tamamlamaya geldim.

Ashabım, ben sabır taşıyım, İsa tatlı dilliydi.

Zira her şafak, doğacak güneşin müjdecisi

İsa benden önce, ama ne Tanrıdır ne de oğlu

O, gülü koklayan bakire Meryem’den doğdu.

Unutmayın, ben de etten kemikten bir faniyim

Kuruyan bir balçıktan başka bir şey değilim

Şu dünyada başıma gelmeyen şey kalmadı

Çektiğim çilelere, yol olsa, dayanmazdı

Baskı ve işkenceden, şu bedenim çok çekti

Ve eğer işlediğimiz her bir günahın bedeli

Korkunç bir haşr olsaydı, o karanlık mezarı

Bize dar eder, cehenneme çevirirdi orayı.

Tekrar tekrar bedenlenir cehennem ehli

Ve kurtlar yeniden kemirir tüm bedenlerini

Böylece, defalarca tükenir ve yeniden dirilir

Cezalarını çekince de, yeniden huzura erişir.

Ben, kutsal savaşların mütevazı meydanıyım

Bazen bir efendi bazen de bir köle gibiyim

Kelamım, tıpkı çöldeki kum ve kuyular gibidir

Bir sözüm korkutuyorsa, bir diğeri müjdecidir

Ey inananlar! Çektiklerimi görüyorsunuz işte!

Karşıma alıp, insanı aldatıp yeniden delalete

Sürüklemek isteyen o dehşet saçan iblisleri

Engellemeye çalıştım, bağladım o pis ellerini

Çoğu zaman, Yakup gibi, karanlıklar içinde

Çarpıştım durdum, görmediğim kimselerle

Fakat insanlar beni özellikle öldürmek istedi

Bana karşı sürekli kin ve kıskançlık besledi

Ben ise, asla, hak davamdan vazgeçmedim

Onlarla savaştım, ama kimseden incinmedim

Savaş boyunca: “Bırakın yapsınlar!” diyordum

Kanlar içinde tek yaralı ben olayım istiyordum

Varsın hepsi vursun bana, zaten durmazlar ki

Zira sağ ellerine ayı, sol ellerine güneşi

Versem de, düşmanlarım vazgeçmezdi asla

Yine de saldırırlardı bana şu çileli yolculukta

Fakat ne olursa olsun geri adım atmadım

Zira bu kutsal dava uğruna tam kırk yıl savaştım

İşte, böyle geçen bir ömrü nihayet tamamladım

Şimdi Allah’a gidiyorum, dünyayı geride bıraktım.

Greklerin Hermès’i, Yahudilerin de Lévi’ yi

Desteklediği gibi siz de hiç bırakmadınız beni

Çektiğiniz bu sıkıntılar, mutlaka son bulacak

Bu soğuk, ıssız geceye elbet güneş doğacak

Müminler, asla ümidinizi kesmeyin O’ndan

Zira Kronnega dağlarını aslan yuvası yapan,

Denizleri incilerle, karanlıkları da yıldızlarla

Donatan Allah, elbet sizleri de koymaz darda.

Sonra: “O’na inanıp teslim olun ” diye ekledi

İnanmayan, ancak, inkâr da etmeyenlerin yeri

Cennet ile cehennemi ayıran duvarın üzeri

Kararmıştır kalpleri, günah işlemek tek işleri

Hiç kimse tamamen günahsız değildir belki

Ama çabalayın ki, Allah cezalandırmasın sizi

Namaz kılın, bütün azalarınız değsin yere

Zira o dayanılmaz cehennem ateşi, sadece

O’nun için yere kapanmayan bedenleri yakar

O, kapkaranlık dünyayı, masmavi gökle açar

Misafiri sevin, dürüst olun, adaletle hükmedin

Yüce katında türlü türlü nimetler var sizin için

Yedi göğü geçmek için altın eğerli atlar,

Ve yıldırımları geride bırakan hızlı arabalar

Huriler tertemiz, hep ter ü taze ve neşeli

İncilerden yapılmış köşklerde oturur her biri

Cehennem ateş ehlini bekler, vay hallerine!

