‘NEWTON’ olarak etiketlenmiş yazılar

ÖZLÜ SÖZLER - KISSADAN HİSSE

Çarşamba, 29 Eylül 2010

 

   EINSTEIN

  Güzel bir kadın evlenmek için Einsten’a bir mektup yazar ve resmiyle birlikte gönderir. Mektupta şöyle yazmaktadır:

 “Sevgili Einstein, sizinle evlensek ve bir çocuğumuz olsa aklını sizden güzelliğini de benden alsa sizce de bu muhteşem olmaz mı?” Einstein’ın buna verdiği cevap:

 “Hanımefendi teklifiniz için teşekkür ederim ama ya aklı size güzelliği de bana benzerse?” 

  Einstein, Tevrattaki tanrı düşüncesini reddeder fakat nazilerin, yaptıkları karşısında siyonizmin en büyük savunucularından biri haline gelir. Politik görüşlerinden dolayı “Einstein’a karşı 100 yazar” adlı bir kitap yayınlandığı zaman, “eğer haksız olsaydım, bir tanesi bile yeterdi” der.

 Nazi tehlikesi karşısında Einstein, barışseverlik düşüncesini terketti ve en sonunda Alman bilimadamlarının atom bombası yapmasından korkarak ABD’nin de kendi bombasını geliştirmesini önerdi.

 

 Siyonizme verdiği açık destek nedeniyle 1952 yılında kendisine İsrail’in cumhurbaşkanlığı önerildi. Ancak politika için çok toy olduğunu söyleyip, “denklemler benim için çok daha önemlidir, çünkü politika bugün içindir, oysa ki bir denklem sonsuzluk içindir” der.

 

  İLM-İ SİYASA

   Uzunca yıllar bir şeyhin rahle-i tedrisatından geçen bir derviş:

“Efendim eğer izniniz olursa, artık halka karışıp insanları irşad etmek (Allah yoluna çağırmak) istiyorum” der. Bunun üzerine şeyh:

 “Münasiptir ancak ilm-i siyasayı da öğrenip öyle git” der.

 Derviş, “efendim bunca yıldır öğrendiklerimin yeterli olacağını düşünüyorum, siz de uygun görürseniz…”

 Şeyh, dervişin ısrarı karşısında “peki öyleyse Allah yardımcın olsun” der.

 Derviş cuma namazı için bir köye gelir ve hocanın verdiği vaazı dinlemeye başlar. Hoca, çok celalli bir şekilde cemaate yüklenmektedir. “Şöyle dinden çıkıyorsunuz böyle günaha giriyorsunuz, hepiniz cehenneme odun olacaksınız” diye esip gürlemektedir. Bunun üzerine bizim derviş söz ister:

 “Yapmayın hocaefendi insanları böyle konuşarak dinden edeceksiniz…” derdemez iyice celallenen hoca:

 “Allah rızası için şu münafığa haddini bildirecek yok mu?” diye gürlemesiyle, cemaatin üzerine çullanması bir olur.

 Derviş perişan bir halde, şeyhinin yanına gelir ve olanları anlatır. Şeyh, ilm-i siyasanın zamanı gelmiş diyerek dervişi bir süre daha eğitime alır ve sonrasında:

 “Şimdi artık piştin var git yoluna” der. Derviş, bir süre sonra yine aynı köye cuma namazına gelir. Hocaefendi yine bütün celalliğiyle esip gürlemektedir. Bizim derviş söz isteyip bu kez cemaate dönerek:

 “Ey cemaati müslimin! Böylesine güzel vaazeden hocaefendiden her kim bir kıl kopara, Allah için doğrudan cennetliktir…” derdemez cemaat hocaya çullanır.

  ŞAHİT MAHİT YAZARLAR

  Kendi yolunda giden bir yayaya, aracın biri şiddetli bir şekilde arkadan çarpar. Adamcağız dört takla atar ve yere düşer. Toparlanır toparlanmaz da kaçmaya başlar. Olayı gören birisi arkasında seslenir:

 “Yahu sen niye kaçıyorsun, suçlu çarpan…” demesi üzerine kazaya uğrayan adam:

“Ya neme lazım, şimdi şahit mahit yazarlar” der ve kaçmaya devam eder.

   FUZULİ İLE BAĞDATLI RUHİ

 Fuzuli ile Bağdatlı Ruhi, Bağdat’ın arka sokaklarında birlikte dolaşırken köşebaşında bir köpek görürler. Bunun üzerine Bağdadlı Ruhi:

 “Bu it, burda fuzuli” diyerek Fuzuli’ye alaycı bir gönderme yapar. Fuzuli de buna karşılık:

 “Vur kıçına çıksın ruhi” diye Ruhi’ye okkalı bir cevap verir.

   İKİ FARE

 Zafer sonuna kadar mücadele edenlerindir:

   İki fare aynı anda bir süt kovasının içine düşerler, farelerden biri nasıl olsa öleceğim diyerek mücadeleyi bırakır ve boğulur. Diğer fare mücadeleden vazgeçmez, çırpına çırpına önce sütü kaymağa dönüştürür, sonra da kaymağın üzerine çıkarak kurtulur.

  NAKŞİ İLE BEKTAŞİ ŞEYHLERİ

   İki şeyh bir araya geldiklerinde Bektaşi, Nakşibendiye sorar:

  “Üstad, sizin bu cübbelerinizin kolları niye bu kadar uzun?” O da “insanların ayıp ve kusurlarını örtmek için” der.

  Bektaşinin kollarını kısa görünce bu kez Nakşi olan sorar:

 “Peki ya sizin cübbenizin kolları niye kısa?”

 Bektaşi hiç düşünmeden:

 “Biz insanlar da ayıp, kusur görmeyiz de onun için” der.

   İNSAN DEDİĞİN KUŞ MİSALİ

  İki miskin derviş, yıllardır biri bir köşede diğeri öbür köşede uzlete çekilmişler. Daha mülayim olanı “muhterem gel şu köşeleri değişelim” demiş. Diğeri hemen “başka işin yok mu, otur oturduğun yerde” diye terslenmiş.

 Aradan yıllar geçmiş yine mülayim olan, “üstad gel şu yerleri bir değişelim” demiş. Aksi olan yine “yahu senin hiç başka işin yok mu?” diyerek reddetmiş.

 Gel zaman git zaman yine yıllar geçmiş, mülayim olan son bir kez daha şansını denemek için sormuş, “ üstad gel şu köşeleri değişelim, tebdil-i mekanda ferahlık vardır derler” demiş. Aksi olan “amma ısrar ettin, iyi hadi değişelim bari” demiş.

 Sallana sallana biri bir köşeye diğeri öbür köşeye geçmiş, aksi olan bundan bir ders çıkararak:

 “Gördün mü bak! İnsan dediğin kuş misali, nerdeydik nereye geldik” demiş.

   SİNOPLU DİYOJEN

 Diyojen, gündüz vakti Sinop’un sokaklarında el lambasıyla dolaşıyormuş. Görenler, ne yaptığını sorduğunda “adam arıyorum adam” diye cevap verirmiş.

 Diyojen’in dünya nimetlerinden elini eteğini çekmiş, bir fıçının içinde yaşıyan bir kinik olduğu bilinir. Bir gün bu bilgeyi ziyarete gelen Büyük İskender:

 “Bir ihtiyacınız var mı?” diye sorar. Bunun üzerine Diyojen, güneşinin önünde duran bu büyük komutana, “gölge etme başka ihsan istemem” der

   MİKELANCELO

  Ustaya sormuşlar, “nasıl böylesine güzel heykeller yapabiliyorsunuz?” diye. O da “ o güzellikler zaten taşın içinde var, ben sadece fazlalıkları atıyorum” demiş.

  Mikelancelo ünlü ‘Musa Heykeli’ni yaptıktan sonra karşına geçip saatlerce seyredermiş. Hatta birgün dayanamayıp “konuş ya Musa!” diyerek elindeki çekici fırlattığı söylenir.

