Posts Tagged ‘kollektivizm şeytandır’

ÖZLÜ SÖZLER – SOLDAN

Salı, Ekim 26th, 2010

- Kitleleri harekete geçirmek için, mitlere ihtiyaç vardır.

G. SOREL

- Tek temel ve mümkün olan “sosyalizm”, seçkin insan türünün sosyalleşmesidir.

- Yirmisinde solcu olmayan eşektir, kırkında solcu kalan şeddeli eşektir.

- Altın kural şudur; herhangi bir altın kural yoktur.

- Özür dileyerek, yakınlık göstererek ve son arzularında cömert davranarak, suçluları ve soysuzları idam edip ortadan kaldırmalıyız.

BERNARD SHAW 

- Anarşinin kaynağı, devlettir.

PASCAL

- Herkes aynı fikirde olursa, toplumda gelişme olmaz.

- Bütün insanlar eşit yaratılmışlardır. Onları yaratan tanrı, kendilerine vazgeçilmez bazı haklar vermiştir. Bu haklar arasında; yaşama, özgürlük ve refahını arama hakları yer alır. Bu hakları korumak için, insanlar arasında meşru iktidar, hak ve yetkilerini yönetilenin rızasından alan hükümetler kurulmuştur. herhangi bir hükümet şekli, bu amaçları tahrip eder bir nitelik kazanırsa, onu değiştirmek veya kaldırmak ve temelleri kendi güvenlik ve refahlarını sağlamaya en uygun görünecek ilkeler üzerine dayanan, güç ve yetkiyi aynı amaçla örgütleyen yeni bir hükümet kurmak, o halkın hakkıdır.

THOMAS JEFFERSON

- Esas olan kuvvetler ayrılığıdır (yasama, yürütme, yargı).

MONTESQUİEU

- İnsan, özgür doğar ama hayatın her anında zincire mahkum edilir.

 – Bütün kavgaların, felaketlerin, tüm kötülüklerin anası; “özel mülkiyet”tir. Özel mülkiyetin olmadığı yerde haksızlık da yoktur.

- Esas olan, kuvvetler birliğidir yani yasama, yürütme ve yargının aynı erkte olmasıdır.

J.J. ROUSSEAU

MARX:

- Tarihi yapan, insandır…

- Alt yapı, üst yapıyı belirler…

- İnsanlık tarihi, sınıf çelişkisinden ibarettir.

- Komünizmin önündeki engel, burjuvazinin eksikliğidir.

- “Din”, toplumun afyonudur.

- İnsan, ne üretirse ona yabancılaşır.

- Toplumsal reformlar, güçlünün zayıflığından ötürü değil, zayıfın gücünden ötürü gerçekleşir.

- Kapitalist, kendisinin kapitalist olmasından sorumlu değildir ama ilişkilerin kurulmasına yardımcı olduğu için sorumludur

- Bir memleket iki şekilde talan edilir; “düşmanlar” ve bizzat o ülkenin kendi “maliyesi” tarafından.

- Zorun güzelliği, doğallığındadır.

- İşçilerin vatanı yoktur.

- Gelecek için bir program geliştiren insan, devrimcidir.

- Mülkiyet hırsızlıktır.

- Marx 1850’de “din; ruhsuz bir dünyanın ruhu, ezilenlerin haykırışı, kalpsiz bir dünyanın kalbidir. Din, kitlelerin afyonudur” der. O zamanlar insanların acılarını azaltsın diye “afyon” yutturuyorlar. Bunu Marx, “din uyuşturucudur” demiş gibi lanse etmeye çalışıyorlar, bu sözü bu manada yorumluyorlar. Aslında o bu sözü ile dini övmektedir. Din için,”ruhsuz bir dünyanın ruhu”, insanlar için dinden başka teselli edici bir çözüm kalmamıştır diyor.

ÖMER LAÇİNER

  - Devlet, tanrının dünya üzerindeki yürüyüşüdür.

- Sanat, bir fikir hareketidir.

 HEGEL

- Faşizm, bir dindir.

MUSSOLİNİ

- Şüphelendiğini öldür. Devrim, her şeyden önce gelir.

- İktidarın, olgun bir meyve gibi ellerine düşmesini bekleyenlerin bekleyişi, hep sürecektir.

- “Kaybetmeyi ahlaksız bir kazanca tercih et. İlkinin acısı bir an, ötekinin vicdan azabı bir ömür sürer. Bazı idealler o kadar değerlidir ki, o yolda mağlup olman bile zafer sayılır. Bu dünyada bırakabileceğin en iyi miras dürüstlüktür.”
- Ne kadar farklı olursa olsun, sana ait olmayana tenezzül etme ve ne kadar basit olursa olsun, senin olmayandan asla vazgeçme.
- Arkamdan konuşmaya devam et. Çünkü, karşıma çıkacak kadar büyük değilsin!
CHE GUEVERA
- Sırtından vurana kızma, ona güvenip arkanı dönen sensin ve arkandan konuşana da darılma, onu adam yerine koyan sensin.