Ateşten ayakkabıları olacak ve giydiklerinde,

Sıcaklıkları kazan gibi beyinlerini kaynatacak

Cennet ehli ise, pek neşeli ve gururlu olacak.”

Biraz durdu, hep ümitli olmalarını öğütledi

Sonra, ağır adımlarla yürümeye devam etti

Ardından : “Ey insanlar! Size sesleniyorum

Vakit saat doldu, ebedi bir âleme gidiyorum

Belki bu sizinle son görüşmemiz, acele edin

Beni tanıyan herkes gelip son kez dinlesin

Bir hatam olduysa, yüzüme söylesin” dedi.

Kalabalık sessizce sağa sola açılıp yol verdi

Gitti ve Ebufleya Kuyusunda sakalını yıkadı

Biri ondan üç drahmi istedi, çıkardı verdi

“Şimdi, mezara bırakmaktan daha iyi” dedi.

Herkesin, bir güvercininki gibi ışıl ışıldı gözleri

Bakıp, kendilerini hep kollayan o yüce insana,

Ağlıyordu halk, evine kadar eşlik ettiler ona

Birçoğu gözünü bile kırpmadan orada bekledi

Bütün geceyi dışarıda taşların üzerinde geçirdi

Ve ertesi sabah, günün ağardığını fark edince

“Ben artık kalkamıyorum, dedi, Ebubekir’e

Kitap’ı alıp yanına, sen kıldıracaksın namazı.”

Eşi Aişe de o sırada cemaatin arkasındaydı

Ebubekir okuyor, Muhammed ise dinliyordu

Nihayet, okuduğu ayetleri usulca bitiriyordu

O, dua ve zikrini yaparken herkes ağlıyordu

Ve, ölüm meleği çıka geldi akşama doğru

“İçeri girebilir miyim” diye müsaade istedi

“Gelsin” dedi, dünyaya açtığı o ilk günkü gibi

Yine ışıl ışıl parlıyor ve gülümsüyordu gözleri,

Ve, Melek ona : “Allah seni bekliyor” dedi

Memnuniyetle, dedi, şakakları şöyle bir titredi

Bir an aralandı dudakları ve ruhunu teslim etti.

Çeviren: YAKUP YAŞA

TÜRK KAMU HAYATINDA FELSEFE -1

Pazartesi, Eylül 7th, 2009

 

 Türk düşünce tarihinde felsefe, Türklerin tarihiyle başlamıştır diyebiliriz. Ancak ilk Türklerin felsefe yaptığını da söyleyemeyiz. Çağdaş felsefe anlayışı 20.yüzyılın ortalarından itibaren başlamıştır diyebiliriz.

 

  Türk düşüncesinde felsefe üç kısma ayrılır:

 

1-Çok tanrılı devir ve Şamanizm.

2-İslamlık döneminde, 7. Yüzyıldan itibaren felsefe ve Türklere gelişi (İ.Sina, Farabi, Bektaşilik, Mevlevilik…)

3-Batı etkisinde felsefe (I. ve II. Meşrutiyet, Tanzimat, Cumhuriyet…)

 

 Çok tanrılı devir ve Şamanizm:

 

 Yazılı pek bir şey kalmamış, gelenek görenekle günümüz mistik yaşamına girmiş ögeler var.

 Şamanizm, en yaygın felsefi inançtır. Esasen Moğol Türklerinin inancıdır. Şamanizme salt din olarak bakmak yanlıştır. Çünkü; o devir için bir yaşam tarzının düsturları ile ilgili fizik ötesinden çok fiziği içermektedir.

 Ancak fizik ötesi de var ve üç dönemden oluşuyor:

1-Gök, 2-Yeryüzü, 3-Yeraltı.