  İKİ FİNCAN KAHVE

 Bir felsefe profösörü, önüne büyükçe bir kavanoz alır ve ağzına kadar tenis topları ile doldurur ve öğrencilere dolu olup olmadığını sorar. Öğrenciler hep beraber ‘dolu’ olduğunu söyler.

 Bu sefer profösör, çakıl taşlarını tenis toplarının arasından kavanoza doldurur. Tekrar öğrencilere kavanozun dolu olup olmadığını sorar. Onlar da “evet, artık doldu” derler.

 Profösör bu defa bir torba kumu alır ve çakıl taşları arasından kavanoza döker. Öğrencilere yine dolu olup olmadığını sorar. Öğrenciler hep beraber “evet” der.

 Bu kez profösör masadaki iki fincan kahveyi alır ve kavanoza boşaltır. Tekrar öğrencilere sorar, “doldu mu?” diye. Öğrenciler güler!

 Profösör öğrencilerin gülüşünü destekleyerek, “evet, bu kavanozun sizin hayatınızı simgelediğini ifade etmeye çalıştım” der.

 “Şöyle ki; bu tenis topları hayatınızdaki en önemli şeylerdir; aileniz,   çocuklarınız, sağlığınız, dostlarınız ve sizin için en önemli şeylerdir. Diğer şeyleri kaybetseniz de bu önemli şeyler hep kalır ve hayatınızı doldurur. Çakıl taşları ise daha az önemli olanlardır; işiniz, eviniz, arabanız vs. Kum ise diğer ufak tefek şeylerdir. Şayet, kavanoza önce kum doldurursanız çakıl taşlarına daha önemlisi tenis toplarına yer kalmaz. Aynı şey hayatımız için de geçerlidir. Vaktinizi ve enerjinizi ufak tefek şeylere harcarsanız önemli şeyler için zaman kalmayacaktır. Dikkatinizi mutluluğunuz için önem arzeden şeylere verin. Çocuklarınızla oynayın, sağlığınıza dikkat edin, eşinizle yemeğe çıkın…Öncelikleri sıralamayı iyi bilin gerisi hep kumdur”.

 Öğrencilerden birisi, “peki ya o iki fincan kahve nedir?”

 Profösör gülerek, “hayatınız ne kadar dolu olursa olsun, her zaman dostlarınız ve sevdiklerinizle bir fincan kahve içecek kadar yer vardır” der.

  İKİ SUFİ

 İki sufi karşılaşır ve biri diğerine sorar, “ne yapıyorsunuz?” diye. O da “bulunca yiyoruz bulamayınca da sabrediyoruz” demiş. Suali soran “Horasan’ın itleri de öyle yapıyor” demiş. Diğeri, “peki siz ne yapıyorsunuz” diye sormuş, o da “biz bulunca dağıtıyoruz, bulamayınca şükrediyoruz” demiş.

  İSTANBUL’DA BİR FRANSIZ

 1950’lerde İstanbul’a gelen bir Fransız, insanların bir aşağı bir yukarı birşeyler taşıdığını görür. Yanındaki Türk arkadaşına sorar:

 “Azizim, siz İstanbul’u ne zaman aldınız?” o da “1453’te” der. Fransız, “hayret! O kadar zaman olmuş ama hala yerleşememişsiz” der.

  SOKRATES

 Sokrates arkadaşıyla pazarda dolaşırken, biri arkasından gelip, kıçına bir tekme atar. Sokrates oralı olmaz ama yanındaki arkadaşı, onun hiç tepki vermemesine şaşırarak sorar, “ya üstadım biri size tekme atıyor ama siz oralı bile değilsiniz”. Bunun üzerine Sokrates, “eşşek çiftattı diye ne yapıyım, mahkemeye mi vereyim?” der.

 Sokrates ölüme mahkuma edilir ve bütün yakınları ziyarete gelir. Ancak gelenler onu teselli edecekleri yerde o herkesi teselli edip gönderiyormuş. Birgün karısı Sokrates’e, “seni haksız yere öldürecekler” der, o da karısına “ haklı yere öldürseler daha mı iyi” der.

 Gençlerden birisi Sokrates’e “evlilik mi yoksa bekarlık mı daha iyi?” diye sorar. O da “her iki halde de evlenin” der. “Karınız iyi çıkarsa mutlu olursunuz, kötü çıkarsa da filozof olursunuz” der.

 Sokrates idama mahkum edilir ancak araya kutsal ay girer. İnfazı da bu ayın sonuna ertelenir. Bu ay içinde kaçması için adeta ortam yaratılır. Onu kaçırmaya gelen öğrencilerine:

 ”Kaçarsam savunduklarımı inkar etmiş olurum. Suçlu olduğumu kabullenmiş olurum. Yasalara uymak lazım. Hem gittiğim yerdeki yasalar burdan (Atina’dan) daha mı iyi olacak?” diyerek kaçmayı reddeder. Kutsal ayın sonunda da baldıran zehrini içerek ölüm cezası gerçekleşir. Kendisi tek satır yazmamış olan bu büyük bilge, öldüğünde 70 yaşındadır ve tüm öğretilerini öğrencisi Platon’dan öğreniyoruz.

  GALİLE (1564 - 1642)

 Galile, yaptığı deneylerle dünyanın yuvarlak olduğunu ve döndüğünü ispat eder. Ancak kilise tersini kabul etmektedir. Sonunda engizisyon mahkemesine verilir ve sözlerinden vazgeçmezse ölüme mahkum edilecektir.

 Galile de dünyanın dönmediğini söylese bile dönmeye devam edeceğini bildiğinden sözlerinden vazgeçer. Böylece ölüm cezasından kurtulur ama yaptığı deneyler nedeniyle ömür boyu ev hapsine mahkum olur. Ancak İtalyan Giordano Bruno onun kadar şanşlı değildir. Evrenin sonsuz ve dünya dışında pekçok gezegen olduğunu söylediği ve engizisyon mahkemesinde de bu söylediklerinden vazgeçmediği için, 1600′de Roma meydanında diri diri yakılarak cezalandırılır.

  Engizisyon Galile’yi ömür boyu ev hapsine ve Copernicusculuğu da halk önünde reddetmeye mahkum etmesine karşılık o ölünceye kadar katolikliğe bağlı kaldı. O zamanki Papa da eski bir arkadaşıydı.

 1642′de ölümünden dört yıl önce ev hapsindeyken, ikinci büyük kitabının el yazmaları Hollanda’da bir yayıncıya kaçırıldı. İşte “İki Yeni Bilim” diye bilinen bu eseri Copernicus’a olan desteğinin de ötesinde, modern fiziğin doğuşu olacaktı.

 

  NEWTON

 

Leibniz ve Newton, her ikisi de birbirinden habersiz olarak modern fiziğin büyük ölçüde temeli olan, ‘calculus’ denen matematik dalını geliştirmişlerdi. Newton’un bunu Leibniz’den yıllar önce bulduğunu şimdi biliyorsak da bu çalışmasını Newton çok daha sonra bastırmıştı.

 Leibniz anlaşmazlığın çözümlenmesi için Kraliyet Derneğine başvurma gafletinde bulundu. Zira bu derneğin başkanı Newton’du. O da araştırma için tamamen tarafsız bir komite oluşturdu! Tesadüfe bakın ki bu komite tamamen arkadaşlarından oluşuyordu. Bununla da kalmayıp, Leibniz’i “eser hırsızlığıyla” suçladığı yazıyı kendisi yazıp yayınladı.

 Leibniz’in ölümünden sonra Newton’un “Leibniz’in kalbini kırmaktan büyük zevk aldım” dediği söylenir.

 HACI BEKTAŞİ VELİ

 Moğol istilası döneminde Hacı Bektaşi Veli, “elinize, dilinize, belinize sahip çıkın” diyerek herkese birlik beraberlik telkininde bulunmaktadır. Aslında onun bunlarla kastettiği:

 Elinize; yurdunuza, dilinize; Türkçenize, belinize derken de soyunuza sopunuza sahip çıkın anlamındadır.

