Posts Tagged ‘D.HUME’

FELSEFİ

Pazar, Ağustos 31st, 2014

Felsefe, soru sormakla başlar.

NUSRET HIZIR

- Metafizik, bir varlık anlayışıdır.

- Her din bir tanrı anlayışı her tanrı anlayışı da bir varlık anlayışıdır…

- ‘İyi’ ve ‘kötü’ kavramları, indüksiyon (tümevarım) yoluyla yapılmış birer çıkarımdır.

- Bilim  nesne, felsefe ise bir anlam araştırmasıdır.

- Başlangıç soruları felsefeyi ilgilendirmez. Başlangıç sorularına verilen cevaplar, bilgisel olmadığı için bir teoridir. Ancak bunu teorinin bilgisel olan yanıyla karıştırmamak gerekir. “Adem ile Havva” bir teori değil, bir mitostur. Darwin’in ki ise kaynaklara dayalı bir teoridir.

- Filozoflarla çocuklar birbirine benzer, her ikisi de sorularını direkt olarak “bu nedir?” diye sorarlar.

- Çocuklara sadece kendi çıkarlarını korumayı öğrettiğimizden, büyüdüklerinde de kendi çıkarlarını, “insan hakları” zannediyorlar.

    IOANNA KUÇURADİ

——

- Her yeni şey öğrendiğimde, bilmediklerimin ne kadar çok olduğunu anlıyorum.

EİNSTEİN

- Hakikati araştırmak, ona sahip olmaktan daha değerlidir.

GOTTFRİED LESSİNG

-Dünyada, bir filozofun lafını etmeyeceği kadar, saçma bir şey yoktur.

DESCARTES

- Görmek istemeyen kadar, kimse “kör” değildir.

İBN-İ SİNA

- Sahiplenmeden üretmek, kendini empoze etmeden hareket etmek, egemen olmadan gelişmek esastır. (Çin toplumuna dair çıkardığı sonuç)

- Bilim felsefenin başarılarından, felsefeyse bilimin başarısızlıklarından örülmüştür.

- İnsanlar hakikati yalnızca kendilerinin bildiğini sandıkları için, birbirlerine zulmediyorlar.

B. RUSSELL

 – Az bilmek için, çok okumak gerekir.

C. MONTESQUİEU

 – Gerçek ancak yalnızlıkta bulunur.

G. ORTEGA

 – İlerleme, bir fikirdir.

- Disiplinli hayvan, insana benzer. (Disiplinsiz insan da hayvana benzer.)

- Kant’ın, hem amprizmi hem de rasyonalizmi eleştiren ünlü sözü:

“Görüsüz (deneysel olmayan) kavramlar(akıl) boş, kavramsız görüler kördür”.

- Bilgi, deneysel duyu verilerinin aklın formlarında işlenmesiyle oluşur.

Özgürlük; ahlak yasasının varlık nedeni, ahlak yasası ise özgürlüğün bilinme nedenidir.

- Pozitif özgürlük; istemenin, saf aklın bir yasası (ahlak yasası) tarafından belirlenmesi.

- Negatif özgürlük; hiç bir şey tarafından belirlenmeme, bir şeyi gerçekleştirirken engellenmemeyi talep ediyor.

- Bende sonsuz hayranlık uyandıran iki şey vardır; üstümüzdeki yıldızlarla dolu “gök” ve içimizdeki şaşmaz “vicdan yasası”.

KANT

———-

- Değerli olan hiçbir şey, başka bir şeyle ölçülemez.

Prof. AHMET ARSLAN

 – Akılsız insanın durumu ve karakter; iyiliğini ve kötülüğünü kendisinden beklemez, hep başkalarından bekler.

- Bilge insanın durumu ve karakteri; başına gelecek bütün iyiliği ve kötülüğü kendisinden bekler.

- Karşılaşılan zorluklar ne kadar büyükse, bunların üstesinden gelmek de o kadar gurur vericidir.

EPİKTETOS

 – “Boş zaman” yoktur, “boşa geçen zaman” vardır.

TAGORE

 – İyi bir bilim insanı, kendisini kavramlardan kurtarır ve varolanı görmek için zihnini açık tutar.

LAO TZU

- Hayatın temelinde, “acı” vardır.

- İbadetler, nafile tekrarlardan ibarettir. Sadece “gerçek” var.

