Posts Tagged ‘Devrimci’

DUVAR YAZILARI – 2

Pazartesi, Temmuz 7th, 2014

DUVAR YAZILARI

               – Kayseri’ye giderken pastırma götürmeye gerek yok!

- Kayseri’ye “b(p)astırmaya” mı yoksa “basmaya” (kumaş almaya) mı gidiyorsun?

- Reşadiye’nin “çam davası”, Erbaa’nın “kan davası”, Niksar’ın “kız davası”  bitmez.

- Kars’ın 4 K’sı meşhurdur; kazı, kızı, karı, kaşarı.

- Karaman‘ın koyunu, sonra çıkar oyunu.

- Afyon’un “kaymağı”, Konya’nın “manyağı” meşhurdur.

- Ev alırsan tuğladan, kız alırsan Muğla‘dan!

- Senin yaptığını Çorumlu yapmaz.

- Geçti Bor‘un pazarı sür eşşeğini Niğde‘ye!

- Kısa kes, Aydın havası olsun!

- Herkes gider Mersin‘e, biz gideriz tersine!

- Kartal – Pendik, gittik geldik.

*

- Adanalıyık, Allahın adamıyık

bici yerik, şalgam içerik

gündüz pamuk toplarık

gece karı hoplatırık.

*

- Urfalıyız, yorgansız yatarız kadınsız(!) yatmayız.

- Soğuk Erzurum‘da dolaşır, Sivas‘ta ikamet eder!

- Erzurum’a girdim dumanlı dağlar, Erzincan’a girdim ne güzel bağlar.

*

- Başımıza bir “kaza, bela” gelmeden, hayırlısıyla bir ölseydik!

- Topraktan geldik toprağa döneceğiz ama arada çamur olanlar da var.

- Hayat, biz onu planlarken, akıp geçen zamandır.

- Kendiyle barışık olan, herkesle barışık olur.

- En iyi kitap, henüz yazılmamış olandır.

- Hiçbir öğreti, ne yüzde yüz doğrudur ne de yüzde yüz yanlıştır.

- Yaşamak; nefes aldığın zamanlar değil, nefesinin kesildiği anlardır.

- Hayat; sevmediğin bir şeyi yaparak yaşayacağın kadar uzun değildir.

- Öyle bir yerdeyim ki; “yaşamak” için geç, “ölmek” içinse erken!

- Fırsatlar trenlere benzer, o trene binmek için de istasyonda olmak gerekir.

- Aklına satmayı koyanlar, ya bizi değiştiriyor ya da ürünü.

*

- Ülkeler barışta zenginlerin, savaşta fakirlerindir!

- Ülkeler kılıçla fethedilir ama adaletle yönetilir.

***

- “Arkasında düşmanı hisseden, önündekiyle savaşamaz.” (CENGİZHAN)

***

- Tek bir kurşun bile atılmadığı için, barışı korumak zordur!

- Bir “fikri” herkes paylaşıyorsa, o fikrin doğruluğundan şüphe ederim!

*

- İsteyenin bir yüzü, vermeyenin iki yüzü birden..!

- Anlayana sivrisinek saz, anlamayana davul zurna bile az!

- Bir söyle, bin ah işit!

*

- Kendimi efendi biri zannediyordum ama psikopat çıktım.

(Survivor) FATİH HÜRKAN

- Hollywood, öpücüğünüze iki milyon dolar, ruhunuza ise iki dolar veren yerdir.

MARİLYN MONROE

*

- Çoğu zaman, evdeki hesap çarşıya uymaz.

- Taş üstünde taş, omuz üstünde baş bırakmıyorlar!

- Ayağına değmedik taş, başa gelmedik iş olmaz.

- Ummadık taş baş yarar.

- Ortalık, kabiliyetsiz muktedirler ile kifayetsiz muhterislerden geçilmiyor.

- Yiğidi öldür, hakkını yeme! İyiler, mutlaka kazanır.

- Artık rekabet; “iyiler” arasında değil, “en iyiler” arasındadır.

- Her çağın en iyileri, iki elin parmaklarını geçmez ve sen onlardan biri olmaya çalışacaksın!

- İnsan; bir on yılda kendini, bir on yılda ülkesini, bir on yılda da dünyayı değiştirebilir!

- Bir çivi bir nalı, bir nal bir atı, bir at bir adamı, bir adam da bir ülkeyi kurtarır.

- Azimle yapan, taşı bile deler.

“Burjuva” olabilmek için, en az üç nesil üniversite mezunu olmak gerekiyormuş! Eğitim şart…

*

- Sıralamaya giremeyen elenir.

Elenenler; hayatta “asgari ücrete”, savaşta da “en önde gitmeye” tabidir.

Vatan sağolsun!

“Oksijeni tüketiyorsun!” diye imha da edebilirlerdi, öldürmediklerine şükret!

*

- Ağzı var dili yok, vur eline al lokmasını, adı “mülayim” sert olsa ne yazar!

- Akacak kan, damarda durmaz. Bükemeyeceğin bileği, öp!

*

- Bilmiyorum, duymadım, görmedim

hem körüm hem sağır

gözlerimi kaparım

vazifemi yaparım

kelebek gibi uçar,

arı gibi sokarım.

*

- Hak yiyen “bok” yer. Onun da kötüsü, “bokyedi başı” olmaktır.

- Bir gözü “kalk gidelim” diyor, öbür gözü “bok yeme otur” diyor.

- “Cin” olmadan, adam çarpmaya kalkar,

“hakım” diyeceği yerde de “bokum” der çıkar.

- Kaçacağı yerde sıçacağı gelir, diğeri de “sıçtığın yere kadar kovalayacağım” diyor.

- Boka cila çekmişler, takke düşünce kel görünmüş!

- Ağzı olan konuşuyor, bir şeyi de bilmeyin be kardeşim!

- Hırsızlığı ben öğrettim, şimdi “ayağın tıkırdıyor” diye beni götürmüyorlar.

-Yedi kuma boğmuş, kapı “cır” demiş korkmuş,

*

- Eğer bir ürün ücretsizse, asıl ürün sizsiniz. (KEREN ELAZARİ)

*

- Hayatımızın çoğu alışkanlıklar ve bağımlılıklardan ibarettir.

