Posts Tagged ‘F:DESCARTES’

FELSEFİ

Pazar, Ağustos 31st, 2014

Felsefe, soru sormakla başlar.

NUSRET HIZIR

- Metafizik, bir varlık anlayışıdır.

- Her din bir tanrı anlayışı her tanrı anlayışı da bir varlık anlayışıdır…

- ‘İyi’ ve ‘kötü’ kavramları, indüksiyon (tümevarım) yoluyla yapılmış birer çıkarımdır.

- Bilim  nesne, felsefe ise bir anlam araştırmasıdır.

- Başlangıç soruları felsefeyi ilgilendirmez. Başlangıç sorularına verilen cevaplar, bilgisel olmadığı için bir teoridir. Ancak bunu teorinin bilgisel olan yanıyla karıştırmamak gerekir. “Adem ile Havva” bir teori değil, bir mitostur. Darwin’in ki ise kaynaklara dayalı bir teoridir.

- Filozoflarla çocuklar birbirine benzer, her ikisi de sorularını direkt olarak “bu nedir?” diye sorarlar.

- Çocuklara sadece kendi çıkarlarını korumayı öğrettiğimizden, büyüdüklerinde de kendi çıkarlarını, “insan hakları” zannediyorlar.

    IOANNA KUÇURADİ

——

- Her yeni şey öğrendiğimde, bilmediklerimin ne kadar çok olduğunu anlıyorum.

EİNSTEİN

- Hakikati araştırmak, ona sahip olmaktan daha değerlidir.

GOTTFRİED LESSİNG

-Dünyada, bir filozofun lafını etmeyeceği kadar, saçma bir şey yoktur.

DESCARTES

- Görmek istemeyen kadar, kimse “kör” değildir.

İBN-İ SİNA

- Sahiplenmeden üretmek, kendini empoze etmeden hareket etmek, egemen olmadan gelişmek esastır. (Çin toplumuna dair çıkardığı sonuç)

- Bilim felsefenin başarılarından, felsefeyse bilimin başarısızlıklarından örülmüştür.

- İnsanlar hakikati yalnızca kendilerinin bildiğini sandıkları için, birbirlerine zulmediyorlar.

B. RUSSELL

 – Az bilmek için, çok okumak gerekir.

C. MONTESQUİEU

 – Gerçek ancak yalnızlıkta bulunur.

G. ORTEGA

 – İlerleme, bir fikirdir.

- Disiplinli hayvan, insana benzer. (Disiplinsiz insan da hayvana benzer.)

- Kant’ın, hem amprizmi hem de rasyonalizmi eleştiren ünlü sözü:

“Görüsüz (deneysel olmayan) kavramlar(akıl) boş, kavramsız görüler kördür”.

- Bilgi, deneysel duyu verilerinin aklın formlarında işlenmesiyle oluşur.

Özgürlük; ahlak yasasının varlık nedeni, ahlak yasası ise özgürlüğün bilinme nedenidir.

- Pozitif özgürlük; istemenin, saf aklın bir yasası (ahlak yasası) tarafından belirlenmesi.

- Negatif özgürlük; hiç bir şey tarafından belirlenmeme, bir şeyi gerçekleştirirken engellenmemeyi talep ediyor.

- Bende sonsuz hayranlık uyandıran iki şey vardır; üstümüzdeki yıldızlarla dolu “gök” ve içimizdeki şaşmaz “vicdan yasası”.

KANT

———-

- Değerli olan hiçbir şey, başka bir şeyle ölçülemez.

Prof. AHMET ARSLAN

 – Akılsız insanın durumu ve karakter; iyiliğini ve kötülüğünü kendisinden beklemez, hep başkalarından bekler.

- Bilge insanın durumu ve karakteri; başına gelecek bütün iyiliği ve kötülüğü kendisinden bekler.

- Karşılaşılan zorluklar ne kadar büyükse, bunların üstesinden gelmek de o kadar gurur vericidir.

EPİKTETOS

 – “Boş zaman” yoktur, “boşa geçen zaman” vardır.

TAGORE

 – İyi bir bilim insanı, kendisini kavramlardan kurtarır ve varolanı görmek için zihnini açık tutar.

LAO TZU

- Hayatın temelinde, “acı” vardır.

- İbadetler, nafile tekrarlardan ibarettir. Sadece “gerçek” var.

- “Sonsuz” olan, “sonlu olana” indirgenemez.

- İnsanların acıları, maddeye ve fikirlere olan bağlılıklarından kaynaklanır.

- “En basiti başarmaktır”, en zor olan.

BUDHA

- Karanlığa küfredeceğine, kalk bir mum yak.

KONFÜCYUS

- Bana en uzak birine de yapsanız, bana yapmış olursunuz.

Hz. İSA

- Hayatımızdaki en önemli iki gün; doğduğumuz gün ve neden doğduğumuzu anladığımız gündür.

MARK TWAİN

- Ne kadar okursan oku, bilgine, yakışır şekilde davranmıyorsan cahilsin demektir.

SADİ ŞİRAZİ

- Bir tapınağın olması, kendine tapınmaktan daha iyidir.

- Keşif yoluyla bize gelen bilgilerle, peygambere gelen bilgiler aynıdır.