 HAYATIN SIRRI

 Hayatın sırrını merak eden bir adam, çok uzak bir diyarda yaşayan bir bilgenin bu sırrı bildiğini duyar ve yola koyulur. Günlerce yol gittikten sonra bilge kişiyi bulur ve sorar, “bunca yolu hayatın sırrını sizden öğrenmek için geldim” der. Bilge kişi, “hoş gelmişsiniz ama boşuna zahmet etmişsiniz” der, “sır da hakikat de sizde, herkes hakikati kendi içinde bulacaktır. Büyük kainatta ne varsa küçük kainat olan insanda da o vardır” der.

 Hayatın sırrını arayan adam, hakikatin nerde olduğunu öğrenerek aslında bu kadar yolu boş yere gelmediğini anlar ve yaşadığı yere geri döner.

 KOYUNUN KÜÇÜĞÜ

  Köyün zenginlerinden birisi, oğluna kırk gün kırk gece düğün yapacağını ve düğüne gelen herkesi de memnun edeceğini söyler. Köyün ileri gelenlerinden yaşlı adamsa:

 ”Her zaman, huzursuzluk çıkaran memnuniyetsiz birileri çıkar” der.

 Zengin adamsa, “ben memnun edeceğim” demiş ve düğün başlamış. Düğüne gelen herkese hergün birer koyun veriliyormuş. Birinci gün, ikinci gün, üçüncü gün derken ufak tefek çelimsiz bir adam, herkesin duyacağı bir şekilde:

 ”Ne bu ya! Hergün koyunun küçüğü bana geliyor” diyerek memnuniyetsizlğini dile getirmiş.

 YAHYA KEMAL / SÜLEYMAN NAZİF / A.Ş. HİSAR

 İstanbul aşığı olan Yahya Kemal’e, bir gün Ankara’dayken en çok neyi sevdiğini sormuşlar. O da “İstanbul’a geri dönüşünü” demiş.

 Yine bir gün Yahya Kemal, Süleyman Nazif ve Abdülhak Şinasi Hisar , Ankara’da zamanın ünlü Karpiç pastanesinde oturmuş sohbet ediyorlarmış. Çay söylemişler. Abdülhak Şinasi’nin ciddi şekilde mikrop takıntısı olduğundan sık sık ellerini yıkar, çay istediklerinde de bardakları ayrıca kendisi yıkamak için sıcak su istermiş. Nüktedanlığıyla meşhur Süleyman Nazif, “üstad bardakları suyla yıkadın temizlendi, peki suyu neyle yıkayacaksın?” diye takıldığında A.Şinasi gülerek, “haklısın bunu hiç düşünmemiştim” der.

 Ünlü “Fahim Bey ve Biz” romanının yazarı A.Şinasi Hisar çok kibar bir beyefendi olarak herkese ‘siz’ diye hitap eder samimi bile olsa ‘sen’ diyemezmiş. Bu durum S.Nazif’in gözünden kaçmamış ve “üstad merak ediyorum acaba Fransa’daki Seine (sen) nehrine de mi ‘siz’ diyorsunuz?”

 Süleyman Nazif bir gün kitaplarını basan Ahmet beyle münakaşa edip hiddetle dışarı çıkmış, merdivenlerde de bir arkadaşına rastlar ve nereye gittiğini sorar, o da “Ahmet beyin yanına çıkacağım” der. S.Nazif sinirli bir şekilde “Ahmet beyin yanına çıkılmaz, inilir!” der.

  ENVER PAŞANIN BABASI VE UÇKUR

 Birinci Cihan Harbinden sonra esir tutulan İttihat ve Terakki ileri gelenleri, kendi aralarında sohbet ederken, Enver Paşanın babası, “harama hiç uçkur çözmedim” der. Bunun üzerine Fuat Paşa da kendisine, “aman efendi hazretleri, keşke helale de çözmeseydiniz de şu Enver belasına, milletçe hiç bulaşmasaydık” der. 

   NECİP FAZIL

 Necip Fazıl bir konferansta konuşmaktadır. Dinleyicilerden biri ayağa kalkıp onu bir başkasıyla kıyaslayarak, “onun yanında siz sıfırsınız” der. N.Fazıl sakin bir şekilde, “olabilir ama siz de benim yanımda çift sıfırsınız” der.

 İstanbul üniversitesindeyken bir grup öğrenci Necip Fazıl’ı ziyarete gider. Kapıyı çalarlar, ses gelmez ama kapı yarı aralıktır. N.Fazıl içerde koltuğuna  oturmuş dışarıyı seyretmektedir. Onlar da içeri girip otururlar. N.Fazıl onların geldiğinden habersiz dakikalarca hareketsiz bir şekilde dışarıyı seyretmektedir ve neden sonra odadaki gençleri fark edip “evet niye geldiniz” diye sorar. Onlar da “sizi görmeye geldik efendim” derler. Necip Fazıl yavaşça ayağa kalkıp kendi etrafında bir tur atar ve “işte gördünüz” der. Onlarda üstadın keyfinin yerinde olmadığını anlayıp çıkarlar.

  NAZIM HİKMET

 Nazım Hikmet, Rusya’da ilk kalp krizini geçirmiştir. Bu arada Vera’ya olan alakası da yoğun bir şekilde devam etmektedir. Doktora sorar, “aşık olursam ne kadar yaşarım?” Doktor da “en fazla iki üç yıl, sakin bir yaşam sürmen halinde de on yıl yaşarsın” der. Nitekim aşık olur ve üç yıl sonra da kalbine yenik düşer.

   AĞRI DAĞI VE AY YILDIZ

 Batılı bir diplomat, Ermeni meslektaşına sorar, “Ağrı dağı sizin olmadığı halde neden bayrağınızda kullanıyorsunuz?” O da “ayla yıldız da Türklerin değil ama onlarda kendi bayraklarında kullanıyor”.

   YAŞLI ADAM VE PADİŞAH

  Osmanlının sürekli savaşa girmesi nedeniyle son oğlunu da şehit veren baba:

  “Padişaha söyleyin son çocuk da gitti, ben de yaşlandım, artık bana güvenerek sağa sola savaş açmasın” der.

  HARİCİYE NAZIRI VE KRALİÇE

  Osmanlı sürekli gerilemekte, sahip olduğu toprakları bir bir kaybetmektedir. İngiltere’de kraliçe ile görüşen hariciye nazırı sorar:

 “Birliğinizi siz nasıl sağlıyorsunuz” diye, o da:

 “Biz, hiçbir yere sizin gibi merkezden atama yapmıyoruz. Her yere kendi halkının taktirini kazanmış, ehliyet ve liyakat sahibi olanları atıyoruz. Böylece isyanların da önüne geçmiş oluyoruz” der.

    HALİFE ABDÜLMECİD VE HALK

 Halife Abdülmecit efendi, Dolmabahçe sarayından ayrılıp sürgüne giderken halkın da sokaklara dökülüp bu kararı protesto edeceğini sanır. Dışarı çıktıklarında   kendisine eşlik eden yavere sorar, “halk nerede?” diye. Sabah saatleridir, yaver saatine bakar ve “halk şu anda kahvaltısını yapıyor efendim” der.

  MEHMET AKİF VE PALTO

 Soğuk bir Ankara kışında üstü başı perişan zavallı bir adam, Mehmet Akif’in kapısını çalarak sadaka ister. Akif’in verebilecek parası yoktur ama adamı da boş göndermek istemez ve sırtındaki paltoyu çıkarıp verir. O kış hep ceketle dolaşan Akif’e sorarlar, “üstat böyle üşümüyor musun?” diye, o da soranlara “hayır üşümüyorum” der.

