Posts Tagged ‘arkhe’

ELEA OKULU

Salı, Haziran 2nd, 2009

ELEA OKULU:

 

 KSENOFANES (İ.Ö. 569-477) :

 

 Öğretisi yazmış olduğu şiirlerden çıkarılıyor.

‘Arkhe’ sorunuyla ilgilenmemiştir.

 Bir monoteist olup, politeizme düşmandır. Tanrıyı aciz bir varlık olarak gösterdikleri için Milet okulunu suçluyor. Tanrının,  doğmuş bir ölümlü olduğunu söyleyenleri, aptallıkla suçluyor. İnsan, tanrı olamaz. O aciz kalmaz ve güçlüdür, diyor.

 “Eğer öküzler insan olsaydı, onların tanrısı da öküz biçiminde olurdu” diyerek, çağının insan biçimci tanrı anlayışıyla alay eder.

 Ana unsur olarak; ‘toprak’ı kabul eder. Ona göre her şey topraktan çıkıp yine ona döner.

 

PARMENİDES (İ.Ö. 540-480) :

 

“Nesnelerin Yaradılışı” adlı eserinden:

 1. Hakikat dünyası   2. Ölüm sonrası diğer dünya

Parmenides, nesnelerin bilgisinin ‘doxa’ (sanı) olduğunu, kendi bilgisinin ise ‘episteme’ (kesin bilgi) olduğunu söyler.

 Ona göre iki yol vardır:

1.     Doğrulara götüren yol,

2.     Sanılara götüren yol.

Birinci bölümde, biricik doğru olan ‘bir varlık’ inceleniyor. Bu varlığın dışında her şey yanılsamadır. İkinci bölüm de ise, kozmoloji ele alınıyor. Bu dünyanın bilgisi, ikinci derecededir. Çünkü; gerçek olmayan bir dünyanın bilgisidir.

 

( Kozmogoni; tanrının varlığını kanıtlamaya çalışan öğreti. Buna göre dünya, varlığının nedeni kendisi olamaz. Çünkü; olumsaldır. Hiç olmayabilirdi ya da başka türlü olabilirdi. Buna göre, tanrı olmadıkça dünya varolamaz.

 Kozmoloji; evrenin oluşumunu inceleyen bilim.)

 

 Parmenides, birinci bölümde şu sonuca varır:

Sadece bir varlık vardır. O bir birliktir, kendi içine kapalıdır, doğmamıştır, yok olmayacaktır da, değişmez, bölünmez, yoğunlaşmaz, seyrekleşmez de.

 Bunun karşıtı olan görüş, varolmayanı var göstermek olur ki, bu da imkansızdır.

 ‘Bir’ tanrı ile aynıdır. Çokluk, bir yanılsamadır. Sürekli değişme ve akış içinde olan sadece görünüşler dünyasıdır. Asıl olan gerçek alemse, akıla kavranır ve hiçbir zaman değişmeyip, her zaman kendisinin aynı kalır.

 ‘Varlık vardır, ve varolmayan şey yoktur.’

 Varlık ve düşünce aynı şeydir. Varolmayan şey düşünülemediği gibi, kavramla da ifade edilemez. Doğru düşünmek, varolanı düşünmektir.

 Madem tanrı, her şeydir ve onda bir değişme yoktur, öyleyse bize değişme gibi görünen şey olsa olsa bir vehimdir.

 Parmenides, hakikati bilmeyenin hiç bir şey bilmediğini söylüyor. İnsanlar, gördüklerine, duyduklarına inanıyor, oysa bu yol yanlıştır. Doğruyu, hakikati sen düşüncenle, ‘logos’la bul. (Logos; akıl, söz, düşünce, öğreti.)

 İnsanlar edindiği bilgiler, düşünmeden alışkanlıkla, daha önceden söylenenlerce aktarılan hazır bilgilerdir. Sen bunu bir tarafa bırak, kendi bilgilerini kendi düşüncenle bul. Hazır bilgiler güvenilir değildir, sen logosla bul.

 Varolan şey doğmamıştır ve yok olamaz. İnsanlar varolanda, bir ikilik gördüler. Her şeyi karşıtlarıyla böldüler. Bir yerde ışık, bir yerde, karanlık gibi.

 Varolan, tek bir tanedir, bir bütündür, her yeri kaplayandır ve bölünmez doğmamış ve yok olmayacaktır da.

 

ELEALI ZENON (İ.Ö. 490-430) :

 

Hocası Parmenides’in görüşlerini mantıklı delillerle açıklamaya çalışmıştır. O delilleri ile varlığın, birliği ve hareketsizliğini, sonsuzca bölünebilen bir zaman ve mekan kabul etmenin nasıl güçlükler çıkardığını göstermek ister.