- İmanın yarısı, şüphedir.

- Musiki; aşığın aşkını, fasığın fıskını artırır.

GAZZALİ

- Bir sözü dinleten; (1) hikmettir, (2) kudrettir.

HİLMİ OFLAZ

- Bügün öleceksin diye “niye korkuyorsun”, bu dünyanın yasasıdır. Senden önce yaşamış o kadar değerli insan hiç seslerini çıkarmadan öldüler. Sana ne oluyor? Sen kim oluyorsun da ölüme karşı çıkıyorsun?

LUCRETİUS

- Her belirleme, bir yadsımadır.

- Her şey kendi varlığı içinde sürekliliğini korumaya çalışır.

- Özgürlük, zorunluluğun bilincine varmaktır.

- İnsan varlığını sürdürmek isteğindedir. İyi ve kötü bu istemden kaynaklanır.

- İnsan bir şeyi istiyorsa “iyi” diyor, istemiyorsa “kötü” diyor.

SPİNOZA

- Bütün bilgilerimiz tecrübe ile başlar ama tecrübe ile bitmez.

- Tümevarım bir mitostur.

D. HUME

- İnsan özgür doğar ama hayatın her anında zincire mahkum edilir.

- Bütün kavgaların, felaketlerin, tüm kötülüklerin anası; “özel mülkiyet”tir. Özel mülkiyetin olmadığı yerde haksızlık da yoktur.

J.J.ROUSSEAU

- Bilgi, kuvvettir.

- Mutlu olmak için, doğayla uyum içerinde olmak gerekir.

F.BACON

MARX:

- Tarihi yapan insandır…

- Alt yapı, üst yapıyı belirler…

- İnsanlık tarihi, sınıf çelişkisinden ibarettir.

- Komünizmin önündeki engel, burjuvazinin eksikliğidir.

- Din, ruhsuz bir dünyanın ruhu, ezilenlerin haykırışı,, kalpsiz bir dünyanın kalbidir. Din, kitlelerin afyonudur.

- İnsan, ne üretirse ona yabancılaşır.

- Kapitalist, kendisinin kapitalist olmasından sorumlu değildir ama ilişkilerin kurulmasına yardımcı olduğu için sorumludur.

- Toplumsal reformlar, güçlünün zayıflığından ötürü değil, zayıfın gücünden ötürü gerçekleşir.

- Bir memleket iki şekilde talan edilir; düşmanlar ve bizzat o ülkenin kendi maliyesi tarafından.

- Zorun güzelliği, doğallığındadır.

- Mülkiyet hırsızlıktır.

———-

- İhtiyaç, icadın anasıdır.

- Felsefe, mantık ve diyalektikten oluşur.

- Erkek burjuvazidir, karısıysa proleteryayı temsil eder.

- Ne mutlu o yoksullara ki, öteki dünya onlarındır ve er ya da geç bu dünyada onların olacaktır.

ENGELS

- Az gelişmiş toplumlarda ordu, kendi halkına karşı kullanılmak için vardır.

- Her devrimin temel sorunu, iktidar olmak içindir.

- Yumurtalar kırılmadan, “omlet” (devrim) olmaz.

LENİN

- Ölüm, başkalarının işidir.

- Varlık dediğimiz, hiçin hiçmesidir. Aslında her şeyle hiçbir şey, aynı şeydir.

- Hüzün, en büyük muhalefettir.

- İnsan, zamanın merhametsiz ve karşı durulmaz ırmağına atılmış olduğundan, mahvından başka hiçbir şey bekleyemez. Bu yüzden hayal kırıklığına da uğratılamaz. Aksine insan, varlığının sonluluğunu görerek; üstün, soğuk bir zafer duygusu yaratabilir.

HEIDEGGER

- Biz varken “ölüm” yok, ölüm varken de “biz” yokuz.

EPIKUROS

- İnsan, her şeyin ölçüsüdür.

PROTOGORAS

————

- Aşk, acı veren zihinsel bir hastalıktır.

- Sorgulanmayan bir hayat, yaşanmaya değmez.

- Savaşın sonunu, sadece “ölüler” görür.

- Cesaret, tehlike karşısında akıl ve zekanın kullanılmasıdır.

- İki kişinin bildiği, “sır” değildir.

- (Demokrasilerde) Güzel sözlü demogoglar, kötü de olsa başa geçebilirler. Oy toplamasını bilen herkesin, devleti idare edebileceği zannedilir.

- Adil birey = adil toplum = adil devlet.

- Adalet, herkesin kendi işini yapması, başkasının işine karışmamasıdır.

- Doğru olan, bilgidir.

PLATON

- İnsan, insanın kurdudur. /Homo, homini lupus.

T. HOBBES

- Karekterin ne ise kaderin odur.

- Aynı ırmağa, iki defa girilmez.

- Savaş, her şeyin babasıdır.

HERAKLEİTOS

- Varoluş, özden önce gelir.

- Cehennem, başkalarıdır.

- İnsan olmak istediği, kendini tasarladığı şeydir.

- Tanrı olsaydı, yaptıklarımızın hiçbirinden sorumlu olmazdık ama tanrı yok ve biz, tüm yaptıklarımızdan sorumluyuz.