GORKİ

- Muhafazakarlık, tedavi edilebilir bir hastalıktır.

M. LERNER

- Beyaz ırk, insanlık tarihinin kanseridir.

S. SONTAG

- Avrupa projesi, bir medeniyet projesidir.

W. MARTENS

- Kemalizm, laik bir dindir.

Prof.Dr. ALTAN GÖKALP

- Solculuk, en ileri üretim biçimlerine sahip çıkmaktır. En ileri üretim biçimi, insanın refahını ve özgürlüğünü pekiştirir.

- Devletin herkese eşit mesafede hizmet verebilmesi için, “devletin ideolojisiz olması” gerekir. Birileri “din devleti” peşinde koşarsa, birileri de “askeri devlet” peşinde koşar.

 – Devletçilik, toplumların zenginleşmesini sağlayamıyor aksine bürokrasinin ve devletin bir soygun batağına düşmesine yol açıyor…

 – Sol; ırka değil bizatihi insana, ulus-devlet anlayışına değil; ‘evrenselleşmeye’, kültürlerin zıtlaşmasına değil; küreselleşmeye sahip çıkan bir kimliğe bürünüyor.

 ‘İçe kapalı anlayış’; ekonomide dünyaya kapalılık, bölgesel ekonomik ittifaklara karşı çıkmak da ‘faşizmin yeni yüzü’ olarak görülüyor.

 Sol, serbest değişimi, ekonomik ittifakları, dünyaya açılmayı savunuyor.

 Liberalizm, bireyin özgürlüğünü, devlet karşısında bireyin korunmasını amaçlayan bir düşünce biçimidir. Odağı bireydir, birey ve onun özgürlüğü için vardır.

 Marksizm de evrenin değişimini araştıran, toplumsal dinamiklerin kaynaklarını irdeleyen bir felsefedir, değişim bilimidir.

 - Dünyayı değiştirmek isteyen Marksistlerin hedefleriyle, bu liberal değişim çelişmiyor çakışıyor.

 – Sanayileşme dönemi bitiyor…Ulus-devlet dönüşüyor…Sosyolojik yapı değişiyor…Daha önce Marksizm ile liberalizm çatışırken şimdi benzerlikleri ön plana çıkmakta…

 Marksizm de hümanizma var…Liberalizmde de bireyin üstünlüğü…İkisi de mümkün olduğunca “az devlet” peşinde. Bu yeniçağ aynı zamanda yeni bir sentez çağı, marksizmle liberalizmi evlendirecek bir çağ.

 …Yaşamın akışındaki değişim ve dönüşümü marksist bir yöntemle ele alan ve piyasa ekonomisini de zenginleşmenin tek gerçek reçetesi olarak kabul eden bir anlayış…Hayata bakarken Marksist…Ekonomiye bakarken liberal…Yaşamı kavramaya çabalarken de “marksist-liberal”…

 MEHMET ALTAN

- Kuran’dan asla kapitalizm çıkmaz, “abdestli kapitalizm” hiç çıkmaz. Müslüman antikapitalisttir, çünkü “mülk Allah’ındır”. Bütün kötülüklerin başı özel mülkiyettir. Kuran-ı Kerim‘den illa bir ekonomik düzen çıkarılacaksa, çağımızdaki kavramları kullanarak söylersek, sosyalizme eğilimlidir. Ahlaki ve dini bir sosyalizm çıkar. İslamın siyasi, politik duruşu sol bir duruştur, sağcı değil.

İHSAN ELİAÇIK

- Batı dışı dünya hakkında Marx ve Engels‘in düşünceleri bütünüyle emperyalisttir…ABD‘nin, Meksika‘nın epeyce toprağını ilhak etmesiyle sonuçlanan savaşı Marx kendi cümleleriyle, “tembel ve çaresiz Meksikalılara karşı uygarlaşmanın lehine bir netice” olarak nitelemiş ve desteklemiştir.

Fransa‘nın Cezayir‘i işgali de “ilerleme ve uygarlık için önemli ve talihli bir olay”dı. Çünkü, “Bedeviler bir haydutlar ulusu” idi.

Marx, İngilizlerin Hindistan‘ı işgalini de aynı mantıkla desteklemiştir. Çünkü Hint toplumsal hayatı, Marx’ın tabiriyle “değersiz, durağan ve bitkisel” idi.

