Posts Tagged ‘değerlendirme’

EĞİTİME GİRİŞ

Pazartesi, Aralık 21st, 2009

 

 Eğitim nedir?

 Eğitim; Bireyin kendi yaşantısı yoluyla kalıcı istendik davranış değişikliği geliştirme sürecidir.

 Eğitimde davranış; organizmanın içinde ve dışında olup biten her türlü fonksiyonel değişmelerdir.

 Eğitimde amaç ise bireyin istenmeyen davranışlarını, istendik davranışlarla değiştirmektir. Çağdaş eğitimin amacı; bireysel ayrılıkları dikkate alarak her bireyi kendi yetenekleri ölçüsünde en üst düzeye ulaştırmaktır.

 Bu amaçları genel ve özel amaçlar şeklinde ele almak mümkündür.

 Genel amaçlar; milli eğitim sisteminin amaçlarıdır. Başka bir değişle bireye,  toplumun ve devletin kendi yapısına uygun olarak kazandırılmak istenen davranışlardır.

 Özel amaçlar; bütün bireylerin birbirinden farklı yeteneklere sahip olması nedeniyle, bir bireye kendi yetenekleri ölçüsünde kazandırılmak istenen davranışlardır.

 Bu amaçların belirlenmesindeki kriterler:

 1-Bireyin içinde yaşadığı toplumun incelenmesidir. Toplumun, eğitimde izlenen yolun belirleyicilerinden olması nedeniyle incelenmesidir. Toplumu incelemedeki amaç; toplum bireyde ne tür davranışları görmek istityor.

 2-Konu alanlarının incelenmesidir. Bu incelemedeki amaçlardan bir tanesi ve en önemlisi bireyi tanımaktır. Örneğin; hangi yaşlarda bireylerin nelere ihtiyacı vardır.  Bireye hangi yaşta, neleri öğreteceğiz. Bu konuda diğer bilgi dallarından, özellikle eğitim psikolojisinden fazlasıyla yararlanır.

 3-Bireylerin incelenmesi; incelenen, verilen eğitimin bireyin ihtiyacını karşılayıp karşılamadığıdır.

 4-Ekonominin incelenmesi; verilecek eğitim ekonomik olmalıdır. Ekonomik durumu etüt etmeden, eğitim durumunu uygulamaya koymak, belirlenen hedeflere ulaşılmasını engeller.

 5- Doğrudan doğruya eğitim politikasının ve felsefesinin incelenmesidir. Her devletin bir eğitim politikası vardır. Verilecek eğitim, bu politika doğrultusunda ve onunla çatışmaması için, eğitim politikasının incelenmesi gerekir.

 

 Bireye neyi, nasıl öğreteceğiz?

 1-Öğretilecek olanlar önceden saptanan amaçlara uygun olmalıdır.

 2-Öğrencinin ilgisine, yeteneklerine uygun olmalıdır.

 3-Öğretilecek olan ekonomik olmalıdır.

 4-Öğretim araçları kullanılarak, bireylerin öğrenim çevresi düzenlenmiş olmalıdır.

 Öğrenim çevresi; öğrenimde bireyin davranışlarını etkileyen her şeydir (masa, kalem, defter vs.).

 5-Öğretmen derse hazırlanmış olmalıdır.

 6-Öğretilenlerin değerlendirme boyutu olmalıdır.

 7-İstenmedik yan etkileri olmamalıdır.

 

 Eğitim programı:

 Dar anlamda; bir eğitimdeki ders listesidir. Geniş anlamda ise bir okulun düzenlediği, yazılı ya da yazısız tüm etkinliklerdir. Neyin, niçin, ne zaman, nasıl öğretileceği, bunun değerlendirilmesi, eğitim programını oluşturmaktadır.

 Eğitim programlarının amacı; eğitimin düzenli ve sistemli gelişmesini sağlamaktır.

 

 Bütün davranışları üç grupta ele almak mümkündür:

 1-Bilişsel davranışlar; öğrenmeyle gerçekleşen zihinsel faaliyetler, bilinçli davranışlardır.