- Ne kadar müptelaysan, o kadar müptezelsin. Önce kafa gider, sonra da kasayı kırarsın!

- Diş kaptı, yatak sardı, kayış koptu, kasnak kırıldı. Geldi geçti Genç Osman!

- Başı “meni”, ortası “irin”, sonu “leş”!

- Hedefine ulaşamıyorsan, beklentini düşür.

- Rabbena, hep bana! Ne olursan ol, kendine müslüman olma.

- Dünyada iki tür zenginlik vardır; çok parası olanlar ve çok dostu olanlar. Ancak ikisi bir arada olmaz.

- Bıldır yediğin hurmalar, gelir seni tırmalar!

- Hiçbir şey bilmiyorsan, haddini bil!

- Sen kendine değer vermezsen, başkası hiç vermez.

- Bana arkadaşını söyle, sana kim olduğunu söyleyeyim!

- Eskiden “kazma” diyorlardı, şimdi “karizma” olmuş!

- Biz “kariyer” diyoruz, o “karı yeri” anlıyor!

- Biz “kuşbakışı” diyoruz, o “kuş gözüyle” görmeye çalışıyor!

- Hoppala paşam, Malkara, Keşan!

- Dam üstünde saksağan, vur beline kazmayı!

- Madem yüzme bilmiyosun, niye çıktın kavak ağacına?

- Elimde hıyar var diyene, tuzluğu alan koşuyor!

- Gencim, güzelim, gerginim, gericiyim!

- Ya iz bırakırsın ya da is!

- İte bak, yattığı yere bak!

- İt ite, it de kuyruğuna buyuruyor!

- Sevmeyeceği eşşeğin önüne, ot koymaz! (Öyle namussuz!)

- Eşşeği seven, ossuruğuna katlanır!

- Eşşeğin aklına, karpuz kabuğu düşürülmez!

- “Pardon” çıkalı, eşşekler çoğaldı!

- Geriye gitsem akbaba, ileri gitsem atmaca!

- Her kuşun eti yenmez! Kargadan başka kuş tanımam!

- Kılavuzu karga olanın, burnu boktan çıkmaz!

- Kurt kocayınca, itin maskarası olurmuş!

- Sürüden ayrılanı, kurt kapar. (Kurdun yaptığına bak!)

- Tavşan dağa küsmüş, dağ duymamış bile!

- Tavşana kaç, tazıya tut!

- Kaz gelecek yerden, “tavuk” esirgenmez.

- Köprüyü geçinceye kadar ayıya, “dayı” demek adettendir!

- Ayı aç da olsa, armutun iyisinden vazgeçmez!

- Ya bu develeri götürün ya bu diyardan gidin!

- Deliye laf anlatıncaya kadar, deve bütün hendekleri atladı!

- Öküz öldü, ortaklık bozuldu!

-  Bir pire için yorgan yakılmaz. (Kaç pire olması lazım?)

- Civciv yumurtadan çıkmış, kabuğunu beğenmemiş. (Zevk sahibiymiş!)

- Kedi kendi götünü görmüş, “amanın ne büyük yaram varmış”, demiş.

- Saçlarımı tek tek yolarsam, ne zamandan sonra kel sayılırım.

- Hayvanlar koklaşa koklaşa, insanlar konuşa konuşa anlaşır. (Bir de konuşmasalar!)

- Dağ dağa kavuşmaz, insan insana kavuşur. (Kavuşursa görürsün, ebenin…)

- Davul benim boynumda, tokmak başkasının elinde. (Sen yanmışsın!)

- Bir elin nesi var iki elin sesi var. (Bu iyi)

- Dimyat’a pirince giderken, kendine mukayyed ol!

- Dibini görmediğin kuyunun, suyunu içme! (Ben söyleyim de…)

- “Zor”, oyunu bozar, oyun bozanlık etme!

- “Vur” dediysek, “öldür mü” dedik!

- Benim ağzım sıkıdır, sadece camiyle kahvenin” ortasında konuşurum!

- Onlar paralarını, ben anılarımı biriktirdim. (Bozdur bozdur harca!)

- “Tecrübe”; her defasında yenisini yediğin kazıklardır!

- Ne kadar emek, o kadar yemek!

- Yemek buldu mu otur, sopa gördün mü kaç!

- Yiyen dikilir, yemeyen yıkılır!

- Karnı aç olanın, kulakları duymaz.

- Dünyadaki açlık, aç olan yoksulları doyuramadığımızdan değil, zenginleri doyuramadığımız içindir.

- Bu nasıl mide, insan yediği çanağa sıçar mı?

- İşimizi yaptığımız yetmiyor, bir de kendimizi feda mı edeceğiz!

- Düşene sevinme, zamanın sana ne sakladığını bilemezsin.

- Arsız güçlü olunca, haklı suçlu olur.

- Kendinden canavar yaratmayı başaran kişi, insan olmanın acısından kurtulur.

- İnsanı ayakta tutan; kas ve iskelet sistemi değil, prensipleridir.

*

- İd (alt benlik); ben istediğim şeyi, istediğim yerde, istediğim zaman, istediğim gibi yaparım!

- Süper ego (üst benlik); sen istediğin şeyi, istediğin yerde, istediğin zaman, istediğin gibi yapamazsın!

- Ego (benlik); ben gereken şeyi, gerektiği yerde, gerektiği zaman, gerektiği gibi yaparım!

*

- Kaybedecek hiçbir şeyin yoksa

devrimcisin.

Kaybedeceğin ne kadar çoksa

o kadar muhafazakârsın.

- Çam devirdiklerini çok gördük ama devrimciliklerini hiç görmedik.

Açlık grevine girerler, kilo alıp çıkarlar.

*

- Çileye talibiz, ona bile bırakmıyorlar yaşayalım.

- Cesaretin bittiği yerde, “esaret”  başlar.

*

- Cümbüş “ibadet”,

içki “bade”,

cinayet “töre”,

halay çekmek de “devrim” olmuş!

*

- Dil dile değmeden, “dil” öğrenilmez!

- Ben herkese inanırım, sadece içindeki “şeytana” güvenmem.

*

- Söylesem tesir etmiyor,

sussam, gönlüm razı gelmiyor.