   MEHMET AKİF’İN OĞLU

 Çetin Altan’ın anlatımıyla bir gün gazeteye, Mehmet Akif’in oğlu olduğunu ve şu anda maddi olarak çok sıkıntıda olduğunu söyleyen biri gelir. Bunun üzerine bir miktar para verirler ve biraz sohbetten sonra da çıkıp gider. Bu olaydan bir müddet sonra gazetenin birinde bir haber çıkar:

“Milli marşımızın yazarı merhum Mehmet Akif’in oğlu Beşiktaş’ta bir çöplüğün kenarında ölü bulundu”.

   NEBBAŞ VE OĞLU

 Falanca yerin insanları, yakınlarına ait mezarların soyulup talan edilmesinin önüne, ne yaptılarsa geçememişler.

 Nihayet günün birinde, bizim nebbaş (mezar soyguncusu) ölmüş. Soygunlar tekrar etmeyince, millet de beddualar ederek rahat bir nefes almış.

 Gün gelmiş bizim nebbaşın oğlu büyümüş ve babasına lanet okuyanlara rahmet okutacağını söylemiş. Annesi de “bir nebbaşın ardından rahmet okunduğu nerde görülmüş ey oğul” demiş. Oğlu da “günü gelince görürsün” diyerek, başlamış babası gibi mezarları soymaya ancak soymakla kalmıyor bir de münasip yerlerine bir kazık çakıyormuş.

 Bunun üzerine yöre halkı, “eski nebbaştan Allah razı olsun, o hiç değilse böyle münasebetsizlik yapmıyordu” diyerek başlamış rahmet okumaya.

   TANRININ ADALET EVİ (OSCAR WILDE)

 Hayattayken her türlü günahı işlemiş olan birisi, tanrının huzuruna çıkar. Tanrı, “madem ki tüm günahları işledin, seni cehenneme gönderiyorum” der.

 Günahkar, “beni cehenneme gönderemezsin, ben zaten bütün ömrümü orada geçirdim” der.

 Tanrının adalet evinde büyük bir sessizlik sonrası, “peki o zaman seni cennete gönderiyorum” der.

 Günahkar, “beni cennete de gönderemezsin, çünkü onu hiçbir zaman gözümün önüne getiremedim” der.

  FATİH VE BABASI

 Genç yaşta tahta geçen Fatih, sefere çıkmazdan önce babasının bilgi ve tecrübesinden yararlanmak amacıyla onun da ordunun başına geçmesini ister ancak babası kabul etmez. Bunun üzerine Fatih, “eğer sen padişahsan gel koltuğuna otur, yok eğer ben padişahsam sana emrediyorum ordunun başına geç” der.

 Bunun üzerine babası sultan II. Murad, çaresiz ordunun başına geçer.

 

   SENECA’NIN ÖLÜMÜ

 

  Seneca, Germanicus’un kızıyla zina yaptığı iftirasıyla, imparator Clodius tarafından Korsika’ya sürgüne gönderilir. İmparatorun bağışlaması için dalkavukça ve yalvaran pek çok mektup yazar. Nihayet beş yıl sonra (M.S.47)  imparotoriçe Agripine tarafından affedilerek, Roma’ya çağrılır ve oğlu Neron’un eğitimi için görevlendirilir.

 Neron imparator olduğunda, kendisi de başbakan olur. Neron’un önce babasını öldürmesinin önüne geçemediği daha sonra da annesi Agripine’i öldürmesinin haklılığını, senatoya karşı savunan bir söylevi nedeniyle, bir zamanlar kendisini koruyan Agripine’i öldürtmekle suçlanarak, halkın da kin ve nefretini üzerine çeker.

 Bu arada bir filozof olarak kendisi de çok zengin olan Seneca, Büyük Britanya’nın bir bölgesinde kraliçe olan Boadicca’ya yüksek faizle yüklü miktarda borç verir. Kraliçe borcunu ödeyemeyince Roma’ya başkaldırır. Sonuçta yenilir ve kendi canına kıyar.

 Bu olay neticesinde Neron, hocası Senaca’nın kendi damarlarını keserek canına  kıymasına hükmeder. Vasiyetini yazmasına bile izin verilmez. Seneca’nın tüm çabalarına karşın, karısı da aynı şekilde kendini öldürmeye kalkar. Kendisi yaşlı ve zayıf olduğundan, kanının yavaş akması nedeniyle zehir de içer ancak yine ölmeyince, kendi isteğiyle sıcak banyoya götürülür ve orada sıcak buharla boğularak ölür. Karısı, Neron’un emriyle tedavi edilerek kurtarılır fakat çok sürmez iki yıl sonra ölür. Seneca öldüğünde 64 yaşındadır.

 

  BU AKŞAM GÜN BATARKEN GEL

 

 Ahmet Rasim, bazen bir yerlere takılıp eve ya çok geç gelir ya da bir kaç gün gelmediği olurmuş. Eşi de munis bir hanımefendidir. Olumsuz hiç birşey söylemediği gibi aynı ilgiyle karşılarmış.

 A.Rasim, akşam olunca tekrar sıkılır ve “ben çıkıyorum hanım” dermiş. Her zamankinden farklı olarak, bu kez eşi alçak sesle, “bu akşam geç kalma erken gel” der. Bu sözler içine işler ve meyhaneye gidene kadar da mırıldanıp durur. Meyhanede bestekar Tatyos efendi ile karşılaşır, durumu anlatırken de “bu akşam gün batarken gel, sakın geç kalma erken gel” şarkısının güftesini yazar. Tatyos efendi de hemen orada besteler.

  MAZHAR OSMAN VE DELİLİK

 Birgün Mazhar Osman’a, “hocam sizin için ‘deli’ diyorlar, ne diyorsunuz?” diye sormuşlar. O da, “onların benim için ne dediği hiç önemli değil, yeter ki, aynı şeyi onlar için ben söylemeyeyim” demiş.

 NE ŞEHİTTİR NE GAZİ PİSİPİSİNE GİTTİ NİYAZİ

 Resneli Niyazi bey, 1873’te Makedonya’ya bağlı Manastır ilinin Resne kasabasında doğmuştur. İttihat ve Terakki fırkasının önde gelen liderlerindendir.   

 3 temmuz 1908’de Selanik’te 200 fedaisiyle dağa çıkarak II.Abdülhamit’in istibdat rejimine başkaldırdı. Abdülhamit’in II.meşrutiyeti ilan edip Kanun-i Esasiyi (anayasayı) yürürlüğe sokmasıyla dağdan inerek Selanik’te büyük gösterilerle “hürriyet kahramanı” olarak karşılanmıştır.

 “31 Mart” olayında hareket ordusunda yeralmış, Balkan savaşı çıkınca da Cevdet Paşanın ordusuna katılmıştır.

 İlginç bir şahsiyettir. “Vatan fedaisi” yazılı bir şapka ve evladı gibi sevdiği bir geyikle dolaştığı söylenir.

 17 nisan 1913’te Arnavutluk’un Avlonya limanından İstanbul’a gelmek üzereyken İttihat terakkinin kendisine gönderdiği koruması tarafından vurularak öldürülmüştür.

 Öldürülme olayının karanlıkta kalması ve kendi koruması tarafından vurulması nedeniyle “ne şehittir ne gazi pisi pisine gitti Niyazi” değimi Türk halkının hafızasına kazınmıştır.

./.

                                                

 

ÖZLÜ SÖZLER -3

Perşembe, 18 Şubat 2010

 

 - İnsanlar, olumludan çok olumsuz uyaranlara karşı daha duyarlıdır…Bizi mutlu edecek birkaç şey varken, kendimizi kötü hissettirecek sayısız etkenlere yöneliriz.

        AMOS TVERSKY

 - Sadakat, insanı hergün doğru karar vermek zahmetinden kurtarır.

       THOMAS WATSON

 - Disiplin, kişinin kendisini cezalandırmasıdır.

       M. FOUCOULT

- Kendimizden bir şey üretememek, ne büyük zavallılıktır.

      PİCO DELLA MİRANDOLA

 - Gerçek bir taş kadar sert, bir gonca kadar yumuşaktır.

GANDİ 

- Hiçbir şey, gerçeğin ötesine geçemez.