- “Sonsuz” olan, “sonlu olana” indirgenemez.

- İnsanların acıları, maddeye ve fikirlere olan bağlılıklarından kaynaklanır.

- “En basiti başarmaktır”, en zor olan.

BUDHA

- Karanlığa küfredeceğine, kalk bir mum yak.

KONFÜCYUS

- Bana en uzak birine de yapsanız, bana yapmış olursunuz.

Hz. İSA

- Hayatımızdaki en önemli iki gün; doğduğumuz gün ve neden doğduğumuzu anladığımız gündür.

MARK TWAİN

- Ne kadar okursan oku, bilgine, yakışır şekilde davranmıyorsan cahilsin demektir.

SADİ ŞİRAZİ

- Bir tapınağın olması, kendine tapınmaktan daha iyidir.

- Keşif yoluyla bize gelen bilgilerle, peygambere gelen bilgiler aynıdır.

- İmanın yarısı, şüphedir.

- Musiki; aşığın aşkını, fasığın fıskını artırır.

GAZZALİ

- Bir sözü dinleten; (1) hikmettir, (2) kudrettir.

HİLMİ OFLAZ

- Bügün öleceksin diye “niye korkuyorsun”, bu dünyanın yasasıdır. Senden önce yaşamış o kadar değerli insan hiç seslerini çıkarmadan öldüler. Sana ne oluyor? Sen kim oluyorsun da ölüme karşı çıkıyorsun?

LUCRETİUS

- Her belirleme, bir yadsımadır.

- Her şey kendi varlığı içinde sürekliliğini korumaya çalışır.

- Özgürlük, zorunluluğun bilincine varmaktır.

- İnsan varlığını sürdürmek isteğindedir. İyi ve kötü bu istemden kaynaklanır.

- İnsan bir şeyi istiyorsa “iyi” diyor, istemiyorsa “kötü” diyor.

SPİNOZA

- Bütün bilgilerimiz tecrübe ile başlar ama tecrübe ile bitmez.

- Tümevarım bir mitostur.

D. HUME

- İnsan özgür doğar ama hayatın her anında zincire mahkum edilir.

- Bütün kavgaların, felaketlerin, tüm kötülüklerin anası; “özel mülkiyet”tir. Özel mülkiyetin olmadığı yerde haksızlık da yoktur.

J.J.ROUSSEAU

- Bilgi, kuvvettir.

- Mutlu olmak için, doğayla uyum içerinde olmak gerekir.

F.BACON

MARX:

- Tarihi yapan insandır…

- Alt yapı, üst yapıyı belirler…

- İnsanlık tarihi, sınıf çelişkisinden ibarettir.

- Komünizmin önündeki engel, burjuvazinin eksikliğidir.

- Din, ruhsuz bir dünyanın ruhu, ezilenlerin haykırışı,, kalpsiz bir dünyanın kalbidir. Din, kitlelerin afyonudur.

- İnsan, ne üretirse ona yabancılaşır.

- Kapitalist, kendisinin kapitalist olmasından sorumlu değildir ama ilişkilerin kurulmasına yardımcı olduğu için sorumludur.

- Toplumsal reformlar, güçlünün zayıflığından ötürü değil, zayıfın gücünden ötürü gerçekleşir.

- Bir memleket iki şekilde talan edilir; düşmanlar ve bizzat o ülkenin kendi maliyesi tarafından.

- Zorun güzelliği, doğallığındadır.

- Mülkiyet hırsızlıktır.

———-

- İhtiyaç, icadın anasıdır.

- Felsefe, mantık ve diyalektikten oluşur.

- Erkek burjuvazidir, karısıysa proleteryayı temsil eder.

- Ne mutlu o yoksullara ki, öteki dünya onlarındır ve er ya da geç bu dünyada onların olacaktır.

ENGELS

- Az gelişmiş toplumlarda ordu, kendi halkına karşı kullanılmak için vardır.

- Her devrimin temel sorunu, iktidar olmak içindir.

- Yumurtalar kırılmadan, “omlet” (devrim) olmaz.

LENİN

- Ölüm, başkalarının işidir.

- Varlık dediğimiz, hiçin hiçmesidir. Aslında her şeyle hiçbir şey, aynı şeydir.

- Hüzün, en büyük muhalefettir.