*

- Doğruyu söylesem sizden,

yanlış söylesem Allah’tan korkuyorum,

suskunluğum bundandır.

*

- Suskunluğun asaletimdendir,

bir lafa bakarım “laf” mı diye,

bir de adama bakarım, “adam” mı diye! (Mevlana)

*

- Doğrular karşısında susan, “dilsiz şeytan”dır. (Hz.Muhammed)

- Susma, sustukça sıra sana gelecek!

- “Söz” gümüşse, “sükut” altındır.

*

- Ne hikmetse, size “hak” olan bize gelince “müstehak” oluyor.

- Herkes kendini hatırlatmak istiyor, biz de unutturmak, dost biriktirmemişiz ki..!

- “Dönmek” değil, “fırıldak”olmak kötüdür. Dönmek, yanlışta ısrar etmemektir.

- Aldatan olmaktansa, aldatılan olmayı tercih ederim.

*

- Dut ağacı dut verir,

yemesi zevk verir,

sayısını şaşırırsan,

hesabını popon verir.

- Akılsız başın hesabını ayaklar öder.

*

- Ben çayıra çağırıyorum, o bayıra gidiyor!

- Saldım çayıra, Mevlam kayıra!

- Herkes “masum”, burdaki tek suçlu benim!

Düşene vururlar, bu yüzden dostu olmaz!

- Ölüm var, ayrılık olmasa iyiydi!

- Hiç kimse, vazgeçilmez değildir!

- Bundan iyisi, Şam’da kayısı!

*

ÖZLÜ SÖZLER – FELSEFE / SİYASET / GENİŞ AÇI

Cumartesi, Temmuz 5th, 2014

FELSEFE TÜRLERİ

 “Sıraya geç kardeşim!”
KLASİK TEPKİ

“Şeker kardeşim sıraya geçiver!”
NEOKLASİK

“Sıra var!”
REALİST

“Sallandıracaksın bunlardan ikisini Kızılay’da, bak bir daha yapabiliyorlar mı?”
SÜRREALİST

“Beyefendi galiba sırayı görmediniz!”
ROMANTİK

“Sırana geç!”
NATURALİST

“Efendim insanımız eğitimsiz. Oysa Avrupa’da…”
MODERN

“Sırana geç lan ayı!”
POSTMODERN

“Acelesi olmasa öne geçmezdi; üzmeyin garibi…”
UZLAŞIMCI

“Alt yapı sorunları çözülmeden halkımız sıraya geçmez. Devrim olunca herkes hizaya gelecek…”
DEVRİMCİ

“İki dakika fazla beklesek kıyamet mi kopar? Kısmetse hepimizin işi görülür.”
KADERCİ

“Ön ve arka kavramları görecelidir. O tarafın ön taraf olduğuna kim karar verdi? Öne geçtiğini zanneden, aslında arkaya geçmiş olabilir!”
FELSEFECİ (Kuşkucu)

“Efendim, algılanmayan şeyler yok demektir. Bakmayın o tarafa, adam yok olur!”
KANTÇI

“Herkes bir gün ölecek. Onurlu bir şekilde bekleyin. Bir gün o adamda ölecek!”
KÖTÜMSER VAROLUŞÇU

“Sıkmayın canınızı, su anın tadını çıkarmaya çalışın. Bakın ne güzel hayattasınız ve birileri önünüze geçebiliyor…”
İYİMSER VAROLUŞÇU

“İnsanlık bir bütündür. Birimiz hepimiz, hepimiz birimiz için. Dolayısıyla birimiz öne geçince, aslında hepimiz öne geçmiş oluyoruz.”

HÜMANİST

————

——————

GENİŞ AÇI:

“Tanrı öldü!”

NİETZSCHE

“Yaşasın, Nietzsche öldü!”

TANRI

“Tanrı bile yanlış yapsa, itiraz et!”

İBLİS

“Herkese yer var, sadece tanrıya yok!”

ATEİST

“Tanrı yoksa, herşey mübahtır.”

DOSTOYEVSKİ

“Tanrı varsa, tek sorumlu odur.”

SARTRE

“Aşkın gözü kör, Havva’yı sevindireyim derken, bir elmaya bir cennet!

ADEM

“Haydan gelen,  huya gider.”

HAVVA

“Namusum için yaptım.”

KABİL

“Bağırsak namımız gidiyor, sussak kendimiz!”

BİR KADIN

“Bir at, bir at verene bir krallık veriyorum!”

OTHELLO

“Dünya delikanlı olsaydı, zaten yuvarlak olmazdı!”

BİR ADAM

Susmayı öğrenmem için yaşlanmam gerekti.”

SENECA

“Hiçbir şey söylemeyen sözlere ulaşmak için her şeyin söylenmesi gerekti…”

“İnsan, hangi dünyaya kulak kesilmişse öbürüne sağır.”

İSMET ÖZEL

“Çok uzun anlatmak gerekti ve biz sadece ima ile geçtik…”

HİLMİ YAVUZ

“Hergüne kendi acısı yeter.”

A. MAUROİS

“Saçları ağarana dek yaşadı ama dünyaya gelmedi.”

DAĞISTANLI

“Ne olursan ol, yine gel.”

MEVLANA

“Eşşeğin hatırı yoksa, sahibinin de mi yok?”

BİR GARİP

“Kendi kusurlarını affetmeyenin, her kusuru bağışlanır.”

KONFÜÇYUS

————–

——————

SİYASET / POLİTİKA :

 Kuzulaştırma siyaseti:

“Dur yavrum, dur çocuğum bir de şu açıdan bak…”

Zeytinyağ siyaseti:

“Suçüstü bile yapsalar asla itiraf yok, hepsi iftira, asıl suçlu bunu çıkaranlar!”

Zombi siyaseti:

“Önce uyut, sonra unut!”

Nuhçu siyaseti:

“Yanlış olduğunu bilsen bile, kesinlikle karardan dönmek yok!”

Paça bağlama siyaseti:

“Paçalarını iyi bağla, altından kaçırmasın sonra da giydir gitsin!”

Alçıya alma siyaseti:

“Dönebileceği yerleri sıkıca doldur, dik dursun sağa sola kaymasın!”

Kıvırma siyaseti:

“Kıvırma payını her zaman biraz fazla tut, ne olacağı belli olmaz!”

