‘SOKRATES’ olarak etiketlenmiş yazılar

ÖZLÜ SÖZLER - KISSADAN HİSSE

Çarşamba, 29 Eylül 2010

 

   EINSTEIN

  Güzel bir kadın evlenmek için Einsten’a bir mektup yazar ve resmiyle birlikte gönderir. Mektupta şöyle yazmaktadır:

 “Sevgili Einstein, sizinle evlensek ve bir çocuğumuz olsa aklını sizden güzelliğini de benden alsa sizce de bu muhteşem olmaz mı?” Einstein’ın buna verdiği cevap:

 “Hanımefendi teklifiniz için teşekkür ederim ama ya aklı size güzelliği de bana benzerse?” 

  Einstein, Tevrattaki tanrı düşüncesini reddeder fakat nazilerin, yaptıkları karşısında siyonizmin en büyük savunucularından biri haline gelir. Politik görüşlerinden dolayı “Einstein’a karşı 100 yazar” adlı bir kitap yayınlandığı zaman, “eğer haksız olsaydım, bir tanesi bile yeterdi” der.

 Nazi tehlikesi karşısında Einstein, barışseverlik düşüncesini terketti ve en sonunda Alman bilimadamlarının atom bombası yapmasından korkarak ABD’nin de kendi bombasını geliştirmesini önerdi.

 

 Siyonizme verdiği açık destek nedeniyle 1952 yılında kendisine İsrail’in cumhurbaşkanlığı önerildi. Ancak politika için çok toy olduğunu söyleyip, “denklemler benim için çok daha önemlidir, çünkü politika bugün içindir, oysa ki bir denklem sonsuzluk içindir” der.

 

  İLM-İ SİYASA

   Uzunca yıllar bir şeyhin rahle-i tedrisatından geçen bir derviş:

“Efendim eğer izniniz olursa, artık halka karışıp insanları irşad etmek (Allah yoluna çağırmak) istiyorum” der. Bunun üzerine şeyh:

 “Münasiptir ancak ilm-i siyasayı da öğrenip öyle git” der.

 Derviş, “efendim bunca yıldır öğrendiklerimin yeterli olacağını düşünüyorum, siz de uygun görürseniz…”

 Şeyh, dervişin ısrarı karşısında “peki öyleyse Allah yardımcın olsun” der.

 Derviş cuma namazı için bir köye gelir ve hocanın verdiği vaazı dinlemeye başlar. Hoca, çok celalli bir şekilde cemaate yüklenmektedir. “Şöyle dinden çıkıyorsunuz böyle günaha giriyorsunuz, hepiniz cehenneme odun olacaksınız” diye esip gürlemektedir. Bunun üzerine bizim derviş söz ister:

 “Yapmayın hocaefendi insanları böyle konuşarak dinden edeceksiniz…” derdemez iyice celallenen hoca:

 “Allah rızası için şu münafığa haddini bildirecek yok mu?” diye gürlemesiyle, cemaatin üzerine çullanması bir olur.

 Derviş perişan bir halde, şeyhinin yanına gelir ve olanları anlatır. Şeyh, ilm-i siyasanın zamanı gelmiş diyerek dervişi bir süre daha eğitime alır ve sonrasında:

 “Şimdi artık piştin var git yoluna” der. Derviş, bir süre sonra yine aynı köye cuma namazına gelir. Hocaefendi yine bütün celalliğiyle esip gürlemektedir. Bizim derviş söz isteyip bu kez cemaate dönerek:

 “Ey cemaati müslimin! Böylesine güzel vaazeden hocaefendiden her kim bir kıl kopara, Allah için doğrudan cennetliktir…” derdemez cemaat hocaya çullanır.

  ŞAHİT MAHİT YAZARLAR

  Kendi yolunda giden bir yayaya, aracın biri şiddetli bir şekilde arkadan çarpar. Adamcağız dört takla atar ve yere düşer. Toparlanır toparlanmaz da kaçmaya başlar. Olayı gören birisi arkasında seslenir:

 “Yahu sen niye kaçıyorsun, suçlu çarpan…” demesi üzerine kazaya uğrayan adam:

“Ya neme lazım, şimdi şahit mahit yazarlar” der ve kaçmaya devam eder.

   FUZULİ İLE BAĞDATLI RUHİ

 Fuzuli ile Bağdatlı Ruhi, Bağdat’ın arka sokaklarında birlikte dolaşırken köşebaşında bir köpek görürler. Bunun üzerine Bağdadlı Ruhi:

 “Bu it, burda fuzuli” diyerek Fuzuli’ye alaycı bir gönderme yapar. Fuzuli de buna karşılık:

 “Vur kıçına çıksın ruhi” diye Ruhi’ye okkalı bir cevap verir.

   İKİ FARE

 Zafer sonuna kadar mücadele edenlerindir:

   İki fare aynı anda bir süt kovasının içine düşerler, farelerden biri nasıl olsa öleceğim diyerek mücadeleyi bırakır ve boğulur. Diğer fare mücadeleden vazgeçmez, çırpına çırpına önce sütü kaymağa dönüştürür, sonra da kaymağın üzerine çıkarak kurtulur.

  NAKŞİ İLE BEKTAŞİ ŞEYHLERİ

   İki şeyh bir araya geldiklerinde Bektaşi, Nakşibendiye sorar:

  “Üstad, sizin bu cübbelerinizin kolları niye bu kadar uzun?” O da “insanların ayıp ve kusurlarını örtmek için” der.

  Bektaşinin kollarını kısa görünce bu kez Nakşi olan sorar:

 “Peki ya sizin cübbenizin kolları niye kısa?”

 Bektaşi hiç düşünmeden:

 “Biz insanlar da ayıp, kusur görmeyiz de onun için” der.

   İNSAN DEDİĞİN KUŞ MİSALİ

  İki miskin derviş, yıllardır biri bir köşede diğeri öbür köşede uzlete çekilmişler. Daha mülayim olanı “muhterem gel şu köşeleri değişelim” demiş. Diğeri hemen “başka işin yok mu, otur oturduğun yerde” diye terslenmiş.

 Aradan yıllar geçmiş yine mülayim olan, “üstad gel şu yerleri bir değişelim” demiş. Aksi olan yine “yahu senin hiç başka işin yok mu?” diyerek reddetmiş.

 Gel zaman git zaman yine yıllar geçmiş, mülayim olan son bir kez daha şansını denemek için sormuş, “ üstad gel şu köşeleri değişelim, tebdil-i mekanda ferahlık vardır derler” demiş. Aksi olan “amma ısrar ettin, iyi hadi değişelim bari” demiş.

 Sallana sallana biri bir köşeye diğeri öbür köşeye geçmiş, aksi olan bundan bir ders çıkararak:

 “Gördün mü bak! İnsan dediğin kuş misali, nerdeydik nereye geldik” demiş.

   SİNOPLU DİYOJEN

 Diyojen, gündüz vakti Sinop’un sokaklarında el lambasıyla dolaşıyormuş. Görenler, ne yaptığını sorduğunda “adam arıyorum adam” diye cevap verirmiş.

 Diyojen’in dünya nimetlerinden elini eteğini çekmiş, bir fıçının içinde yaşıyan bir kinik olduğu bilinir. Bir gün bu bilgeyi ziyarete gelen Büyük İskender:

 “Bir ihtiyacınız var mı?” diye sorar. Bunun üzerine Diyojen, güneşinin önünde duran bu büyük komutana, “gölge etme başka ihsan istemem” der

   MİKELANCELO

  Ustaya sormuşlar, “nasıl böylesine güzel heykeller yapabiliyorsunuz?” diye. O da “ o güzellikler zaten taşın içinde var, ben sadece fazlalıkları atıyorum” demiş.

  Mikelancelo ünlü ‘Musa Heykeli’ni yaptıktan sonra karşına geçip saatlerce seyredermiş. Hatta birgün dayanamayıp “konuş ya Musa!” diyerek elindeki çekici fırlattığı söylenir.

  İKİ FİNCAN KAHVE

 Bir felsefe profösörü, önüne büyükçe bir kavanoz alır ve ağzına kadar tenis topları ile doldurur ve öğrencilere dolu olup olmadığını sorar. Öğrenciler hep beraber ‘dolu’ olduğunu söyler.

 Bu sefer profösör, çakıl taşlarını tenis toplarının arasından kavanoza doldurur. Tekrar öğrencilere kavanozun dolu olup olmadığını sorar. Onlar da “evet, artık doldu” derler.

 Profösör bu defa bir torba kumu alır ve çakıl taşları arasından kavanoza döker. Öğrencilere yine dolu olup olmadığını sorar. Öğrenciler hep beraber “evet” der.

 Bu kez profösör masadaki iki fincan kahveyi alır ve kavanoza boşaltır. Tekrar öğrencilere sorar, “doldu mu?” diye. Öğrenciler güler!

 Profösör öğrencilerin gülüşünü destekleyerek, “evet, bu kavanozun sizin hayatınızı simgelediğini ifade etmeye çalıştım” der.

 “Şöyle ki; bu tenis topları hayatınızdaki en önemli şeylerdir; aileniz,   çocuklarınız, sağlığınız, dostlarınız ve sizin için en önemli şeylerdir. Diğer şeyleri kaybetseniz de bu önemli şeyler hep kalır ve hayatınızı doldurur. Çakıl taşları ise daha az önemli olanlardır; işiniz, eviniz, arabanız vs. Kum ise diğer ufak tefek şeylerdir. Şayet, kavanoza önce kum doldurursanız çakıl taşlarına daha önemlisi tenis toplarına yer kalmaz. Aynı şey hayatımız için de geçerlidir. Vaktinizi ve enerjinizi ufak tefek şeylere harcarsanız önemli şeyler için zaman kalmayacaktır. Dikkatinizi mutluluğunuz için önem arzeden şeylere verin. Çocuklarınızla oynayın, sağlığınıza dikkat edin, eşinizle yemeğe çıkın…Öncelikleri sıralamayı iyi bilin gerisi hep kumdur”.