 RASİM OZAN KÜTAHYALI

-

      – İhtiyaç, icadın anasıdır.

                  - Felsefe, mantık ve diyalektikten oluşur.

 - Erkek burjuvazidir, karısıysa proleteryayı temsil eder.

- Ne mutlu o yoksullara ki, öteki dünya onlarındır ve er ya da geç bu dünyada onların olacaktır.  

ENGELS

  - Az gelişmiş toplumlarda “ordu”, kendi halkına karşı kullanılmak için vardır. 

 - Her devrimin temel sorunu, “iktidar” olmak içindir.

- Yumurtalar kırılmadan, “omlet” (devrim) olmaz.

- Ne kadar kötü olursa, o kadar iyidir.

LENİN

- Filozofun gerçek işlevi; dünyayı değiştirmek değil, onu anlamaktır.

- Sosyalizmin bana göre arzu edilir bir tarafı yok. Çünkü, hiçbir özgürlük vermiyor, bir bilginin engelsizce edinilmesine izin vermiyor. Dogmacılığı teşvik ediyor. Bir düşünceyi yaymak için baskı kullanılmasını öneriyor. Ben ki eski liberalim, onun yapıp ettikleri çoğu kez pek az hoşuma gidiyor.

- Orta halli bir Rus, Stalin zamanında çarlık zamanına göre daha az mutluydu.

- Lenin kendisi için değil de bir inancı cisimlendirmek için ortaya çıkmıştı. Fakat inancı çok dar göründü bana. Marxçı yörüngenin dışında hiç mi hiç düşünemeyen bir “bağnaz” gördüm ben onda.

-Lenin’in bir “proleter” sayıldığı fakat dilenciler, yiyecek bir lokması olmayan zavallılar için “burjuvazinin uşakları” deniyordu.

B. RUSSELL

   G.V.PLEKHANOV:

 Formel mantık, realitede geçer değildir. Hareket, ayniyet ve çelişmezlik prensibine tabi değildir. Çünkü; madde hareketsiz, hareketsiz de madde olmaz. Bütün alemin esası bu hareketli maddedir. Hareket halindeki bir cisim, aynı zamanda hem burada hem de başka yerdedir..Hem vardır hem de yoktur. Bizzat bu değişmenin varlığı, gerçekte çelişmezlik mantığı yerine, çelişme mantığı veya diyalektiğin cari olduğunu gösterir.

 Ya formel mantık doğrudur, o zaman realiteyi inkar etmeli ya da realite doğrudur, o zaman da formel mantık ilkelerinin geçerliliği yoktur.

 Eğer mantığımız doğruysa, Zenon gibi “hareketi” inkar etmemiz gerekir.

…/…

- İktidar yozlaştırır, mutlak iktidar mutlaka yozlaştırır.

LORD ACTON

- “Minnettarlık”, köpeklerin alışkanlığıdır.

- İki şeyden taviz verilmez; vatan ve ordu.

- En büyük hatalarımdan birisi; imzaladığımız “Güvenlik İşbirliği Antlaşması”na Hitler’in sadık kalacağını düşünmemdir. 

- Bir insanın ölümü trajik, binlercesininki dramatik, bir milyonun ölümü ise istatistiktir.

- “Benim kör, küçük kediciklerim bensiz ne yapacaksınız?”

- Hedefini belirle, kovala, yakala ve yoket. Dünyada bundan daha güzel birşey yoktur.

- Dişini ne kadar gösterirsen o kadar iyidir.

STALİN

- Bir köle olarak yaşamaktansa, bir “özgürlük savaşçısı” olarak ölmek daha iyidir.

  YILMAZ GÜNEY

- Bilgi sahibi olmadan, fikir sahibi olunmaz.

- Haklıdan yana değil, güçlüden yana olanlar korkak ve kaypak olurlar. Güç merkezi değiştikçe dönerler; fırıldak olurlar.

UĞUR MUMCU

- En tehlikeli yönetim, hem cahil hem cesaretli olanların yönetimidir.

ERTUĞRUL GÜNAY

- Düşündüğünü söylemeye korkmaya başladı mı kişi, düşünmekten de korkmaya başlar.

VEDAT TÜRKALİ

- Bilinç, baskıdan doğar.

- Sömürü düzenine karşı çıkmak için; sosyalist/ marksist olmak, ulusunu, halkını sevmek için; ırkçı/milliyetçi olmak, adil bir insan olmak için de ahlakçı/dinci olmak zorunluluğu yoktur. Dahası bu türden yaklaşımlar; sınıfsal, etnik ve dogmatik bir tutum içinde sorunları çözen değil, derinleştiren bir anlayıştır.

- Eşitlik, “eşitler” arasındadır. Eşit olmayanları eşitlemeye çalışmak, eşit olmayanların sömürüsüne dönüşür.