Yukardan kesme siyaseti:

“Ne söylüyorsa, sen daha fazlasını söyle!”

Tereyağından kıl çekme siyaseti:

“İş yaparken, gacırtıya gucurtuya getirmeyeceksin!”

Karda yürüme siyaseti:

“Geride delil bırakma, işler aleyhine dönebilir!”

EY OĞUL:

- İhtiyacın yoksa alma.

- Aldığını yerine koy.

-Bozduğunu düzelt.

-Dağıttığını topla.

- Sorumluluklarını hatırlatma.

- Her işini zamanında yap.

- Kitap oku, sanatla ilgilen, spor yap.

- Gürültü yapma.

- Nazik ve kibar ol.

- Her iyilik için “teşekkür” et.

- Her yanlış için de “özür” dile.

- Başarıyı taktir et.

- Güleryüzlü, saygılı ve adil ol.

- Anlamadan önyargılı davranma.

- Affedici ve merhametli ol.

- Mazlumun yanında, zalimin karşısında ol.

- İnsan ayrımı yapma, her yerde çevreyi koru.

DENEMELER -2 (AHMET AĞI)

Pazar, Mayıs 31st, 2009

 

- Tabular, önyargılardan beslenir.

 

- Sorgulanmayan fikirler, dogmatizmin ötesine geçemez.

 

- Bilgi, kesinliği herkes açısından genel geçer olduğundan müdahaleyi, dogma ise inananları bağladığından müdahalesizliği meşru kılar.

 Ancak bu teoride böyle, gerçekte ise dogmatizm, şovenizme dönüşür ve kendisi gibi olmayana hayat hakkı tanımaz. Bilgi toplumunda ise eylemleri şiddet içermediği sürece, karşıtlarına dahi eşit hak ve özgürlükler talep eder.

 

- Bütün ihtiraslar, güç isteminden doğar.

 

- Kendisi için iyi olan (koşulsuz), başkası için iyi olandan (koşullu) daha muteberdir.

 

- Varlık; sonsuz çeşitlilikte, sonsuz biçimlere dönüşebilen, sürekli bir oluştur.

 

- Tanrı düşüncesi insanlığın gelişim sürecinde, hem en büyük engel hem de ulaşmak istediği en büyük hedef olmuştur.

 

- Bireyin en temel durumu, yalnızlık ve korkudur. Yapıp etmelerinin tümü bu durumu aşmaya yöneliktir.

 

- Başkasını yücelttikçe kendimizi küçültürüz, kendimizi yücelttikçe de komplekslerimiz belirginleşir.

 

- Etik; özgürlüğün bir paylaşımıdır.

- Etiği belirleyen özgürlük bilinci, özgürlüğü belirleyense, varlık bilincidir.

- Erdem dediğimiz şeyse tarafların birbirine eşit/adil davranmasıdır.

- Etik ve özgürlüğün sınırlarını belirleyen; ‘ben’in karşısında ‘sen’in varlığıdır.

 Benin ‘söz – eylem’ özgürlüğünü, senin ‘söz- eylem’ özgürlüğü sınırlayarak belirler.

- Etiğin ve özgürlüğün en temel ilkesi; (hiçbir şeye zarar vermeden) herkese ve herşeye karşı adaletli olmaktır.

 

- Her türlü varlığı indirgeyerek açıklama girişimi, metafiziksel bir yaklaşımdır.

 

- Bilinç ile özdek arasında, mahiyet farkı olsa da birlikteliği olgusal bir gerçekliktir.

 

- Bilgili olmak, ‘bilinçli olmak’ değildir ama bilinçli olan bilgilidir de.

 Önemli olan bilgiye sahip olmak değil, onu uygulayabilmek, değerlendirebilmek ve sentezleyebilmektir.

 

- Her türlü fanatizm, sonunda despotizme dönüşür.

 

- Kutsal bildiklerinizi, ne kadar sorgulayabiliyorsanız o kadar özgürlükçüsünüz demektir.

 Sorgulamayan itaatkar faşizm, özgürlüğü de tehdit eder.

 

- İnsanlar sahip oldukları mülkiyet oranında muhafazakar, sahip olmadıkları oranda da devrimci fikirlere sahiptirler.

  

- Ölüm de bir varoluş biçimidir.

 

- Felsefe, insanın içinde bulunduğu evreni tanıyabildiği kadar kendisidir.

 

- İnsanlık tarihi bir eylem olarak; kendini bilme, tanıma ve geliştirme sürecidir.

 

- İnsanlık tarihi dünya tarihinin, dünya tarihi ise evrensel tarihin bir sonucudur.

 

- Bir doğa varlığı olan insanın bilincinden bahsediyorsak, doğanın da bir tür bilince sahip olduğunu kabul etmemiz gerekir.

 Herşey birer ‘akıllı tasarım’ ürünü olarak, iyi bir usta işi görünmekte. Bu usta kimdir veya nasıl bir şeydir? 

 Tüm dünya, bizden daha gelişmiş bir medeniyette yaşayan bir çocuğun, bilgisayarında oynadığı bir ‘medeniyet kurmaca’ oyunu olabilir mi?

 Pek çok şey mümkün…Kesin olan bu konuda olanaklı bilgilerden sözedebileceğimiz ama ‘şöyledir’ ya da ‘böyledir’ diyemeyeceğimiz.

 

- Bizim samanyolumuz ve dünyamız güneşin bir parçasıysa, güneşin de başka bir ‘bing-bang’in sonucu olması muhtemeldir.

 

- İnsan zekası, evrensel oluşu kavramaya yönelik somutlaşmış bir bilinç halidir. İnsanlık tarihi ise insanın kendini ve içinde bulunduğu evreni keşfederek tanıma ve bilme sürecidir. Varolanı kavramsal olarak yeniden kurma, tümüyle kendini bilme ve yeniden üretmektir. 

 

  – Bilmek; değiştirmektir, değiştirmek; özgürlüktür.

 

 – Çelişkiler bizim bilgi kuramlarımızda, gerçekte değil.

 

 – Doğanın yasalı oluşu, bilincin bir göstergesidir.

 

 – Dünya tarihi; üçüncü çağa doğru hızla ilerlemekte.