 Bu davranışların da 6 basamağı vardır:

 a)Bilgi basamağı; “bazı kuğular beyazdır”, “İstanbul, 1453’te alınmıştır” gibi yalın, basit bilgileri içerir.

 b)Kavrama; bilgiye dayanır ve onun bir üst aşamasıdır. Örneğin; “İstanbul’un alınmasının Türk ve dünya tarihi bakımından önemi nedir?” bu önemin anlaşılması vs.

 c)Uygulama; kuramsal bilginin pratik hayata geçirilmesidir.

 Örneğin; “çevre kirliliği, insan sağlığını tehdit etmektedir”, bilgisinden hareketle, bireyin çevresini kirletmemek için özen göstermesidir.

 d)Analiz; bütün içindeki unsurları görebilmek ya da onu parçalarına ayırabilmek ve bu unsurlar arasındaki ilişkiyi kurabilmek ya da parçalardan bütünü tekrar kurabilmektir.

 e)Sentez; mevcut olanları kullanarak yeni bir ürün ortaya koyabilmektir. Örneğin; araştırmacının pek çok kaynaktan yararlanarak yeni bir yazı hazırlaması vs.

 f)Değerlendirme; bir konunun değerlendirilmesini, eleştirisini yapacak düzeyde olmaktır. Örneğin; belli bir konuda yazılmış olan metnin ne dediğini ya da demediğini anlamak ve bir sonuca varmaktır.

 

 2-Duyuşsal davranışlar; bilinçli davranışların aksine duygusal, sezgisel davranışlardır.

 3-Psikomotor davranışlar; bilinç dışı fiziksel-motor davranışlardır.

 

 Program modelleri:

 Bu programları 3 alt başlıkta toplamak mümkün:

 1-Konu alanından hız alan programlar ki, bunlar:

  a)Ayrı konular programı.

  b)Paralel dersler programı.

 2-Öğrenciden hız alan programlar ki, bunlar da:

  a)Karmaşık / kompleks programlar.

  b)Yaşantı programı.

 3-Hem öğrenciden hem de konudan hız alan programlar:

  Bu iki programı, tek başlarına uygulamak yüzde yüz mümkün değil. Ne öğrenciyi dikkate almadan sadece bilimsel konulara göre eğitim programı düzenlemek ne de sadece öğrenci esaslı programlar, tek başlarına başarıya götürmüyorlar. İki programın, uyumlu bir şekilde işbirliği yapması neticesinde başarılı sonuçlara ulaşılıyor.

 

 Konudan hız alan programlar:

 

 1-Ayrı konular programı; her konunun birbirinden ayrı dersler halinde okutulmasıdır.

 Uygun bir anlayış değildir. Çünkü; bütün konular, bilgi alanları birbirleriyle ilişki içindedir. Ayrıca sadece bilgi esaslı bu programda, öğrencinin değeri dikkate alınmaz ve bilgi transferi de yoktur. Programın düzenlenmesi ve uygulanması kolaydır. Bu da programın avantajlarıdır.

 2-Paralel dersler programı; ders konuları biraz daha birbirine paralel olarak işlenmektedir. Örneğin; psikoloji ile sosyoloji, coğrafya ile tarih birbirine paralel yani ilişkileri kurularak anlatılmaktadır. Ancak yine de yaratıcı düşünmeye, problem çözmeye, bilgi transferine fazlaca bir katkısı yoktur. Dersler arası paralellik kurmak giderek öğrenci için zorlaşmaktadır.

 

 Öğrenciden hız alan programlar:

 

 1-Karmaşık dersler programı; öğrenciyi esas alan bir programdır. Bu programda konu ve ders kalkıyor. Bunun yerine günlük yaşamla ilgili problemler inceleniyor.

 Öğretmen öğrenciyi çok iyi tanıyor ve daha iyi bir öğretim çevresi sağlıyor. Ancak çok zor bir programdır. Burada öğretmenin güçlü bir lider olması lazımdır. Yine bol araç gereç gereklidir. Ayrıca organizasyonu çok zor ve pahalıdır.

 Ortak problemlerin incelenmesi ve neyin ne kadar öğretileceği gibi bir planın ve programın hazırlanması hayli güçtür.

 

 2-Yaşantı programı; önceden belirlenmiş ne bir problem ne de konu var. Bütün problemler öğrencinin ilgisine, ihtiyacına göre derste tespit ediliyor ve üzerinde durulur. Ne sınıf var ne de zil, ilk ay dışında öğrenciyi tamamen serbest bırakan bir programdır. Ancak konu sürekliliğini sağlamak zordur. Üzerinde durulan problemlerin ne kadar zaman alacağı belli değil. Değerlendirme yapmak da çok zor. Öğrenci güvensiz, hiçbir şey yapmamak da mümkündür.