GENERAL MacARTUR

 - İnsan, bir eksiklikler varlığıdır.

   HERDER

 - İnsan gündüzleri çalışıp didinir, geceleriyse acı içinde kıvranır.

HESEİDOS

- Bazı değerler ve bazı yaşam biçimleri birbirinden ne daha iyi ne daha kötüdür. Olsa olsa farklı şekillerde her biri yine kendi içinde değerli ve kendi içinde anlamlı yaşam biçimleridir.

 - Farklılık ve çeşitliliklerin hoşgörüldüğü bir toplum olmak yeterli değildir. Aynı zamanda bu çeşitliliklerin onaylandığı ve özendirildiği toplumlarda insanlar dolu dolu yaşayabilsin.

     İSAİAH BERLİN

 - Hayatın temelinde, ‘acı’ vardır.

- İbadetler, nafile tekrarlardan ibarettir. Sadece ‘gerçek’ var.

- Sonsuz olan, sonlu olana indirgenemez.

- İnsanların acıları, maddeye ve fikirlere olan bağlılıklarından kaynaklanır.

- En basiti başarmaktır, en zor olan. 

   BUDHA

 - Komiserin manivelası, devrim. Dava, alt yapıyı değiştirmek, üst yapı kendiliğinden değişir.

- Yogi içinse kurtuluş, içimizde. Aksiyon bir tuzak, komiserle yogi uzlaşamaz.

    ARTUR KOESTLER

  HİLMİ ZİYA ÜLKEN:

  “Kendini başka varlıklara irca ederek açıklamak, insanı mahiyetine aykırı bir tarz da düşünmek demektir..Varolanı kendisinin dışında, totolojiye bağlı bir şarta/töze bağladığımızda, onu bütünüyle bu töze indirgeyebilmek için zorunlu olarak bir kozalite ilişkisi geliştirmek durumunda kalıyoruz..

  Mikro düzeyde ise cisim, parçacıklar bütünü olarak görüldüğünden parça-bütün ilişkisi kurulmaya çalışılmaktadır..

 Yeni diyalektik materyalistlerden bazıları, bu esrarlı ve kör maddeden hür insan kişiliğine kadar yükselmenin güçlüklerini fark ettikleri için, elemanter ilk maddede dahi bir ruh ve bilinç unsurunun bulunduğunu ve bu kuvvenin gelişmesinden yüksek realitelerin doğduğunu kabule mecbur kalmışlardır”.

…/…

  - Doğanın dili, matematiktir.

   PİTAGORAS 

 - Yeterince ileri olan herhangi bir teknoloji, sihirden ayırtedilemez.

C. CLARKE

 - Sonsuzlukta her şey, başlangıçtır.

   ELİAS CANETTİ

 - Büyük patlamadan sonraki yarım saniye kimin umurunda!..Asıl çıldırtıcı olan, patlamadan yarım saniye öncesi…

 FAY WELDON

 ATALET / EYLEMSİZLİK YASALARI ve MERKEZKAÇ:

 Eylemsizlik Yasası:

- Uzayda duran bir cisim, harekete geçirilmediği sürece, devinimsiz olarak durur. Hareket halindeki bir cisim de, durdurulmadığı sürece devinime devam eder.

 - Kütleler merkezkaç kuvveti nedeniyle birbirlerini hem çekerler hem de iterler.

NEWTON

———

 - İnsanlar köprü kuracakları yerde, duvar ördükleri için yalnız kalırlar.

NEWTON

 

 TERMODİNAMİĞİN YASALARI:

 1.”Enerjinin korunumu yasası”; evrende enerji ne artar ne de eksilir. Birşey varken yok, yokken de varolmaz.

2.”Entropi (bozulma) yasası”; bir cisim, sadece bir kez en yüksek durumunda kalır ve akabinde entropiler başlar.

———

 

 - Bir tapınağın olması, kendine tapınmaktan daha iyidir.

 - İmanın yarısı, şüphedir.

- Musiki; aşığın aşkını, fasığın fıskını artırır. 

 GAZZALİ

 - Hayallerini kendi gücüyle gerçekleştireceğine inanan insan;  şevklidir, inançlıdır ve yaşama sevinci vardır.

 - Kişinin gelecekteki umudu, onun şimdiki gücünün kaynağıdır.

- İnsan, her zaman kendisinden daha güçlü bir bütünün parçası olmak ister.

  DOĞAN CÜCELOĞLU

 - Yaşam ne geçmişte ne de gelecektedir, sadece yaşandığı anda gizlidir.

      TEZER ÖZLÜ

 - Kimse kendisine ayırdığı zamandan daha fazlasını, başkasına ayırmaz.

- İnsan, önüne çıkan herkes ve her şeyle iyi geçinmeli.

- Değişik bilinç durumlarını yaşamakta fayda var.

          EBUBEKİR KURBAN

 ZİG ZİGLAR:

- Herkes evliliğe gözleri açık girer ancak gözlerini kısarsa devam eder.

- Önce gözünün nuru olur sonra gözüne batan bir nokta.

- Aşkını gösteremeyen, aşık değildir.

- Kimin haklı olduğu değil, neyin doğru olduğudur önemli olan.

- Önemli olan birlikte yaşayabileceğimiz biriyle değil, onsuz yaşayamayacağımız biriyle evlenmektir.

- Seks, tanrının fikridir. Yalnız ve mutsuz Adem için Havva’yı yaratmıştır.

- Seksin amacı, yalnızca haz duymak değildir, eşlerin birbirine bağlanıp tek vücut olmalarıdır.

- Haz peşinde koşanlar, sonunda mutluluklarını yitirirler.

                                  …/…

- Sendeki güzellik on para etmez, bendeki bu aşk olmasa…

AŞIK VEYSEL

- Evde biftek varken, hamburger yemeye dışarı çıkmam.

         PAUL NEWMAN

- Mutlu olmak için değil, birbirimizi mutlu etmek için evleniriz.

          ROY SMİTH

Mutluluk koşulların değil, tercihlerimizin bir sonucudur”.

“Yarından korkma, dünden utanma”.

            DORİS SWANN

 - Marxizm, toplumumuzun gerçeklerine uydurulacak yerde, toplumumuzu kafamızdaki yarım yırtık yani aptallığımızın marxizmine uydurmak istemişizdir…Memleketimizde, 50 yıllık marxizm çabalamalarının içine düşürüldüğü durum, marxizmi tersine çevirdiğimizden ileri gelir…Değişen şartlara göre değişen tedbirler gerekir. Dogmatizm, değişen durumların karşısına eski gerçeklere göre alınmış tedbirlerle çıkmaktır. Dünyada değişmez gerçek yoktur…Batılı toplumlara benzemeyen doğulu toplumlarda durum daha da çapraşık sayılmalı, kesinliklerden, genellemelerden büsbütün kaçınılmalıdır. Bir durumun değiştirilebilmesi için onun genel gerçeklerini bilmek hiçbir işe yaramaz, özelliklerinden yola çıkılmadıkça hiçbir durum işe yaramaz.

- Her ülkenin sosyalistleri, kendi yollarını kendileri bulmak daha açıkçası, kendi sosyalizmlerini kendileri yaratmak zorundadırlar.

  KEMAL TAHİR

- “…Şartlar ne kadar elverişsiz olursa olsun, günün birinde devrimin gerçekleşeceğine inanıyorum da. İş, devrimden sonraki hayatın, insana gereksindiği mutluluğu verip veremeyeceğine geldi mi aklım karışıyor. Neden dersen, toplumun ve doğanın çelişkileri üstüne tutmuş koskoca bir sistem ve felsefe koymuşuz da birey olarak insanın iç çelişkilerini hiç hesaba katmamışız. Senin insan dediğin, kendini doğru ve haklı bir davaya adamış, kalıptan çıkma bir yaratık değil ki! Baştan ayağa karşıtlıklarla dolu bir varlık. Aynı zamanda iğrenç ve saygıdeğer, aşağılık ve yüce, ödlek ve cesur! Bunu demekle zannetme ki, insanı soyut ve değişmez bir kavram olarak alıp, şartlar ne kadar değişirse değişsin, o aynı kalacaktır demek istiyorum. Hayır o da değişiyor, değişiyor ama değişmesi kötüden iyiye, bilgisizden bilgiliye, vahşiden medeniye sürekli yükselen bir eğri çizmiyor. Çizdiği daha çok; iyiyle kötü, günahlarıyla sevap arasında aralıksız bir zikzak. Ayrıca, iyilik ve kötülük kavramları, koşullara göre değişen kavramlar”.