- İnsan, zamanın merhametsiz ve karşı durulmaz ırmağına atılmış olduğundan, mahvından başka hiçbir şey bekleyemez. Bu yüzden hayal kırıklığına da uğratılamaz. Aksine insan, varlığının sonluluğunu görerek; üstün, soğuk bir zafer duygusu yaratabilir.

HEIDEGGER

- Biz varken “ölüm” yok, ölüm varken de “biz” yokuz.

EPIKUROS

- İnsan, her şeyin ölçüsüdür.

PROTOGORAS

————

- Aşk, acı veren zihinsel bir hastalıktır.

- Sorgulanmayan bir hayat, yaşanmaya değmez.

- Savaşın sonunu, sadece “ölüler” görür.

- Cesaret, tehlike karşısında akıl ve zekanın kullanılmasıdır.

- İki kişinin bildiği, “sır” değildir.

- (Demokrasilerde) Güzel sözlü demogoglar, kötü de olsa başa geçebilirler. Oy toplamasını bilen herkesin, devleti idare edebileceği zannedilir.

- Adil birey = adil toplum = adil devlet.

- Adalet, herkesin kendi işini yapması, başkasının işine karışmamasıdır.

- Doğru olan, bilgidir.

PLATON

- İnsan, insanın kurdudur. /Homo, homini lupus.

T. HOBBES

- Karekterin ne ise kaderin odur.

- Aynı ırmağa, iki defa girilmez.

- Savaş, her şeyin babasıdır.

HERAKLEİTOS

- Varoluş, özden önce gelir.

- Cehennem, başkalarıdır.

- İnsan olmak istediği, kendini tasarladığı şeydir.

- Tanrı olsaydı, yaptıklarımızın hiçbirinden sorumlu olmazdık ama tanrı yok ve biz, tüm yaptıklarımızdan sorumluyuz.

SARTRE

- Bazı değerler ve bazı yaşam biçimleri birbirinden ne daha iyi ne daha kötüdür. Olsa olsa farklı şekillerde her biri yine kendi içinde değerli ve kendi içinde anlamlı yaşam biçimleridir.

- Farklılık ve çeşitliliklerin, hoş görüldüğü bir toplum olmak yeterli değildir. Aynı zamanda, bu çeşitliliklerin onaylandığı ve özendirildiği toplumlarda insanlar dolu dolu yaşayabilsin.

İSAİAH BERLİN

- Komiserin manivelası, “devrim”. Dava, “alt yapıyı” değiştirmek, “üst yapı” kendiliğinden değişir.

- “Yogi” içinse kurtuluş, içimizde. “Aksiyon” bir tuzak, komiserle yogi uzlaşamaz.

ARTUR KOESTLER

HİLMİ ZİYA ÜLKEN:

“Kendini başka varlıklara irca ederek açıklamak, insanı mahiyetine aykırı bir tarz da düşünmek demektir…Varolanı kendisinin dışında, totolojiye bağlı bir şarta/töze bağladığımızda, onu bütünüyle bu töze indirgeyebilmek için zorunlu olarak bir kozalite ilişkisi geliştirmek durumunda kalıyoruz..

Mikro düzeyde ise cisim, parçacıklar bütünü olarak görüldüğünden parça-bütün ilişkisi kurulmaya çalışılmaktadır.

Yeni diyalektik materyalistlerden bazıları, bu esrarlı ve kör maddeden hür insan kişiliğine kadar yükselmenin güçlüklerini fark ettikleri için, elemanter ilk maddede dahi bir ruh ve bilinç unsurunun bulunduğunu ve bu kuvvenin gelişmesinden yüksek realitelerin doğduğunu kabule mecbur kalmışlardır”.

…/…

- Doğanın dili, matematiktir.

PİTAGORAS

Tarih, ebedi döngüsel harekettir..

- Bugünkü insan, hayvanla “üstinsan” arasında gerilmiş bir konumdadır.

- Yaşadığın güçlükler seni öldürmüyorsa daha güçlü kılar.

- Kendi başına “iyi” ve “kötü” yoktur. Hayatın temeli “güç istemi”dir.

- Ben, eserim için yaşıyorum.

- Sanat, yaşamın en büyük uyaranıdır.

- Herkes aynı şeyi ister, herkes aynıdır; farklı hisseden insanlar, tımarhaneye gönüllü olarak gider.

- Hiçbir şey, diyalektik bir etkiden daha kolay silinmez.