SARTRE

- Bazı değerler ve bazı yaşam biçimleri birbirinden ne daha iyi ne daha kötüdür. Olsa olsa farklı şekillerde her biri yine kendi içinde değerli ve kendi içinde anlamlı yaşam biçimleridir.

- Farklılık ve çeşitliliklerin, hoş görüldüğü bir toplum olmak yeterli değildir. Aynı zamanda, bu çeşitliliklerin onaylandığı ve özendirildiği toplumlarda insanlar dolu dolu yaşayabilsin.

İSAİAH BERLİN

- Komiserin manivelası, “devrim”. Dava, “alt yapıyı” değiştirmek, “üst yapı” kendiliğinden değişir.

- “Yogi” içinse kurtuluş, içimizde. “Aksiyon” bir tuzak, komiserle yogi uzlaşamaz.

ARTUR KOESTLER

HİLMİ ZİYA ÜLKEN:

“Kendini başka varlıklara irca ederek açıklamak, insanı mahiyetine aykırı bir tarz da düşünmek demektir…Varolanı kendisinin dışında, totolojiye bağlı bir şarta/töze bağladığımızda, onu bütünüyle bu töze indirgeyebilmek için zorunlu olarak bir kozalite ilişkisi geliştirmek durumunda kalıyoruz..

Mikro düzeyde ise cisim, parçacıklar bütünü olarak görüldüğünden parça-bütün ilişkisi kurulmaya çalışılmaktadır.

Yeni diyalektik materyalistlerden bazıları, bu esrarlı ve kör maddeden hür insan kişiliğine kadar yükselmenin güçlüklerini fark ettikleri için, elemanter ilk maddede dahi bir ruh ve bilinç unsurunun bulunduğunu ve bu kuvvenin gelişmesinden yüksek realitelerin doğduğunu kabule mecbur kalmışlardır”.

…/…

- Doğanın dili, matematiktir.

PİTAGORAS

Tarih, ebedi döngüsel harekettir..

- Bugünkü insan, hayvanla “üstinsan” arasında gerilmiş bir konumdadır.

- Yaşadığın güçlükler seni öldürmüyorsa daha güçlü kılar.

- Kendi başına “iyi” ve “kötü” yoktur. Hayatın temeli “güç istemi”dir.

- Ben, eserim için yaşıyorum.

- Sanat, yaşamın en büyük uyaranıdır.

- Herkes aynı şeyi ister, herkes aynıdır; farklı hisseden insanlar, tımarhaneye gönüllü olarak gider.

- Hiçbir şey, diyalektik bir etkiden daha kolay silinmez.

- Dünyanın varoluşunun sadece estetik bir olgu olarak doğrulanması, yaşamın devamı için baştan çıkarıcıdır.

- İnsan mümkün olan en büyük gücü ve ihtişamı, gerçekte hiç elde etmemiş olsaydı; ahlak suçlanacak mıydı? Böylece ahlakın kendisi, tehlikelerin en tehlikelisidir.

- Eğer, her insanın eşit değerde olduğunu gören ya da seven ve ölümsüz bir ruha sahip olduğunu düşünen bir tanrı yoksa, neden hepimizin eşit ahlaki düşünmeyi hakettiğini düşünüyoruz.

- Hiçbir öğreti, en son hakikati ortaya koyamaz.

- Kim mutlu edebilir seni, sen hazır değilsen.

- Kimse öfkeli insan kadar, yalan söyleyemez.

- Bana yalan söylemiş olman değil, artık sana inanmamam sarsıyor beni.

NİETZSCHE

- Sıradan insanların huzurlu olmalarının nedeni, düşüncelerinin olmamasıdır.

ROMAİN ROLAND

- Kendini bulmak, başkalarının seninle ilgili ne düşündüklerinden kurtulmaktır.

- İyi insanların kurallara ihtiyacı yoktur. Çünkü onlar, empatiyle yaşarlar.

ZATA

- Varolmak, algılanmış olmaktır. Varolan her şey bir tanrı düşüncesidir, madde diye bir şey yoktur. Bizim şeyler hakkındaki bilgilerimiz de sadece birer duyum ve algıdan ibarettir.

GEORGE BERKELEY

- “İnsanlık tarihi”, bir kavram tarihidir. Öznenin, nesnel gerçekliği kavrama dönüştürme sürecidir.

- İnsanı yapan, “tarih”tir.

HEGEL

- Kesin olan bir şey varsa o da “varolma”nın olduğu, “hiçliğin” ise olmadığı.

PARMENİDES

- Hiç bir kitap, ruhumuzu “Upanişadlar” kadar yüceltemez. Hayatımın acılarını onlarla avuttum, ölürken de onlar beni teselli edecek.

- Dünyanın en yoksul insanı, “paradan” başka hiçbir şeyi olmayandır.

- Birbirlerini en çok büyüleyenler, birbirlerini en çok tamamlayanlardır.

- Herkes kendinde eksik olanı sever.

ARTUR SCHOPENHAUER

- İnsan, “simgeleştiren” bir hayvandır, bu sayede düşünür.

E. CASSIRER

- İnsan, korku içinde özgürlüğün imkanını keşfeder. “Özgürlük imkanı” ise karar vermektir.

- Öznellik hakikattir.