 

 İnsanın üç ayrı yaşamın geçtiği alanlardır. Hepsi de daha çok yeryüzü ile bağımlıdır.

 Gökyüzü farklı katmanlardan oluşur. Şamanlara göre göğün en yücesi, en üstünü; aydınlık, paklık alemidir. Bugünkü anlamında nura ulaşmaktır.

 Bir insan, belli sınavlar sonucu bu göğün en yüce katına ulaşabilir. İnsanın bu kata erişmesi, gökler aleminin en yetkin kişisi olması demektir. Bunun adı da ‘ülgen’dir.

 Ülgen, bir aile (Zeus gibi) ve iyi bir ruhtur. İnsanları iyiye, doğruya yönlendiren bir ruhtur.

 Gök ülgenin mekanı, yeryüzü ise insanoğlunun mekanıdır. Yeryüzü geçici bir mekandır. Kendini gösterme, sınama mekanıdır. Sınavda başarı gösterenler Ülgenin davetini kabul ederler. Başaramayanlar yeraltının ‘erlik’ mekanına giderler.

 Erlik, yeraltındadır ve kötülüklerin başıdır. O da bir aile şeklinde yaşar. Erlik katmanları da ateş katmanına kadar iner.

 Evren, ülgenle-erliğin çatışma alanıdır. Sanki iyi ve kötü ruhlar insanı kendisine çekmek için pek çok çeldirici kullanır.

 İyiye ya da kötüye gidişte mutlaka bir yol gösterici; ‘şaman’ gerekir. İnsanoğlunun Ülgenle ya da Erlikle ilişkisinde aracı şamandır ya da buna ‘Ham’ da denir.

 Şamanlık babadan oğula geçer. Belli dönemlerde kadınlara geçtiği de görülmüştür. Çünkü Ülgenin karısı, ‘Umay’ da çok aktif bir ruhtur.

 Şamanlık büyük oğula, küçük oğula geçer diye bir şey yok. Şaman olacak daha doğar doğmaz mucizeler gösterek kendini belli eder.

 Şamanizm, sinirsel dönemin bir karşılığıdır. Bu dönemde insan doğa ile bir yarışa giriyor. Toplumun ilk sinirsel döneminde doğanın bir düzene sokulacağına ait bir his var. İşte şamanın görevi; bu kolektif inancı yerinde kullanmasını bilmektir.

 Şaman, toplumun neleri kabul ettiğini, nelere inandığını iyi bir gözlemci olmasıyla bilir. Mucize göstermiyor ama çevresi onu mucize yaratıyor olarak görüyor. Yani şaman gücünü mistik olandan değil, kendi zekasından alıyor.

 Şamanlık; çıraklık, ustalık şeklinde gelişir. Şaman; şaman olacak olanı eğitir, ruhlarla ilişki kurmasını sağlar.

 Altay Türklerinde şamanlar; ‘ak hamlar’ ve ‘kara hamlar’ olmak üzere ikiye ayrılır. Böylece totemler, tabular başlar. Uçucu hayvanların hepsi kutsal sayılır. Örneğin Hitit kartalı, Selçuklu kartalı gibi. Uçucu kuş daha çok özgürlüğü ifade eder. Sürüngenlerse daha çok kara hamlardandır.

 İslam da ise akham; melek, karaham; şeytan olarak görülmeye başlandı.

 Şaman hiçbir zaman fikir yaratmaz. Bu nedenle ahkamlarla, karahamlar arasında bir yarışma yoktur.

 “Artık onu karaham yoldan çıkarmıştır”, denir.

 Şamanın bütün görevi; toplumsal düzeni sağlamak. İleriye götürmek pek sözkonusu değil.

    

    İslamı kabul eden Türkler, Hz.Muhammed’in fikirlerini ve Pisagor’un Harran okulunun, ‘Harranist’ ekolüne sahip olarak çıkarlar.

 Yeni bir tarz, yeni bir ekol; kılıç + kalem, ilim ve savaş. Muhammediyen akım da böyle.

