Archive for the ‘F:17.YY’DA FELSEFE’ Category

YENİÇAĞ / RÖNESANS-17 YY-F.BACON

Çarşamba, Haziran 3rd, 2009

YENİÇAĞ FELSEFESİ

 

17. YÜZYILDA FELSEFE

RÖNESANS (16 – 17. YY):

 

 Skolastiğin yıkılması ile birlikte, bilgi sorununun yeniden ele alınması, bütün kabullenilmiş bilgilerin ve açıklamaların ötesinde gözlem ve deneye yeniden dönülmesi, doğru düşünmenin ve sağlam bilgilerin elde edilmesini sağlayan yöntem üzerinde çalışma, bilginin  insanoğlunu doğaya egemen kılan en güçlü araç olduğunun anlaşılması, Rönesans düşüncesinin belli başlı ayırt edici özellikleridir.

  Bu dönemde, dinsel inanç ve otoritenin yerine, akıl ve deney geçer. Rönesansla birlikte, matematik ve fizik bilimlerinin büyük bir gelişme göstermesi bu tür bir düşünüş tarzının ortaya çıkmasına yardımcı olmuştur.

Rönesans, eskiyi ayakta tutan otorite ve geleneğe karşı ayaklanma ile başlamış kültürün her alanında, kendinin olan yeni görüşleri ortaya koymaya çalışmıştır. Bu büyük işi yaparken Rönesans, antikçağa dayanmıştır.

  Rönesans düşüncesi; dogmaların, otoritenin ve inancın ötesine geçerek, kendine dönüşün ve bağımsızlaşmanın önemli bir aşamasıdır. Doğaya egemen olmanın, doğa yasalarını kavramakla olacağı düşüncesi, rönesansın en belirgin özelliklerindendir.

  Rönesans, ortaçağ ile yeniçağ arasında bir geçittir. 17. Yy ise rönesansın elde ettiği kazançları derleyip, düzenleyen bunlara dayanarak birliği olan bir dünya görüşüne varmayı deneyen bir yüzyıldır.

 

FRANCİS BACON (1591-1626):

 

Aristoteles mantığına karşı çıkan ‘Nowum(yeni) Organon’ adlı eserinden:

 

İnsan doğayı bütünüyle değil, bir yanıyla bilebilir. Ondan ötesine insanın gücü yetmez. İnsan için bilgi ve güç eşittir. Bilgi sahibi olmak güçlü olmaktır.

  ‘Bilgi kuvvettir’. Çünkü; nedenin bilinmemesi, sonucun ortaya çıkarılmasına engel olur.

 Doğaya ancak boyun eğerek, itaat ederek, boyun eğdirilir. Egemenlik güçlü olmak içindir. Güçlü olmak için bilgi sahibi olmak, bilgi sahibi olmak için de doğayı araştırmak gerekir. Doğayı araştırma yöntemi, bugüne kadar başarısız olmuştur. Bacon yeni bir yöntem önerir; ‘indiksiyon’ (tümevarım).

  İnsan doğayı araştırırken sadece tek tek şeyler üzerinde araştırma yapabilir. Bundan öte doğanın iç düzenine sokulunamaz, bilinemez.

 Zaman-mekan içindeki tek tek şeylerin dışında insanın araştırabileceği bir şey yoktur. Anlama yetimizde bir yetidir ancak bir alet olarak işe yaramaz.

  Bacon’a göre bir takım doğa yasaları gibi buluşlar varsa da bunlar bir takım rastlantısal, şans, deneme yanılmalardan doğmuş, öyle ahım şahım göklere çıkarılacak şeyler değildir.

  Bilimlerin hepsinin biricik kusuru; insan zihni ve gücü göklere çıkarılırken onun sınırının ne olduğunu araştırmıyorlar.

  Doğa bizden çok daha ince bir ilişkiye sahip, bizden daha kurnazdır. İnsan istediği kadar spekülasyonlara girsin bu doğanın inceliklerini bilmeye çalışmak deliliktir.

  Sonuç olarak Bacon, kendi dönemindeki bilimler ve bu bilimlerde kullanılan mantık yetersizdir, der.