ATİLLA İLHAN “BIÇAĞIN UCU”

 - Türkiye’de sağ soldur, sol da sağdır.

- Kurtuluş savaşı, emperyalizme karşı kazanılmış bir savaş değildir. 

        İDRİS KÜÇÜKÖMER

 - Sol; ilericidir, enternasyonaldir, devrimcidir, hümanisttir. Bizde ise kendisi gibi düşünmeyene, yaşamayana tahammül edemeyen, ‘faşist solcular’ var.

 - Türkiye’nin koskoca bir tarihten, Osmanlıdan koparılarak sadece 80 yıllık bir Cumhuriyet tarihine mahkum edilmesi, herşeyden önce bu ülke insanına haksızlıktır.

- İnsanın istemediği birşeyi yapmaya zorlanmaması, kimseden birşey istiyor durumda olmaması, insana huzur veren dünyadaki en güzel duygu.

  SİNAN ÇETİN

 - İdeoloji, kendine göre bir mantığı ve tutarlılığı olan, belli bir toplum içinde tarihi bir görevi bulunan, bir tasavvurlar (imajlar, mitler, ve fikirler) bütünüdür.

 

 - Ayrıca ideoloji; maddi yaşamı din, ahlak ve bir anlamda da felsefe düşüncesiyle açıklayan tasarımlara ilişkindir. Kısaca ideoloji, bilim öncesi düşüncedir. Bilim düşüncesi ise tarihi ve toplumu, maddi yaşamın temel koşullarına göre açıklamaktır.

ALTHUSSER  (Hilmi Yavuz -Kültür Üzerine”) 

  —————

- Çok uzun anlatmak gerekti ve biz sadece ima ile geçtik

 - Bir göl bir güle düşerse, göl değil de gül bulanır

 Acının vergisini verdik, gülün haracını ödedik

 Şimdi hüznü demirbaş defterinden düşmeye geldi sıra  

     HİLMİ YAVUZ

- Farkındalık, önce ayrıcalığa sonra acıya dönüşür.

- Dilinde olanın, yaşamında yoktur.

- Neden ne kadar şikayet ediyorsanız, o kadar önemsiyorsunuz demektir.

- Dünyanın başına ne bela geliyorsa, dünya görüşü olanlardan geliyor!

- Asıl trajedi, kimse böyle olsun istemezken böyle olmasıdır.

- Dram, yaşayan hariç herkesi zengin eder.

- Alçağın sesi, yüksek çıkar.

- Ruhun tembelliği, dili çalıştırır.

        MEHTAP TERZİOĞLU

  - Manzaranın güzelliği, onun hüznünde saklıdır

 AHMET RASİM

  - İktidar yozlaştırır, mutlak iktidar mutlaka yozlaştırır.

                               LORD ACTON                                        

  - Küçük işlerle uğraşanlar, çoğu zaman büyük işleri göremeyecek hale gelirler.

  B.FRANKLİN

 - İnsanın hayatta yaptığı üç önemli şey vardır:

Doğmak, yaşamak ve ölmek. Doğumundan habersizdir, ölmeyi ızdırap haline getirir, yaşamayı ise unutur.

   JEAN DE LA BRUYERE

  - Futbol, basit bir oyundur. Zor olan, basit oynamaktır.

   JOHAN CRUYFF

 - Çanların, kimin için çalıyor olduğunu öğrenmeye çalışma hiç. Onlar senin için çalıyor!

    JOHN DONNE

 - İlham nasıl olsa gelir, asıl mesele onu sepetleyebilmekte.

    BAUDALAİRE

  - Bu kadar cehalet, ancak tahsille mümkün olur.

- Bu ülkede ilgililer bilgisiz, bilgililer de ilgisizdir.

- Türkiye’de aydın geçinenler, doğuya doğru seyreden bir geminin güvertesinde, batı yönünde koşturarak batılılaştıklarını sanırlar. 

       CELAL YALINIZ (SAKALLI CELAL)

 - Yolda kal, yoldaşsız kalma.

- Arayanlar bulamaz, bulanlar da aramaya devam eder.

- Her iş, öncesinde düştür.

CUMA GÜMRÜK

 

  

 

 

 

                              

 

 

18.YY-JOHN LOCKE

Çarşamba, 03 Haziran 2009

 

        18. YÜZYILDA FELSEFE

      18. YÜZYILIN GENEL KARAKTERİ :

 Elektrik, balon, pervane, buharlı gemi bulunmuş, modern kimya kurulmuş,        Newton’un ‘Optik’i yayınlanmış, Manş denizi ilk kez balonla geçilmiştir. Bu yüzyılın en önemli özelliği; insan aklına verilen önemdir.

 İnsan aklına sınırsız bir güven var. Aklın her şeyi bilebileceğine inanılıyor. Her şeyin aklın eleştirisinden geçirilerek düşünülmesi var.

 Akla olan bu inanç; dini, ahlaki, ekonomik, siyasal (1776 Amerikan Bağımsızlık Bildirisi, 1789 Fransız Devrimi…) ve toplumsal düzeni büyük ölçüde etkilemiştir.

 Artık vahye değil, insan aklına dayanılıyor. Öyleki dinin, akla dayanan bir din olmasını isteyenler bile var.

 

       JONH LOCKE (1632-1704) :

 

Siyasal liberalizmin kurucusu Locke, önce insan aklı neleri bilebilir, neleri bilemez onu düşünüyor. ‘Belki bilemiyeceği şeyler üzerinde düşünüyoruz’ der.

 Locke’a göre ‘bilgi’; idealarımızın herhangi bir ilişkisinin ve uyuşmasının veya uyuşmamasının ve ters düşmesinin algılanmasından başka bir şey değildir.

 ‘İnsanın doğuştan getirdiği hiçbir şey yoktur. İnsan idealarını dünyaya geldiğinde, ilk algılamalarıyla kendisi oluşturur… İdealar doğuştandır diyenler aldanıyor. Bunlar, terimlerin  anlamlarının çok açık olduğundan doğuştan zannediyorlar. Eğer bazı hakikatler doğuştan olsaydı, bunları öğrenmek neden zorunlu olsun? Madem doğuştan, dile getirilmeleri niye gereksin? Bunlar doğuştan değil, öğrenilir…Bütün  idealarımızın, bilgilerimizin kaynağı; ‘tecrübe’dir. Zihnimizdeki bütün idealar ya duyumlar (Dış Deney) aracılığıyla ya da düşünme (İç Deney) yoluyla gelirler. Bunlardan başka bir bilgi kaynağı yoktur.’

 Locke’a göre bütün bilgilerimiz, ideaların bir ya da bir kaçının uyuşması ya da uyuşmaması sonucudur.

 İdealar arasında uyuşma ya da uyuşmama 4 türde olabiliyor, dolayısıyla 4 tür bilgi sözkonusu:

1-Aynılık veya başkalık; bu ilke, bir ideanın diğer bir ideayla aynı ya da

öğrenmesini sağlamıyor.

2-İlişki

3-Birlikte varoluş veya zorunlu bağlantı

4-Gerçek varoluş.

 

Bilgimizin Dereceleri :

 

1-Actuel (o andalık); tekrarlanmıyor, edindiğimiz anda bizde oluşan.

2-Habituel (alışkısal); tekrarlana tekrarlana alışkanlık haline gelmesi ve bizde bu alışkanlık sonucu oluşan.