 İslamlık, tanrının varlığı ve sıfatlarını yani metafiziği mantıkla açıklamaya çalışır. Buna ‘kelam’ ilmi deniyor. Biz ilk felsefeye kelamda rastlıyoruz.

 Dokuzuncu yüzyılda İslam dini kozmopolit bir hal alır. Hem Yunan hem Hint hem de İran karışımı bir din halini alır. İyi olanı alan dört ekol karışımı bir din ve duraklama başlar. Günah ve ayıp icatları engeller. Her şey öbür dünya içindir. Bu dünya cefa dünyasıdır.

 Bunun yanında rasyonel Aristotelesçi, ‘meşşaiyumcu ekol’ ortaya çıkar. Ancak burada akılcılık biraz farklı. Aklın kaynağı; kuran ve hadistir. Bunun üzerine Aristoteles’in akılcı felsefesi oturtulur. Maksat bilimsel bir din kurmak. En tipik temsilcisi; İbn-i Sina’dır.

 Diğer bir ekol; ‘Tabiatçılık-Razilik; bunlarda İslam dinini yorumlayan bir ekol. Razi; felsefe ile dinin birleşmesidir. Razilikte, aklın yerine doğa vardır. Din ise bu tabiat içinde psikososyal bir düzen yaratmak içindir (daha rasyonel bir yaklaşımdır).

 Din; insanın ruhsal, duyusal durumunu dengeleyen bir araçtır. Razilikte duyular ön plana geçiyor, akıl en son.

 Diğer bir ekol; Dehriyyun; bunlar ruhun ölümlü olduğunu ve bedenden ayrılamayacağını savunurlar. Beden öldüğünde ruh da ölür. Sonsuzluk ruhtan değil, doğadan kaynaklanır. Sonsuz olan doğanın kendisidir. Bir anlamda tanrı, doğadır.

 12. yüzyılda bireysel ekolleşmeler başlar; ‘Bektaşilik’, ‘Mevlevilik’ gibi. Din hem psikososyal hem de psikopolitik olur.

 

 Kırgız ve Altay Türklerindeki şamanizmi 6. yüzyılda kurulan Göktürkler, Altay Türklerinden aynen aldılar.

 8. Yüzyılda Uygur Türklerinde ‘manizm’in hakim olduğunu görüyoruz.

 10. Yüzyıl bir dönüm noktası. İlk kez Hazar Türkleri Yahudiliği kabul ederler.

 Şamanizm, tapınaklı bir din haline gelir. İslamdaki camilerin ortaya çıkması da buna bağlıdır.

 Moğol beylikleri, Budizm ve Hristiyanlıkla kaynaşır. Budizm ve hristiyanlık yayılmaya başlar. Ancak ata Moğollarda Budizm yine etkisini korur.

 Nuh peygamberle ilgili yapıtlar da bu yüzyıldan kalmadır.

 Şaman inancına göre insan iki ögeden oluşur; ‘can’ ve ‘ceset’.

 Can; insanlara özgüdür. Ceset; bütün canlılara aittir. Et, kemik ve kan cesedin parçalarıdır.

 Can, 17. ve 18. yüzyıl Avrupasında hem düşünce hem ruh birliği olarak akıl anlamında ve sadece insana aittir.

 Şamanizm de bir başka inanç da; canın bedenden ayrı varolabileceğidir.

  

    TÜRKLER VE MÜSLÜMANLIK:

 

 10. yüzyılın sonuna doğru bütün Selçuklular Müslüman olurlar. Harran okulu ve Hz.Muhammed’in fikirleri uygulama açısından bakıldığında bütün bilimlerin temelini oluşturur. Bu düşünce diğer dinleri de etkisi altına alır.