 Birinci çağ; İnorganik çağ (tez), canlı yaşamının henüz başlamadığı devir. Evrimsel süreçte ulaştığı en üst aşama; kimyasal oluşum (hücrenin yapı taşlarını oluşturan aminoasitler).

 İkinci çağ; organik çağ (antitez). Evrimsel süreçte, kendini en üst aşamada ‘insan’ olarak gerçekleştirmiştir.

 Üçüncü çağ; evrensel çağ (sentez). İnsanın kendisini, ‘ tekno-insanla aşarak, evren varlığına dönüşeceği çağ. Tabi bu aşamaya kadar dünya bir felaketle karşılaşmazsa.

 Her çağ evrimsel olarak, ulaştığı en üst aşamada, kendisini üreterek yeni bir çağı başlatmaktadır. İnsan da ulaşacağı en üst aşamada, kendini yeniden üretecektir.

 

- İnsan eyleminin amacı; mutlak bilgi, mutlak güçtür.

 

- Dünyanın mahvına bile olsa, insanoğlu bilme arzusundan; kendini, dünyayı, evreni… bilmek ve işleyişine müdahale etmekten vazgeçmeyecektir. En azından şimdiye kadar bu böyle oldu. Moral değerler insan egosunu ne kadar dizginlemeye çalışsa da o bir yolunu bulup kendi gelişimine devam etmekte.

 Ayn Rand’ın dediği gibi ‘ego büsbütün kötü olsaydı, iyi olanları izah edemezdik’.

 

 - Yıldızları sadece bir esin kaynağı olarak görmek isteyenlerin yanında, onlara ulaşmak isteyenler de her zaman varolacaktır. 

 

 - İnsanoğlunun yaptıklarıyla dünyayı bir felakete götürdüğü söylenebilir ama unutmamalı ki, insan etkisi olmadan da dünya her an bir felaketle karşılaşıp yok olabilir.

 İnsanlığın bu felaketi beklemek yerine, yazgısını değiştirmeye çalışması çok daha akıllıcadır. Sadece temaşa halinde şükrederek beklemek, miskinlerin işidir.  İnsan ne yapabileceğinin ve ne olabileceğinin sonuna kadar gitmeli. Her şeyin mahvına bile olsa, yazgısını değiştirebilecekse buna değer.

 Madem ki var, başına gelen ve gelebilecek olanların, bir yazgı olup olmadığını anlamak ve değiştirmek adına tüm olanaklarını sonuna kadar zorlayıp, içinde bulunduğu alemi anlamaya ve bilmeye çalışmalıdır.

 

- İnsan neyi bilirse, o kadar müdahil olur.

 

- Kötü olan liberalizm değil, toplumun bilinçsizliği ve bireylerin örgütsüz oluşudur. Liberalizm aslında tam bir sivilizasyon sürecidir. Bireylerin özgürce örgütlenmelerinin önünü açar. Devletin çekildiği alanları, Sivil Toplum Örgütleri almakta, devlet toplumun bütününe yayılmakta, devletin yaptığı işleri STK’lar yapmaktadır. Sosyal denge, tamamiyle ihtiyaç ve taleplere göre STK’lar aracılığı ile sağlanmaktadır. (Siyasi liberalizmin nihai amacı ise, toplumun devlet olduğu aşamadır.)

 Unutmamalı ki, iyi yönetilmeyen devlet de faşizm, sömürü, etnik kimlik gibi konularda her türlü terörden çok daha tehlikeli olabilmektedir.

 

- Kapalı toplumlarda kollektif örgütlenmeler, açık toplumlar da ise bireylerin özgürce girip çıktığı liberal örgütlenmeler vardır. Kapalı toplumlarda millet, devlet içindir ve ordu sadece dışarıya karşı değil, kendi halkına karşı kullanılmak için de vardır.

 Açık toplumlar, kişi hak ve özgürlüklerinin yasal güvence altına alındığı toplumlardır. Yargı bağımsızdır ve herkese açıktır.

 Dinsel cemaatçilik ile ideolojik (kollektivist) cemaatçilik arasında, ritüellerinin dışında hiçbir fark yoktur. Aynı yapısal örgütlenme biçimine sahiptirler.

 Sınıf egemenliği, toplumun diğer sınıfları üzerinde baskı kuran, diktacı bir rejimdir (proleteryanın diktatörlüğü gibi). Sınıfsız toplum ise ütopik bir yaklaşımdır.

 Mülkiyeti kontrol altında tutarak; adil, sömürmeyen, erdemli bir devlet kuralım derken, kendi ellerimizle özgürlüğümüze son veren devasa bir diktatörlük kurmaksa tercih edilecek bir durum değildir.

 Yapılacak olan; sosyal hakların yasal güvence altına alınarak, insan onurunu düşürmeden, sınıflar arasındaki makası makul ölçülerde tutmaktır.

 

- Devlet vatandaşlarının hizmetinde değilse, onlardan aldıklarını adil bir şekilde dağıtmıyorsa, kimin yönettiğinin ne önemi var?

 Aynı sömürüye tabi tutuluyorsan, sömürgeci yerli olsa ne olur, olmasa ne olur…

 

- Vatandaşlarına adil davranmayan bir devletin, herkesten vatandaşlık görevlerini yerine getirmelerini (gerekirse ölmelerini) bekleme hakkı yoktur.

  Aslolan hayattır, insanların huzur ve refahıdır.

 

 - Bir ülkede, yasalarca korunan imtiyazlı sınıf ve kesimler olduğu sürece, orada tam demokrasiden bahsedilemez.

 

- Vatandaşının hak ve hukukunu gözetmeyen, kötü muamele görmesine göz yuman bir devletin, kendisini haklı gösterecek hiçbir sebebi olamaz.

 

- İnsanları ne kadar dışlarsanız, o kadar terörize edersiniz. Aslolan, herkesin sistem içine alınarak, gelişimine yardımcı olmaktır.

 

- Hak ve özgürlüklerimize ilişkin taleplerimiz kadar, onları isteme yöntemimiz de bir o kadar önemlidir.

 Terör örgütleri de  çok masum ve haklı taleplerle yola çıkabilir. Ancak  meşruiyyetlerini yitirmelerine yolaçan, taleplerini elde etme yolunda uyguladıkları yöntemlerdir.