 Zenon’un ileri sürdüğü delillerden maksadı; değişme, hareket ve çokluk gibi kavramların aklı çelişkiye düşürdüğünü göstermek, gerçekler dünyasını aldatıcı bir çokluk olarak gören hocası Parmenides’in fikirlerini ispatlamaya çalışmaktır.

Bununla ilgili Zenon hareketin yanılsama olduğunu göstermeye çalışan meşhur deneyler yapmıştır. Mesela, yaydan çıkan bir ok, önce yolun yarısını sonrada her seferinde bir önceki mesafenin yarısını katettiği düşünülürse bir noktadan sonra okun duracağı ve hiçbir zaman hedefe varamayacağı anlaşılır. Eğer bir noktada duruyorsa yol boyunca da duruyor demektir.

 

MELİSOS ( İ.Ö. 490-430 ):

 

Varolanın, ne sonu ne de başlangıcı vardır. Sonsuz bir tanedir. İki tane sonsuz olamaz, çünkü; bir diğerini sınırlayacaktır.

 Varolan tekse, hareket etmez, hareket etmesi için boşluk olması gerekir.   Varolan; o tek, bütün sonsuzu kaplamıştır. Hareket ederse varolmaz, en küçük bir hareket, değişme, giderek o varolanın yok olmasına yol açacaktır.

 

HERAKLEİTOS ( İ.Ö. 540-480 ) :

 

 Her şey logosa / tanrısal akla uygun olduğu halde kimse anlamaya çalışmıyor. Onlar bütünü parçalayarak anlamaya çalışıyor.

  Logosa yaklaşırsak parlarız; biliriz, uzaklaşırsak; söneriz, bilemeyiz. Akılla konuşmak isteyen kendini logosla güçlendirmelidir.

 Her şeyi çekip çeviren logosu bilmiyorsak, hiçbir şey bilmiyoruz demektir..

 Yaradılış saklanmayı sever. Ne söyler ne de söylemez. Sadece bir işaret verir. Anlayan bilgeler anlar. İnsanlar anlamadıkları bir şey karşısında aptal aptal bakarlar. Beni anlamıyorlar bu yüzden bana kızmaları da doğal.

 İlk prensip ‘ateş’tir. İnsan ruhu da bir ateştir. Ölümden sonra ruh, tekrar sonsuz ateşe katılır. Evren sürekli bir değişme ve oluş içerisindedir. Hareketsiz gibi görünen bir yanılgıdır. Aynı nehirde iki defa yıkanılmaz.

 Evren bir yönüyle devamlı bir değişme olarak görünürken diğer yandan da zıtların sonsuz bir savaşı olarak görülür. Evrendeki şeylerin varlığı, zıtlar savaşının sonunda meydana gelir. Savaş, her şeyin babasıdır.Her şey zıddına döner; sıcak soğuk olur, soğuk sıcak..  durmadan dönüşür.

 

PYTGORAS (İ.Ö. 580-500 ) :

 

 Her şeyde bir uyum vardır. Bu uyumu da sayılar sağlar. İnsan ruhu, düşünme, akıl idrak ve duyulardır. Bu dörtlü olmadan insan olamaz.

 Peki, sayılardan nesneler nasıl meydana geliyor? Kozmoloji sorusuna verilen yanıtta ilk Pytgorasçıların sayıyı cisimsel bir etken olarak tasarladıklarını görüyoruz. Sonraki Pytgorasçılar ise, arkhe konusunda, çokçudur. Bunlara göre, mekanist anamaddeden nesneler hareket nedeniyle türerler.

 

 (Miletliler; arkhe konusunda, monist ve hylozist/ canlı maddeciydiler.)

 

EMPEDOKLES (İ.Ö. 492 – 432 ) :

 

 Etkisi, Platon, Aristoteles, ve ortaçağ felsefesine kadar uzanan Empedokles, 4 unsur kuramını formüle etmiş ilk düşünürdür. Bunlar; su, hava, toprak ve ateştir. Ona göre evrenin ilk oluşumunu bu 4 unsur teşkil eder. Bunlar ezeli ve ebedidir. Her şey bu 4 unsurun birleşmesiyle doğar ve ayrılmasıyla da ölür. Bu dörtlü aslında hareketsizdir. Bunları harekete geçiren, birleşme ve ayrılmayı sağlayan; aşk ve nefrettir.

 Empedokles, Parmenides gibi aslında meydana gelme ve yokolma yoktur, der. Çünkü;  ona göre bu 4 unsur ezeli ve ebedidir.

 Filozofa göre, bu 4’lü kanda mevcuttur. Bu yüzden biz de her şeyi bilebiliriz. Kan, hayatın taşıyıcısı ve düşünmenin merkezidir. Evreni biliyoruz, çünkü; onunla aynı tözdeniz.

 4 unsur Parmenides’in ‘varlığı’ gibi değişmez tözlerdendir.

 Empedokles, 4 unsurun en son bölümlere ayrılmış olduklarını söyleyerek, bir çeşit atom kuramı ortaya koymuştur.