 İslam, tek tanrılı bir dindir. Aranılan hikmetli olmaktır. Hikmet; bilgelik, doğruluk ve bu bilgeliği rasyonel bir şekilde kullanabilme bilimidir. Doğruyu, gerçeği araştırma yetisidir. Hikmetli olma, tanrıya ulaşmak içindir. Çünkü tanrı, hikmetli olanı över.

 İslam dini, ibadet edin demeden önce düşünün der. Körü körüne inanmayı istemez. Büyük Müslümanlar, en büyük güç; akıldır derler. Akılla insanın doğruyu bulabileceğini söylerler.

 İslamda bilen, bilmeyenden üstündür. Üstünlük sadece bilgidedir. İslamda adaletsizliği yaratan sadece bilgidir.

 İnsanlara hoşgörülü olmanın amacı, öbür dünyaya hazırlık içindir. İyilik bu nedenle yapılmalıdır. Böylelikle her yardımımızda hikmetli olma ve tanrı huzuruna çıkabilme esası konulmuştur.

 İslam dini, kilisenin tutuculuğuna karşı akıl ve güce verdiği önemle hızla yayılır. İslamın ilk çeyreğinde en ünlü iki düşünür; İbn-i Sina ve Gazzali’dir.

 

 İBN-İ SİNA:

 

 Yegane yöntemi; akılcılık ve akla dayalı deney ve gözlemciliktir. İlk İslam rasyonalistidir. Yaptığı iş; akıl ile dini uzlaştırmaktır.

 Varlık Görüşü: (varlık haline geliş bakımından 3 durumda bulunurlar)

 1-Zorunlu varlık (Tanrı)

 2-Mümkün varolanlar (bütün varolanlar)

 3-İmkansız olanlar (bütün güçlerimiz)

 

 Olmuş varlıkların durumu ise iki türlü; vacip(tanrı) ve mümkün.

 Vacip; zorunlu olan olmaması mümkün olmayan, tek vacip tanrıdır. Vacip kuramı, tanrıyı akılla ispatlama çabasıdır. İbn-iSina bu kuramı, hareket ve nedensellik ilkesi ile delillendirmeye çalışır.

 “Vacip öyle bir varlıktır ki, varolmak için kendinden başka hiçbir şeye ihtiyaç duymaz. Oysa diğer tüm varolanlar varolmak için bir başkasına ihtiyaç duyarlar. Bugün varolanlar yarın da varolacak değildir, olmayan da olmayacak değildir.  Kafamızda her şeyin yok olabileceğini düşünebiliriz ancak tanrıyı düşünemeyiz”.

     Vacibin (tanrı) İspatı:

 1-“Vacibi kavram olarak düşünmemiz onun varlığının en önemli kanıtıdır. Zira onun yok olduğunu düşünmek saçmadır”.

 Bu tanrı ispatını beş yüzyıl sonra aynen Descartes’ta da görüyoruz.

2-Vacibin tartışılmadan, varlık kanıtının bir diğeri de, nedenselliktir.

 “Her varolanın bir nedeni vardır. Nedenler silsilesi boyunca geriye doğru gittiğimizde sonunda nedensi varolan vacibe ulaşılır.

3-Bir başka delil de hareketliliktir.

 “Her hareketin bir hareket ettiricisi vardır. İlk hareket ettiricide durmak kaçınılmazdır o da tanrıdır.

 İbn-i Sina’nın diğer bir ilginç savı da:

 Tanrı yarattıklarının ayrıntılarını bilemez”. Ayrıntı tanrı işi değil, bilimin işidir. Bu ayrıntıların değişmesi, bilimin alanı ve niteliğini de değiştireceğinden sabit ve değişmez bir bilimden sözetmek imkansızdır. Tek değişmez olan vacibtir. Bu düşünce, deneysel bilim metodu ile gerçekleşir.

 

 İbn-i Sina aklı da ikiye ayırır:

1-Kuramsal akıl,

2-Pratik akıl.