 Öğrencilerden birisi, “peki ya o iki fincan kahve nedir?”

 Profösör gülerek, “hayatınız ne kadar dolu olursa olsun, her zaman dostlarınız ve sevdiklerinizle bir fincan kahve içecek kadar yer vardır” der.

  İKİ SUFİ

 İki sufi karşılaşır ve biri diğerine sorar, “ne yapıyorsunuz?” diye. O da “bulunca yiyoruz bulamayınca da sabrediyoruz” demiş. Suali soran “Horasan’ın itleri de öyle yapıyor” demiş. Diğeri, “peki siz ne yapıyorsunuz” diye sormuş, o da “biz bulunca dağıtıyoruz, bulamayınca şükrediyoruz” demiş.

  İSTANBUL’DA BİR FRANSIZ

 1950’lerde İstanbul’a gelen bir Fransız, insanların bir aşağı bir yukarı birşeyler taşıdığını görür. Yanındaki Türk arkadaşına sorar:

 “Azizim, siz İstanbul’u ne zaman aldınız?” o da “1453’te” der. Fransız, “hayret! O kadar zaman olmuş ama hala yerleşememişsiz” der.

  SOKRATES

 Sokrates arkadaşıyla pazarda dolaşırken, biri arkasından gelip, kıçına bir tekme atar. Sokrates oralı olmaz ama yanındaki arkadaşı, onun hiç tepki vermemesine şaşırarak sorar, “ya üstadım biri size tekme atıyor ama siz oralı bile değilsiniz”. Bunun üzerine Sokrates, “eşşek çiftattı diye ne yapıyım, mahkemeye mi vereyim?” der.

 Sokrates ölüme mahkuma edilir ve bütün yakınları ziyarete gelir. Ancak gelenler onu teselli edecekleri yerde o herkesi teselli edip gönderiyormuş. Birgün karısı Sokrates’e, “seni haksız yere öldürecekler” der, o da karısına “ haklı yere öldürseler daha mı iyi” der.

 Gençlerden birisi Sokrates’e “evlilik mi yoksa bekarlık mı daha iyi?” diye sorar. O da “her iki halde de evlenin” der. “Karınız iyi çıkarsa mutlu olursunuz, kötü çıkarsa da filozof olursunuz” der.

 Sokrates idama mahkum edilir ancak araya kutsal ay girer. İnfazı da bu ayın sonuna ertelenir. Bu ay içinde kaçması için adeta ortam yaratılır. Onu kaçırmaya gelen öğrencilerine:

 ”Kaçarsam savunduklarımı inkar etmiş olurum. Suçlu olduğumu kabullenmiş olurum. Yasalara uymak lazım. Hem gittiğim yerdeki yasalar burdan (Atina’dan) daha mı iyi olacak?” diyerek kaçmayı reddeder. Kutsal ayın sonunda da baldıran zehrini içerek ölüm cezası gerçekleşir. Kendisi tek satır yazmamış olan bu büyük bilge, öldüğünde 70 yaşındadır ve tüm öğretilerini öğrencisi Platon’dan öğreniyoruz.

  GALİLE (1564 - 1642)

 Galile, yaptığı deneylerle dünyanın yuvarlak olduğunu ve döndüğünü ispat eder. Ancak kilise tersini kabul etmektedir. Sonunda engizisyon mahkemesine verilir ve sözlerinden vazgeçmezse ölüme mahkum edilecektir.

 Galile de dünyanın dönmediğini söylese bile dönmeye devam edeceğini bildiğinden sözlerinden vazgeçer. Böylece ölüm cezasından kurtulur ama yaptığı deneyler nedeniyle ömür boyu ev hapsine mahkum olur. Ancak İtalyan Giordano Bruno onun kadar şanşlı değildir. Evrenin sonsuz ve dünya dışında pekçok gezegen olduğunu söylediği ve engizisyon mahkemesinde de bu söylediklerinden vazgeçmediği için, 1600′de Roma meydanında diri diri yakılarak cezalandırılır.

  Engizisyon Galile’yi ömür boyu ev hapsine ve Copernicusculuğu da halk önünde reddetmeye mahkum etmesine karşılık o ölünceye kadar katolikliğe bağlı kaldı. O zamanki Papa da eski bir arkadaşıydı.

 1642′de ölümünden dört yıl önce ev hapsindeyken, ikinci büyük kitabının el yazmaları Hollanda’da bir yayıncıya kaçırıldı. İşte “İki Yeni Bilim” diye bilinen bu eseri Copernicus’a olan desteğinin de ötesinde, modern fiziğin doğuşu olacaktı.

 

  NEWTON

 

Leibniz ve Newton, her ikisi de birbirinden habersiz olarak modern fiziğin büyük ölçüde temeli olan, ‘calculus’ denen matematik dalını geliştirmişlerdi. Newton’un bunu Leibniz’den yıllar önce bulduğunu şimdi biliyorsak da bu çalışmasını Newton çok daha sonra bastırmıştı.

 Leibniz anlaşmazlığın çözümlenmesi için Kraliyet Derneğine başvurma gafletinde bulundu. Zira bu derneğin başkanı Newton’du. O da araştırma için tamamen tarafsız bir komite oluşturdu! Tesadüfe bakın ki bu komite tamamen arkadaşlarından oluşuyordu. Bununla da kalmayıp, Leibniz’i “eser hırsızlığıyla” suçladığı yazıyı kendisi yazıp yayınladı.

 Leibniz’in ölümünden sonra Newton’un “Leibniz’in kalbini kırmaktan büyük zevk aldım” dediği söylenir.

 HACI BEKTAŞİ VELİ

 Moğol istilası döneminde Hacı Bektaşi Veli, “elinize, dilinize, belinize sahip çıkın” diyerek herkese birlik beraberlik telkininde bulunmaktadır. Aslında onun bunlarla kastettiği:

 Elinize; yurdunuza, dilinize; Türkçenize, belinize derken de soyunuza sopunuza sahip çıkın anlamındadır.

 HAYATIN SIRRI

 Hayatın sırrını merak eden bir adam, çok uzak bir diyarda yaşayan bir bilgenin bu sırrı bildiğini duyar ve yola koyulur. Günlerce yol gittikten sonra bilge kişiyi bulur ve sorar, “bunca yolu hayatın sırrını sizden öğrenmek için geldim” der. Bilge kişi, “hoş gelmişsiniz ama boşuna zahmet etmişsiniz” der, “sır da hakikat de sizde, herkes hakikati kendi içinde bulacaktır. Büyük kainatta ne varsa küçük kainat olan insanda da o vardır” der.

 Hayatın sırrını arayan adam, hakikatin nerde olduğunu öğrenerek aslında bu kadar yolu boş yere gelmediğini anlar ve yaşadığı yere geri döner.

 KOYUNUN KÜÇÜĞÜ

  Köyün zenginlerinden birisi, oğluna kırk gün kırk gece düğün yapacağını ve düğüne gelen herkesi de memnun edeceğini söyler. Köyün ileri gelenlerinden yaşlı adamsa:

 ”Her zaman, huzursuzluk çıkaran memnuniyetsiz birileri çıkar” der.

 Zengin adamsa, “ben memnun edeceğim” demiş ve düğün başlamış. Düğüne gelen herkese hergün birer koyun veriliyormuş. Birinci gün, ikinci gün, üçüncü gün derken ufak tefek çelimsiz bir adam, herkesin duyacağı bir şekilde:

 ”Ne bu ya! Hergün koyunun küçüğü bana geliyor” diyerek memnuniyetsizlğini dile getirmiş.

 YAHYA KEMAL / SÜLEYMAN NAZİF / A.Ş. HİSAR

 İstanbul aşığı olan Yahya Kemal’e, bir gün Ankara’dayken en çok neyi sevdiğini sormuşlar. O da “İstanbul’a geri dönüşünü” demiş.

 Yine bir gün Yahya Kemal, Süleyman Nazif ve Abdülhak Şinasi Hisar , Ankara’da zamanın ünlü Karpiç pastanesinde oturmuş sohbet ediyorlarmış. Çay söylemişler. Abdülhak Şinasi’nin ciddi şekilde mikrop takıntısı olduğundan sık sık ellerini yıkar, çay istediklerinde de bardakları ayrıca kendisi yıkamak için sıcak su istermiş. Nüktedanlığıyla meşhur Süleyman Nazif, “üstad bardakları suyla yıkadın temizlendi, peki suyu neyle yıkayacaksın?” diye takıldığında A.Şinasi gülerek, “haklısın bunu hiç düşünmemiştim” der.

 Ünlü “Fahim Bey ve Biz” romanının yazarı A.Şinasi Hisar çok kibar bir beyefendi olarak herkese ‘siz’ diye hitap eder samimi bile olsa ‘sen’ diyemezmiş. Bu durum S.Nazif’in gözünden kaçmamış ve “üstad merak ediyorum acaba Fransa’daki Seine (sen) nehrine de mi ‘siz’ diyorsunuz?”

 Süleyman Nazif bir gün kitaplarını basan Ahmet beyle münakaşa edip hiddetle dışarı çıkmış, merdivenlerde de bir arkadaşına rastlar ve nereye gittiğini sorar, o da “Ahmet beyin yanına çıkacağım” der. S.Nazif sinirli bir şekilde “Ahmet beyin yanına çıkılmaz, inilir!” der.

  ENVER PAŞANIN BABASI VE UÇKUR

 Birinci Cihan Harbinden sonra esir tutulan İttihat ve Terakki ileri gelenleri, kendi aralarında sohbet ederken, Enver Paşanın babası, “harama hiç uçkur çözmedim” der. Bunun üzerine Fuat Paşa da kendisine, “aman efendi hazretleri, keşke helale de çözmeseydiniz de şu Enver belasına, milletçe hiç bulaşmasaydık” der. 