- Bireye tek olma imkanı vermeyen, kollektivizm şeytandır.

- Tek insan, tanrı karşısında sorumlu olan insandır.

- Yabancılaşma, kitle içinde kaybolmaktır.

S. KİERKEGAARD

- İnsan, makrokozmosda bir mikrokozmosdur.

M. SCHELER

- İnsan, büyüklüğünü bir uca giderek değil, her iki uca dokunarak gösterir.

- İnsan doğa karşısında, incecik “saz dalı” gibi güçsüzdür ama düşünme yeteneği sayesinde, bu düşünen saz dalı doğaya üstündür.

- Şu sonsuz uzayın, ezeli sessizliği beni korkutuyor!

- Güce dayanmayan adalet; aciz, adalete dayanmayan güç; zalimdir.

- Anarşinin kaynağı, devlettir.

PASCAL

- Okumak; yaymaktır, anlam üretimidir.

- Filozof, kendi kendine soru soran kişidir.

NERMİ UYGUR

- İdeoloji, kendine göre bir mantığı ve tutarlılığı olan, belli bir toplum içinde tarihi bir görevi bulunan, bir tasavvurlar (imajlar, mitler, ve fikirler) bütünüdür.

- Ayrıca ideoloji; maddi yaşamı din, ahlak ve bir anlamda da felsefe düşüncesiyle açıklayan tasarımlara ilişkindir. Kısaca ideoloji, bilim öncesi düşüncedir. Bilim düşüncesi ise tarihi ve toplumu, maddi yaşamın temel koşullarına göre açıklamaktır.

ALTHUSSER

- Tarihsel ve entellektüel atıklar, sanayi atıklarından daha büyük ve ciddi bir sorun yaratır. Yüzyıllar sürmüş olan saçmalıkların çökeltisinden bizi kim kurtaracak?

JEAN BAUDRİLLARD

- Gerçek göçebeler, bir yerden başka bir yere gidenler değil, aksine oldukları yerden kıpırdayamayanlardır. Belli kodlardan kaçarak aynı yerde kalmak için göçebeleşenlerdir.

GİLLES DELEUZE

- İki ayrı sonsuz olamaz. Bir noktada ikisi de birbiriyle kesişir.

ZENON

- Dışarıdan bakıldığında bir kozmos, içeriden bakıldığında ise bir kaos gördüm.

- Aza sahip olan değil, çok isteyen fakirdir.

- Hayatı komedi sayanlar, son espiriyi iyi düşünsünler.

- Konuşmayı çok erken öğrendim, susmayı öğrenmem içinse yaşlanmam gerekti.

- Her dahi, bir parça delidir.

- Konuşma, insanın aklını diliyle kullanma sanatıdır.

- Yüreği yılmadan düşen, dizleri üzerinde savaşmayı sürdürür.

SENECA

- Hiçbir şey, gerçeğin kendisinden daha şaşırtıcı değildir.

ERWİN KİRC

- Felsefe, ruhsal bir ihtiyaçtır. Filozof, gerçekten felsefe yapabilmek için ölmesini öğrenmelidir. Fakat yeni felsefe bizden, bunun tam aksini istiyor; filozof eğer gerçekten felsefe yapmak istiyorsa, yaşamayı öğrenmelidir.

- Ufak tefek şeyler mükemmelliği yaratır, mükemmellik ise ufak tefek bir şey değildir.

MİCHELANGELO

BİLGİ FELSEFESİ (Epistemoloji)

Cumartesi, Haziran 27th, 2009

 

 

 

 Kant’ta metafizik, bitmez tükenmez karşıtlıkların savaş alanıdır. Bilgi, bilgi olduğunu ispatlamak zorundadır. İnsan aklının bir eleştirisini yapmalıyız. Neyi bilebiliriz, neyi bilemeyiz?

 

 Descartes, bilgi konusunda rasyonalisttir. Felsefedeki bilgiler de ona göre akla dayanmalıdır. Matematik, kesin bilgilere ulaşmak için nasıl bir yol izliyorsa, biz de aynı yolu izleyip, kesin açık-seçik bilgilere ulaşmalıyız. Bir bütünü parçalayıp, parçalardan bütünü yeniden kurmalıyız. Descartes’in yöntemi doğa bilimlerine dayanıyor. Çünkü doğa, tek tek unsurlardan oluşmuştur.

 

Rasyonalizm; aklı özneye bağlı düşünce ile nesne arasında mantıksal bağlantı kurmak. Duyu verileri ve deneycilikle, bilgi edinilemeyeceğini savunmak.

 Bunlara karşılık da duyumcu sensualistler / amprikler ortaya çıkıyor.

 Rasyonalistlerde insan aklının malzemesi, doğuştan getirdiği bir takım kavramlardır. Hakikate, bunlar arasında sağlam mantıksal bağlantılar kurarak varılır.

 

 Locke’a göre ise, duyulardan geçmemiş hiçbir şey yoktur. İnsan beyni doğduğunda boş bir levha ( tabula rase) gibidir. Zamanla bu levha üst üste dolmaya başlar.