 

- Evrensel, herkes için genel geçer doğrular vardır ancak öncelikler de vardır. Her durum ve koşulda aynı doğruları savunamazsınız.

/

 - Bir ‘ulus devlet’te, halklar arasındaki eşitsizlikleri, ‘insan hakları’ bakımından eşitlemeye çalışırken, bu hakların siyasi açıdan da değerlendirilmesi bir o kadar önemlidir. Aksi halde ‘ulusal özgürlük’, ‘ulusal birlik’ ve ‘entegrasyon’ süreci zarar görebilir.

 

 ‘İnsan hakları’ bakımından her alanda talep edilen ‘eşitlik’, siyasal olarak değerlendirilmediğinde ayrışma ve bölünmeye yolaçabilir.

 

 – Ulus devletin varlığını sürdürebilmesi için, bütün halkların eşit haklar bakımından olduğu kadar, birlik açısından da katkı vermeleri gerekir. Entegrasyon sürecinin durması, birliği parçalar.

 

 - Ulus devletin de kendine özgü birtakım kuralları vardır:

 Herkesin ‘anadili’ni konuşması, bir temel haktır. Bu dilin yasaklanması ise faşizmdir. Bir ulus devletde herkes anadilini öğrenebilir, konuşabilir, yayın yapabilir. Resmi dilin tek olması hem entegrasyon süreci hem de pragmatik açılardan zorunludur. Resmi dilin öğretilmesiyle beraber “anadilde eğitim” bir haktır. Egemen bir devlette halkların, kendi ana dillerine göre eğitim yapması kuşkusuz ayrışmayı belirgin bir hale getirecektir ancak, insanların bu haktan men edilmesi durumunda da illegal yollardan ayrılıkçı davranışlara zorlanması, yasakçı politikalar nedeniyle olacaktır. 

 

 – Ulus devletin parçalanması, diğer devletlerin varlığını tehdit eder riskler taşıyorsa, bölünmeme yönünde herkes aynı hassasiyeti göstermelidir.  

 Her egemen devletin, kendi güvenliğini tehlikeye sürükleyecek hiçbir oluşuma geçit vermek istememesi onun pek tabii hakkıdır.

 

 - Tek bir ‘etnik kimlik’e dayalı devletlerde ‘ulus devlet’ modeli ideal görülebilir fakat çok kimlikli ülkelerde bu model, halkların siyasal eşitlik talep etmesi halinde, merkezi yönetim buna izin vermeyeceği için sonuçta büyük çatışmalar ve acılar yaşanmasına da neden olabilmektedir.

 

 - ‘Eyalet’ sistemine dayalı ‘federatif’ yapılar ise halklar açısından daha özgürlükçü olmakla birlikte bölünmeye daha açıktır.

 

 - Daha çok sayıda halkın eğemenliği açısından, devlet sayısının çokluğu mantıklı gelebilir ancak bu daha çok küçük devlet demektir. Küçük devletlerin, büyüklerin uydusu olması ya da egemenlik hakkını kötüye kullanmaları halinde, denetimleri de çok büyük sorunları beraberinde getirmektedir.

 

 - Devletler ortaya çıkan durum ve ihtiyaçlara göre, çıkarları doğrultusunda resmi ideolojilerini de yönetim biçimlerini de değiştirebilirler.

 

 - Bazı ülkelerin sadece kendi vatandaşlarına karşı değil, bölgesindeki diğer ülke ve isanlara karşı da tarihten gelen görev ve sorumlulukları vardır. Bu nedenle çeşitli zamanlarda, ülkesinin güvenlik ve refahını da tehlikeye atabilirler. Bu, ‘lider ülke’ olmanın bedelidir.

 

 – Sürekli güvenlik tehdidi altında yaşayan ülkelerde, güvenliğe ayrılan payın çok fazla olması halkın refahını kısıtlayan bir unsurdur.

 

 - Bazı ülkeler birden fazla medeniyetin üyesi olabilir. Bu olağanüstü bir ayrıcalık ve zenginliktir. Bir ulusun hangi medeniyete ait olduğunu sadece dil ve din değil, tarihsel süreçleri de belirler. İki medeniyetlilik, hem o ülke hemde diğer ülkeler bakımından uzlaştırıcı yanıyla bir şanstır.

 

- Bazı ülkelerin jeopolitik konumu, iki medeniyetlilik gibi kendine özgü farklı özellikleri nedeniyle tek eksen yerine, ‘çok eksen’li olmaları  yadırganacak bir durum değildir.

 …

- Yeni oluşan oligarşiye karşı çıkarken, eskisine sarılıp savunmak da yanlışta ısrar etmektir.

 Her oligarşi, diğerlerinin egemenliğine karşı çıkarken, kendisine ise her koşulda teslimiyet ister.

DUVAR YAZILARI – 1

Pazar, Mayıs 31st, 2009

DUVAR YAZILARI :

 

- Birini öldürürsen katil,

binlercesini öldürürsen kahraman,

hepsini öldürürsen tanrı olursun!

*

- İnsan ağlar, tanrı güler. (M.Kundera)

- Tanrı birini cezalandırmak isterse, onun duasını kabul edermiş.

- İki kafadar biraz kafayı bulunca, biri kalkıp ben “peygamberim” demiş. Diğeri de altta kalmayacak ya, “otur yerine ben hiç kimseyi göndermedim!” demiş.

- İlginç olan, “tanrı vardır” diyenlerin çoğunun, “yokmuş gibi” davranması.

- Hayat, kurallarını tanrının koyduğu bir oyundur.

- Kainatın canı; tanrıdır, gelin canlar bir olalım.

- Oyunu oynayan “tanrı”, bizlerse “dama taşı! (Hayyam)

- Tanrı, akıllıları kendine “dost”, aptalları ise “kul” olarak yaratmıştır.

- İnsanlığa bir faydaları varsa Allah bizden alsın onlara versin. Yoksa, bizden uzak Allaha yakın olsunlar.

- Yağmur için dua edersen, çamurla da uğraşırsın.

- Allah zalime “uyuz” versin, “tırnak” vermesin!

- İnsanın bir tek borcu vardır, o da Allaha “can borcu”!