   NECİP FAZIL

 Necip Fazıl bir konferansta konuşmaktadır. Dinleyicilerden biri ayağa kalkıp onu bir başkasıyla kıyaslayarak, “onun yanında siz sıfırsınız” der. N.Fazıl sakin bir şekilde, “olabilir ama siz de benim yanımda çift sıfırsınız” der.

 İstanbul üniversitesindeyken bir grup öğrenci Necip Fazıl’ı ziyarete gider. Kapıyı çalarlar, ses gelmez ama kapı yarı aralıktır. N.Fazıl içerde koltuğuna  oturmuş dışarıyı seyretmektedir. Onlar da içeri girip otururlar. N.Fazıl onların geldiğinden habersiz dakikalarca hareketsiz bir şekilde dışarıyı seyretmektedir ve neden sonra odadaki gençleri fark edip “evet niye geldiniz” diye sorar. Onlar da “sizi görmeye geldik efendim” derler. Necip Fazıl yavaşça ayağa kalkıp kendi etrafında bir tur atar ve “işte gördünüz” der. Onlarda üstadın keyfinin yerinde olmadığını anlayıp çıkarlar.

  NAZIM HİKMET

 Nazım Hikmet, Rusya’da ilk kalp krizini geçirmiştir. Bu arada Vera’ya olan alakası da yoğun bir şekilde devam etmektedir. Doktora sorar, “aşık olursam ne kadar yaşarım?” Doktor da “en fazla iki üç yıl, sakin bir yaşam sürmen halinde de on yıl yaşarsın” der. Nitekim aşık olur ve üç yıl sonra da kalbine yenik düşer.

   AĞRI DAĞI VE AY YILDIZ

 Batılı bir diplomat, Ermeni meslektaşına sorar, “Ağrı dağı sizin olmadığı halde neden bayrağınızda kullanıyorsunuz?” O da “ayla yıldız da Türklerin değil ama onlarda kendi bayraklarında kullanıyor”.

   YAŞLI ADAM VE PADİŞAH

  Osmanlının sürekli savaşa girmesi nedeniyle son oğlunu da şehit veren baba:

  “Padişaha söyleyin son çocuk da gitti, ben de yaşlandım, artık bana güvenerek sağa sola savaş açmasın” der.

  HARİCİYE NAZIRI VE KRALİÇE

  Osmanlı sürekli gerilemekte, sahip olduğu toprakları bir bir kaybetmektedir. İngiltere’de kraliçe ile görüşen hariciye nazırı sorar:

 “Birliğinizi siz nasıl sağlıyorsunuz” diye, o da:

 “Biz, hiçbir yere sizin gibi merkezden atama yapmıyoruz. Her yere kendi halkının taktirini kazanmış, ehliyet ve liyakat sahibi olanları atıyoruz. Böylece isyanların da önüne geçmiş oluyoruz” der.

    HALİFE ABDÜLMECİD VE HALK

 Halife Abdülmecit efendi, Dolmabahçe sarayından ayrılıp sürgüne giderken halkın da sokaklara dökülüp bu kararı protesto edeceğini sanır. Dışarı çıktıklarında   kendisine eşlik eden yavere sorar, “halk nerede?” diye. Sabah saatleridir, yaver saatine bakar ve “halk şu anda kahvaltısını yapıyor efendim” der.

  MEHMET AKİF VE PALTO

 Soğuk bir Ankara kışında üstü başı perişan zavallı bir adam, Mehmet Akif’in kapısını çalarak sadaka ister. Akif’in verebilecek parası yoktur ama adamı da boş göndermek istemez ve sırtındaki paltoyu çıkarıp verir. O kış hep ceketle dolaşan Akif’e sorarlar, “üstat böyle üşümüyor musun?” diye, o da soranlara “hayır üşümüyorum” der.

   MEHMET AKİF’İN OĞLU

 Çetin Altan’ın anlatımıyla bir gün gazeteye, Mehmet Akif’in oğlu olduğunu ve şu anda maddi olarak çok sıkıntıda olduğunu söyleyen biri gelir. Bunun üzerine bir miktar para verirler ve biraz sohbetten sonra da çıkıp gider. Bu olaydan bir müddet sonra gazetenin birinde bir haber çıkar:

“Milli marşımızın yazarı merhum Mehmet Akif’in oğlu Beşiktaş’ta bir çöplüğün kenarında ölü bulundu”.

   NEBBAŞ VE OĞLU

 Falanca yerin insanları, yakınlarına ait mezarların soyulup talan edilmesinin önüne, ne yaptılarsa geçememişler.

 Nihayet günün birinde, bizim nebbaş (mezar soyguncusu) ölmüş. Soygunlar tekrar etmeyince, millet de beddualar ederek rahat bir nefes almış.

 Gün gelmiş bizim nebbaşın oğlu büyümüş ve babasına lanet okuyanlara rahmet okutacağını söylemiş. Annesi de “bir nebbaşın ardından rahmet okunduğu nerde görülmüş ey oğul” demiş. Oğlu da “günü gelince görürsün” diyerek, başlamış babası gibi mezarları soymaya ancak soymakla kalmıyor bir de münasip yerlerine bir kazık çakıyormuş.

 Bunun üzerine yöre halkı, “eski nebbaştan Allah razı olsun, o hiç değilse böyle münasebetsizlik yapmıyordu” diyerek başlamış rahmet okumaya.

   TANRININ ADALET EVİ (OSCAR WILDE)

 Hayattayken her türlü günahı işlemiş olan birisi, tanrının huzuruna çıkar. Tanrı, “madem ki tüm günahları işledin, seni cehenneme gönderiyorum” der.

 Günahkar, “beni cehenneme gönderemezsin, ben zaten bütün ömrümü orada geçirdim” der.

 Tanrının adalet evinde büyük bir sessizlik sonrası, “peki o zaman seni cennete gönderiyorum” der.

 Günahkar, “beni cennete de gönderemezsin, çünkü onu hiçbir zaman gözümün önüne getiremedim” der.

  FATİH VE BABASI

 Genç yaşta tahta geçen Fatih, sefere çıkmazdan önce babasının bilgi ve tecrübesinden yararlanmak amacıyla onun da ordunun başına geçmesini ister ancak babası kabul etmez. Bunun üzerine Fatih, “eğer sen padişahsan gel koltuğuna otur, yok eğer ben padişahsam sana emrediyorum ordunun başına geç” der.

 Bunun üzerine babası sultan II. Murad, çaresiz ordunun başına geçer.

 

   SENECA’NIN ÖLÜMÜ

 

  Seneca, Germanicus’un kızıyla zina yaptığı iftirasıyla, imparator Clodius tarafından Korsika’ya sürgüne gönderilir. İmparatorun bağışlaması için dalkavukça ve yalvaran pek çok mektup yazar. Nihayet beş yıl sonra (M.S.47)  imparotoriçe Agripine tarafından affedilerek, Roma’ya çağrılır ve oğlu Neron’un eğitimi için görevlendirilir.

 Neron imparator olduğunda, kendisi de başbakan olur. Neron’un önce babasını öldürmesinin önüne geçemediği daha sonra da annesi Agripine’i öldürmesinin haklılığını, senatoya karşı savunan bir söylevi nedeniyle, bir zamanlar kendisini koruyan Agripine’i öldürtmekle suçlanarak, halkın da kin ve nefretini üzerine çeker.

 Bu arada bir filozof olarak kendisi de çok zengin olan Seneca, Büyük Britanya’nın bir bölgesinde kraliçe olan Boadicca’ya yüksek faizle yüklü miktarda borç verir. Kraliçe borcunu ödeyemeyince Roma’ya başkaldırır. Sonuçta yenilir ve kendi canına kıyar.

 Bu olay neticesinde Neron, hocası Senaca’nın kendi damarlarını keserek canına  kıymasına hükmeder. Vasiyetini yazmasına bile izin verilmez. Seneca’nın tüm çabalarına karşın, karısı da aynı şekilde kendini öldürmeye kalkar. Kendisi yaşlı ve zayıf olduğundan, kanının yavaş akması nedeniyle zehir de içer ancak yine ölmeyince, kendi isteğiyle sıcak banyoya götürülür ve orada sıcak buharla boğularak ölür. Karısı, Neron’un emriyle tedavi edilerek kurtarılır fakat çok sürmez iki yıl sonra ölür. Seneca öldüğünde 64 yaşındadır.

 

  BU AKŞAM GÜN BATARKEN GEL

 

 Ahmet Rasim, bazen bir yerlere takılıp eve ya çok geç gelir ya da bir kaç gün gelmediği olurmuş. Eşi de munis bir hanımefendidir. Olumsuz hiç birşey söylemediği gibi aynı ilgiyle karşılarmış.

 A.Rasim, akşam olunca tekrar sıkılır ve “ben çıkıyorum hanım” dermiş. Her zamankinden farklı olarak, bu kez eşi alçak sesle, “bu akşam geç kalma erken gel” der. Bu sözler içine işler ve meyhaneye gidene kadar da mırıldanıp durur. Meyhanede bestekar Tatyos efendi ile karşılaşır, durumu anlatırken de “bu akşam gün batarken gel, sakın geç kalma erken gel” şarkısının güftesini yazar. Tatyos efendi de hemen orada besteler.

  MAZHAR OSMAN VE DELİLİK

 Birgün Mazhar Osman’a, “hocam sizin için ‘deli’ diyorlar, ne diyorsunuz?” diye sormuşlar. O da, “onların benim için ne dediği hiç önemli değil, yeter ki, aynı şeyi onlar için ben söylemeyeyim” demiş.