 

 Kuramsal akıl; insanın organlarının sahibinin kendisinin olduğunu bilmesidir. Ve bu da özgürlüktür. Kendi organlarıma sahipsem, onlarla iradem dahilinde hareket edebilirim demektir. Bu ruhun kendisini bilmesidir. İbn-i Sina buna ‘bilincin ruhu’ der.

 Bedeni, ruh meydana getirir. Ruh bedende bulundukça onu dış etkilerden korur.

 Ruh, bireysel olarak insanda bulunur. Ancak insan toplumun üyesidir. Bu nedenle insanlar toplumsal hayatın devamı için yardımlaşmaya mecburdurlar. Ruh bedeni, bedense toplumu oluşturuyor. Ve toplumda yardımlaşmayı oluşturuyor. Toplumsal yaşamın devamı için bilgi gerekiyor.

 Bilgi, ruhun yaptığı kavramların bir ürünüdür. Ruh, kavramlar üreterek bilinenlerle, bilinmeyenlerin bilinmesini sağlar. İbn-i Sina, bir nevi önseziyi kasteder. Ruhun bilinç yanı olmazsa, insanın duyuları bir anlam ifade etmez. Bedenin yaşlanmasıyla, ruh yaşlanmaz. Kırkından sonra organlar zayıflasa da ruh, olgunluk çağına girer. Akıl yoluyla kavramaya daha çok hizmette bulunur.

 

 Ruhun yararları:

 

 1-Ruh aracılığı ile kavramlar kurulur, bilgi edinilir.

 2-Ruh aracılığı ile bilinenden bilinmeyen çıkarılır.

 3-Ruh aracılığı ile olaylar arasında bağıntı kurulur. Deneye dayalı bilgi edinilir.

 4-Ruh aracılığı ile inanca ulaşılır.

 

 İbn-i Sina’ya göre üç türlü ruh var; nebati, hayvani ve insani ruhtur.

 Bunları üçü de insanda mevcut ve insani ruh diğerlerinden üstündür. Çünkü insani ruh, düşünceyle iş görür. Nebati ve hayvani ruhda düşünme yoktur.

 İnsani ruhun iki yönü var; biri bedene diğeri üstün olana yöneliktir.

Bedene yönelik ruh; eyleme, yapmaya ilişkindir.

Üstün olana yönelik ruh ise; inanca, etik değerlere, değerlendirmeye ilişkindir.

Bu iki yönlü ruhun iki yönü var; yapıcı ve bilici.

 

 İbn-i Sina’nın ahlak felsefesine göre, insan tüm davranışlarından sorumludur. Çünkü davranış bir ayrıntıdır. Akla uyan kişi doğru yolu bulur. Doğru davranış, sonu mutlulukla biten davranıştır. Mutluluk ise, paylaşılan şeylerin tümüdür. Onun için toplum içinde yer alır.

 Sonuç olarak İbn-i Sina, akılcı bir düşünürdür. Akıl aracılığı ile dinle felsefeyi birleştirmeye çalışır. Ruhun, manevi bir cevher olduğunu kabul eder. Ahlak ve eğitim felsefesi üzerinde durur. Akılcı ve deneyci ise de inanç sorununa önem vermiştir.

 

 GAZZALİ:

 

 İslam felsefesine getirdiği en büyük yenilik; kuşku yöntemi ile inanca gitmesidir.

 Gerçeğin ölçüsü nedir? Diye soran Gazali, bu soruya şöyle cevap verir:

 “Gerçek, duyularla elde edilemez. Duyular aldatıcıdır. Duyularımıza, algılarımıza güvenemeyiz” der.

 İkincisi, zorunlu bilgi, akli bilgidir; “bir nesne aynı zamanda hem var hem de yok olamaz”.

 “Her varolanın bir nedeni var. Evren de bir varolandır. O halde onun da bir nedeni vardır. O da yüce tanrıdır”.

 

 Gazzali’ye göre iki türlü bilgi vardır:

 1-Duyularla elde edilen aldatıcı bilgiler

 2Akılla elde edilen; zorunlu, kesin bilgiler.