 

 Hem öğrenciden hem de konudan hız alan program:

 Toplu dersler programı; hem öğrenci hem de konu ağırlıklıdır. Birbirleri ile ilgli alanları tek bir ad altında tek bir konu gibi işlemektir. Amaç; bilimleri toplu olarak alıp, doğal olarak vermektir. Konular ilginç ve hayatidir.

 Konuları birleştirmek daha çok bütünlük ve bilgi transferi sağlıyor. Ancak öğretmenin iyi yetişmiş olması lazımdır. Çeşitli araç gereçlere ihtiyaç var. Pahalı ve zahmetli bir programdır. Buna rağmen yine de en ideal program, bu programdır.

DEĞER FELSEFESİ

Çarşamba, Temmuz 8th, 2009

                                     

 

 Değer’; bir şeyin bir çeşit özelliği. Değer sadece insanla, insan başarıları ile ilgilidir.

 İnsanın değeri’; insanın diğer canlılar arasındaki yeri. İnsanın varlıktaki özel yeri.

 İnsan hakları’ adı altında toplanan haklar, insanın değerinin dile getirilişidir.

 Kişinin değeri’; kişinin toplumla ilgisi bakımından özel durumu.

 

  Kişinin değeri # İnsanın değeri,     Değer # Değerler

 

 Bir kişinin değeri; onun kişi olma özelliği ve bütünlüğünü bu özelliğinden dolayı diğer kişilerden farklı imkanları, farklı yaşantıları farklı gerçekleştirmeleridir. Bir kişinin özgür, dürüst, kahraman olması diğerlerinin özgür ve kahraman olmasından farklıdır.

 Sanatın değeri; sanatın diğer insan başarılarından ayrı olarak, insan için, kişilerin hayatı için ifade ettiği anlamdır. İnsanların hayatındaki yeri neyse odur.

 Bir sanat eserinin değeri; o sanat eserinin, o sanat alanındaki sanatçıların gözünde, o eserin diğer eserlere göre özelliği, tekliği, insana ve sorunlarına işaret etmesindeki biricikliğidir.

Kişinin eyleminin değeri; kişinin bir başka kişiyle ilişkisinde eyleminin değeri, o eylemin o durumdaki diğer eylem imkanları arasındaki yeri.

Eylemin değeri; o eylemin diğer eylemler arasında neyi ifade ettiği.

 

Değerler; varolan imkanlardır. Eserlerle veya kişilerin yaptıklarıyla, hayatlarıyla, gerçekleştirilen insan fenomenleridir. İnsanın kişilerce gerçekleştiririlen varlık yapısı imkanlarıdır.

 

 Değerler; 1- İnsan değerleri (bilim, teknik, kültür, sanat, moraller, bilgi…)

 2- Etik değerler (sevgi, saygı, dürüstlük…)

 

 Etik değerleri de ikiye ayırmak mümkün:

 

 1-Kişi değerleri,

 2-Kişilerarası ilişkiler (sevgi, saygı, dürüstlük, namusluluk…)

 Her toplumsal hayatta dürüstlük, hilekarlık, namusluluk, doğruluk… vardır  ancak bunların sosyal çevre tarafından değerlendirilmesi, tepki gösterilmesi farklıdır.

 

 ‘Değerler değişmez, değişen değer yargılarıdır’.

 

İnsanın değerlerinden kastedilen, insanın bütün başarılarıdır (bilim, felsefe, sanat, kültürler, moraller…)

 Kişiüstü olarak ortaya konan bu başarılar, insanın varlık olanağının gerçekleşmesidir.

 Kişi değerleri (etik değerler); kişiler arası ilişkilerde doğrudan doğruya veya dolaylı olarak açığa çıkan sevgi, dürüst olma, saygı, doğru bağlantılar kurabilme gibi kişi olanaklarıdır.

 Bir kişinin değerleri; kişinin yaşamında ön plana koyduğu değerler. Yaptıklarında, yaşamasında ağır basan kişi değerleridir.