- Dünyanın varoluşunun sadece estetik bir olgu olarak doğrulanması, yaşamın devamı için baştan çıkarıcıdır.

- İnsan mümkün olan en büyük gücü ve ihtişamı, gerçekte hiç elde etmemiş olsaydı; ahlak suçlanacak mıydı? Böylece ahlakın kendisi, tehlikelerin en tehlikelisidir.

- Eğer, her insanın eşit değerde olduğunu gören ya da seven ve ölümsüz bir ruha sahip olduğunu düşünen bir tanrı yoksa, neden hepimizin eşit ahlaki düşünmeyi hakettiğini düşünüyoruz.

- Hiçbir öğreti, en son hakikati ortaya koyamaz.

- Kim mutlu edebilir seni, sen hazır değilsen.

- Kimse öfkeli insan kadar, yalan söyleyemez.

- Bana yalan söylemiş olman değil, artık sana inanmamam sarsıyor beni.

NİETZSCHE

- Sıradan insanların huzurlu olmalarının nedeni, düşüncelerinin olmamasıdır.

ROMAİN ROLAND

- Kendini bulmak, başkalarının seninle ilgili ne düşündüklerinden kurtulmaktır.

- İyi insanların kurallara ihtiyacı yoktur. Çünkü onlar, empatiyle yaşarlar.

ZATA

- Varolmak, algılanmış olmaktır. Varolan her şey bir tanrı düşüncesidir, madde diye bir şey yoktur. Bizim şeyler hakkındaki bilgilerimiz de sadece birer duyum ve algıdan ibarettir.

GEORGE BERKELEY

- “İnsanlık tarihi”, bir kavram tarihidir. Öznenin, nesnel gerçekliği kavrama dönüştürme sürecidir.

- İnsanı yapan, “tarih”tir.

HEGEL

- Kesin olan bir şey varsa o da “varolma”nın olduğu, “hiçliğin” ise olmadığı.

PARMENİDES

- Hiç bir kitap, ruhumuzu “Upanişadlar” kadar yüceltemez. Hayatımın acılarını onlarla avuttum, ölürken de onlar beni teselli edecek.

- Dünyanın en yoksul insanı, “paradan” başka hiçbir şeyi olmayandır.

- Birbirlerini en çok büyüleyenler, birbirlerini en çok tamamlayanlardır.

- Herkes kendinde eksik olanı sever.

ARTUR SCHOPENHAUER

- İnsan, “simgeleştiren” bir hayvandır, bu sayede düşünür.

E. CASSIRER

- İnsan, korku içinde özgürlüğün imkanını keşfeder. “Özgürlük imkanı” ise karar vermektir.

- Öznellik hakikattir.

- Bireye tek olma imkanı vermeyen, kollektivizm şeytandır.

- Tek insan, tanrı karşısında sorumlu olan insandır.

- Yabancılaşma, kitle içinde kaybolmaktır.

S. KİERKEGAARD

- İnsan, makrokozmosda bir mikrokozmosdur.

M. SCHELER

- İnsan, büyüklüğünü bir uca giderek değil, her iki uca dokunarak gösterir.

- İnsan doğa karşısında, incecik “saz dalı” gibi güçsüzdür ama düşünme yeteneği sayesinde, bu düşünen saz dalı doğaya üstündür.

- Şu sonsuz uzayın, ezeli sessizliği beni korkutuyor!

- Güce dayanmayan adalet; aciz, adalete dayanmayan güç; zalimdir.

- Anarşinin kaynağı, devlettir.

PASCAL

- Okumak; yaymaktır, anlam üretimidir.

- Filozof, kendi kendine soru soran kişidir.

NERMİ UYGUR

- İdeoloji, kendine göre bir mantığı ve tutarlılığı olan, belli bir toplum içinde tarihi bir görevi bulunan, bir tasavvurlar (imajlar, mitler, ve fikirler) bütünüdür.

- Ayrıca ideoloji; maddi yaşamı din, ahlak ve bir anlamda da felsefe düşüncesiyle açıklayan tasarımlara ilişkindir. Kısaca ideoloji, bilim öncesi düşüncedir. Bilim düşüncesi ise tarihi ve toplumu, maddi yaşamın temel koşullarına göre açıklamaktır.