 

‘Deneyden gelmeyen hiçbir idea yoktur’

 

            Zihnimizdeki tüm idealar sadece iki yolla gelir:

 

            İdeaların Kaynağı:

              

a)Sensation (Dış Deney-Duyum)

b)Reflection (İçDeney-Düşünme)                                                         

 

  İdeaların Yapısı:

 

a)Basit idealar

b)Kompleks idealar

 

Tüm bilgilerimizin temeli basit idealardır. Basit idealar; duyu verileriyle elde edilirken, kompleks/karmaşık idealar; düşünme yoluyla gelirler.

 Çocuğun bütün ideaları, duyumlardan/dış deneyden gelir. Yani basit idealardır. Ancak kendi üzerinde düşünmeye başlayınca (iç deney) kompleks idealar oluşmaya başlar.

 

Basit İdeaların Elde Ediliş Yolları:

 

1-Bir tek duyu ile elde edilen basit idealar. Örneğin, görme ile elde edilen basit idealar; ışık, renk. Dokunma ile elde edilenler; sertlik, yumuşaklık, soğukluk ideası gibi.

2-Birkaç duyu ile elde edilen basit idealar. Örneğin; dokunma ve görme duyularıyla birlikte elde edilen idealar; şekil, hareket, durgunluk, yer kaplama gibi.

3-Sadece reflectionla/düşünmeyle elde edilen basit idealar. Örneğin; düşünme ve istenç/irade ideaları.

4-Hem reflection hem de sensation/dış deney yoluyla elde edilen basit  idealar. Örneğin; haz, acı, birlik, süre ideaları gibi.

 

    Basit idealar olmadan, anlaşılmadan kompleks idealara geçilemez.

 

Basit idealardan, Kompleks idealar yapma aktı 3 çeşittir:

 

1-Bağlayan edim

2-Biraraya getiren, yan yana koyan edim.

3-Soyutlatan edim

         

          Bunların her biriyle farklı türden bileşik edinimler elde ediliyor.

         

          Kompleks/bileşik idea türleri:

 

1-Moduslar

2-Bağlantı ideaları

3-Soyutlama ile elde edilen idealar

 

          Moduslar:

 

 Bileşik ideaların bu türü, kendi başlarına bir varlıkları olmayan, tözlerin     nitelikleri olarak düşünülen bileşik idealardır.

 Uzay, sayı, zaman, algılama, düşünme dikkat bu türden bileşik idealardır.

Örneğin; uzay ya da sayı gibi bileşik idealara küçük zaman aralıklarını yanyana koyarak varıyoruz.

Bağlantı İdeaları:

 

Neden – etki tasarımını veriyor. Locke, bir takım niteliklerle ve hatta ahlaki ideleri de burada görüyor. Kendi eylemlerimizle, ilgili yasa arasında bir ilişki kurunca, bir ahlak ilkesi oluşturuyoruz.

 

Soyutlama İle Elde Edilen İdealar:

 

Diğer idealardan soyutlamayla elde edilen idealardır. Örneğin  beyaz ideasını; kar, süt gibi şeylerin özelliklerinden soyutlayarak elde ediyoruz. Aslında ‘beyaz’ diye başlıbaşına bir şey yoktur. ‘Beyaz’, nesnelerin belli niteliklerine taktığımız bir addır.

 

‘Duyumlarımızı nesnelerin yansısı ya da aynısı sayma hakkımız yok, yalnızca nesnelerin bizde etkisi var.’

 Yani Locke, nesneler yoktur demiyor. Sadece bizde onların etkilerinin olduğunu; yansılarının ya da aynılarının olmadığını söylüyor. Duyumların gerçekle ilintili olduğunu söylüyor. Örneğin; körlerde ‘renk’ ideası yoktur. Çünkü renk, görme ile elde edilen bir ideadır. Eğer idealar doğuştan olsaydı, körlerde de ‘renk’ ideasının olması gerekirdi. Locke, bu örneğiyle doğuştan ideacılara karşı çıkıyor.

 

Duyular nesneleri yansıtmak bakımından ikiye ayrılır:

 

Birinci Nitelikler; gerçeğin/nesnenin yansılarıdır. Bu nitelikler biz duyumlamasamak da vardırlar. Bu nitelikler aslolan niteliklerdir. Örneğin; büyüklük, şekil birinci niteliklerdir.

İkinci Nitelikler; bu nitelikler nesneyi yansıtmıyorlar da bizde öyle bir duyumlama oluşuyor. Bu nitelikler biz duyulmadığımız, algıladığımız zaman vardırlar. Örneğin; renk, koku, sıcaklık ikinci tür niteliklerdir. Beyazı, beyaz diye algılayan biziz. Yoksa kendi başına beyaz diye bir şey yok.

 

Bilgileri değeri bakımından ayırıyor:

 

 Eğer bilgiden, objesine uygun bilgi anlaşılıyorsa, bu tür bilgiyi ancak dış deneyde bulabiliriz.

 İç deneyler bakımından işe bakılırsa, bilginin objesine uygun olması sözkonusu değil. Burada ideaların birbirine uygun olup olmamaları sözkonusudur.

 

UYGAR DÜŞÜNCE ÜZERİNE İKİ İNCELEME :

 

‘‘Tanrıdan Adem’e Adem’den krallara yönetme hakkı geçmiştir.’’ Diyenler, kralların verdiği kararların doğru ve haklı olduğunu söylerler.

 Locke, hepimiz Ademoğluyuz, tanrının kuluyuz o halde yönetme hakkı neden sadece kralların? Hem sadece onların yönetmeye hakkı olduğunu nerden biliyoruz? Böyle bir şey yok, hepimizin yönetmeye hakkı vardır.

  Locke’a göre Adem’in baba olarak çocukları üzerinde yönetme erki başkadır, devleti yönetmeye çalışanların erki başkadır.

 ‘Bizim üzerinde durduğumuz siyasal erktir. Bunu anlamak için insanların doğada nasıl bulunduklarına bakmamız gerekir. Doğa durumunda insanları yöneten, doğa yasaları vardır. Bu doğa yasalarının en önemlisi akıldır.

 Aklın/doğa yasalarının, danışanlara öğrettikleri; kimsenin başkasının hayatına ve mülkiyetine karışmamayı öğretir.

 Locke göre yaşamın kendisi mülkiyettir. Tanrı hepimizi benzer şekilde donatmıştır. Bu nedenle birinin diğerinden üstün olması düşünülemez. Herkes kendi yerini düşündüğü gibi başkalarının da yerini düşünmeli, başkalarının mülkiyetine karışmamalı, almamalı.

 Doğa yasasına göre yürütme hakkı herkese aittir. Örneğin doğal durumda, bir sana kötü bir şey yaptığında, mahkeme, yargıç falan arama, yönetimi değiştirmeye çalışma, sen kendi davanın kendi yargıcı olacaksın fakat bu istediğini yapacaksın anlamında değil. Adil olacaksın, bir tokat attıysa bir tokat atacaksın, iki değil. Hiçbir şey yapmadığın halde biri gelip sana vuruyorsa, bu adam doğa yasasına(akla) saldırdığını, uymadığını söylüyor demektir. Bu yüzden onu cezalandırmak normaldir.

 Doğa durumunda herkesin yürütmeye hakkı olduğundan, herkesin o kişiye ceza verme hakkı vardır. Bütün yasaların temelinde, doğa yasası/akıl vardır. Diğer yasalar, doğa yasasına dayanıyorsa doğrudur yoksa yanlıştır.

 Doğa durumunda herkes doğa yasasının/aklın yürütücüsüydü ancak herkesin kendi davasının yargıcı olması akla/doğa yasasına aykırıdır. Çünkü insanda benlik duygusu vardır. İnsan kendi yakınlarına karşı koruyucu başkalarına karşı ise insafsız davranabilir. O zaman da karışıklık ve düzensizlik ortaya çıkar. Bu durumda, herkesin kendi davasının yargıcı olması halinde dava ortadan kalkar.