 NE ŞEHİTTİR NE GAZİ PİSİPİSİNE GİTTİ NİYAZİ

 Resneli Niyazi bey, 1873’te Makedonya’ya bağlı Manastır ilinin Resne kasabasında doğmuştur. İttihat ve Terakki fırkasının önde gelen liderlerindendir.   

 3 temmuz 1908’de Selanik’te 200 fedaisiyle dağa çıkarak II.Abdülhamit’in istibdat rejimine başkaldırdı. Abdülhamit’in II.meşrutiyeti ilan edip Kanun-i Esasiyi (anayasayı) yürürlüğe sokmasıyla dağdan inerek Selanik’te büyük gösterilerle “hürriyet kahramanı” olarak karşılanmıştır.

 “31 Mart” olayında hareket ordusunda yeralmış, Balkan savaşı çıkınca da Cevdet Paşanın ordusuna katılmıştır.

 İlginç bir şahsiyettir. “Vatan fedaisi” yazılı bir şapka ve evladı gibi sevdiği bir geyikle dolaştığı söylenir.

 17 nisan 1913’te Arnavutluk’un Avlonya limanından İstanbul’a gelmek üzereyken İttihat terakkinin kendisine gönderdiği koruması tarafından vurularak öldürülmüştür.

 Öldürülme olayının karanlıkta kalması ve kendi koruması tarafından vurulması nedeniyle “ne şehittir ne gazi pisi pisine gitti Niyazi” değimi Türk halkının hafızasına kazınmıştır.

./.

                                                

 

ÖZLÜ SÖZLER -2

Perşembe, 18 Şubat 2010

 

- İnsan, simgeleştiren bir hayvandır, bu sayede düşünür.

    E. CASSIRER

 - İnsan, korku içinde özgürlüğün imkanını keşfeder. “Özgürlük imkanı” ise karar vermektir.

- Öznellik, hakikattir.

- Bireye tek olma imkanı vermeyen, kollektivizm şeytandır.

- Tek insan, tanrı karşısında sorumlu olan insandır.

- Yabancılaşma, kitle içinde kaybolmaktır.

   S. KİERKEGAARD

 - İnsan, makrokozmosda bir mikrokozmosdur.

     M. SCHELER

 - Hayatın anlamı sorulduğunda ve bunda bir anlam görülmediğinde intihar mı etmeliyiz yoksa bu anlamsızlığın bir gün değişebileceğine dair umudumuzu korumaya devam mı edeceğiz?…Anlamsız olan ne dünyadadır ne de akılda, ikisinin arasındadır.

- İlk işimiz, umutsuzluğa düşmemektir.

- Pekçok insan, ‘trajik’ ile ‘umutsuzluğu’ birbirine karıştırıyor.

- Ölüm, bir istatistik ve devlet işi oldu mu, dünya işleri artık iyi gitmiyor demektir. Ama ölüm soyutlaştı mı, yaşam da soyutlaştı demektir. Bir adamın yaşamını bir ideolojiye kul köle etmek, onu soyutlaştırmak değil de nedir?

 Bu ideolojiler kendilerine, dar kafalarına, budalaca mantıklarına o kadar güveniyorlar ki, dünyanın esenliğini yalnız kendilerinin başa geçmesine ve başkalarının boyun eğmesine bağlı görüyorlar. Oysa bir insana ya da herhangi birşeye boyun eğdirmeyi istemek, onun kısır, sessiz hatta ölü olmasını istemek demektir.

- Karşılıklı konuşma olmayan yerde, yaşam da yoktur…Diyaloğun yerini polemik tutmuştur.

- 17. yüzyıl matematik çağı, 18. yüzyıl fizik çağı, 20. yüzyıl ise korku çağıdır.

- Ya zamanla birlikte yaşar ve ölürsün ya da daha yüce bir yaşam uğruna zamanın dışına çıkarsın.

- Tanrı ve insan anlaşmazlığı karşısında, ben insandan yanayım.

- Bu geçici evren içinde, insanca olanın, yalnız insanca olanın daha ateşli bir anlamı vardır.

- Ütopya, gerçekle çelişme durumunda olan şeydir. Bu bakımdan kimsenin kimseyi öldürmemesini istemek, tam anlamıyla bir ütopyadır. Ama adam öldürmenin haklı görülmemesini istemek, ütopya olarak çok daha hafiftir.

- Düşüncemizi kurtarmak için, bedenimizin işkencelere katlanması gerekti. Ancak ödediğimiz şey tam anlamıyla bizim olur.

- Öyle mutlu bir arenadır ki Avrupa bizim için, orada batılı insanın dünyaya, tanrılara karşı giriştiği savaş bugün en çalkantılı anına varmıştır.

- Yine de bu dünyanın yüce bir anlamı olmadığına inanıyorum ama onda birşey olduğunu biliyorum. O da insandır. Çünkü, bir anlam arayan tek varlık odur. Bu dünyada hiç değilse insanın gerçeği var ve bizim ödevimiz, onun yazgısına karşı koymasına yardım etmektir. Dünyanın insandan başka anlamı yoktur. Yaşam anlayışımızı kurtarmak istiyorsak, onu kurtarmak gerekir.

   A. CAMUS

- İnsan, büyüklüğünü bir uca giderek değil, her iki uca dokunarak gösterir.

PASCAL

- İnsan yokolurmuş, olabilir ama dayanarak yok olalım. Yazgımız hiçlikse bile, bunu kendimiz haketmiş olmayalım.

OBERMAN

 - Bütün bilgilerimiz tecrübe ile başlar ama tecrübe ile bitmez.

- Tümevarım, bir mitostur.

      D.HUME

 - İnsan özgür doğar ama hayatın her anında zincire mahkum edilir.

 - Bütün kavgaların, felaketlerin, tüm kötülüklerin anası; ‘özel mülkiyet’tir. Özel mülkiyetin olmadığı yerde haksızlık da yoktur.

     J.J.ROUSSEAU

- Bilgi, kuvvettir.

- Mutlu olmak için, doğayla uyum içerinde olmak gerekir.

     F.BACON

 - Bir çalışmayı bölen en kötü iki şey, zamansız çalan telofon ve davetsiz gelen misafirdir.

    E. HAMİNGWAY 

- İyi örneklerde, teşvik olsun diye isim veririm ama kötü örneklerde vermem. Ola ki, pişman olur.

- Sofrada ‘tuzluk’ neyse, çalışma masasında ’sözlük’ de odur.

- Karpuz, ‘kabak’ çıkarsa yemezsiniz ya kitap kabak çıkarsa?

BİLGE KARASU

- Gençlik olgunlukla, cehalet bilgelikle, hastalık sağlıkla, sarhoşluk ayılmayla kendine gelir ama aptallık, sonsuza kadar sürer.

    ARİSTOFANES

 SOKRATES:

- Kendini tanı.

- Bilgi, hatırlamadır

- Doğru bilgi, doğru eylemi gerektirir.

- Benim sizden farkım, bilmediğimi bilmek.

- Birşeyi gerçekten bilmek, onu anlatmakla olur.

- Her iki halde de evlenin! Karınız iyi çıkarsa mutlu olursunuz, kötü çıkarsa filozof olursunuz.

- Eşek çift attı diye mahkemeye mi vereyim? Eşek, eşekliğini yapıyor.

- Kaçmıyorum çünkü, suçlu değilim…Suçsuz yere ölmek suçlu olarak ölmekten daha iyidir.

- Önemli olan yaşamak değil, doğru yaşamaktır.

                                             MARX :                                                                       

- Tarihi yapan insandır…

- Alt yapı, üst yapıyı belirler…

- İnsanlık tarihi, sınıf çelişkisinden ibarettir.

- Komünizmin önündeki engel, burjuvazinin eksikliğidir.

- Din, toplumun afyonudur.

- İnsan, ne üretirse ona yabancılaşır.

- Kapitalist, kendisinin kapitalist olmasından sorumlu değildir ama ilişkilerin kurulmasına yardımcı olduğu için sorumludur

- Bir memleket iki şekilde talan edilir; düşmanlar ve bizzat o ülkenin kendi maliyesi tarafından.

- Zorun güzelliği, doğallığındadır.

- Mülkiyet hırsızlıktır.

———-

- İhtiyaç, icadın anasıdır.

- Felsefe, mantık ve diyalektikten oluşur.

- Erkek burjuvazidir, karısıysa proleteryayı temsil eder.

- Ne mutlu o yoksullara ki, öteki dünya onlarındır ve er ya da geç bu dünyada onların olacaktır.  

ENGELS

  - Az gelişmiş toplumlarda ordu, kendi halkına karşı kullanılmak için vardır. 

 - Her devrimin temel sorunu, iktidar olmak içindir.

- Yumurtalar kırılmadan, omlet (devrim) olmaz.

 LENİN

  G.V.PLEKHANOV:

 Formel mantık, realitede geçer değildir. Hareket, ayniyet ve çelişmezlik prensibine tabi değildir.Çünkü; madde hareketsiz, hareketsiz de madde olmaz. Bütün alemin esası bu hareketli maddedir. Hareket halindeki bir cisim, aynı zamanda hem burada hem de başka yerdedir..Hem vardır hem de yoktur. Bizzat bu değişmenin varlığı, gerçekte çelişmezlik mantığı yerine, çelişme mantığı veya diyalektiğin cari olduğunu gösterir.

 Ya formel mantık doğrudur, o zaman realiteyi inkar etmeli ya da realite doğrudur, o zaman da formel mantık ilkelerinin geçerliliği yoktur.

 Eğer mantığımız doğruysa, Zenon gibi hareketi inkar etmemiz gerekir.

———–

 HEISENBERG İLKESİ (Belirsizlik İlkesi):

 Kuantum fiziğinde, bir parçacığın yerini tespit ettiğimizde hızını, hızını tespit ettiğimiz de ise yerini tespit edemiyoruz..