 Ayın ışığını güneşten aldığını söylemiş. Güneş ve ay tutulmaları hakkında da doğru gözlemlerde bulunmuştur.

 Ayrıca, bitkilerin de hayvanlar gibi birer organizma olduğunu söylemiştir.

 

ANAKSAGORAS ( İ.Ö. 500 -428 ) :

 

 Anamadde sınırsızdır, der. Her şey bir aradaydı. Bu anamaddeler, o kadar küçüktü ki, fark edilmesi ve ayırt edilmesi imkansızdı. Bu sonsuz sayıdaki küçük şeyler / spermatlar canlıydı ve onları harekete geçiren şey; ‘nous’ idi.

 Her tek tek şey/ spermatlar, nous taşımıyor. Onun dışında her şeyi taşıyor. Nous, tek tek şeylerin sadece bazılarında bulunuyor. Her şey tohumlarının miktarına göre değişik değişik oluyor. Bir şeyde en çok hangi spermatlardan varsa, o şey odur.

 Anaksagoras’ta da, Parmenides ve Empedokles gibi varolma ve yokolma yoktur. Değişme ve dönüşüm vardır. Bu da Parmenides ve Herkleitos arası bir düşünüş.

 Anaksagoras, sayısız spermatlardan sözettiği için atomcuların başı sayılır.

 

  NOUS ; akıl, diğer spermatlarla karışmayan yönetici bir güç. Mesela insanda, nous vardır.

 

MİLET OKULU

Salı, Haziran 2nd, 2009

    FELSEFE NOTLARI

 

 

          İLKÇAĞ YUNAN FELSEFESİ

 

                        

         TABİAT FELSEFESİ

 

              MİLET OKULU:

Bu okul filozoflarının uğraştığı temel problem; ‘evrenin ana maddesi(arkhesi) nedir?’

 

THALES (İ.Ö 640-548/545) :

 

Thales’e göre evrenin ana maddesi ‘su’ dur. Thales bu yargıya, her şeyin yaradılışında nemlilik görmesiyle varıyor. Canlı madde ile cansız madde arasında

bir ayrım yapmıyor. Her şeyde bir canlılık görüyor.

- Bütün hayvanların tohumu nemlidir.

- Besinleri nemlidir.

- Bitkiler nemli ortamda yetişir.

- Güneş ve yıldızların ateşi nemden oluşur.

Thales, evrendeki cisimleri ve olayları önce gözleyip inceliyor daha sonra akıl ve mantık yoluyla bunları genel bir ilkeye bağlıyor ve bu ilkeyle de açıklıyordu.

Bu çabasından ötürü Thales, felsefe tarihinin ilk tabiat filozofu olarak en başta yer aldı.

 

ANAXİMANDROS (İ.Ö 610/611-540/546) :

 

Her şeyin başı ölümsüzdür ve yok edilemez ‘Apeiron’ dur. Apeiron; sınırsız olup, her şeyi içine alır ve yönetir. Anamadde, sınırsız ve sonsuz bir yaratıcılık gösteriyor; bu nedenle kendisinin de sınırsız ve sonsuz olması gerekmekteydi. Her şey ondan doğar, gelişir ve ona döner. Ne olduğu tasavvur edilemez.

 Anaximandros’a göre ‘su’ sınırlıdır. Örneğin, katı bir cisim suya ya da su katı bir cisme dönüşmektedir. Oysa anamaddenin sınırsız olması gerekmektedir.

 Anaximandros’ta çeşitli somut cisimlerin; soyut, sınırsız ve sonsuz bir varlık kavramıyla açıklandığını görüyoruz. Bu kavramsal açıklama, felsefi düşüncenin ilerlemesi yönünde ileri atılmış bir adımdır.

 

ANAXİMENES (İ.Ö 585-525) :

 

Sınırsız olmasını gerekçe göstererek arkhe ‘hava’dır diyor. Oluşu ise havanın sıklığı ve seyrekliği ile açıklıyor. Anaximenes, felsefi düşüncenin gelişmesine iki şekilde katkıda bulunmuştur:

 1.Anaximenes’in ‘ruh’ kavramını ilk olarak ortaya atmasıdır. Filozof, bir hava (soluk) olarak gördüğü ruhun, canlı bir şey olduğunu düşünmüş ve böylece onun bedeni dağılmaktan ve cansız bir madde haline gelmekten kurtardığını, etkileyici ve düzenleyici bir ilke olduğunu söylemiştir.

2.Anamaddenin nasıl değişikliğe uğradığı ve birçok varlığı nasıl meydana getirdiği sorunu üzerinde durmaktadır. Filozof, havanın çeşitli şekillerde yoğunlaşması ve gevşemesi sonucunda; ateş, rüzgar, bulutlar, su, toprak, ve taşların ortaya çıktığını söyleyerek bu sorunu çözmeye çalışmıştır.