 Sanatın değerleri; sanat eseri yapmada ön planda bulundurulan hususlar; sembol, form, anlatış tarzı, kompozisyon…vs.

 

 Değerlendirme; değerlendirilenin kendisinden hareket ederek bir insanı, bir insanın davranışını, bir eseri, bir olayı anlamak ve kendi alnı veya benzerleri arasındaki yerini bulmaktır.

 Değerlendirme tarzları:

 1-Doğru değerlendirme,

 2-Değer biçme (değer yargılarına göre),

 3-Değer atfetme (özel ilişkisinden dolayı).

 

 Doğru değerlendirme; değerlendirilenin benzerleri arasındaki gerçek değerini ortaya koymak. Değer yargılarına göre (değer biçme) ve şahsi ilişkilerine göre yapılan (değer atfetme) değerlendirme, doğru değerlendirme değildir.

 Doğru değerlendirmede değer, değerlendirilenin kendisindedir. Ve bu değer o şeyin bir yapı özelliğidir. Oysa değer biçmede ve atfetmede yapılan değerlendirme, değerlendirenin değişik gereksinim ve çıkarlarıyla ilgili olabilir.

 Biçilen değerin, biçenlerin ihtiyaçlarına, çıkarlarına, morale, piyasaya göre olması ve bunun genellenmesi, sırf insanla ilgili olan değerlerin, değerini de şeylere biçilen değerin belirleyeceği görüşüne götürmüştür.

 Değer biçme; değerlendirilen şeyin kendi değerini değil de geçerli ilkeler, normlar, standartlar, modalar, ölçüler bakımından onu nitelendirmek. Bir şeyi ezbere değerlendirmektir. Değerlendirilenin kendisi hesaba katılmadan yapılan değerlendirmedir. Nitelendirilen kendisine değil, nedensel görüşüne veya bu kozal görüşüne verilen addır.

 Değer atfetme; bu değerlendirmede kendisine değer atfedilen şey, değer affedenle olan özel ve dolaylı ilişkisi yüzünden değerli görülmektedir.

Örneğin, ucuza kapatmak için sanat eserinin gerçek değerini göstermemek.

 

 Değer biçme ve değer atfetmenin ortak yanı; değerlendirilenle değil, değerlendirenle ilgili olması. Buna karşılık doğru değerlendirme de ise değerlendirilenden hareket edilmesi sözkonusu.

 

 İnsanın değerlendirilmesi; cins olarak insanın olanaklarının anlatılması. İnsan, bireyler aracılığı ile sonsuz olanaklarının anlatılması ve gerçekleştirilmesiyle olur. İnsanı böyle anlatan sanat eserleriyse felsefi eserlerdir.

 

 İnsana değer biçme; kısır bir çember içinde, insanın bir taraftan hayvanla diğer taraftan tanrıyla karşılaştırılması sonucunda ortaya çıkar. İnsana insan olduğu için değil de, hayvandan daha üstün olduğu için değer biçmek.

 

 Bir insanın doğru değerlendirilmesi; onun yapı bütünlüğünün görülüp, anlaşılmasına dayanır. Bu anlama onu o insan yapan bazı ana özelliklerini yakalamak ve dolayısıyla belli bir durumda onun az çok nasıl davranacağını kestirebilmek. Bu ise bir çabadan ileri gitmez.

 Değerlendirilenin yapı bütünlüğü, değerlendirenin bir yandan kafasındaki insan imajı ile (insandan beklediği şeylerin bütünü olan insan imajı) bir yandansa bildiği diğer insanlarla karşılaştırması gerekir. Bunun sonucu olarak, değerlendirilen, değerlendirenin içinde kendiliğinden yerini alır.

 Bir insanın değerlendirilmesi için dayanak; değerlendirilen insanın görme gücünün, yapıp – etmelerinin, değerlendirmelerinin, yazımlarının varsa özel olanaklarının ve bu gibi şeylerin olabildiği kadar tam bilgisidir.

 Değerlendirenin kafasındaki insan örneği, nasıl bir insan olduğu, insandan neler beklediği ise değerlendirenin insan olarak kendi yapısına, kendi kendisini eğitmesine bağlıdır.

 Şu var ki; insanın kafasındaki insan örneği ona kabul ettirilmiş olabilir. Böyle bir insan çok iyi niyetli olsa bile kendi çapını aşan insanları anlayamaz, onları doğru değerlendiremez.