———–

 - Acı çekmek, ölmekten daha çok cesaret ister.

-Yenile yenile yenmesini de öğreneceğiz.

- Siz istediğim parayı verin, ben her savaşı kazanıyım.

- Devlet adamının kalbi, beynidir.

- Bu kadar şey yaptım ama geriye kala kala, bir medeni kanun kaldı. Bu kadar zaferlerimi, bir Waterloo mahvetti ama geriye kala kala, elimde şeref duyduğum bir “Fransız Medeni Kanunu” kalmıştır.

- Sadece kaba güçle hiçbirşey kurulamaz. İki şey dünyayı egemenliğinde tutar; biri kılıç diğeriyse düşüncedir. Kılıç eninde sonunda düşünceye yenilir.

- Şans, detaylara özel dikkat etmekten geçer.

- Tarih, üzerinde anlaşılmış yalanlar bütünüdür.

- Aşk kadın için, para sizin için, şeref benim için.

NAPOLYON

- Minnettarlık, köpeklerin alışkanlığıdır.

- İki şeyden taviz verilmez; 1- Vatan, 2- Ordu.

- En büyük hatalarımdan birisi; imzaladığımız “Güvenlik İşbirliği Antlaşması”na Hitler’in sadık kalacağını düşünmemdir. 

- Bir insanın ölümü trajedi, bir milyonun ölümü ise istatistiktir.

 STALİN

 - Düşmanını tamamen yok edersen, gün gelir kendi ellerinle yeniden yaratmak zorunda kalırsın.

- Atatürk, bir ulusun bütün araçlarından yoksun bırakılsa bile kendini kurtaracak araçları yaratabileceğini öğreten bir liderdir. Onun ilk talebesi Mussolini’dir, ikinci talebesi de benim.

 HİTLER

 - Bir köle olarak yaşamaktansa, bir özgürlük savaşçısı olarak ölmek daha iyidir.

  YILMAZ GÜNEY

- Burjuva kültürünün demokratlaşmasıyla, niteliği değişmeden çok sayıda insana ulaşıp yaygınlaşmasıyla, ‘mutlu azınlık kültürü’ olmaktan çıkıp, ‘mutlu çoğunluk’ kültürüne dönüşebilir.

    T.S. ELİOT

 - Beşikten mezara niçin gittiğimizi bilseydik, mektepden azad olmuş çocuklar gibi mutlu olurduk.

     METTERLİNCH

 - Ölüm, başkalarının işidir.

- Varlık dediğimiz, hiçin hiçmesidir. Aslında her şeyle hiçbir şey, aynı şeydir.

- Hüzün, en büyük muhalefettir.

- İnsan, zamanın merhametsiz ve karşı durulmaz ırmağına atılmış olduğundan, mahvından başka hiçbir şey bekleyemez. Bu yüzden hayal kırıklığına da uğratılamaz. Aksine insan, varlığının sonluluğunu görerek; üstün, soğuk bir zafer duygusu yaratabilir.

     HEIDEGGER

 - Biz varken ölüm yok, ölüm varken de biz yokuz.

     EPIKUROS

 - Ölümden korkmuyorum, sadece o varken ben orada olmak istemiyorum.

WOODY ALLEN

- Sanat, baskıdan doğar.

- Deha, imkanlara sahip olma duygusudur.

     A. GIDE

    - Bilinç, baskıdan doğar.

- Her son, başka bir sonla sonsuzluğa açılır.

- Her özgürlüğü belirleyen, bir kader vardır. 

     AHMET AĞI

- Bilgi sahibi olmadan, fikir sahibi olunmaz.

    UĞUR MUMCU

 - Çok merhametli olandan, lider olmaz.

ERHAN AFYONCU

-  Deha, kendinden başkasına tabi olmayandır. Başvuracağı araçlar üzerinde hüküm vermek yalnızca ona aittir. Çünkü; amacı bilen yanlızca odur. Bu yüzden kanunları yeniden yapmaya aday olan deha, kanunların üzerindedir. Yüzyılına hakim olan deha her şey olabilir, her şeyi tehlikeye koyabilir, her şey onundur.

    H. BALZAC

 - İnsanlar bir kere ergenlik acıları çeker, dehalar ise hep yeniden.

- Cehaletin en tehlikeli hali, örgütlenmiş halidir.

- Açlık, en akıllı balıkları bile oltaya getirir.

- Küçük balıklar olmadan, büyük balıklar olmaz.

- Ya örs olacaksın ya da çekiç.

- Yaratmak, dinlenmektir.

- Kardeşlerimi tanrı yarattı, dostlarımı ise ben buldum.

- Çocuklar, ana-babalarından çok zamanlarına benzerler.

     GOETHE

 - İnsan, her şeyin ölçüsüdür.

    PROTOGORAS

  Adil birey = adil toplum = adil devlet.

     PLATON

 - İnsan, insanın kurdudur (homo homini lupus).

    T.HOBBES

 - Karekterin ne ise kaderin odur.

- Aynı ırmağa iki defa girilmez.

- Savaş, her şeyin babasıdır.

     HERAKLEİTOS

  - Ele geçen hiçbir şey, hayaldeki kadar güzel kalmaz.

    N.R. NASH

 - Eğer bütün insanlar doğuştan özgürse, nasıl oluyor da kadınlar köle doğuyorlar.

     M. ASTELL

  - Metin, tembel bir makinedir. Onu harekete geçirecek olan okurdur.

     UMBERTO ECO

 - Okumak; yaymaktır, anlam üretimidir.

 - Filozof, kendi kendine soru soran kişidir

   NERMİ UYGUR  

 - Aşırı mütevazilik, başkalarına çalışmayı gerektirir.

     TARIK BUĞRA

  - İnsan, acı çekerek öğrenir.

 AESCHYLUS

- Coğrafya, kaderdir.

İBN-İ HALDUN

    - İnsan; tarihin, toplumun ve doğanın zindanından kurtulabilir ama kendi zindanından asla.

    ALİ ŞERİATİ

- İbret alınsaydı, hiç tarih tekerrür eder miydi?

    M.AKİF ERSOY

 - Varoluş, özden önce gelir.

- Cehennem başkalarıdır.

- İnsan olmak istediği, kendini tasarladığı şeydir.

- Tanrı olsaydı, yaptıklarımızın hiçbirinden sorumlu olmazdık ama tanrı yok ve biz, tüm yaptıklarımızdan sorumluyuz.

    SARTRE

 

 

 

 

 

                                                                          

 

F. NİETZSCHE

Cumartesi, 06 Haziran 2009

  FRİEDRİCH NİETZSCHE (1844-1900) :

 

‘Evli bir filozof ancak komedilere ait olabilir’.

 Nietzsche, ilk evrelerinde kültürel değerlere saygı duyuyor. Bu ilk devrinde Kant’ı, Wagner’i över, Schopenhauer’e ‘hocam’ der.

 ‘Ben gelecek olanı ve başka türlü olamayacak olanı ortaya koyuyorum’ der. Bir evrenin zorunlu olarak geleceğini söyler, bu evre; ‘nihilizm’dir. Zamanın nihilist olduğunu söyleyerek kendisi için ‘Avrupanın ilk ve en önemli nihilistiyim’ der.

 Kendini ‘özgür ruh’ olarak niteleyen Nietzsche, en önemli görevinin kemikleşmiş önyargıları çürütmek olduğunu söyler. Bu da 3 şekilde olur:

1-Hakikate olan inancın yıkılması; hakikate inanma ve bilimin ilerlemesinden zevk alınan bir devirdir.

 Nihilizmden anlaşılacak hiçbir hakikat yoktur.

2-Moralden beklenecek hiçbir şey yoktur. Nihilizm, mutlak anlamsızlığa, değersizliğe inanmaktadır. Moral, koyduğu kuralları uygulatamaz.

3-Dinden beklenecek hiçbir şey yoktur. Nihilizm, hristiyanlığı da reddeder. Hristiyanlık içinden çökmek zorundadır çünkü; bu inanç ta başında hayattan kopmuştur.

 Tanrı öldü. Onu biz öldürdük, biz katiller katiliyiz’ der.

 Nihilizmde pozitif olan, onun bir geçiş dönemi olmasıdır. O, nihilizmi üstlenerek bu durumu aşmak ister. Bu nedenle nihilizme ümitle bakar, üstünde ne tanrı var ne de insan. Nihilizm, yeni kararların verileceği bir dönemdir. Değerlerin yeniden değerlendirilmesi yapılarak, yeni değerler yaratılmalıdır. Bu değerlendirme ve yaratma, tanrı tarafından değil, insan tarafından yapılacaktır.

 İnsan kendini aşmaya çalışan bir varlıktır. Bu yeni insan şimdiki insandan daha yüksek ama tanrı da olmayan; ‘üst insan’dır. Şimdiki insan, hayvan ile üst insan arasında gerilmiş bir iptir. İnsan hayvanı aşmıştır ama şimdi aşılması gereken kendisidir.

 Hayatın temelinde olan; ‘güç, aşma isteği’dir. Nietzsche, varolanın temeline ‘güç istemi’ni koyar.

 Aslında bu hayatın bir amacı yok. Aynı olanın ebedi olarak geri dönüşü sözkonusu. Hayat sadece değişmelerden ibaret. Bu hiçlik, nihilizmin en uç noktasıdır. Aynı olanın ebediyyen geri dönmesi.

 Olan biteni, bütünü, sürekli dönüşü görmek ama yine de bir uyum olduğunu görmek, işte buna evet demek. Tam da nihilizm bu işte. Ancak bunu yine de aşmak mümkün; hiç içindeki oluşu görüp buna evet demek, onu sevmek (burada Nietzsche, Herakleitos’tan etkilenmiştir).