ALTHUSSER

- Tarihsel ve entellektüel atıklar, sanayi atıklarından daha büyük ve ciddi bir sorun yaratır. Yüzyıllar sürmüş olan saçmalıkların çökeltisinden bizi kim kurtaracak?

JEAN BAUDRİLLARD

- Gerçek göçebeler, bir yerden başka bir yere gidenler değil, aksine oldukları yerden kıpırdayamayanlardır. Belli kodlardan kaçarak aynı yerde kalmak için göçebeleşenlerdir.

GİLLES DELEUZE

- İki ayrı sonsuz olamaz. Bir noktada ikisi de birbiriyle kesişir.

ZENON

- Dışarıdan bakıldığında bir kozmos, içeriden bakıldığında ise bir kaos gördüm.

- Aza sahip olan değil, çok isteyen fakirdir.

- Hayatı komedi sayanlar, son espiriyi iyi düşünsünler.

- Konuşmayı çok erken öğrendim, susmayı öğrenmem içinse yaşlanmam gerekti.

- Her dahi, bir parça delidir.

- Konuşma, insanın aklını diliyle kullanma sanatıdır.

- Yüreği yılmadan düşen, dizleri üzerinde savaşmayı sürdürür.

SENECA

- Hiçbir şey, gerçeğin kendisinden daha şaşırtıcı değildir.

ERWİN KİRC

- Felsefe, ruhsal bir ihtiyaçtır. Filozof, gerçekten felsefe yapabilmek için ölmesini öğrenmelidir. Fakat yeni felsefe bizden, bunun tam aksini istiyor; filozof eğer gerçekten felsefe yapmak istiyorsa, yaşamayı öğrenmelidir.

- Ufak tefek şeyler mükemmelliği yaratır, mükemmellik ise ufak tefek bir şey değildir.

MİCHELANGELO

BİLİM FELSEFESİ-2

Pazartesi, Temmuz 27th, 2009

 D. Hume:

 Olgular gelecek hakkında temel sağlayamaz. Geçmişte olup bitenlere bakarak akıl yürütemeyiz. Tümevarım olasılıklıdır, bu yüzden temelsizdir. Sadece olasılıklı olarak bilebiliriz. Nedensellik ilişkisi kurma bizdeki bir alışkanlıktan dolayıdır. Çünkü nedenselliği ne görüyoruz ne de algılıyoruz. Geçmiş yargılarımızın gelecek için temel sağlamadığından dolayı tümevarım temelsizdir.

 Güneşin şimdiye kadar doğmuş olması, her zaman doğacağını gerektirmez.

 

Conventionalizm è Zorunluluk è Dilsel mantıkçılık

 

Pozitivizm è Olumsallık è Deneysellik

 

Pozitivistlere göre doğa yasalarının mantıksal zorunlulukları yoktur.

Conventionalistlere göre ise, uylaşmanın olmasıdır.

W.Wright ise her ikisinden de sözetmek için bir ‘ara’ kavram getiriyor; ‘doğal zorunluluk’.       Zorunluluğun illa mantıksal ve deneysel olması gerekmez, diyor.

 

Zorunluluk:

*Mantıksal; kipler mantığı, zorunlu – olumsal, olanaklı – olanaksız.

*Fiziksel; doğal zorunluluk, A, B’yi yaparsa B hareket eder.

*Tekniksel; her şeyin bir sırası var. A’yı koymadan B’yi koyamazsın.

*Ödevsel; A doğruysa A’yı yap.

 

Pozitivistlere göre evrensel hakikat; deneysel, olumsal olmalı. Conventionalistlere göreyse, mantıksal olarak zorunlu olmalı.

 

Eylemleri, dürtüleri eyleme bağlayan davranış örüleriyle açıklamak, irade özgürlüğünü determinist bir anlayışla açıklamak demektir.

 Hampbell’e göre tarihsel açıklamaların genel yasalara dayandırılması, tarihte yasa olmadığını değil, bulunamadığını bu yasaların henüz keşfedilemediğini gösterir.

 Temel yasalı açıklamanın bir başka savunucusu K.Poper, Hampbell’e yakın bir anlayışa sahip; “tarihte yasaların uygulanamaması, tarihte yasa olmadığını göstermez. Biz bu yasaları keşfedersek ideal bir toplum kurabiliriz. Toplum mühendislerimiz olur”.

 Hampbell!e en büyük tepki W. Dray’den geliyor. Ona göre tarihte yasa yoktur. Tarihsel olaylar genel yasalara dayanmaz.