 

Hume, Locke’dan da radikaldir. Olgu sorunları hep nedenselliğe dayalıdır der. ‘Tebeşiri bırakırsam düşer’. Çünkü, bıraktığımızda hep düşüyor. Düşmediğini hiç görmedik. Hume, nedenselliği, izlenimlerde aramış ama bulamamış ve kaynağını inanç olarak açıklamıştır. Biz alışkanlıkla bu nedenselliği kuruyoruz. Gerçekte böyle bir nedensellik yok. ‘Hiçbir şey yok ki, bize duyumlarımızla gelmesin’.

 

 Kant; hem rasyonalizmi hem de amprizmi şu ünlü sözüyle eleştirmiştir:

 

‘Görüsüz kavramlar boş, kavramsız görüler kördür’.

 

 Kant’a göre duyu verilerine dayanmayan akıl, boştur. Ancak gerçeği sadece duyularla anlamaya çalışan akılsa kördür.

 Kant, görüyor ki, felsefe aklı aşan metafizik bilgilerin savaş alanı haline gelmiş, bu nedenle aklı, mahkemeye çıkarıyor.

 Ona göre her şeyi zaman ve mekan içinde görürüz. Bu formlar dışarıda değil, bizdedir. Duyu verileri ilk önce, aklın bu formlarından geçer. Anlama yetisi, görüden geçen bu verileri, kategorileri içinde yoğurur, düzene sokar. Nedensellik, anlama yetisinin bir kategorisidir. Bu nedenle onu bilemeyiz.

Aklın formlarının temelinde ideler var. Bunlar; ruh, tanrı, özgürlük ve ölümsüzlük. Her bilgi bu formlardan da geçer.

Kant; rasyonalizmden apriori yargıları, amprizmden ise deneye dayanmayı alıp, her ikisini de bağdaştırmaya çalışır.

Kant’ta bilgi, deneyden gelen verilerin, aklın formlarında işlenmesiyle ortaya çıkmaktadır. Deney dünyası, bilginin malzemesidir.

 

 

 

  Kant’a göre aklın üç bilme yetisi vardır, bilgi bunlar sayesinde ortaya çıkıyor:

 

  1-Dolaysız görme; insan aklının dış dünya ile ilk kurulduğu yer (zaman-mekan)

  2-Anlama yetisi; bir takım kategorileri var. Deneyden gelene form veriyor.

  3-Akıl; çıkarım yapan yeti. Bunun formları ise ideler.(Ruh, tanrı, özgürlük ve ölümsüzlük)

 Kant, bilimlerin bilgisinin rastlantısal ve temelinde inanç olan bilgiler olduğunu görüyor. Bu bilgilerin kesinliği her zaman 0,999…dur, hiçbir zaman tam 1 değildir.

 

 Bilgi edinmek için yöneldiğimiz şeyler, nesneler bizim yönelmemizle bir kavram haline gelir. Bilgide, anlama ile kavrama arasındaki fark; nesnellik.

 Bilimsel bilginin nesnesi; bilim adamı incelediği nesneyi önce şeyler sonra bağlamsal açıdan inceler. Bu bakış açıları, birbirine karışmış, iç içedir.

 ‘F=m.a’ da kuvvet, kütle ve ivmenin bağlantısıdır. Kuvvet diye bir şey yoktur. Kuvvet, kendi başına bir şey değil, bir bağlantıdan ibarettir.

 Bilimsel bilginin en temel dayanağı; nedensellik ilkesidir. Bu ilkeye dayanarak bilim, nasıl sorusunu neden sorusuna çevirerek işe başlıyor. Cevap verdiği hep neden sorusu. Nasıl oluyor? Sorusuna cevap veremiyor.

 Doğada, ‘yasa, kavram, bilgi’ yoktur. Sadece nesneler vardır. Doğada ‘5 adet elma’ vardır ama 5 yoktur. Doğada metre yoktur ama ölçülecek nesnelerin kendisi vardır.  İnsan olmadan bilgi olamaz. İnsan doğadaki nesnelerden edindiği imgeleri, bilincindeki bir takım kalıplardan geçirerek, soyutlar, kavramlaştırır. Ve tekrar edindiği bilgileri, doğada uygular. Pratikte uygulanmadıkça, dile getirilip doğrulanmadıkça bilgi olamaz.

 Bilimsel bilgi, neden – sonuç ilişkisiyle birleştirilmiş bilgidir. Felsefi bilgi ise daha tam birleştirilmiş bilgidir. Bu bilgi insanın daha çok anlama ihtiyacından doğmaktadır.

 Bilimsel bilgi bize gerçeğin kendisini değil, gerçeklerin değiştirilmesini, sayılara indirgenmesini sağlar. Bilimin yaptığı iş, betimleme. Ancak bilim H2O’ nun birleşip su olduğunu söylüyor ama nasıl olduğunu açıklayamıyor, nasılı kavrayamıyoruz.

 Elektronların yörünge değiştirmesi ile enerji açığa çıkıyor ve ışık haline geliyor. Ancak nasıl yörünge değiştirdiğini bilim açıklayamıyor.

 Her anlamda önerme doğru değildir ama her doğru önerme anlamlıdır. Doğruluk, anlamlılığı gerektirir ama anlamlılık, doğruluğu gerektirmez. Olmayanı olmuş gibi göstermek yanlıştır.

Bir şeyin doğru olması için düşünsel olması, bilgi olması ve önerme olması gerekir.