 

 Nietzsche’nin düşünmesini belirleyen 3 faktör:

1-Klasik Yunan kültürünü araştırması

2-Richart Wagner’in müziğine olan saygısı, onu övmesi ve o müzikten bir takım şeyler beklemesi.

3-A.Schopenhauer’e saygısı, onun pesimizmini bir ölçüde üslenmesi.

 

 Bunlar 1876’lara kadar Nietzsche’nin düşüncesini belirleyen etkenlerdir. Bu dönemde klasik kültüre bağlı ve saygılı.

 Ona göre Yunan kültürünün çıkış noktası; Apollon ve Dionysos’tur. Bu kültürün çöküşünü de Sokrates’e bağlar. Batı kültürünün temel özelliğidir, Sokratik eğilim.

Müzikle, özellikle Wagner’in müziğiyle klasik kültürü yeniden canlandırmak mümkündür, der.

 Sokratik eğilimde, bilinçli olanın erdem olması sözkonusu. Sokrates ile birlikte insan teorik insan olmuştur.

 Apollon ile Dionysos’un birleşmesinden oluşan insan ise ‘trajik insan’dır. Trajik olana bilincin girmesiyle insan trajik olmaktan çıkıp, teorik insan olmuştur.

 

 Nietzsche’ye göre 3 tip tarih anlayışı vardır:

1-Anıtsal tarih; tarihin, kahramanlar/büyükler tarafından gerçekleştirilmiş ve yazılmış olduğunu söylemek. Büyük olanların tarihi! Peki, büyüklüğün ölçüsü ne?

2-Antik olana yönelen tarih; eskiye olan sevgi. Eskiyi koruma çabası. Tarih içinde olup biten olaylara, sanat eserlerine, yaşama tarzlarına olan sevgi ve onları korumak hatta yeniden kurma, yaşatma çabası.

 Bu tarih anlayışı, önceden olmuş bitmiş şeylere sorgusuz-sualsiz övgüyle bakmadır.

3-Eleştirel tarih anlayışı; eskiden olup bitenlerle hesaplaşan tarih. Hesaplaşırken bugünü daha iyi anlamak mümkün.

 ‘Biz geçmişte olmuş en güzel şeylerin olduğu gibi en kötü şeylerin de bir sonucuyuz’.

 1873’te yayımlanan ’İnsanca pek insanca’ adlı kitabıyla Nietzsche, ‘hocam’ dediği Schopenhauer’den, Wagner’den ve hristiyanlığın dogmalarından koptuğunu söyler.

 ‘Benim tutkum, bağımsızlıktır’ , ‘Kant’ın sandığı gibi gerçekliğin kendine özgü bir anlamı yoktur’ der.

 Elle tutulur, gözle görülür olanı överek trancendent olan bir öte yoktur, der. ‘Şeylerin arkasında asıl gerçeklik diye bir şey yoktur. Kendi başına iyi ya da kötü yoktur. İnsan metafizikten koptuktan sonra tek başına bir çölde yürümeye  başlar. Özgür insan işte budur. Bütün tutunacak şeylerden kopan insan özgürdür’.

 Nietzsche, 1881’de Sils Maria’yı keşfeder. Hastalığına çok iyi gelen güneşli bir havası vardır. Burada çok verimli olmasına rağmen son derece yalnızdır. Ancak çalışmak için bunu kendisi istemektedir. Nietzsche burada karşımıza bir düşünür olarak çıkar.

 ‘Bundan böyle benim sevgim bu; Amor Fati(kader sevgisi)’ . Kadere evet der artık çirkinliklerle savaşmak, şikayet etmek istemez.

 ‘Günün birinde sadece evet diyen bir olmak istiyorum’ der. Burada 5. İncil olarak nitelediği ‘Böyle Buyurdu Zerdüşt’ ü yazar. ‘Üst insan’ ve ‘ebedi dönüş’ fikirlerini yeniden ele alır.

 Üst insan; yaşama değeri anlamı yükleyen tanrı öldükten sonra bu dünyaya yeniden anlam ve değer verebilecek bir insandır. Üst insan, köle gibi normlara, geleneklere uyarak yaşayan insan değil, kendisi değerler ortaya koyan insandır.

 

 Tanrı ölmüştür’ savının kaynağı:

Tanrının ölmesi, hristiyanlığın verdiği ahlakın, değerlerin geçerliliğini yitirmesi, çökmeye başlaması. Yani değerler değerini yitiriyor. Her şey değerini yitirirse geriye ne kalır? Hiç/nihilizm, gelen hiçliktir.

 Nietzsche’nin ümidi üst insanda. O değerleri yeniden değerlendirerek yeni değerler ortaya koyacak. O üst insandan, insanın kendini aşması, kendi kendini yükseltmesini anlıyor. Bu insan kendini yükseltmiş, hayat dolu, fizik olarak da güçlü insandır.

 Hayatın asıl amacı; güç, kudret isteği. ‘Nerede bir canlı gördüysem orada güç isteğini gördüm’ der.

 Ebedi dönüş:

 Olan-biten yaşayan her şey, çok büyük zaman aralıklarıyla yeniden geri dönmektedir. Bugün olanlar geçmişte olanların geri dönmesidir. Gelecekte olanlar da bugün olanların geri dönmesi olacaktır.

 Nietzsche’nin bu fikrinin arkasında hayatın yükselmesini imkanı yatıyor. Her geri dönüş yeni imkanlarla geri dönüyor. Geçmiş gelecek için yükseltici bir güç oluyor. Geçmiş, gelecek için geçici olarak yok oluyor. Günün birinde yeni imkanlarla yeniden dönecektir.

 1886’da ‘İyinin ve Kötünün Ötesinde’,

 1887’de de ‘Ahlakın Soy Ağacı’nı yayımlar.

 

 KİERKEGAARD VE NİETZSCHE KARŞILAŞTIRMASI:

 Her ikisi de sisteme tamamen karşı, sistemin kapalı hale getirilmesi gerçekliği saklamak içindir. Birbirlerinden habersiz olmalarına rağmen düşünceleri bakımından birbirine akraba.

 Sistemci filozofların dışında her ikisinde de yepyeni bir tavır ve atmosferle karşılaşıyoruz. Her türlü katılıkları eritmeye ve aşmaya büyük çaba sarfediyorlar.

 Kierkegaard’da özlemi duyulan bir hristiyanlık düşüncesi ve kendisinin istisna olmasından dolayı bir hareketlilik var.

 Nietzsche’de ise bir boşluk; yepyeni bir varlığın kendini göstereceğine inanıyor.

 Ratio denen akıl her ikisinde de olağan üstü sorguya çekiliyor. Ancak akla karşı değiller, felsefeleri sanıldığı gibi bir duygu felsefesi değil.

 Her ikisinde de belirli bir dünya görüşü yok. Düşüncelerinde sürekli hareket ve refleksiyon var. Bağlanan, tutunan ve orada emniyeti bulmak diye bir şey yok.

 Sürekli hareketlilik olunca bilimsel bilgiden şüphe ediyorlar. Profösörleri, entelektüelleri bilimsel bilgi açıklanabilirmiş gibi davrandıklarından eleştiriyorlar.

 Bilimsel bilginin, hakikati verecek tek şey olmasına, bilime dair bu kör inanca karşılar. Onlara göre bu saflıktır.

 Her ikisinde de belirli bir tek düşünce yok. Hiçbir öğreti en son hakikati ortaya koyamaz. Herhangi bir hakikati, mutlak hakikat olarak görmezler.

 Her ikisinde de dolaylı bildirim sözkonusu. Çünkü; önemli olan tek tek bireylere seslenebilmektir. Önemli olan tek insanın tavrı.

 Kendi çağları bakımından karşılaştırma:

Her ikisi de içinde yaşadıkları çağın keskin eleştiricileri. Negatif tutum ve eleştirileriyle bir çağın kapanışı dile getiriliyor. İçinde bulundukları çağı aşmaya çalışıyorlar.

 Her ikisi de kendi kararlılıklarıyla feci bir yalnızlık içindeler.

 Her ikisinin de işi, evliliği, düzenli bir yaşamı yok

 O çağ, sosyal ve iktisadi bakımdan araştırılırken, bunlar o çağı, insanın özü bakımından anlamaya çalışıyorlar.

 Kierkegaard, kutsal kitaptaki hakikatin arayışı içinde.

 İkisi de gelmekte olan hiçi görmekteler. Bunu ikisi de istemiyor.

 Her ikisi de insanın ne olacağı kaygısında.

 İkisi de yeni bir insanı temsil ediyor.

 İkisi de ruhsal yönden hasta. İkisi de istisna olduklarının farkındalar. Başka insanlara örnek olmak istemiyorlar.

‘Beni değil, kendini takip et’ Nietzsche.

Etkileri:

 Çağdaş felsefe, sistemci felsefeyi reddedip, felsefeye yeni bir ufuk açan Kierkegaard’ın etkisindedir.

 Üst insan görüşüyle de, üst insanlar Almanlardır, dedirtecek kadar Nietzsche, Nazileri etkilemiştir.

 Nietzsche, tüm kuruntular dünyasını yıkan filozof. ‘Morali de yıktık şimdi biz kendi kendimize karanlıklar içinde kaldık. Moral yıkıldı çünkü tanrı öldü, yeni morali kuracak olan üst insan’.

 Bunların çağrıları tek insana yönelik. İkisi de belirli bir program ve plan vermiyorlar. Sadece dolaylı bildirimleriyle, insanların gözünü açmak istiyorlar.

ANTİKÇAĞ /ANTROPOLOJİK DEVİR

Salı, 02 Haziran 2009

 

ANTROPOLOJİK DEVİR-İNSAN FELSEFESİ

 

 

SOKRATES ( İ.Ö. 469 – 399 ) :

 

Kendisinin yazmış olduğu tek satır bir şey yoktur. Görüşlerini öğrencilerinin yazdıklarından çıkarıyoruz.