- Din ve ideoloji; bilim öncesi, “ahlakçı” öğretilerdir.

AHMET AĞI

    - Marxizm, toplumumuzun gerçeklerine uydurulacak yerde, toplumumuzu kafamızdaki yarım yırtık yani aptallığımızın marxizmine uydurmak istemişizdir…Memleketimizde, 50 yıllık marxizm çabalamalarının içine düşürüldüğü durum, marxizmi tersine çevirdiğimizden ileri gelir…Değişen şartlara göre değişen tedbirler gerekir. Dogmatizm, değişen durumların karşısına eski gerçeklere göre alınmış tedbirlerle çıkmaktır. Dünyada değişmez gerçek yoktur…Batılı toplumlara benzemeyen doğulu toplumlarda durum daha da çapraşık sayılmalı, kesinliklerden, genellemelerden büsbütün kaçınılmalıdır. Bir durumun değiştirilebilmesi için onun genel gerçeklerini bilmek hiçbir işe yaramaz, özelliklerinden yola çıkılmadıkça hiçbir durum işe yaramaz.

- Her ülkenin sosyalistleri, kendi yollarını kendileri bulmak daha açıkçası, kendi sosyalizmlerini kendileri yaratmak zorundadırlar.

  KEMAL TAHİR

- “…Şartlar ne kadar elverişsiz olursa olsun, günün birinde devrimin gerçekleşeceğine inanıyorum da. İş, devrimden sonraki hayatın, insana gereksindiği mutluluğu verip veremeyeceğine geldi mi aklım karışıyor. Neden dersen, toplumun ve doğanın çelişkileri üstüne tutmuş koskoca bir sistem ve felsefe koymuşuz da birey olarak insanın iç çelişkilerini hiç hesaba katmamışız. Senin insan dediğin, kendini doğru ve haklı bir davaya adamış, kalıptan çıkma bir yaratık değil ki! Baştan ayağa karşıtlıklarla dolu bir varlık. Aynı zamanda iğrenç ve saygıdeğer, aşağılık ve yüce, ödlek ve cesur! Bunu demekle zannetme ki, insanı soyut ve değişmez bir kavram olarak alıp, şartlar ne kadar değişirse değişsin, o aynı kalacaktır demek istiyorum. Hayır o da değişiyor, değişiyor ama değişmesi kötüden iyiye, bilgisizden bilgiliye, vahşiden medeniye sürekli yükselen bir eğri çizmiyor. Çizdiği daha çok; iyiyle kötü, günahlarıyla sevap arasında aralıksız bir zikzak. Ayrıca, iyilik ve kötülük kavramları, koşullara göre değişen kavramlar”.

ATİLLA İLHAN “BIÇAĞIN UCU”

 – Türkiye’de “sağ” soldur, “sol” da sağdır.

- Türk Kurtuluş Savaşı, “anti-emperyalist” bir savaş değildir. 

        İDRİS KÜÇÜKÖMER

- Herşey değişebilir, herşey tartışmaya açıktır. Ancak dinler, marxistler, Stalin, Hitler bunu kabul etmiyor. Bir tek bilim herşeyi tartışmaya açar. Üstelik onda da amaç, tartışmanın sonunda doğruyu bulmak değil, ona yaklaşmaktır. Bunu da yanlışları eleyerek yapar.

CELAL ŞENGÖR

- Eşitlik yok, yalnızca farklı olanlar var. Biraz ondan biraz bundan biraz da ötekinden…

WİTTEGENSTEİN

 - İdeoloji, kendine göre bir mantığı ve tutarlılığı olan, belli bir toplum içinde tarihi bir görevi bulunan, bir tasavvurlar (imajlar, mitler, ve fikirler) bütünüdür.

  - Ayrıca ideoloji; maddi yaşamı din, ahlak ve bir anlamda da felsefe düşüncesiyle açıklayan tasarımlara ilişkindir. Kısaca ideoloji, bilim öncesi düşüncedir. Bilim düşüncesi ise tarihi ve toplumu, maddi yaşamın temel koşullarına göre açıklamaktır.

ALTHUSSER (Hilmi Yavuz, “Kültür Üzerine”)

 – Bir ülkeye diktayı yapanlar değil, “boyun eğenler” getirir.

- Sizin yüksekliğiniz, bizim eğilmişliğimizdendir.

BÜLENT ECEVİT

 – Önemli olan kedinin ak ya da kara olması değil, fareyi yakalamasıdır.

- İnsanların sosyal varlığı, düşüncelerini tayin eder. Öncü sınıfı temsil eden doğru düşünceler, yığınların içine girer girmez, toplumu ve dünyayı değiştiren maddi bir kuvvet haline gelir.