 Değerlendirilenin, değerlendirenin yaşantı olanaklarını aşmaması gerekir. Değerlendirilenin tek bir yönüne bakılarak da doğru değerlendirme yapılamaz.

 

Değerler evrenseldir. Bizim manevi değerlerimiz, Fransızın manevi değerleri olamaz. Olsa olsa bizim manevi değer yargılarımız, Fransızın manevi değer yargıları olabilir

                        

 İOANNA KUÇURADİ’DE EYLEM:

 

  1-Değerlendirme

  2-İlgili yaşantı

  3-Yapma

 

 

Değerlendirme:

             1-Anlama (nedenini, niçinini)

             2-Değerini ortaya koyma (değerliliğini, değersizliğini)

             3-Değerliliği (doğru değerini ortaya koyma)

 

 

İlgili yaşantı è Değerlilik inançları :

            

             1-Tasavvurlar

             2-Bilgisel temelli inanmalar

 

 

Tasavvurlar:

             

              1-Bilgisel temele dayanmayan inanmalar (değer yargıları, kişi imgeleri, indüksiyonlar)

              2-Yanlış bilgiye dayanan inanmalar; değer olmayan birşeyi değer saymak.

              Tasavvurların oluşturduğu yaşantı etik değil ezbere yaşantı.

 

Bilgisel temelli inanmalar :

              

               1-İnsanın değerinin bilgisi,

               2-Kişi değerinin bilgisi,

               3-Bu değerlerin değerine ilişkin bilgi

Bunlar varsa eylem değerli, değerlilik inancı var demektir.

 

  Etik değerler, belirli kişilerin özellikleri ve yaşantıları olarak belirlilik kazanır. İnsanın etik olanakları, böyle kişilerin eylemleriyle, kişi özellikleri ve yaşanan yaşantılar olarak gerçekleşir.

 

  ‘1984’  (GEORGE ORWELL) ADLI ROMANIN DEĞERLENDİRİLMESİ :

 

 Partinin Winston’u öldürmeyip, sürekli işkence yapmasının nedeni; geride kalanların, ‘öldü ama davasından vazgeçmedi’ diyerek umutlanıp, ayaklanmaması için.

 Bu nedenle parti, Winston gibi herkesin, kafasında hiçbir değer kalmayıp, sadece her şeyden çok partiyi sevinceye ve ‘abi’ ne derse doğru kabul edinceye kadar işkenceye devam etmek.

 Böylece halk da partiye karşı gelenler, böyle yola getirilir, demesini sağlamak.

 Bu romanda insanın değerli olarak yaptığı, her şeyin yok edilmesi amaçlanıyor.     Bu durum birgün gelip insanın, insanlığın ortadan kaldırılmasıdır. Burada parti, insanın değerini, değer bilgisini yok ediyor. Yani insanın değerlerinin yok edilmesi sözkonusu.

 Orwell’in amacı da, değerler yok edildiğinde nasıl bir insan ve toplumsal yapı ile karşılaşılacağını göstermek.

 Burada yok edilen kişiler. Herkes aynı robot gibi olacak. Partiyi kendisinden daha değerli gören bir insan tipi oluşturmak. Kişi olmak yasak.

 Bilgi, yoksul olmak için yokediliyor. Savaş da bunun için. İnsan yoksul olursa çalışır, herkes zengin olursa kim çalışacak? Mantık bu.

 Sonunda Winston, yüzünün herşeyle değiştirilmesine evet diyor. Çocukların yüzüne kezzap atmayı, şantajı, ölümü, öldürmeyi her şeyi göze alıyor. Çünkü hayatın tekrar yaşanmaya değer hale gelmesi için.

 Winston, değerleri çiğneyen abiden daha fazla çiğner hale geliyor.

 Kısaca romanın teması:

 İnsan ve değerleri çiğnendiğinde böyle bir durumla karşılaşacağımızı ve bunu kabul etmek zorunda kalacağımızı göstermek istiyor.

                                            ——————-

 

   T. Mengüşoğlu’da değerlerin sınıflandırılması:

  

    1-Yüksek değerler; idealler, sevgi, dürüstlük, nefret, inançlar, dostluk, sözünde durma.

    2-Araç değerler; çıkar, menfaat, çekemezlik, kıskançlık, haset gibi her türlü maddi değerler.