 Kral yanlıları, Locke’un kendi söylediğini yine kendisinin çürütmesine ‘tamam şimdi doğru söylüyorsun, insan kendi davasının yargıcı olamaz bu yüzden tanrı kralları gönderdi’ diyecekler,

 Locke, ‘bunların da böyle diyeceğini biliyorum’ der ve onlara ‘kralların da insan olduğunu, onlar da bütün insanlar gibi davranabilirler’ der.

 Kral ne derse o doğru, astığı astık, kestiği kestik, o zaman doğa durumu sürsün daha iyi. Çünkü; insan kendi davasının yargıcı olduğunda sadece karşısındaki insana karşı, oysa kral bu durumda, bütün insanlığa karşı.

 İnsan toplumun üyesi olmadığında da doğru ve adil olmalı. Kötülük ve şiddet, insanın doğa durumundan da öte bir durum.

 Kimsenin rızasını, onayını almadan insanları yönetmeye kalkan mutlakçı kral, doğa durumunda olduğu gibi insanlarla savaş durumundadır.

 Savaş durumundan ancak ve ancak insanların yönetimini onayladıkları ortak bir yargıcı kabul etmekle siyasal bir toplum yapısına geçerek kurtulmuşlardır.

 Doğa durumu; ortak yargıcın olmadığı durum. Bu durumda uygar toplum doğa durumuna dönüşüyor ve topluma, savaş durumu hakim oluyor.

 Siyasal toplum; ortak yargıcın oluşması aşaması.

 Uygar toplum; ortak yargıcın olduğu toplum.

 Cezalandırma, savaş barış gibi yasa yapmak erki, o toplumun mülkiyetini korumak için. Yasalar doğa durumundaki gibi suç işleyenler için.

 Yasama organı; teklerin, doğa yasalarına karşı işlenen suçlara karşı oluşturduğu bir organ. Bu durumda kralın tebaası krala, bu krallık sana yukardan verilmiş değil, onu biz sana veriyoruz, diyebiliyor. Locke’un karşı olduğu mutlak krallık, meşruti krallık değil.

 Locke’da mülkiyet; can, mal ve özgürlüktür.

‘İnsanların devletlerde birleşmelerinin ve kendilerini yönetimlerinin altına sokmalarının asıl sebebi; mülkiyetlerinin korunmasıdır. Doğa durumunda bundan pek çok şey eksiktir.’

 

YÖNETİMİN ÇÖZÜLMESİ ÜSTÜNE:

 

 Locke’a göre, toplumun çözülmesi ile yönetimin çözülmesi birbirinden farklıdır. Aralarında ilişki asimetriktir.

 Toplum çözülmüş ise yönetimde çözüldü diyebiliriz ama yönetim çözülmüşse toplumda çözülmüştür diyemeyiz.

 Yönetimler, dışarıdan olduğu gibi içerden de çözülebilir. Yasama organı değişince, yönetimin çözülmesi de meydana gelir.

 Yasma organını, karar verme gücünü zorla değiştirmeye çalışmak isyandır.

 Bir kimse –kim olursa olsun- yasasız bir toplumda herkesin yaptığı gibi, hakkı olmadan kuvvet kullanırsa, kuvvet kullandığı o kişilerle savaş durumuna girer. Bu durumda önceki tüm bağlar ortadan kalkar, bütün haklar sona erer ve herkesin kendini korumaya, saldırana karşı direnmeye hakkı olur.

 Toplum, doğa durumunda da sözkonusu ama siyasal ya da uygar toplum olması sözkonusu değildir.

 


  • watt
  • liverpool
  • freida pinto zac posen
  • c span yesterdayc span zelaya
  • connecticut department of labor
  • search in vi
  • potter
  • hp support helpline
  • new england patriots 1996 roster
  • new england patriots wiki
  • search tumblr
  • cessna
  • mongoose
  • connecticut limo
  • search engines and flash
  • 4pm cspancspan area 51cspan 90.1
  • vince young jay cutler
  • new england patriots 4
  • fastest
  • cspan hosts
  • mtv music awards
  • battleship ipad
  • bengals 80's
  • la ink price list
  • gypsy
  • vince young uncle rico
  • chad ochocinco yesterday
  • bcbg
  • hp support 6310hp support 7200
  • franchise
  • advise
  • freida pinto dev
  • c span youtube obama
  • dis tester
  • melanie
  • connecticut 104.1
  • bangles eternal flame mp3bengals forum
  • hp support 6930p
  • johanson
  • cspan question timecspan radio
  • chicago bears 96
  • bengals 09
  • hp support englandhp support forum
  • bengals forum
  • search engines of the world
  • la ink ink
  • tea party zombies download
  • bea binene
  • new england patriots kim kardashian
  • cricut
  • mtv true life
  • connecticut renaissance faire
  • battleship aurora
  • disconnect
  • bea input output
  • sensei
  • miata
  • battleship aurora
  • chicago bears tattoos
  • search 78search 800 numbers
  • la ink 03x05
  • search 3 bodybuilding other index
  • randy moss wallpaper
  • growing
  • cellphones
  • bea goldfishberg
  • chad ochocinco quotes video
  • closed
  • okidata
  • zara phillips royal wedding picture
  • hp support 2133
  • tea party obama
  • greg olsen puzzles
  • connecticut quarter error
  • bengals kids jersey
  • la ink upcoming episodes
  • greg olsen vikingsgreg olsen wife
  • hp support center
  • violins
  • stardust
  • chicago bears posters
  • chad ochocinco sisterchad ochocinco twitter
  • battleship 3d game
  • randy moss college
  • bengals undraftedbengals vs steelers
  • caffeine
  • olde
  • new england patriots 84
  • connecticut secretary of state
  • cola
  • mtv oddities
  • seaview
  • accessaries
  • bengals football
  • chicago bears training camp
  • chicago bears donation request
  • search 2.0
  • hp support chat
  • handles
  • amtrak
  • bea spells a lot
  • chicago bears 08 record
  • dist 91
  • bea exhibitors
  • chad ochocinco traded
  • bengals cheerleaders tryouts 2011
  • shoulder
  • hearings
  • connecticut post
  • connecticut 7 day weather forecast
  • la ink 3rd season
  • bea 2011 map
  • connecticut law tribune
  • tea party young people
  • vascular
  • tea party medicare
  • c span ii
  • chicago bears 4th phase
  • function
  • bea verdi
  • randy moss bio
  • la ink games online
  • battleship lexington
  • dis n dat band
  • bea oracle
  • tea party birthday
  • vince young football camp
  • chad ochocinco celebrationschad ochocinco dating
  • lightning
  • vince young wiki
  • vince young redskins
  • vince young rumors
  • zara phillips kids
  • mtv 30 years
  • search dog foundation
  • chad ochocinco 15
  • hp support 6500a plus
  • programmer
  • randy moss yahoo stats
  • bengals hard knocks episode 1
  • new england patriots needs
  • lily
  • randy moss football cards
  • search engines visibility
  • c span kozol
  • vince young to eagles
  • la ink corey
  • corrupt
  • virtue
  • trophies
  • operated
  • la ink youtube pixie
  • greg olsen mormon
  • every
  • hp support error 1005
  • vince young 2008
  • pure
  • search with image
  • mtv website
  • chicago bears number 17
  • bea 460 bosch
  • chad ochocinco to detroit
  • wonderful
  • bea test
  • search vim
  • rama
  • search comcast net
  • bengals 09 record
  • new england patriots rumors
  • damascus
  • search engines for jobs
  • hp support quick test pro
  • clasp
  • bea rims
  • new england patriots 65
  • new england patriots 3 4
  • chad ochocinco stats
  • partners
  • 4pm cspancspan area 51cspan 90.1
  • freida pinto jeansfreida pinto kissing
  • programing
  • hiker
  • search engines non tracking
  • search 990 filings
  • hp support assistant review
  • cspan streaming
  • bengals xxiii
  • chad ochocinco xpchad ochocinco youtube
  • vince young z
  • chad ochocinco and cheryl burke