 

-      Benim diğerlerinden üstünlüğüm, ‘bilmediğimi bilmektir’.

-      Kendini tanı/bil.

-      Ben kötüysem, neden gençler etrafımda toplanıyor? Bunu bilmeyerek yapıyorsam o da suç değildir.

-      Tanrısı, kendi içinde keşfettiği bir tanrıdır.

-      Ölümden değil, karanlıktan/cehaletten sakınmak gerekir.

-      Her türlü iyilik erdemden gelir.

-      Eylemde bulunurken, haksızlık etmemeyi en başa koymak gerekir.

    

 KRİTON DİYALOGLARI :

     

        Öğrencisi Kriton’un Sokrates’i kaçırmak istemesinin sebebi, herkesin onun öğreticiliğine olan ihtiyacıdır.

         Sokrates’ in Kaçmamasının Sebepleri :

1.     Kanunlara uymayı sevdiğinden; yasaları çiğnememeliyiz, sonra herkes ve toplumsal düzen bozulur. Hem Atina dışındaki kanunların daha iyi olup olmadığını da bilmiyorum.

2.     Bu toplumda bulunuyorsam, bu kanunları kabul etmem lazım.

3.     Hiçbir şekilde bile  bile eğrilik etmemek lazım.

 

Değerli eylem; yöneldiği şey doğru mu-yanlış mı, iyi mi – kötü mü, haklı mı- haksız mı olduğu bilerek yapılan eylemdir.

 

 Sokrates, felsefesinde temel problem olarak; insanı ele alır. İnsanı her şeyin ölçüsü kabul eden  sofistlerden, genel bir doğrunun bilinebileceğine dair yaklaşımıyla  ayrılır. Ayrıca sofistleri para ile ders vermelerinden dolayı şiddetli bir şekilde tenkit eder.

 

SOKRATESÇİ OKULLAR :

 

1.     KYNİKLER :

 

Kurucusu, Antishenes’tir. Meşhur sözü, ‘haz peşinde koşmaktansa çılgınca yaşamayı yeğlerim’. Bunlara göre mutlu yaşamak, insanın arzu ve isteklerini bastırarak yaşamasıdır. Toplum kurallarına uymadan, inzivaya çekilip, arzu ve isteklerini bastırarak yaşıyorlar. Mutluluğun bu dünyada olmadığına inanıyorlar.

   

2.     KYRENE OKULU :

 

Kurucusu Arstippos’tur. Ona göre insan haz alarak yaşamalıdır. İnsan toplum kurallarına uyarak, toplumdaki yerini koruyarak, mümkün olduğunca da haz alarak yaşamalıdır.

 Ancak, ‘ mutluluk nedir’ sorusuna cevap vermiyorlar.

 

 

 

   SİSTEMATİK DÖNEM / BÜYÜK SİSTEMLER DEVRİ

 

    PLATON ( İ.Ö. 427 -347 ) :        

   

    Platon’un tüm görüşlerini 3 başlık altında toplamak mümkün:

1.     Varlık görüşü

2.     Bilgi görüşü

3.     İnsan görüşü; etik, sanat, devlet görüşü de onun insan görüşü içinde yer alır.

 

  VARLIK GÖRÜŞÜ :

 

  Ona göre 2 dünya vardır :

 

GÖRÜNENLER  DÜNYASI                                    

 

Gölgeler/yansılar/imgeler        - Canlılar               

                 â                         -Nesneler          

         Sanı bilgisi                          â                      

                 â                        İnanç bilgisi     

 

 Bunların bilgisini, Gnosis yani direk                     

duyularımızla, algılarımızla elde ediyoruz.          

 

KAVRANANLAR DÜNYASI 

 

Hipotezler/varsayımlar         İdealar

               I                               I

Diskursif düşünme               Düşünce gücüyle görme

 

Bunların bilgisini ise düşünerek, akılla kavrayarak ediniyoruz.

 

Her şey ideasına yaklaşır ama hiçbir zaman ideasıyla özdeş olamaz. İdealar kendinden varolmuştur. Bütün her şeyin varolması ‘iyi’ ideasından pay almasıyla mümkündür. Güneş gibi fakat güneş de ona bağlıdır. Gölgelerin varlığı nasıl ait olduğu şeye bağlıysa, her şeyin varlığı da idealara bağlıdır. Gölgelerden, kavranan şeylere doğru bir diyalektik yürüyüş var. Görünenler dünyası için güneş ne ise kavrananlar dünyası için de, iyi ideası odur. Asıl varolanlar idealardır. Güzel olan, güzellik ideasından pay alırsa güzeldir. Yoksa kendinden güzel değildir.

 İdealar kalıcı ve değişmezdir. Değişen tek tek varolanlardır.

 İnsan da bütün idealar vardır. Ben masaya, bende masa ideası olduğu için masa diyorum.

 

  Platon’a göre bilgi hatırlamadır. Yani insan doğuştan bilgilere sahiptir. Bu bilgiler mautike (bilgi doğurtma) ile ortaya çıkar. Ancak bazı bilgiler buna sokulamaz.

 İnsan, bilginin kendisine değil, bilme yetisi ve imkanına sahiptir. İnsanın asıl bilgilere /ideaların bilgisine, ulaşma imkanı vardır. İnsan bunları öğrenmez, hatırlar.

 Körler bir şey görmez ama bazı bilgilere sahiptir. Onlar bu bilgileri öğrenmez hatırlayarak ulaşırlar.

 

  DEVLET GÖRÜŞÜ:

  

DEVLET:

1.     Yöneticiler; erdemi, bilgelik.                           

2.     Besleyiciler; erdemi, çalışkanlık.                             

3.     Koruyucular; erdemi, cesaret/yiğitlik

 Devlet de bu 3 sınıfda zorunlu.

 

- Yöneticiler; filozof olmalıdır. Çünkü; filozofun erdemi bilgeliktir.

 - Koruyucular; cesur/yiğit olmalılar. Hem müzik hem de jimnastikle yetiştirilmelidir. Böylece, iyi ile kötü birbirinden ayırdedilebilir. Aynı zamanda koruyucu, bilge de olmalıdır. Sadece jimnastikle eğitilip bedenleri güçlü olanlar her şeye karşı vurucu, kırıcı olurlar. Sadece müzikle yetiştirilen ise nazik, ince ruhlu olur. İşlerini yapmak için güçlü olacaklar ama ölçülü, nazik de olacaklar.

 - Besleyiciler; çalışkan olacaklar, üretimi aksatmayacaklar.

  

  Adil bir devlet; herkesin kendi işini yapması, başkasının işine karışmaması ile mümkündür.

 

   İNSAN GÖRÜŞÜ:

 

İnsan; 1. beden, 2. ruhtur.

Ruh da; a) Bilen yanı,

            b) İrade, isteme yanı,

            c)Arzulayan yanı; mutlu ve adil insan, arzularını bastıran ve dengede tutan insandır. Sadece haz peşinde koşan, kendini düşünen insan adil değildir. İnsanın bu iki yanını dengeleyen; irade/isteme yanıdır.

 

    ETİK GÖRÜŞÜ :

 

 Platon etiğine ‘mutlulukçu etik’ de denir. Mutlu olmak için erdemli olmak gerekir.

 Devletin yönetim şekli, ne olursa olsun,  eğer iyi yönetilirse o devletde yaşayanlar mutlu olabilir.

 Platon’a göre 4 temel erdem vardır; bilgelik, yiğitlik, ölçülülük ve bütün erdemlerin temeli olan adalet.

 Yiğitlik; korkulacak ve korkulmayacak şeyler üzerine aklın bir yargısıdır. Neden korkulacağını neden kokulmayacağını bilmek, bu da bilgelikle olur. Ölçülülük; kendine hakim olmakla olur. Adaletse; herkesin kendine düşen görevi yapmasıdır. Bu baş erdemdir.

 Adil insan, kendindeki 3 yanı, akılla, bilgiyle dengeleyen insandır. Ona göre, erdem öğretilemez. Çünkü; bilgi değildir. Erdemli insan iyiyi gerçekleştiren insandır. İyinin bilgisi insanda gizil olarak vardır. Bu gizil mautike (fikir doğurtma)  ile açığa çıkarılırsa, insan erdemli olur. Dolayısıyla, erdem doğuştandır.

 Platon’un devletinin yönetim biçimi; Aristokrasidir. Bir seçkinler grubunun yönetimidir. Bir kişinin, monarkın yönetimi de olabilir. Ancak, istenilen özelliklere-bilge olması- sahip olmak şartıyla.

  İnsanın bilen yanı ağır basarsa; ‘bilgisever’ insan, arzu yanı ağır basarsa; ‘parasever’ insan, irade yanı ağır basarsa ‘ünsever’ insan tipleri ortaya çıkar.

 

 BOZUK DEVLET ŞEKİLLERİ :

 

1.Timokrasi; irade yanı ağır basan devlet, ünsever insan tipi sözkonusu.

2.Oligarşi; arzu yanı ağır basan devlet, parasever insan tipi sözkonusu.

3.Demokrasi; egemen olan tutkulardır. Zenginlik peşinde koşarlar. Erdemli olmayanı seçebilirler.

4.Tiranlık; adil olmayıp, ilkelerden sapılırsa zorba devlet olur.

 

 Felsefe bu döneme kadar, ilk döneminde tabiat (arkhe/oluş), ikinci döneminde, insan/ahlak olmak üzere hemen hemen evreni bütün cepheleriyle ele almaya ve bir problem olarak ortaya koymaya çalışmıştır.