    3-Alışkısal değerler; moda zevk, gelenek…

FELSEFEYE GİRİŞ

Perşembe, Haziran 18th, 2009

                          

 

Philosophia; bilgelik sevgisi.

 Philo; dostluk, sevgi.

 Sophia; bilge, bilgelik.

 

 Felsefe Derslerinin Amaçları:

 

1-Biyolojik, fizik ve toplumsal olaylar üzerinde tutarlı, etraflı ve sistemli düşünme yeteneğini geliştirmek.

2-Hayat ve dünya görüşlerini geliştirirken karşılarına çıkacak felsefe problemlerine zemin hazırlamak.

3-İnsan ürünü olan bilgiler karşısında eleştirici düşünmeyi sağlamak ve bu doğrultuda davranmak.

 

       BİLİM VE FELSEFE

“Felsefenin, sağlam bilgiler edinmeyi amaç edindiğini, doğruyu bulup ortaya çıkarmaya çalıştığını söyleyebiliriz. Ancak bütün bilimlerin de ortak amacının da bu olduğunu biliyoruz. Demek ki, amaç bakımından felsefe ile bilimler arasında fark yoktur.

 Fark, bilimlerin ele aldıkları olaylar arasındaki ilişki ve bağlantıları belirtmekle yetinmeleri, felsefenin ise; bu ilişkilerin daha derinine, incelenen alanın köküne, temel ilkelerine yönelmesindedir.

 Bilim; duyularımızın ve deneylerimizin bize tanıttığı olayların, birbirini nasıl izlediğini, hangi yasalar uyarınca ortaya çıktığını belirtmekle ve açıklamakla yetiniyor. Oysa felsefe bu olayların, ne olduğunu, kökünü temelini bulmaya çalışıyor.

 Dikkat edilecek olursa, burada felsefeyi amaç açısından değil, elde etmeye çalıştığı bilginin özelliği ve onu bir başka bilgi çeşidinden yani bilimden ayırt eden yanlar açısından tanımladık.

 Felsefeyi bir bilgi olarak ayırt eden bir başka özellik de onun, evreni bir bütün olarak görmeye, bütünsel bir senteze yönelmesi, parçasal değil, tüm bir açıklama sağlamaya çalışmasıdır. Başka değişle felsefe; sınırlı ve birbirinden kopuk bilgileri birleştirmek, bir bütün içinde ilintili hale getirmektir.

 Felsefi bilgi, en genel bilgidir. Ve bilginin en yüksek aşamasını dile getirir.

 Felsefi bilgi, her bilimin sağladığı bilgiden farklıdır. Tek tek bilimler, nesnel gerçekliğin sadece özel bir bölümünün bilgisini sağlarlar. Felsefeyse, bütünsel bilgi sağlayan tek bilgi dalıdır. Bu bilgi, bütün bilimlerin toplamı bir bilgi değildir. Bütün bilimlerin bir araya gelmekle de asla çözümleyemeyecekleri, genel ve evrensel bir bilgidir.

 Örneğin hiçbir bilimde, özelle- genelin, içerikle- biçimin, nedenle- sonucun vs. bağıntısal açıklamasını bulamayız. Bunlar ve bunlarla ilgili tüm bilgiler felsefi bilgidir”.

         Selahattin Hilav (100 Soruda Felsefe)

 

 “Gerek felsefi bilgi gerekse bilimsel bilgi varolan bir şeyin bilgisidir. Bu bakımdan felsefeyle bilim birleşmektedir. Yalnız her ikisinin de varolan şeyler hakkında soru soruş tarzları farklıdır.

 Bir kere bilimler, varolan şeyleri çeşitli alanlara bölerek ve kendi alanlarında bir işbölümü yaparak araştırmalarına başlarlar. Bilimleri buna sürükleyen, araştırmalarının hedef ve yönüdür.

 Fakat böylece, varlık dünyası parçalanmış, onun bütünü hakkındaki bilgi de ortadan kalkmış oluyor. İşte ancak felsefe, varolan şeylerin bütünü üstünde durur. Ve varolan şeylerin, ortak olan, birleştirici olan niteliğini ortaya koymaya çalışır. Böylece felsefe, bütün varolan şeyleri tek bir bilginin işi olarak ele alır. Bilimlerin sırf araştırma, metot ve hedefleri bakımından felsefe, bilimle kendisi arasındaki içten ilişkiyi göstermekle kalmaz, bilimlerin halis araştırma yönlerinden ayrılmamalarına yardım eder.