- Herşeyi değiştirecek, acıdan ve ölümden korkmayan bir nesil yetişecek.

 MAO

- İnsan, yediği şeydir ve insan insanın tanrısıdır. Tanrı, insanın idealleştirilmiş olarak dışavurumudur.

L. FEURBACH

 

 - İnsanın gelişimi, tanrının yerine kendisini koyabilme çizgisindedir.

*

- “Tanrı”, sıradan insan entellektüelizminin göğe yansımasıdır.

- “Tanrı”, insan yaratılarının en kutsal olanıdır.

         YALÇIN KÜÇÜK

Sol, ezilen ve dışlananların sözcüsü olan düşünce akımının adıdır…Ezilen ve dışlananlar 1960’larda işçiler ve köylülerdi. Sol bunların sözcüsü oldu. 70’lerde Kürtleri farkettik ama temelde Kemalist olduğumuz için onlara uzak durduk. 80’lerde bu kategori tüm dünyada fevkalade çeşitlendi; çingeneler, kadınlar, sakatlar, eşcinseller, vicdani redçiler vb. Ama biz bu yıllarda canımızla uğraştığımız için farkında bile olmadık. 90’larda kendimize gelmeye başlayınca baktık ki, bunların yanısıra Türkiye’de Aleviler, üniversiteye sokulmayan başörtülü kızlar, ateistler, gayrimüslimler…hepsi de ezilmişler ve dışlanmışlar kategorisinin has elemanları. Şimdi sol demek, işte bütün bunların sözcüsü demek”.

BASKIN ORAN

“Ancak bir noktada Marx yanıldı. Proleterya ve burjuvaziden oluşan iki kutuplu dünya oluşacak diye beklenirken orta sınıf büyüdü. Bugün dünyayı değiştirecek olan işte bu orta sınıftır, küçük üreticiler ve girişimcilerdir.”

NABİ YAĞCI

 - Burjuva kültürünün demokratlaşmasıyla, niteliği değişmeden çok sayıda insana ulaşıp yaygınlaşmasıyla, “mutlu azınlık kültürü” olmaktan çıkıp, “mutlu çoğunluk’”kültürüne dönüşebilir.

- Eğer bir “tanrınız” yoksa, saygılarınızı Hitler veya Stalin‘e sunarsınız.

T.S. ELİOT

- Komiserin manivelası; “devrim”. Dava, alt yapıyı değiştirmek, üst yapı kendiliğinden değişir. Yogi içinse kurtuluş, içimizde. Aksiyon, bir tuzak. 

Zıt yaklaşımlara sahip oldukları için, komiserle yogi uzlaşamaz.

ARTUR KOESTLER

 - Marxizm, aşılamaz tek toplum felsefesidir. Benim yaptığım ise, onun unutttuğu bireyi yerine koymaya çalışmaktır.

- Düşünce özgürlüğünün olmaması, düşüncenin ifade edilememesi değil, insanın düşünmemesidir.

- İnsan olmak istediği, kendini tasarladığı şeydir.

SARTRE

- Coğrafya kaderdir.

İBN-İ HALDUN

- İnsanlar, sınırlardan önemlidir.

 V. HAVEL

- Sol herşeyden önce, hümanizmdir. İnsan, “insan” olduğu için değerlidir.

ZÜLFÜ LİVANELİ

- Sol; ilericidir, enternasyonaldir, devrimcidir, hümanisttir. Bizde ise kendisi gibi düşünmeyene, yaşamayana tahammül edemeyen, ‘faşist solcular’ var.

 SİNAN ÇETİN

- Aç insanların karnını doyurduğum zaman bana, “kahraman” diyorlar. Bunların neden aç olduğunu sorduğum zaman ise bana, ‘komünist’ diyorlar.

Cardinal HELDER PESSOA CAMARA

- Bireye tek olma imkanı vermeyen, “kollektivizm şeytandır”. “Tek insan”, tanrı karşısında sorumlu olan insandır.

 KİERKEGAARD

SÖREN KİERKEGAARD

Pazar, Haziran 28th, 2009

 EXİSTANSİYALİZM:

 

 SÖREN KİERKEGAARD (1813-1855) :

 

Danimarkalı olup, varoluşçuluğun babası olarak bilinir. Sürekli olarak kendi varlığına bir anlam verme çabası içindedir. Bunu yaparken, kendi melankolisini de dışa vurmama gayretindedir. Kendisini ne olduğunu kimseye göstermemek için hep rengarenk giyinip, isim değiştirmektedir.

 Son derece keskin düşünceli bir insandır. Kendi kişisel sorununu kağıda dökmekde hem de bunu örtmeye çalışmaktadır. Katı bir hristiyan olmasına karşılık, zamanının kilisesini hep ağır bir şekilde eleştirmiştir.