- Huzur istiyorsan üç şeyle kavga etme; “Allahla, devletle, karıyla!”

- Upanişad “tanrısın”, Freud ise “itsin” diyor, kim haklı? (C.Meriç)

- Tanrı yoksa, herşey mübahtır. (Dostoyevski)

- Tanrı olsaydı hiçbirşeyden sorumlu olmazdık. (Sartre)

- Şeytan, tanrının taklitçisidir. (R.Guenon)

- İnsan, tanrının taklitçisidir. (A.Ağı)

- İnsan, insanın tanrısıdır. (Feurbach)

- Madem Allahtan başka kimse yok, bu gürültü de neyin nesi?

- Yalnızlık Allaha mahsustur. O da boş durmuyor.

- Tanrı bile insanlarla yazıyla, kitapla konuşuyor.

- Uçağa binerken ateist, düşerken dindar!

- Cenneti, peşin mi alırsınız yoksa veresiye mi?

“Tanrı”yı sen oynarsan, “günahkar” başkaları olur.

- Marifet; binlerce “sahte tanrı” arasından, doğru olan, o tek tanrıyı bulmaktır.

- Seni mutluluğa götürüyorsa “doğru tanrı”dır, onu bulduysan da “akıllı adamsın.”

- Korkmaya gerek yok! “Aşk” da “seks” de tanrının fikri, sevişen kazanır!

- Tanrı, “barbut” atmaz. (Einstein)

- Eğer öküzler “insan” olsaydı, tanrıları da “öküz biçimi”nde olurdu. (Ksenofanes)

 – Eğer tanrınız yoksa, saygılarınızı Hitler ya da Stalin’e sunmak zorunda kalırsınız. (T.S.Eliot)

- Bir tapınağın olması, “kendine tapınmaktan” iyidir. (Gazzali)

- Allahım ya bana bu aklı vermeseydin ya da bunları böyle yaratmasaydın!

*

- Bir lira çalarsan hırsız,

bir trilyon çalarsan beyefendisin!

-  Para varsa, o iş mantıklıdır.

*

- Hepimiz eşitiz ama ben, biraz daha eşitim!

- En iyisini iste, en kötüsüne hazır ol!

*

- Küçük beyinler kişileri,

 orta beyinler olayları,

büyük beyinler fikirleri tartışır.

*

- İnsan beyni çok basit olsaydı, bizim de onu anlamayacak kadar aptal olmamız gerekirdi.

*

- Kazanmak insanın gardrobunu, kaybetmekse kişiliğini geliştirir.

- Hiçbir “başarı”, cezasız kalmaz.

- Kadın olmak zor şey!

 Erkek gibi düşüneceksin,

genç kız gibi davranacaksın,

eşşek gibi çalışacaksın.

- Kadın mutfakta iyi bir ahçı,

Sokakta tam bir hanımefendi,

Yatakta bir fahişe gibi olmalı.

- Bir kadın “hayır” diyorsa “belki”dir,

“belki” diyorsa “evet” demektir.

**

- Bir kadına bulaştıysan, “sen haklısın” de!

Olmadı, “sus”

O da olmadı, gidinceye kadar “ölü taklidi” yap,

Sonrası bize karanlık, Allah’a ayan

Dört  tip kadın vardır:

- Ne aş yapar ne yaş! (arızalı)

- Aş yapar yaş yapmaz! (ahçı)

- Yaş yapar aş yapmaz! (keyifçi)

- Hem aş yapar hem de yaş! (makbul)

                                                                                                                     …

 - Karın iyi ise eğlencede işin ne?

“Düğün” kendi evinde,

gir oyna, çık oyna!

- Karın kötü ise cenazede işin ne?

 “Ölü” kendi evinde,

gir ağla, çık ağla!

- Göz uydur, vurmaz tüfek yoktur

Söz uydur, sevmez kadın yoktur.

- Kadın bilmeyene “nefis”, bilene “nefestir”.

- Bir kadının en güzel çağı, 39 ile 40 arasındaki yirmi yıldır.

- Kadının, araya kattı mı yakışanı, duvara attı mı yapışanı makbuldür!

Hem zeki hem çalışkan, taktir et.

Zeki ama tembel, ikaz et.

Çalışkan ama aptal, dikkat et.

Hem aptal hem de tembel, imha et.

 Aciz insan, şikayet eder.

Cahil insan, kavga eder.

Basit insan, iftira eder.

Akıllı insan, idare eder.

Mutluyken söz verme.

Üzgünken karar verme.

Öfkeliyken cevap verme

- Duyduğunun hiçbirine,

gördüğünün yarısına,

yaptığının tamamına inan!

*

- Taş var köpek yok,

taş yok köpek var,

taş var köpek var

ama kralın köpek

sıkıysa at taşı!

(Saskritçe bir şiir)

*

- Ehli keyfe keyif verir, kahvenin kaynaması,

Eşşeği yoldan çıkarır, sıpanın oynaması.

*

- Gönül ne kahve ister ne kahvehane,

Gönül eğlence ister, kahve bahane.

Durum elverişsiz fakat ciddi değil.

Durum ciddi fakat vahim değil.

Durum vahim fakat umutsuz değil.

Durum umutsuz, teslim oluyoruz.

Gıdaya sahip olanlar, insanları

Paraya sahip olanlar, ülkeleri

Enerjiye sahip olanlar ise dünyayı yönetir.

- Gelme, gelme Mevlana değilim, beni germe!

- Ya olduğun gibi görün ya da gözüme görünme!

- En akıllımız Mevlana’ydı, o da “döne döne” gitti!

- Geç geldi desinler, “geçmiş olsun” demesinler!

- Gel bağrıma bostan ek, sen de ye ben de yiyim!

- Kimi yürekten çağırırsan, o gelir!

- Hisserdersen, mesafe yoktur.

- “Kalp” bir kez kırıldı mı, bir daha eskisi gibi olmaz!

-İtibarını bir kez kaybedince, bir daha “ağzınla kuş tutsan” yaranamazsın!

- Canlar kırılacağına, “camlar” kırılsın”!

- Neye nasip, neye kısmet!

- Gelin ata binmiş, “ya nasip” demiş!

- Arayan belasını da bulur, mevlasını da.