 Gerçekte doğruluk ya da yanlışlık yoktur. Düşüncemizi gerçekle karşılaştırdığımızda uyuşursa doğrudur.

 

 Metafizik; evreni tümüyle bilmek. Evrenin tamamını konu edinir. (Bilim ise bir sadece bir yönünü konu edinir.) Varlığın özünü bilmektir. Varlıkta evrenin tümü gibi tek tek varolanlardan başka bir şeydir. Varlık, metafizikçe bir gerçekliktir.

Fizikötesini anlama, varlığın özü fizikötesindedir. Bunu bilen, varlığın tümünü bilir.

 

Metafizikten çıkan sorular:

1-Evren tümüyle nasıl kurulmuştur?

2-Varlığın ne gibi bir özü vardır?

3-Fizikötesinin yapısı nasıldır?

4-Bir şey dolayısıyla her şey derinlemesine ele alındığında nasıldır?

 Bu soruların amacı, evreni en ayrıntılı ve kesin bir şekilde açıklamak. İlkçağ filozoflarına metafizikçi diyebiliriz. Evrenin ana maddesi, hep metafiziki olarak açıklanıyordu.

 Metafizikte açıklama bilgi ötesidir. Doğruluk yada yanlışlığı sözkonusu değildir.

ARNOLD GEHLEN

Cumartesi, Haziran 6th, 2009

 

 M.Scheler’in öğrencisi. Birincisi evresi; Scheler ve Alman idealizminin etkisinde olduğu dönem; doçentliğine kadar sürüyor.

 İkinci evre; ‘İnsan, onun doğası ve dünya içindeki yeri’ adlı kitabıyla Scheler’in etkisinden kurtulduğu görülür.

 Üçüncü evre; eylem kavramını genişlettiği dönem.

 Dördüncü evre; sosyolojiye özellikle kurumlar üzerine yöneldiği evre.

 Beşinci evre; kültür antropolojisiyle uğraştığı dönem.

 Altıncı evre; toplumla dair eleştirilerle uğraştığı dönem.

 Yedinci evre; devlet felsefesiyle ilgilendiği dönem.

 

 Anropoloji tarihi üzerine düşünceleri:

 

 Gehlen’e göre anropolojide iki gelenek var:

1-Bilim geleneği:

 a)Biyoloji geleneği

 b)Kültür geleneği

2-Felsefe geleneği

 

 Gehlen’e göre, 17.yy’a kadar felsefi antropoloji disiplini yok. İnsan tanrının yarattığı bir varlık; maddi bir yapı ile ruhu birleştiren bir tanrı yaratığı. Ona göre Descartes’de hristiyanlığı parantez içine alarak; ‘insan ruhu olan bir makinedir’. Böylece Descartes’le beraber insan dualizmi ortaya çıkıyor.

 Gehlen’e göre Schelerise, önce insan ile hayvan arasındaki ayırıcı özellikleri ortaya koyuyor, insan ve tanrı ilişkisi değil. Scheler, dualizmi keskinleştirerek geistı yaşamın karşısına koyuyor. Bu geist kökenini hayatta bulamayacağına göre dünyanın metafizik temelinde bulur.

 Gehlen’e göre; ruh, tanrı, geist, isteme vs. bunları kabul eden her antropoloji metafizik yapıyor demektir. Oysa antropoloji, metafizik olmamalılıdır. Her türlü metafizik belirlenimleri reddetmeli ve dualizmleri aşmalı. Bu dualizmleri aşacak olan felsefedir. Felsefe, insanı parçalamadan bir bütün içinde ele almalı bunun içinde anahtar bir tema bulmak gerekir. Bu nedenle de felsefe, amprik bir bilim olmalı, bilimlerin verilerinden yararlanmalı.

 Felsefe nasıl amprik bir bilim olacak?

 Şu iki hipotezin kabul edilmesiyle dualizm aşılabilir:

1-İnsan bir bütün olarak tek bir bilimin nesnesi olabilir.

2-İnsan kendi içinde bir bütündür. İnsan ikili bir varlık olarak görülmemelidir. Bunun içinde bütün dualizmleri, en başta da Scheler’i reddetmek.

 Gehlen’in amacı; felsefi olarak amprik bir antropoloji. Bu tezlerini doğrulamak için bir anahtar tema buluyor; eylem. Eylemden yola çıkarak, genel bir antropoloji kurmak. İnsan yapısının eylemle anlaşılabileceğini açıklamak ve antropolojiyi kurmak.

 Gerçekliği önceden görerek ve planlayarak değiştirmek. Kültür, gerçekliği bu şekilde değiştirmenin tamamı, gerçekliğin planlanarak değiştirilmesi kültürle.

 Kültür ancak bir insan topluluğunda ortaya çıkar, o halde eylem, kültür ve insan topluluğu. Ve merkeze eylemi oturtunca, kendisinin kullanacağı amprik yöntem; biyolojik yöntemle olacaktır.

 İnsanı bir bütün içinde ele alacak tek bilim; biyolojik amprik bilim. Bir bütün içinde ele alacak tek bilim; biyolojik amprik bilim. Bir bütün içinde ele alınması nedeniyle de; felsefi antropoloji.