 Kierkegaard’a göre, melankoliden kurtulmanın yolu; şiir, felsefe ve teolojide eserler vermektir.

 ‘Evlilikte mutlak aşıklık gereklidir ama bazı şeyler vardır ki; başkalarına –eşine dahi- anlatılmaması gerekir’.

 Kim kendi hakkında soru sorarsa, onun için felsefenin konusu; insan olacaktır. Tür olarak insanın bütün özelliklerini ortaya koymak değil. İnsanı tanımak tanımak denince, insanın kendi dışında bir ‘insan’ nesnesi aranılıyor. Oysa soruyu soranı merkeze almak gerekir.

 Her gerçek tanıma varoluşla ilgilidir. İnsanın kendi hakkında soru sorması, insanın kendi varoluşunu tanıma çabası içine girmesidir.

 Soruyu soran insan varoluştur ve kendi varoluşu hakkında soru soruyor demektir. Böylece Kierkegaard, varoluşçu bir filozof haline gelir.

 Kierkegaard’ın etkisi kendi çağında değil, insanın kendi kendisine sorun olduğu 20. yüzyıldadır.

 Etkilediği isimler; biyolojide; Barth, Bultmann.

 Felsefede; Jaspers, Heidegger ve Sartre’dır.

 

 Kierkegaard’ın felsefi inancı; ‘öznellik hakikattir’. Bu her şey özneldir, özneye göredir, nesnel hakikat yoktur demek değildir.

 Bir şeyin özne için hakikat haline gelebilmesi için o insanın kişisel hakikati ele geçirmeyi istemesi gerekir.

 Kierkegaard göre hakikat; o insanın inandığı, o insan için geçerli olan varoluşsal hakikattir.

 İnsan varoluşuna inanmalı, harekete geçmeli, onu değiştirmeye çalışmalıdır.

 Hegel’de insanın hakikati, geistın bakan yanından başka bir şey değildi. Kierkegaard’a göreyse Hegel, insanı unutmuştur.

Hegel’de hakikat bütün olandır. Kierkegaard da ise hakikat sadece benim içindir. Kendisi için yaşanabilecek ve ölünebilecek idedir. Bu da varoluştur. Hakikat=varoluş. Varoluş, insanın özünü kendi kendisiyle olan tecrübesiyle elde etmeye çalışmasıdır. Ona göre kendi kendine edindiği tecrübeler, feci iç karamsarlıkları ve korku.

 Ona göre insanın temel yaşantısı; karamsarlık ve korkudur. Bunlar insanın temel durumlarıdır. İnsan bu durum içinde yaşar.

 İnsan kendisiyle ilgili belirli tecrübeler edinmedikçe, toplum içinde törpülenmiş ortalama insan haline gelmektedir. İnsan temel durumlarını içinde taşımadıkça; kendine yabancılaşır ve insan olmaktan çıkar.

 İnsan kendi tecrübeleri içinde kendini sıkıştırıp; karamsarlıklarının ve korkularının ne olduğunu keşfeder. Yine korku içinde özgürlüğünün imkanını keşfeder. İnsan bu tecrübeye girdiğinde uyanır, kendinin ne olduğunu, kendini bu duruma getiren şeyleri görür ve karar vermek durumunda kalır.

 Karar verebilmek demek, özgürlüğün imkanı demektir. İnsan sınırları çizilmiş, olmuş bitmiş bir varlık değildir. İnsan aynı zamanda bir varolma imkanıdır.

 İnsana verilmiş olağanüstü şey; ‘seçme özgürlüğü’dür. Kierkegaard, kendini araştırır ve bunlara ‘yaşam evreleri’ der.

 Bu evrelerin 1. si Estetik evre (sanat felsefesi değil); bu evrede yaşayan insan, pek çok imkana sahip olmakla beraber onları gerçekleştirmeyi düşünmez. Kimi zamanda imkanın farkında değildir. Bu evrede insan; bakarak, görerek yaşamın tadını çıkarır. Eylemde bulunmaz, kendisi için bir sorumluluk yoktur Kendisi için olanı arar bulur ve tatmin olur. Ancak bu evrede insan kısa sürede boşluğa düşer. Bu evre hep duyularla yaşanan ve bu şekilde tatmin olunan bu evre, varoluşun tek evresi olamaz.

 Bu evrede insan hep nesnel olanlara yönelir ve onlarla tatmin olur. Böyle de yok olup gider.