 

 Varlık alanının bütününü, niteliğini ele alan tek bir bilim olmadığı gibi bu varlık alanını yöneten ilkelere de yönelen herhangi bir bilim yoktur.

 İşte geniş bir varlık alanı oluşturan insan olaylarıyla, başarılarını tek bir varlık alanı halinde ele alan, genellikle insanlık tarihini yöneten ilkelerin ne olduğunu sadece felsefe konu alır”.

                Takıyeddin Mengüşoğlu (Felsefeye Giriş)

 

 Bilim, kozaldir yani neden- sonuç ilişkisi verir. Bilimde değişebilirlik yani yanlışlanabilirlik ve doğrulanabilirlik vardır. Yapı bilgisi ortaya koyan felsefe de ise, böyle bir şey yoktur.

“Varoluş, özden önce gelir”.

“Varolmak, algılanmış olmaktır”.

“Bütün bilgilerimiz tecrübe ile başlar ama tecrübe ile bitmez”.

“Herşeyin ana ilkesi; sudur”.

 Yukardaki felsefi bilgilerin yanlışlanması mümkün değildir. Çünkü bu bilgilerin nesnel hayatta objeleri yoktur. Felsefi bilgi üzerinde yorum yapılamaz. Yaptığı açıklamaları temellendirerek yapıyor.

 “Papatyalar güzeldir” önermesi de bir bilgi değildir, çünkü objesi yok. Sadece bunu söyleyenin papatyalardan hoşlanması sözkonusu.

 Bir önermeyi, bir ifadeyi bilgi yapan; bilgi objesi, bilgi nesnesidir. Örneğin; ‘Ahmet, kızamık hastalığına yakalanmış’, bir bilgidir. Çünkü, nesnesi var. Eğer Ahmet gerçekten kızamıksa, bu doğru bilgidir, değilse de yanlış bilgidir.

 Bütün bilimlerde ortak olan, bilgi türüdür. Bağıntılara (neden-sonuç) dayalı, doğru ya da yanlış olma özelliği.

 Bilgi ile bilgi olmayanı objesine bakarak ayırıyoruz. Bilim, nesnelere doğal bir tavırla bakıyor, felsefeyse refleksiyonlu bir tavırla.

 Refleksiyonlu tavır; bir şeye doğrudan doğruya bakış. Örneğin, direkt ‘bilgi nedir?’ diye sormak. Yani geriye dönüp önce o şeyin ne olduğuna bakmak.

 Doğal tavır ise, neden-sonuç ilişkisi kurmak.

 Bilgi çeşitlerinden sözeden yine felsefedir. Bilgi çeşitleri, objelere göre yapılan bir ayrımdır.

 1-Tek tek olanı saptayan bilgiler, bir defalık olanlardır. Örneğin, ‘Fatih İstanbul’u 1453 te aldı’. ‘Tahtaya x yazdım’ gibi.

 2-Varolan değişmez bağlantıları, yapıyı, yapı özelliklerini ve ilişkilerini saptayan bilgi.

Örneğin, ‘Bütün bilgilerimiz tecrübe ile başlar ama tecrübe ile bitmez’.

‘2+2=4’, ‘Çocuğun cinsiyetini baba tayin eder’ gibi.

 3-İhtimalli bilgi; doğruluğu kesinlik kazanmamış bilgi. Örneğin, ‘Kalbi değiştirilen hasta 10 yıl yaşar’.

 Yine bir takım istatiksel bilgiler de bu bilgi türüne girer.

 4-Perspektifli bilgi; bir tarihi ya da olayı ya da güncel bir olayı yorumlamakla ilgilidir.

 Bir olay yorumlanırken bir kesitini alarak bakmak.

 Bu objelere göre bir ayrımdır. A, bir kesitini B, başka bir kesitini alır.

 

Genel olarak bilgileri 3’e ayırabiliriz:

 

1- Gündelik hayat bilgisi, 2-Felsefi bilgi, 3-Bilimsel bilgi.

 

 Hayat felsefesi, Kalkınma felsefesi(politikası), Eğitim felsefesi(politikası); eğitimde nasıl bir yol izleyeceğiz..