 Ona göre karineler/deliller, ispatlar sezgilerle elde edilir. Bu sezgi bizi tanrıya götürür.

 

 Gazzali’ye göre üç tür inanç vardır:

 1-Taklitçilerin imanı.

 2-Okumuşların imanı

 3-Bilgelerin, tasavvufçuların imanı (en üst ian).

 

 Gazzali’nin kuşkudan imana ulaşması 10. ve 11. yüzyıllar için oldukça ileri bir yöntemdir. Akli bilginin varlığından tanrının varlığını çıkarmıştır. Bu şüphelerden içi rahat ettiği zaman, tasavvufa dönmüş, akıl ile din birliğini tamamlamıştır.

 

  İslam kültüründe felsefi anlamda okul olarak nitelendirilen iki ekol var; Mevlevilik ve Bektaşilik.

 Her ikisi de 13. yüzyılda ortaya çıkıp, asıl felsefi kurucularından sonra örgütleşmeler, ekolleşmeler başlamıştır.

 

 MEVLANA (1207-1273) – MEVLEVİLİK:

 

 Bize göre Mevlevilik, felsefi bir okul değil, dini-tasavvufi bir tarikattır.

 Mevlana’ın Bektaşi’den önemli bir farkı altı eserini de Farsça yazmış olmasıdır.

 Divanı, tasavvufi-dini şiirlerden oluşur. Altı ciltlik ‘Mesnevi’si ise hikayelerden ibarettir.

 Eserlerinin hepsinin ortak temaları; sevgi, tanrı aşkı, birlik ve beraberliktir.

 Onun siyasi düşüncelerini Antik-Yunan düşünceleri oluşturur.

 Onun tipik özelliği, doğu ile batıyı birleştirici yaklaşımıdır. Akılcı olmakla birlikte akılcılara çatar. Ona göre akıl gerekli ama yeterli değildir. Akıl; iman ve tanrı aşkı tecil ettirirse yeterlidir.

 Mevlana’ya göre varlıkta birlik esastır. Birlik burada teknik anlamdadır. Bir anlamda tanrının insanla birleşmesidir (vahdet-i vücut teorisi).

 Tek gerçek tanrıdır. Ruh, tanrının bir uzantısıdır. Beden öldüğü zaman ruh, gerçek sahibine ulaşır. Kul, tanrıdan gelmiştir tekrar ona dönecektir.

 Ruh, tanrı aşkıyla eridikçe, tanrıya daha fazla yaklaşır. Ona göre muteber olan bu dünya değil, öbür dünyadır.

 İnsanın tanrıya ulaşması; tanrı, birlik ve evren üçlüsünün bir araya gelmesidir ki, bu da gönül temizliği ile olur.

 Mevlana’nın insan felsefesine ait düşüncelerini onun divanında, mesnevisinde ve ‘meclis-i saba’hında buluyoruz.

 Ona göre insan iki temel benlik taşır; ‘özel ben’ ve ‘aşk ben’i.

 Aşk beni özel beni yaratır. Aşk beni kendini tanrıya adamaktır. Üst bendir.

 Dünyevi ilişkileri kuran özel bendir. Aşk beninin ortak olmasına karşılık, özel ben bireyseldir.

 Ancak insan aşk beni sayesinde gerçeği görür. Gerçeği görmek demek bir anlamda ‘kültür yumağı’ oluşturmaktır. Bilinçli, kültürlü insan tanrıya ulaşan insandır.

 

 Akıl ve bilgi kuramı:

 Akılcı filozoflara çatmakla birlikte aklı esas alır. Ona göre akıl, inançla birleşirse oruçtan ve namazdan bile üstündür.

 “Akıl, hakkın yeryüzündeki pusulasıdır”. Adalet, terazisidir. Bu nedenle akıl, doğruyu yaymada tek vasıtadır. Akıl hem aydınlatır hem de iş yapma potansiyelini artırır.