2-Etik evre; bu hakikat olarak varolmak demektir. İnsanın önündeki imkanlardan birini seçerek kendini gerçekleştirmesi. Özgürlük, karar vermektir. Bu karar, insanın kendi kendisiyle ve kendisi için karar vermesidir. Bu kararı vermek için cesur olmak gerekir. Bu karar, bu cesareti gösteren varlık içinde kalıcı olur ve kendi hakikatine erişir.

 Seçme ve karar Kierkegaard’ın insanda imkan olarak gördüğü iki temel özelliktir.

 Etik evrede yaşayan; bu kararı vermiş, kendi kendini gerçekleştirmiş demektir. Bu evrede insan, nesnel olanı bırakmış ve kendi özgürlüğünü seçmiştir.

3-Dinsel evre; etik evrede Kierkegaard, düşüncesinin derinliğini kavramış değil, hala karamsar.

 İnsan kendi kendinden çıkarak hakikatle yaşayamayacağının bilincine varır. Çünkü ;insan, güçsüzlüğünün sonlu oluşunun farkına varır.

 İnsan en kötü, en derin karamsarlıktan yine de bir çıkış yolu bulabilir, insana yeni bir imkan açılırsa.

 İnsan sonlu olmakla, kendi içinde ebedi olanı görür. İçindeki sonsuz yanı ona bambaşka bir dünyanın kapısını açar. Hayatta atacağı adımlar için ebedi yanından emirler alır. İnsan bu yanını unutmamalılıdır. İnsanın ebedi olanla karşılaşması tanrı iradesi ile karşılaşmasıdır. İnsanın özgür olması, tanrı önünde mümkün. Çünkü, verilen karar tanrı önünde veriliyor. Dinsel evrede yaşayan insan, ebedi yanını gören ve tanrının iradesiyle yaşayan tek varlıktır. İnsanın korkusu melankolisi bu şekilde teselli bulur yoksa sonlu olan diğer insanlarla değil.

 İnsan, kendi tecrübeleriyle tanrının farkına varmalı(hristiyanlığı bu nedenle eleştiriyor).

 Kierkegaard’ın amacı; kendi yaşadıklarıyla bir mesaj vermek, çağrıda bulunmak.

 İnsanların kendileri için karar vermemeleri; insanlar içinde farksızlığı, ortalamalığı ortaya çıkarır. Sivrilenler ise hemen kitle tarafından törpülenmektedir.

 Kierkegaard, tek insan olma çağrısında bulunuyor. Bu tek insan tanrı karşısında sorumlu olan insandır. Kendisi, kendi çağında kitleler karşısında bir istisna olduğunun farkındadır.

 Kendisi tek olmanın ne demek olduğunu, bunu korkunçluğunu herkese gösteriyor ki; diğer insanlar böyle olmasın ama kitle de olmasın Herkes kendi kendini bulsun.

 ‘Tanrı, diğer insanların böyle olmaması için beni böyle yarattı ve bu görevi bana yükledi’ der.

 Hakikat; tek olarak insanın, kendi içinde keşfettiğidir. İnsan onunla birlikte yaşar ve ölür. İnsan kendisinin ne olduğunu, kendi kendisiyle tecrübe edinerek anlar. Yoksa başkasına bakarak ya da Kierkegaard’ okuyarak değil.

 Kierkegaard; insanların eşitlenmesine karşı çıkıyor. İnsan, ortalama, kollektif insan olma tehlikesiyle karşı karşıyadır.

 İnsan; bir sınıfa sokularak, o sınıf tarafından farklı özellikleri/olanakları yontulmaktadır. Ona göre, insanın tek olması, imkanlarını gerçekleştirme durumu kitle tarafından engellenmektedir. Örneğin bir parti ideolojisi tarafından insanlar yontulmakta ve parti ne derse o doğrudur!

 Oysa insan kendi kendini araştırarak tek insan olmalıdır. Bireye tek olma imkanı vermeyen ‘kollektivizm şeytandır’der.

 Kendini gerçekleştirmiş olan insan, nasıl insandır? Bu sorunun cevabı yoktur. Çünkü bu felsefe; tam olarak temellendirilmiş bir felsefe değildir.

 İnsanın kendini gerçekleştirmesi, insanın kendi içindeki hakikati keşfetmesidir. Önemli olan tek olduğunu fark etmesidir. Dolayısı ile tanrıyla ilişkiye girmesi ve sorumlu olması.

 Bu felsefe, ele avuca sığmayan, bulanık bir felsefedir. Sadece insanlara tek olmaya ve kendilerini gerçekleştirmeye çağırır.

 Yabancılaşma; kitle içinde kaybolmadır. Ona göre geist; insanın kendisidir.

 Onun bütün çabası; kitle içinde yabancılaşan insanı kendine getirmek. 

 Kierkegaard; yabancılaşma terimini, korku ve ürkme kavramlarıyla açıklamaya çalışır.