 Dray’e göre bir eylemi açıklama; bir eylem belli bir durumda yapılan ussal bir açıklamadır.

 Dray, ussal açıklamasını bir takım amaç, eylem ve ereksel olarak koyacak yerde, ussal olan nedir? Neyin yapılması gerekir, ona bakıyor. Brütüs’ün Sezar’ı neden öldürdüğüne bakacağı yerde Brütüs’ün yaptığını değerlendirmeye, yargılamaya kalkıyor.

 

 Eylem felsefesinde tartışmalara yeni bir boyut getiren;

 

  Elizabeth Anscombe :

 

 Bir davranışın açılanmasında o davranışın betimlenmesi çok büyük önem taşır. Bu açıklama, betimleme şu ya da bu şekilde bizim açıklamamızı etkileyecektir. İsteyimsel olarak yapılmış bir davranış başka bir durumda istenmeden yapılmış olabilir.

 Örnek; “buzda yürürken kaydı düştü ve elindeki şemsiye de camı kırdı”. Yapılan açıklama:

 1-Bilerek kayıp kırdı.

 2-Bilmeden, istemeyerek yaptı.

Yapacağımız açıklama o davranışın izahında çok önemli rol oynar. Betimlemeyi farklı yapınca açıklamada farklı oluyor.

 Anscombe’ye göre kimi durumda nedensel açıklama yapılır kimi durumda da isteyimselliğin, ereğin girdiği yerde de ereksel açıklama yapılır.

 Ona göre isteyimsel, erekli bir davranışı açıklayacak olan ‘pratik tasım’dır.

Büyük öncül (istenen şey);“Bütün insanlar ölümlüdür”

Küçük öncül (bir eylem); “Sokrates bir insandır”

Sonuç (bir eylem) ; “Sokrates de ölümlüdür”.

 

 Aristoteles’in dedüktüf tasımına göre öncüller doğruysa, sonuçta zorunlu olarak doğrudur. Pratik tasım da ise öncüllerle sonucun birbirine uygun olması önemli.

 

 W.Wright, Hampbell’in tümel yasalı açıklama modelinin sadece doğa bilimlerinde geçerli olduğunu, insan etkinlikleri alanın da ise pratik tasımın geçerli olduğunu söylüyor.

 

 Marx’ın gençlik dönemini kabul eden Frankfurt okulu, bunlar; Fromme, Adorno, Habermas ve Marcuse.

 Tez; Hampbell

 Antitez; hermeneutik / yorumsamacılar

 Sentez; Yeni Frankfurt okulu.

 

Son olarak W. Wright’ın yaklaşımında çıkarabileceğimiz bilimsel yaklaşımlar:

a)Nedensel açıklama:

  *1.dönem; Compte, J.S.Mill

  *2.dönem; Viyana çevresi, Hampbell

b)Yorumsama / anlama

  *Eski yorumsama; Dilthey

  *Yeni yorumsama; Draysen, P.Winch, A. Anscombe

c)Açıklama+Anlama (eleştiri):

  *19.yy Marx, Freud

  *20.yy Yeni Frankfurt okulu.

 

 Hambell’in modelinde yasaları bildikten sonra öndeyide bulunmak yersiz. Yasalar iyi binmiyorsa öndeyide bulunulur.

 

  KARL POPER :

 

 “Bilimsel olan deney ve gözlemle doğrulanabilir ve bu nedenle güvenilir olan değildir. Deney ve gözlemle doğrulanabilir olması bilimsel olmayı gerektirmez”.

 T. Kuhn; “önyargısızlığın olduğu yerde bilimden sözedilemez”.

 Poper ve Kuhn, yaygın bilim anlayışına karşı çıkıyorlar. Problemleri; bilimsel olala olmayanı nasıl ayıdedeceğiz?

 Poper’a göre yaygın bilim anlayışı, “bilim, deney ve gözlem yöntemiyle metafizikten ayrılır”. Ona göre bilimin yöntemi varsa sözde bilimin de yöntemi vardır. Bu konuda Poper, astrolojiden örnek vererek onun da deney ve gözleme dayandığını söylüyor.

 Kısaca yöntemine bakarak bilim olanla olmayan ayırt edilemez, der.