 Gehlen’in felsefi antropolojisi; biyolojik yöntemi kullanan amprik bir bilim.

 

 Gehlen’in Scheler’den aldığı iki şey:

1-İnsan – hayvan karşılaştırması,

2-İnsanın dünyaya açık oluşu.

 Eylem; bilerek ve önceden tasarlayarak gerçekliği değiştirmek. Her şeyin temelinde olan, insan eylemi. Artık insan ruhu ve bedeni birbirinden ayrılmıştır.

 İnsan eylemde bulunan ve terbiye edilen bir varlıktır. Terbiye = moral. Gehlen’in burada yararlandığı, Nietzsche’dir.

 İnsan; 1- henüz tamamlanmamış, mükemmelleşmekte olan bir varlık.

2-İnsan, belirlenmemiş bir varlık.

 Oysa hayvan tamamlanmıştır artık terbiyesi mümkün değil. Çünkü hayvanda, içgüdü var. İnsan, zeki bir varlık olduğu için hem olağanüstü bir varlık hem de bu yüzden tehlikede olan bir varlık.

 Gehlen, neden-sonuç ilişkisi üzerinde durmuyor. Çünkü bu ilişki, insanı metafiziğe götürür. Önemli olan, bir yumak içindeki koşulları irdelemek.

 İnsan eylemi sayesinde her yerde yaşayabilir. Hayvan bunu yapamıyor. Çünkü hayvanın çevresi, insanın dünyası var.

 Kültür, zaten bulunan bir gerçeği önceden planlayarak, yaşam için kulanılır hale getirmek.

 Her türlü eğitim, terbiye, otorite, aile vs. hepsi kültür içinde. Kültür insanın fiziki varoluş koşullarındandır. Oysa hayvan çevresi içinde bilinçsiz olarak yaşıyor. Çünkü kültürü yok. (Gehlen’de eylem; zekaya dayanan eylem. Bu nedenle hayvanın çevresi, insanın ise kültür çevresi var.) İnsanı insan yapan, zekası sayesinde eylemde bulunmak. Bu sayede de dünyaya açık bir varlık.

 İnsanın kendisini doğaya karşı koruyabilecek özel organları yok. Oysa her hayvanın var. Morfolojik açıdan insan, hayvana oranla ilkel bir varlık. Üstelik insan erken doğmuştur. Fetal hatta fetüs evresinde kalmış bir varlık. Eğer insan 19-20 aylık iken doğmuş olsaydı kendini koruyabilecekti. İşte aile kurumu, insanın biyolojik yapısının korunmasızlığından dolayı ortaya çıkıyor.

 Buna karşılık insanda çok önemli bir şey var o da; beyin, çok özelleşmemişse de çok gelişmiş bir beyin. Beyinde her şey var ama geista bağlılık yok. İnsan beynine göre öyle eylemde bulunuyor.

 İnsan algı selinden hayatına yararlı olanları çekip çıkarıyor. Böylece dünya hakkında genel bir görmeye sahip oluyor. İnsan kendisini bu merkezden çıkarıp, kendisinde bir takım potansiyel işlevleri işin içine sokabiliyor ve bu işlevler ileriye dönük aktlar oluyor.

   İnsan, dünyaya açık bir varlık olması nedeniyle, algı seliyle karşı karşıya geliyor. Burada en önemli faktörlerden biri; dil. Dil, algı seli içinde işe en yarayacak olanları çekip çıkarıyor ve onları dile getiriyor.  Dil, en önemli yük azaltıcı.

 İnsanın güdüleri; ihtiyaçları aslında onun içinden gelen şeyler. Bu güdüler bir takım fantazmalar içinde saklıdırlar.

 Eylem, insanın bir ilişkisi bir arzusu ile ilgilidir.  Eylemin oluşumunda ise bu eylemin hiçbir ilgisi yok gibidir, sadece eylem görülür. Oysa bunlar uyku durumundadırlar. Bazen bunlar eyleme kadar ulaşamazlar, saklanırlar. İnsan bu kopma denilen (hiatus) şeyi yaşar. Gerçekleşmeyen bu istem insanın iç dünyasını oluşturur.

 İşte Gehlen, insanın kopmayla oluşan bu dünyasına ‘ruh’ der. Yani gerçekleşmemiş arzular, istekler… ruh denilen şeyi oluştururlar yoksa ruh, metafizik bir varlık değildir. Ruh, insanın iç dünyasındaki her şeydir, onun içselliğidir. Bu nedenle ruh ancak biyolojik olarak ele alınabilir.

 Gehlen, insanı bir bütün içinde ele alarak iki hipotezini gerçekleştirmiştir. Bunu yaparken dualizme kaçmamıştır. Yani insanı, biyolojik yapısından yola çıkarak bir bütün olarak açıklıyor ve böylece de amacına ulaşıyor.

 İnsanı bir bütün olarak ele aldığı bilim; amprik antropoloji.

BERKELEY

Çarşamba, Haziran 3rd, 2009

 BERKELEY (1684- 1753) :

 

‘PHİLONUS İLE HYLAS ARASINDA ÜÇ KONUŞMA’ adlı eserinden:

 

-      Duyulur şeylerden ne anlıyorsun Hylas?