 Mevlana aklı ikiye ayırır; cüzi akıl ve külli akıl.

 Dünya işleri için cüzi akıl, ahret için de külli akıl gereklidir. Külli akıl, tanrının bir kudretidir. Külli akla tanrıyı sevmekle erişilir.

 Mevlana akılcı filozoflara cüzi akılcılar der. Eğer akıl ancak küllilik derecesine ulaşırsa yeterlidir.

 Mevlana’da son derece çağdaş bir özgürlük anlayışı vardır. Her şey tanrının isteği ve dileği ile olur. İnsanı özgür yapan tanrıdır. Öyleyse insan, tanrıyla bağ da dahil her şeyde özgürdür. Özgürlüğün tek ket vurucusu insandır. İnsanın özgürlüğünü iyi ya da kötü yönde kullanması tamamen kendi elindedir. Bu nedenle insan bütün davranışlarından sorumludur.

 Ölüm Mevlana’da asıl yerini bulmaktır. Bedenin mezardan çıkması ve kendi dünyasına ulaşması demektir. Çünkü beden için mezar, dünyadır. Dünya ruh için bir hapisanedir. Ölüm, eğer layıksa tanrı katına kadar çıkmaktır.

 Külli akıl yoluyla insan, tanrının bir temsilcisidir.

 Ahlak felsefesi ise niyete bağlıdır. İyi niyet aklı yönlendirir ve bu sayede akıllı olunur. Eğer cüzi akıl, külli aklı yönlendirirse tanrıya ulaşamazsın.

 Ahlaksızlık, mal düşkünlüğü, öfke, şehvet…insanın doğruyu görmesini engelleyen şeylerdir. Bunlar nefsi köle kılar. Bunlar şeytani şeyler olup, insanı rahmani olandan uzaklaştırırlar.

 Özetle Mevlana, tasavvufi yolla insanı ortaya koymuş, dine özgürlük getirmiştir. Daha liberal bir din anlayışı, onun getirdiği en büyük yeniliktir.

 

 HACI BEKTAŞİ VELİ (1210-1273) – BEKTAŞİLİK:

 

 Doğu kültürüne bağlı bir tarikattır. Mevlana’ya oranla en önemli özelliği halka daha yakın olmasıdır. Bektaşi bütün eserlerini Türkçe vermiştir.

 Başlıca eserleri; Makalat, Vilayetname, Şakiye.

 Kendinden iki yüzyıl sonra 15. yüzyılda Balım Sultan zamanında ekolleşerek günümüze kadar gelmiştir.

 Bektaşinin en büyük mücadelesi; Kapadokya kilisesinin hristiyanlığına karşı Müslümanlığı savunmasıdır. Dağılmakta olan Türklüğü birleştirmiştir.

 Bektaşi’ye göre Türklük, müslümanlıktan daha önemlidir. 1248’te Moğolların Anadoluyu fethetmesi üzerine “eline, diline, beline sahip çık” demiştir. Bununla kastettiği, eline; yurduna, beline; soyuna sopuna, diline; Türkçene sahip çık demektir. 

 Bektaşilik, islama özgürlük anlayışında yenilik getirmek için ortaya çıkmıştır. Birimiz hepimiz, hepimiz birimiz için” felsefesi vardır. Ona göre insanın tanrıyı bulması, önce kendisini bulması, bilmesi ile olur.

 Bektaşiliğe göre din; ekonomik, sosyal ve siyasi bağımsızlığımız için bir amaç değil, bir araçtır.

 Bektaşilikte akıl-öz birdir. Ezeli ve ebedi olan tanrıdır. Akıl ve özün bir olması İslam için büyük bir tepkidir.

 İnsan, öznesi nesnesinden önce olan varlıktır. Maddi ve manevi olan iç içedir ancak manevi olan maddi olana üstündür.

 İlk aracı, akıl yaratır ama ondan sonra araç, aklın gelişmesine yardımcı olur.