 Poper bu alanda 4 tür kuramdan sözeder:

 

 1-Marx’ın tarih kuramı,

 2-Freud’un psikanalizi,

 3-A.Adler’in bireysel psikolojisi,

 4-Einstein’ın görelilik kuramı.

 

 Poper’a göre ilk üç kuramın bilimselliğinden şüphe edilebilir ama Einstein’ınkinden şüphe edilemez. Poper diğer üç kuramı ilkel mitoslara benzetir.

 Bu üç kuramın ortak yanları:

 *Olguları öyle bir açıklayışları var ki, dünyada açıklanamayacak tek bir olgu bırakmıyorlar

 *İnsanların yeni bir hakikate gözlerini açması gibi görünüyor.

 *Kuramlarını her defasında doğrulamak. Doğrulukları o kadar açık ki, insanlar bunu görmüyorsa örneğin Marx’a göre ya sınıf çıkarlarına ters düştüğü içindir ya da inanmadıklarından görmüyorlardır.

 *Sözkonusu kuramlar, kendilerini doğrulayan deney ve gözlemlerin bitmez tükenmez olması. Örneğin bir Maxsist hep kendi kuramının doğrulandığını görecektir.

 *Bu kuramların hiçbir zaman yanlışlanamaz ve çürütülemez olduklarını söylüyorlar. Bunun nedeni çok genel kuramlar olması. Öndeyileri tamamen kaypak ve belirsizdir. Şu ya da bu şekilde her şey bu kuramlara sokulabiliyor.

 

 Bunlara karşılık Einstein’ın kuramı sınanabilir dolayısıyla yanlışlanabilirdir.

“Işık ağır cisimler tarafından çekilir”. Bu önerme deney ve gözlemle doğrulanamazsa yanlışlanmış olur.

 Poper’a göre alanımızı ne kadar daraltırsak önermemiz de o kadar güçlü olur. Sürekli olarak önermeyi yanlışlamaya çalışmak, her yanlışlandığında önerme karşımıza daha güçlü çıkar.

 Poper görüşlerinden bir takım sonuçlar çıkarıyor:

 

1-Amacınız doğrulamaksa her kuramı doğrulayabilirsiniz.

2-Doğrulama, öndeyide yanlışlanma riskini göze almışsa bilimseldir.

3-Bir kuram ne kadar yasak koyuyorsa o kadar güçlüdür.

4-Akla gelebilecek bir şeyle o kuramı çürütemiyorsanız o kuram bilimsel değildir.

5-Bir kuramı sınıyorsanız doğrulamaya değil, yanlışlamaya çalışıyorsunuz demektir.

6-Doğrulanmış bir kuram, ussal bir sınayışın sonucuysa o kuram benimsenmemelidir.

7-Bazı sınanabilir kuramlar yanlışlandığında bile taraftarları tarafından terk edilmez. İşte Marx’ın kuramı böyledir. Yanlışlandığı halde kuram hep ek kuramlarla (ad-hock) hep yeniden düzenlenmeye çalışılır.

 Başlangıçta Marx’ın kuramı bilimseldi, sınanabilirdi. Sınandı ve yanlışlandı. Daha sonra izleyicileri tarafından sınanamaz hale getirildi.

 

 Freud ve Adler’in kuramı ise daha başlangıçta bilimsel değildi. Bunlar kaypak birer ilkel mitos olmalarına rağmen bilime katkıda bulunabilrler.

 

 Poper, “ben bilim ile sözde bilim arasında sınır çizmeye çalışıyorum. Bun da demercation problemi diyorum. Ve bu problemin çözümü de benim yanlışlanabilirlik ölçütümdür”.

 

 Poper’a yanlışlanabilirlik ölçütünü Wittegenstein’dan mı aldın diyenlere, “hayır ondan 30 yıl sonra onun ‘anlamlılık’ kuramını çürütmek için geliştirdim”, der.

 

  Wittegenstein’ın anlamlılık kuramı:

 

 Felsefenin ve metafiziğin önermeleri metafiziktir, sözde önermelerdir. Bütün anlamlı önermeler temel ya da atomik önermelere indirgenebilir. Bunlara dayanmayan önermeler, anlamsız önermelerdir. Mümkün bütün önrmleri atomik önermelerle açıklayabiliriz.