 Bundan sonraki üçüncü evrede ise iki dönemin sentezi ve sistemleştirilmesi gerçekleştirilecek, önceden parçalar halinde ele alınan alemi bir bütün içinde kavrama teşebbüsüne girişilecektir.

 

OSCAR WİLDE - “DORİAN GRAY’İN PORTRESİ”

Pazar, 31 Mayıs 2009

 

OSCAR WILDE:

 

“Ben dehamı hayatıma, eserime ise yalnızca hünerimi koydum”.

 

 

                ‘‘DORİAN GRAY’İN PORTRESİ’’nden:                                       

 

- Liberaller, her şeyin fiyatını bilir ama hiçbir şeyin değerini bilmez…

*

 - Tecrübe, herkesin hatalarına verdiği isimdir.

*

- Mutluluk; ulaşılacak bir istasyon değil, yolculuğun ta kendisidir.

*

 - Ciddiyet, sığlığın tek sığınağıdır.

*

 - Ziyan olmuş hayat yoktur, sadece gelişimi durmuş hayatlar vardır.

*

 - Gelişimi engellenmiş hayattan daha kötüsü yoktur.

*

 - Erkekler kadınların ilk aşkı, kadınlarsa sonuncusu olmak isterler.

*

 - Evliliğin en çekici yanlarından biri, yalan söylemeyi eşler için gerekli kılmasıdır.

*

 - Erkekler yorgunluktan, kadınlar meraktan evlenirler. Sonunda ikisi de hayal kırıklığına uğrar.

*

 - Evlenmenin gerçek kusuru, insanı bencillikten alıkoymasıdır. Oysa bencil olmayanlar renksiz kişilerdir.

*

 - Kadınlar bizde şaheser yaratmak istemini uyandırırlar fakat onları gerçekleştirmemizin durmadan önüne geçerler.

*

 - Güzel kadınların kocaları, adam öldürenlerle birdir.

*

 - Kadınlar, eksiklerimizden dolayı severler bizi. Yeteri kadar kusurluysak her şeyi bağışlarlar bize, zekamızı bile…

*

 - Ilımlılık kötü bir şeydir, yeter dediğimiz yavan bir yemek, aşırı dediğimizse bir şölendir.

*

 - Bağışlatmak elde değilse, unutmak elimizdedir.

*

 - İnsan hayatı, başkalarının yanılgılarını yüklenecek kadar uzun değildir.

*

 - Tanımlamak, sınırlamaktır.

*

 - Her gösterişli hareketiyle insan, bir düşman kazanır. Sevilmek için bayağı olmalı.

 

- Her yolun sonu birdir; hayal kırıklığı.

*

 - Suç, aşağı sınıfların malıdır.

*

 - İnsanın sık sık yaptığı her şey, bir zevk haline gelir.

*

 - Hayatı sanat açısından ele alan adamın kalbi; beynidir.

*

 - Yaşlılığın acı yanı; insanın yaşlanması değil, genç kalmasıdır.

*

 - Kendimi ele verdim mi içimden bir şeyler eksilmiş gibi. İnsan hayranlığını sözlerle anlatmaya kalkışmamalı.

*

 - Tatsız, tuzsuzdur kır hayatı! Yapacak işleri çok olduğu için erken kalkıyorlar, düşünecek işleri olmadığı için de erkenden yatıyorlar.

*

 - Başkaları hakkında iyi düşünmemiz, kendimizden korkmamızdan ötürüdür. İyimserliğin temeli yılgınlıktır.

*

 - İnsan aşık oldumu, işe kendini aldatmakla başlar, başkalarını aldatarak da bitirir.

*

 - İnsanlar en çok kendilerine lazım olan şeyi, başkalarına vermeye pek düşkündür.

*

 - Kitapların ahlakından değil olsa olsa, iyi ya da kötü yazılmış olduğundan bahsedilebilir.

*

 - İnsanların ahlaka aykırı dediği kitaplar, utançlarını yüzlerine vuran kitaplardır.

*

 - Saklarsan, en bayağı şey bile çekici bir nesne haline gelir.

*

 - Bilinçle, korkaklık aynı şeydir.

*

 - Herkesi seviyorsan, hiç kimseyi sevmiyorsun demektir.

*

 - Eksikliklerimizi, kendilerinde gördüğümüz kişilere tahammül edemeyiz.

*

 - Güzellik, dehanın başka bir çeşididir.

*

 - Evrenin gerçek sırrı görünmeyende değil, görünendedir.

*

 - Başkalarının toplayacağından korkmasak, atacağımız bir yığın şey vardır.

*

  - Bütün sanat eserleri, bir yüzey ve sembolden ibarettir. Yüzeyin ötesine geçmeye kalkanlar kendilerini büyük tehlikeye atarlar.

*

—————

                                                     

 

- İki dünya vardır; biri kendinden sözedelim ya da etmeyelim ‘gerçek dünya’, öbürü de sözedilmezse varolamayan ’sanat dünyası’.

*

 - Sanat eseri ile tabiat eseri arasındaki fark; sanat eseri daima tektir, tabiat ise yarattıkları kaybolmasın diye aynı şeyi tekrarlayıp durur.

*

 - Tanrı insanı, insan da sanat eserini yaratır.

*

- Vatanseverlik, gaddar insanların erdemidir.

*

 - Ruh, bedende ihtiyar olarak doğar. Beden, ruhu gençleştirmek için ihtiyarlar. Platon, Sokrates’in gençliğidir…

 


  • watt
  • liverpool
  • freida pinto zac posen
  • c span yesterdayc span zelaya
  • connecticut department of labor
  • search in vi
  • potter
  • hp support helpline
  • new england patriots 1996 roster
  • new england patriots wiki
  • search tumblr
  • cessna
  • mongoose
  • connecticut limo
  • search engines and flash
  • 4pm cspancspan area 51cspan 90.1
  • vince young jay cutler
  • new england patriots 4
  • fastest
  • cspan hosts
  • mtv music awards
  • battleship ipad
  • bengals 80's
  • la ink price list
  • gypsy
  • vince young uncle rico
  • chad ochocinco yesterday
  • bcbg
  • hp support 6310hp support 7200
  • franchise
  • advise
  • freida pinto dev
  • c span youtube obama
  • dis tester
  • melanie
  • connecticut 104.1
  • bangles eternal flame mp3bengals forum
  • hp support 6930p
  • johanson
  • cspan question timecspan radio
  • chicago bears 96
  • bengals 09
  • hp support englandhp support forum
  • bengals forum
  • search engines of the world
  • la ink ink
  • tea party zombies download
  • bea binene
  • new england patriots kim kardashian
  • cricut
  • mtv true life
  • connecticut renaissance faire
  • battleship aurora
  • disconnect
  • bea input output
  • sensei
  • miata
  • battleship aurora
  • chicago bears tattoos
  • search 78search 800 numbers
  • la ink 03x05
  • search 3 bodybuilding other index
  • randy moss wallpaper
  • growing
  • cellphones
  • bea goldfishberg
  • chad ochocinco quotes video
  • closed
  • okidata
  • zara phillips royal wedding picture
  • hp support 2133
  • tea party obama
  • greg olsen puzzles
  • connecticut quarter error
  • bengals kids jersey
  • la ink upcoming episodes
  • greg olsen vikingsgreg olsen wife
  • hp support center
  • violins
  • stardust
  • chicago bears posters
  • chad ochocinco sisterchad ochocinco twitter
  • battleship 3d game
  • randy moss college
  • bengals undraftedbengals vs steelers
  • caffeine
  • olde
  • new england patriots 84
  • connecticut secretary of state
  • cola
  • mtv oddities
  • seaview
  • accessaries
  • bengals football
  • chicago bears training camp
  • chicago bears donation request
  • search 2.0
  • hp support chat
  • handles
  • amtrak
  • bea spells a lot
  • chicago bears 08 record
  • dist 91
  • bea exhibitors
  • chad ochocinco traded
  • bengals cheerleaders tryouts 2011
  • shoulder
  • hearings
  • connecticut post
  • connecticut 7 day weather forecast
  • la ink 3rd season
  • bea 2011 map
  • connecticut law tribune
  • tea party young people
  • vascular
  • tea party medicare
  • c span ii
  • chicago bears 4th phase
  • function
  • bea verdi
  • randy moss bio
  • la ink games online
  • battleship lexington
  • dis n dat band
  • bea oracle
  • tea party birthday
  • vince young football camp
  • chad ochocinco celebrationschad ochocinco dating
  • lightning
  • vince young wiki
  • vince young redskins
  • vince young rumors
  • zara phillips kids
  • mtv 30 years
  • search dog foundation
  • chad ochocinco 15
  • hp support 6500a plus
  • programmer
  • randy moss yahoo stats
  • bengals hard knocks episode 1
  • new england patriots needs
  • lily
  • randy moss football cards
  • search engines visibility
  • c span kozol
  • vince young to eagles
  • la ink corey
  • corrupt
  • virtue
  • trophies
  • operated
  • la ink youtube pixie
  • greg olsen mormon
  • every
  • hp support error 1005
  • vince young 2008
  • pure
  • search with image
  • mtv website
  • chicago bears number 17
  • bea 460 bosch
  • chad ochocinco to detroit
  • wonderful
  • bea test
  • search vim
  • rama
  • search comcast net
  • bengals 09 record
  • new england patriots rumors
  • damascus
  • search engines for jobs
  • hp support quick test pro
  • clasp
  • bea rims
  • new england patriots 65
  • new england patriots 3 4
  • chad ochocinco stats
  • partners
  • 4pm cspancspan area 51cspan 90.1
  • freida pinto jeansfreida pinto kissing
  • programing
  • hiker
  • search engines non tracking
  • search 990 filings
  • hp support assistant review
  • cspan streaming
  • bengals xxiii
  • chad ochocinco xpchad ochocinco youtube
  • vince young z
  • chad ochocinco and cheryl burke