 Bu bağlamlarda genellikle felsefe, olumsuz ve yanlış olarak kullanılmaktadır. Bunlar felsefenin bir alanı değil, felsefe bunlarla ilgilenmez. Çünkü bunlar, bilgisel sorunlar değil. Oysa felsefe bir bilme etkinliği, bir bilgi dalı.

‘Hayat felsefesi’, kişi nasıl yaşayacak, kişinin yaşam biçimini yönlendirmede ilkeler sağlar. Kişinin yaşamını bir ilkeye göre ayarlaması.

 

 İlke – Bilgi farkı:

 

Bilginin doğruluğu ya da yanlışlığı sözkonusudur. İlkeler ise bir durum için sözkonusudur. İlkelerin doğruluğu ya da yanlışlığından bahsedilmez. İlkeler, bilgi değildir. İlkeler her durumda geçerli de olmayabilir.

 Ben dürüstlüğü tüm davranışlarımda ilke olarak alırım ama bir başkası almaz.

 İlkeler, teorik ve pratik olmak üzere ikiye ayrılır.

 Pratik ilkeler; kişinin yapıp etmelerinde, teorik ilkeler ise sorunların cevaplarında sözkonusudur.

‘Her olayın bir nedeni vardır’ bir teorik ilkedir.

 

 İdealizm ve materyalizm:

 Bu izmler; süjenin ya da objenin birine ağırlık verildiğinde ortaya çıkıyor.

İdealizm: süje olmadan obje olamaz. Bilinen şey, bilincin bir ürünüdür.

Materyalizm de ise, objenin varlığı süjeye bağlı değildir. Varolan, kendiliğinden vardır. Zira varolanı algılayan beyin de en nihayetinde maddeseldir. Süje, objenin bir üst, bir ek fenomenidir. Çünkü, bilen de maddi bir varlıktır. Bilgi, beynin bir ürünü, bir fonksiyonu ancak beyin de maddi bir varlıktır.

 Sorun, hangisi hangisinin kaynağı yani bilginin kaynağı sorunu

 “Varolmak, algılanmış olmaktır”, bu bir idealizmdir. Şeylerin varlığı, algılayan süjeye bağlanıyor.

 

 Değerlendirme:

 

 Nerde insan varsa orda değerlendirme var. Değerlendirme bir insan etkinliği.

 Değerlendirmenin değerlendirilmesi yapıldığında karşımıza bir felsefe olarak çıkıyor.

 Aynı objeyi farklı kişilerin farklı değerlendirmeleri karşımıza bir sorun olarak çıkıyor. Bu sorunu da felsefe üzerine alınca da bir felsefe problemi oluyor.

  

 Değerlendirme neden bir felsefe problemi?

                                                 

 “Aynı durumları, aynı insanları, aynı olayları, aynı eserleri hatta aynı fenomenleri farklı kişiler farklı farklı değerlendiriyor. Bu sözle de kalmayıp, her farklı değerlendirme, tek doğru değerlendirme olduğunu söyleyerek ortaya çıkıyor. Çıkınca da insanlar arasında çatışma başlıyor. İnsanlar yan yana yaşayamaz hale geliyor. Hatta insanların harcanması sözkonusu. Bunun için bir felsefe problemi.

 Üç tür değerlendirme vardır:

 

1-Doğru değerlendirme; değerlendirilenin kendisinden hareketle yapılan ve gerçek değerini bulma.

2-Değer biçme; içinde bulunduğumuz moralin ya da grubun değer yargılarına göre yapılan değerlendirme.

3-Değer atfetme; kişinin değerlendirdiği şeyle kendisine sağlanan yarar ya da zarar açısından değerlendirmesi. Ona göre o şeyi, iyi ya da kötü görmesi. Kişinin psikolojik yanı rol oynuyor”.

             İoanna Kuçuradi

 

 

İdeoloji; her bir dünya görüşüne dayanır.

Dünya görüşü; çevre, yaşama ortamını yorumlama ve adlandırmaya dayanan açıklamalar bütünü. İnsanın bütün düşünce ve davranışları arasında tutarlılık sağlayan genel bilimsel kanı.

 

“Filozof, kendi kendine soru soran kişidir”.

                                                     Nermi Uygur