 Bütün mümkün durumları gösteren atomik önermeler:

 

       (p,q):                                  (p,q)

 

  1-  (p => q) Λ(q=>p)     8-  pq

 

 2-  (pΛq)                9-   p

 

 3- (q=>p)                10-   q

 

 4- (pvq)                  11-   (pΛq)

 

 5- (q)                    12-   pΛp

 

 6-  p                      13-   qΛp

 

 7-  (pΛq)v(qΛp)     14-   (pΛp)Λ(qΛp)

 

 

 Herhangi bir önerme, bu önermelerle çelişiyorsa bu durumda o önerme anlamsız önermedir.

 Poper’a göre Wittegenstein, bilimi felsefenin karşısına koyuyor. Çünkü ona göre felsefenin önermeleri aşkındır ve üzerinde konuşulamaz. Yukardaki önermelerle temellendirilemezler.

 Poper’a göre ise hiçbir bilimsel kuram gözlem önermelerinden türetilemez. Hiçbir bilimsel kuram gözlem önermelerinin sonucu olamaz. Poper’ın en can alıcı yanı burası.

 “Ben doğrulanabilirliğin yerine yanlışlanabilirliği koymadım çünkü bunlar bakışımsızdır(asimetriktir)”.

 Bir önerme milyonlarca gözlem ile doğrulanabilir ama yine de doğruluğundan emin olamayız. Buna rağmen bir gözlemle doğruluğundan emin olabiliriz.

 Örnek; “bütün kuğular beyazdır” önermesini milyonlarca kuğu bile doğrulayamaz. Buna karşılık tek bir siyah kuğu bu önermeyi yanlışlamaya yeter.

 Neden tümevarım sonucu elde edilmiş sonuçtan emin olamayız. Çünkü Poper’a göre tümevarım temelsizdir.

 Poper’a göre bir önermenin yanlışlanabilir olması onu bilimsel kılar.

 

 Poper’a göre 2 tutum var:

 1-Dogmatik tutum; doğrulamacıdırlar, Viyana çevresi.

 2-Eleştirel tutum; bilimsel tutum. Varsayımları ve sanıları değiştirmeye hatta vazgeçmeye  her zaman hazırdır. Kuramlarımızın ne taşıdığı tümdengelimle ortaya koyabilir ve eleştirel tutumla açıklayabiliriz. Hiçbir kuram gözlem önermeleriyle temellendirilemez. Çünkü gözlem önermeleri tümevarım ile elde edilmiştir. Tümevarım ise mitostur.

 Şu anda bilimin yaptığı iş sanrılarladır. Bir yerde bilim inanç üzerine kurulmuştur.

 Tekrarlanan gözlemler ve deneyimler bilimde sanılarımızın ya da varsayımlarımızın sınanması olarak iş görürler.

 Deney – gözlem, kuramlarımızı doğrulamak için değil çürütmek için bir sınamadır.

 Geleneksel yanlışlık, tümevarımın bir demercation sağladığına inanılır.

 Tümevarım bilimsel doğrulanabilir olanla doğrulanabilir olmayanı sağlıyor.

 Tümevarım, kesi sonuçlar vermez. Olasılıklı bilgi vermesi de birşeyi değiştirmez.

 Sonuç; bir kuramın yanlışlığı ancak deneyden çıkarılabilir. Doğruluğu deney ve gözlemden çıkarılamaz.

 Dogmatik tutum, düşük olasılıklı yüksek kuramları tercih eder.

 Eleştirel tutum, yüksek olasılıklı düşük kuramları tercih eder.

 Poper’a göre öndeyide, kehanette bulunan hep Marxizm ve bazı tarih felsefecileridir:

 1-Tarihsici toplum görüşü

 2-Tarihsici siyaset öğretisi.

 Poper’a göre doğa bilimlerinde öndeyide bulunulabilir. Bilimin önermeleri koşullu/hipotetik önermelerdir.

 Örnek; kızılsa kırmızı lekeler görülür.

             Hasta kızıldır.

             O halde kırmızı lekeler görülecektir. (öndeyi)

 

Öndeyi zaten yasanın mantıksal bir sonucu. Toplumbilimlerinde, doğa bilimlerindeki gibi genel düzenlilikler olmadığı için öndeyide bulunamıyoruz. Örneğin doğa olaylarında; “güneş her yıl şu tarihte tutulur”, diyebiliyoruz. Oysa toplumsal olaylarda örneğin Fransız ihtilalinin ne zaman gerçekleşeceğini bilemeyiz.