 Ürkme, her zaman nesnesi olan bir hislenme durumudur. Fareden, karanlıktan ürkme gibi.

 Oysa korku; kitle içinde varlığını bilincinde olmayan insanın durumudur. Korkunun nesnesi yoktur. Gelecekle ilgili bir felaketin verdiği huzursuzluk. Neden korktuğunu söyleyememe. Bu korku insanın ne olacağı ile ilgili. Korku insanın kazanamadığı bilinç durumu.

 Karamsarlık; insanın kendiyle ilişkiye girememesi, insanı gittikçe eriten bir hastalık; insanı yaratan kendi içindeki ebedi olandan kopma. Kendiyle girdiği ilişkide kendini bulamama, belirleyememe durumu. Bu hastalığa yakalanan, kendi ebediliği içinde tanrısal olana erişemiyor demektir.

 Karamsarlığın çeşitleri:

1-İnsan kendi varlığını bulamadığının bilincinde değilse, karamsar olduğunun da farkında değildir.

2-İnsan karamsar olduğunun bilincinde ise

 a)İnsan karamsar olsa bile kendi varlığını gerçekleştirmesi mümkün,

 b)İnsan karamsarlığa düşmeden de tanrı karşısında kendisi olabilir.

 İnsan kendine güvenmediği için ve tanrıya inanmadığı için karamsarlığa düşer, işte bu ölüme götüren hastalıktır.

 

 Nesnel düşünme ile varoluşsal düşünmenin ayrımı:

 

1-Nesnel düşünmede, düşünülen bir nesne var. Bu nesne düşünen insanın dışında. İnsan aklı sayesinde bu nesneye yöneliyor. Buna göre nesne, benim bilme etkinliğimin yöneldiği şey.

 Varoluşsal düşünme de ise düşünenin içinde. Yani düşünen insan, kendi kendini nesne haline getiriyor. ‘Ben kendi dışımda olana değil, kendi içimde olana yöneliyorum’.

2-Nesnel düşünmede aranılan hakikat; nesnel bir hakikattir. Benim o nesne üzerine koyduğum bilginin hakikati.

 Varoluşsal düşünme de ise hakikat tamamiyle öznel bir hakikattir. Buradaki hakikat, varoluşun kendisidir. Çoğunlukla, öznellik hakikattir.

3-Nesnel düşünmede önemli olan sonuçtur. Nesneye yönelen düşünce, o nesne hakkında bilgi ortaya koyar.

 Varoluşsal düşünce de ise böyle bir sonuç sözkonusu değil, zaten önemli de değildir. Burada düşünce ile düşünen birbirinden ayrı ama karşısında da değil. Düşünme eylemi, insanın kim olduğunu sorduktan sonra kendi kendisiyle girdiği ilişki. Bu süreç içinde insanın değişikliğe uğraması; varlık bilincinin değişikliğe uğramasıdır.

4-Nesnel düşünmede şu soru sorulur; düşünülen ne?

 Varoluşsal düşünme de ise sorulan, nasıl düşünüldüğüdür. Bu düşünmenin hakikati, o düşünme etkinliğinde bulunan insanın içsel olarak ortaya koyduğu hakikattir. Bir nesne ile ilgili değildir. Hakikat, insanın kendi içindeki imkanı görüp, tanrıya ulaşmasıdır. İnsan bu düşünme içine girebilir, bu bir imkandır ama sorun, bu düşünce iletilebilir mi? İletimi ancak dolaylı bildirimle sözkonusu.

 Kierkegaard’ın mesajı; ben böyleyim, siz nasıl isterseniz öyle yapın!

5-Nesnel düşünmede ’düşünüyorum o halde varım’ böylece mutlak düşünme etkinliğine girilir.

 Varoluşsal düşünme de ise ’varım, varolduğum için düşünebiliyorum’.

 

Kierkegaard, düşüncesinde hep canlı olan 20. yüzyılın temel problemini görmesi. Kitlenin, moralin, siyasal partilerin baskısı ve devletin mekanikleşmesini görüp, insanın bu unutulmuşluğundan kurtulabilmesini; varoluşsal düşüncede yani insanın kendi kendisine yönelmesiyle olabileceğini söylemiştir.

 

Kierkegaard düşüncesinde canlı olmayan; nesnel düşünmeyi tamamen gözardı etmesi. Oysa bilim bu düşünmeyle oluyor. Onun içinde bulunduğu durumu bu denli vurgulaması kendi psikopatolojik durumundan kaynaklanıyor. İnsanların bu durumdan kurtulmaları için tek tek cesaret göstermeleri ve tanrı karşısında özgür eylemde bulunmalarıyla olur.