- Sen “doğru ol”, “eğri” bulur belasını.

- Zaman; hesaplaşma değil, helalleşme zamanıdır.

- Dünya hayatı “darılma” değil, “dayanma” yeridir.

- “Doğrucu Davut” gibi, her doğru her yerde söylenmez.

- Doğru söyleyeni, dokuz köyden kovarlar.

- Dediğim dedik, öttürdüğüm düdük.

- Adın çıkacağına, canın çıksın daha iyi!

- Adım çıkmış dokuza, inmez sekize!

- Vakitsiz öten horozu keserler.

- Dik dur, “dikleşme”!

- Bitaraf olan, “bertaraf” olur.

- “Ayaklar” “baş”, “başlar” “ayak” olmuş.

Aslanı kediye boğduruyorlar!

- “Baht” yıkmadan “taht” sahibi olunmaz.

- Bal tutan parmağını yalar.

- İş bilenin, kılıç kuşananın.

- İmam “salarsa“, cemaat “orta yere” yapar!

- Ben “hadımım” diyorum, sen “kaç çocuğun var?” diyorsun!

- Ben diyorum “Çanakkale Boğazı”, sen diyorsun yandı “İstanbul Boğazı“!

- Ben diyorum “Gümüşhane” sen diyorsun “memişhane”!

- Deliye dert anlatıncaya kadar, akıllıya “ne verirsen ver!”

- Cahille etme sohbet sonra çekersin zahmet!

- Külliyen cahilin cesur!

- Uyandırma kerizi, bulandırır denizi!

- Senin derdin ne kardeşim? Üzüm yemek mi, bağcıyı dövmek mi?

- İşi gücü; “o ne dedi”, “bu ne dedi”, “gramofonun teki!”

- Hükümetten aylık, Allahtan sağlık, daha belanı mı istiyorsun?

- Ne yapıyorsun? Hiç, bir şey oluncaya kadar bekliyorum!

Leyleğin ömrü “lak lakla”, dervişin ömrü “beklemekle” geçermiş!

- Düğünde zurnada, hamamda kurnada!

- Bizim kız bizden kaçar, başını kapar götünü açar!

- Elin işte, gözü oynaşta olsun!

- İpimle kuşağım…azıcık aşım, ağrısız başım!

- Taksim’den aşşağı Kasımpaşa!

- Bahtsız bedeviyi, çölde kutup ayısı kovalarmış!

- Canım cennette, elim Cevriye’de! Hayat sana güzel, cennet sana var hacı abi.

Sana hak, bize müstehak, Allah günah yazmasın!

- Bura bura ayar versen, osura osura geri atıyorlar!

- Acıma düşküne, döner vurur keline!

- Milyonlarca sperm arasından gel sen birinci ol, ama şu yaşadığımız hayata bak!

- Akıl veren çok olur da para veren olmaz.

- Akıl fukara olunca, fikir ukala olur.

- Kafasında kırk tilki dolaşır, kırkının da kuyruğu birbirine değmez!

- Sakınan göze çöp batar, sakındıkça da duyan gelir, gelen de gitmez!

- Kırmadan yarmadan, kestirmeden küstürmeden, geldi geçti Genç Osman!

- Boşa koysam dolmuyor, doluya koysam almıyor!

- Hayat kısaysa, hiçbir şeyi uzatmanın manası yok!

- Bazı insanların altı, bazılarının da üstü çizilir!

- İçindeki çocuğu öldürmeyen yaşlanmaz.

*

- Sizin bildiğiniz kadar, benim unuttuğum vardır!

- Bizim yaptıklarımıza sizin hayaliniz yetmez!

- Yürüdüğünüz yolların asfaltını biz döktük.

- Siz giderken biz geliyorduk.

*

- Doğmamış çocuğa don biçilmez.

- Alışmamış götte, don durmaz.

- Alışmış kudurmuştan beterdir.

*

- Maydonoza gelince kırt kırt,

sapına gelince meee!

*

- İnsan hımbıllaşmaya görsün;

oturma imkanı varsa ayakta durmaz,

yatma imkanı varsa da oturmaz!

- Minumum gayret, maksimum fayda!

- İstatistik, yanlış rakamların doğru hesaplanmasıdır.

- İstatistikler yalan söylemez,

- İstatistikçiler doğruyu söylemez.

- İstatistik, cehaletin matematiksel teorisidir. (Moris Kline)

- Küçük işlerin “büyük adamı” değil,

büyük işlerin “küçük adamı” ol!

*

- Kötü olan; kör olmak değil, “nankör” olmaktır.

- Sağır duymaz, uydurur!

- Şeytan da kariyerine bir melek” olarak başlamıştı ama şimdi sadece bir  “iblis”.

- Birşey kısmetten çıkmaya görsün, “uçkur” bile doksandokuz yerinden kopar, bağlamaya yetişemezsin!

- Dövüşmesinler de sevişsinler!…

- Horozumu saldım çayıra, tavuğu olan düşünsün!

- Maşallah “danazorlar”, dinozorların yokluğunu aratmıyor!

- Demirden korksaydık, trene binmezdik!

- İnsana benziyor diye sanma ki, herkes “insan”!

- Hayatta “duruşuyla” etkili olamayanlar, vuruşuyla” olmaya çalışır.

- Bir şeyin doğrusunu mu istiyorsun, kendin yap!

- Aptal düğünden, çocuk oyundan usanmaz.

- İşini doğru yap, çoluk çocuğu kendine nasihat eder hale getirme!

- Sözün tamamı, deliye anlatılır.

*

- Hayatım lazım olursa, ben buradayım, “gel ve al.”

- Herkes niye geldi bilmem, ben neler olduğunu anlamaya geldim!

- Emanetin canı, tez olur.

- Emanete, ihanet olmaz. En çok da diyenden kork!

- Çıkmadık candan, ümit kesilmez.

- Can çıkar, huy çıkmaz. Ufacık boyu var, türlü türlü huyu var!

- Olmadan koparırsan, sormazlar mı, “olmamış şeyi niye getirdin?” diye.

*

- Salla başını al maaşını,

- İşi bilicen işe gitmeyecen,

- Böyle saça, böyle tarak,

- Ne kadar köfte, o kadar iş!

*