-      Duyularla algılanan şeyleri anlıyorum.

 Berkeley’e göre duyularla algılanmayan şey varolamaz. En küçük acı bile algılanmadan varolamaz.

 Algılayanın duyulmadığı dünya ile algılananın gerçekliği aynı şey olarak görülüyor.

 Ona göre ‘tat’ bizde var. Tat, şeyin içinde olsaydı, kimine hoş, kimine tatlı hatta aynı kişiye bazen tatlı bazen de tiksindirici gelmez, herkes aynı tadı alırdı. Tat bizde olduğundan farklı farklı duyumluyoruz.

 Berkeley, maddeyi varsaymıyor. Ona göre madde diye bir şey yoktur. Madde/şeyler, bizim zihnimizdeki duyulardır/algılardır. Eğer biz algılamazsak o madde yoktur.

  ‘Varolmak algılanmış olmaktır’.

 Bir objede ne yaygınlık ne de şekil vardır, bunlar bizdedir. Ayrıca ‘zaman’ da biz algıladığımız için vardır.

‘Katılık’ birine yumuşak bir başkasına sert gelebilir. O halde, objenin direnişi     bizdedir.

 Doğrudan doğruya algılanan şey fikirdir. Hiçbir ideanın zihin dışında varolamayacağı gerçek şeydir.

 Bütün duyulur şeyler, doğrudan doğruya algılanabilen şeylerdir. Doğrudan algılanan şeyler; idealardır. İdeaların bulundukları yer ise zihindir.

Şeyler benim algıladığım zaman vardır, algılamadığım da ise o şey benim için yoktur. Ancak o şeyi her zaman tanrı algıladığından o şey de her zaman vardır. Yani ben algılamasam da o şey, tanrı algıladığı için var.

Berkeley’e göre şüphe, maddeyi varsaymaktan kaynaklanmaktadır. Eğer maddeyi varsaymazsak, skeptisizmin sona ereceğini söylüyor.

Berkeley, ‘tanrıyı nereden biliyoruz?’ sorusuna idealarla diye cevap verir.

 

 İki tip varlık var:

      1. Pasif şeyler; hakkında idealarımız  olan şeyler.

      2. Aktif şeyler; espri ya da ruh bunların ideaları yok.

     

      Madde – tanrı farkı:

      Madde; hareketsiz, pasif, cansız. Oysa tanrı; hareket edebiliyor, aktif, canlı. Madde algılayamıyor, bu nedenle de algılayamıyor ve ideaları yok. Tanrı, algılayabiliyor ve her şeyin ideası onun zihninde. Kendimden hareketle madde nosyonum olamıyor ama tanrı bilincim olabiliyor.

 

         İki çeşit varlık tarzı var; a) algılayanlar, b) algılananlar.

 Berkeley, ideaların arkasını arıyor. Duyumlarımızın dışında bir şey algılıyor muyuz? Hayır. Eğer algılasak bile, o da bir duyumdur/ideadır. Yalnızca töz, ruhtur. (Descartes’de madde de, tözdü)

 ‘Maddenin bana, beyazlığı, sıcaklığı verebilmesi için onun da benim gibi algılaması lazım ki; bana bunları verebilsin. Bunları veremez çünkü; madde, pasiftir, cansızdır…İdeaları oluşturan algılardır. İdeaların arkasındakileri algılayamıyorsak, onun ne olduğunu bilemiyoruz demektir. O halde, bilmediğimiz şeyin varolduğunu nasıl öne sürüyoruz? Bazılarının varlığından emin olduğu maddeyi varsaymak zorunda değiliz. Onu varsaymazsak, şu andaki bilgimizden bir eksilme olmaz.’

 Berkeley’in bütün derdi işte bu; kesin bilginin olanaklı olduğunu göstermek. İdeaların arkasındakini bilmiyoruz dedikleri an, bilginin kesinliği tehlikeye düşer. Olanaksız hale gelir. Oysa maddenin kaldırılması bilgiye kesinlik verir.

 Yerkaplama örneği; bir masaya çeşitli yerlerden bakınca büyük ya da küçük görülüyor. O halde, yerkaplama, şekil bizde olan bir şey.

 İdeler yahut düşünmeyen şeyler hakkındaki bilgimiz çok bulanık ve karışık hale getirilmiştir. Berkeley bu karışıklığı gidermek istiyor.

 Birçok tehlikelerle, hatalara sevkedilmişiz. Bunun sebebi:

 Duyum konusu olan şeylerin iki türlü varlığını farzetmek;

1-Zihinde oluş

2-Gerçek ve zihin dışı oluş (Bununla Berkeley, Kant’ın ‘dingansich’ dediği şeyi kastediyor. Bunun ne olduğunu bilmediğimiz halde varolduğunu farzediyoruz. Dolayısı ile bilginin de kesinliği ortadan kalkıyor, şüphe edilir hale geliyor. Bunu varsaymazsak, bilgimiz mutlak/kesin olur.)

 

Doğru bilgi; idelerle şeyler arasında değil, idelerle ideler arasındadır. İdeler şeylere değil, ideler; idelere benzer. Bana gelen ideler, benim irademin ürünü değildir. O halde bunları meydana getiren başka iradeler ya da ruh vardır o da tanrıdır.