 Slopizm; ilk önermelerden akıl yürütme ile zorunlu sonuç çıkarma işidir. Bacon’a göre bu, bilim için son derece elverişsizdir. Slopizm, önermelerden oluşur, önermeler sözcüklerden, sözcükler de fikirlerin işaretleridir. Böylece bütünün temelini kuran düşünceler, şeylerden dikkatsizce soyutlanarak elde edilmişse ve açık seçiklik yoksa, kurulan yapı sağlam olmayacacaktır.

  Töz, nitelik, hareket, varlık gibi kavramlara dayanılarak akıl yürütmeler yapılmakta, bunlar Bacon’a göre açık seçik kavramlar değil. Öyleyse sonucun doğruluğundan nasıl emin olabiliriz.

  İşimizi görürken dil araya giriyor. Açık olmayan kavramların sonucu da açık olmayacaktır. Açık seçik tanım yapmaya gelince, her şey karışıp kavram kargaşası oluyor.

  Bacon’a göre doğruyu/hakikati araştırmanın iki yolu var:

1-Duyulardan ve teklerden, acelece yola çıkıp, en genel ilkelere varmak. Bu gidilmiş ilkeleri doğru kabul edip, onlara dayanarak bir takım sonuçlar çıkarılır. Kendisi bu yol sakıncalıdır, der.

2-Genel ilkeleri, teklerden ve duyulardan yola çıkarak yavaş yavaş sabırla, adım adım giderek, inceleyerek elde etmeye çalışmak.

     ‘İlk bakışta bizim yöntemimizle şüphecilerinki aynı gibi görünüyorsa da böyle değildir; şüpheciler hiçbir şeyin bilinemeyeceğini, bizse bir kısmının bilinebilineceğini söylüyoruz. İkincisi, şüpheciler duyulardan şüphe ediyor, bizse, duyulara güveniyoruz’.

      Bacon’a göre, doğanın bilinmesini engelleyen şu 4 idolün (kuruntunun) aşılması gerekiyor:

1-Soy idolleri; soy olarak insan, karşılaştığı şeyleri sürekli benzetme eğilimindedir. Bu anlama yetisinin yaptığı bir iştir. Doğa karmakarışıkken, anlama yetisi sürekli onu bir düzenlilik içinde anlamak bilmek ister. Hemen inanmaya elverişlidir. Bu insanı bir kez yakaladı mı bir daha bırakmaz. Yine anlama yetisi, hayal gücüne fazlaca meyillidir. İnsanın anlama yetisi çok aktiftir. Haddini bilmeyerek ileri gider, sınırı aşar, bundan da yanılgılar ortaya çıkar.

Sonuç olarak bu soy idolleri, insanın sınırlı yetilerinden ya da tutkuların parazitliğinden  ya da duyuların beceriksizliğinde ve bu duyuların izlenimler edinme tarzlarından ortaya çıkar.

2-Mağara idolleri; her bir tek kişinin yapısından kaynaklanır. Her birey şeylere kendi mağarasından bakmaktadır. Kişi olarak bir takım genel sonuçlara gitmeye eğilimli. Kişi, hemen araştırmanın sonuçlarına dayanarak bir kuramı ortaya atmaya eğilimlidir. Bu kişiler işlerinin bu olduğunu düşünüp, kendilerini bu işe adarlar. Muhakkak bir kuram ortaya atmam diye düşünüp, bir kuram ortaya atmaya çalışırlar.

3-Çarşı idolleri; çok belalı bir idol. Doğrudan dille ilgili. Bu idoller, anlama yetisini saran idollerdir. Sözcükler ve dil aracılığı ile anlama yetimizi etkilemekte, onu sınırlamaktadır. Sözcüklerin yapısı, sıradan insanlarında alıp kullanacağı şekildedir. Ama bilim düzeyinde tanımların açık seçik olması gerekir. Bir takım spekülatif şeyler olduğundan işler karışıyor. Tanımlar açık seçik olmayabiliyor.

Bacon, sözcüklerden kaynaklanan çarşı idollerini de ikiye ayırıyor:

A)  Gerçekliği, gerçek olmayan şeylerden soyutlanmış sözcükler.

B)   Nesnesine götüren fakat karışık olan sözcükler.

4-Tiyatro idolleri; bu idoller anlama yetisiyle ilgili olmayıp, doğrudan bir takım otoritelere bağlı kalmayla ilgili.

Bilmemizdeki iki hata:

A)Kullandığımız alet hatalı onu düzeltmemiz gerek.

B)İdoller, bunlardan da kurtulmamız gerek.