Posts Tagged ‘Diderot’

KARIŞIK

Pazar, Ağustos 31st, 2014

– Bizler, olduğumuza inandığımız şeyizdir.

KEVIN (Canavar Alt Ego)

– Baktın hayatın tadını çıkaramıyorsun, tadını kaçıranı hayatından çıkar.

BOB MARLEY

– Nasip, niyete vurgundur.

 E. EMİN NEMUTLU

– Şeytanın en büyük kurnazlığı, tüm dünyayı var olmadığına inandırabilmesidir.

– Güçlü olmak, diğerlerinin yapamadığını yapma arzusuna sahip olmaktır.

(OLAĞAN ŞÜPHELİLER Filminden)

– Sonunu düşünen kahraman olamaz.

POLAT ALEMDAR (KURTLAR VADİSİ)

– Hayattaki en zor dört durum; (1) genç yaştaki karamsarlık, (2) ileri yaştaki karamsarlık, (3) ertelenmiş ve anlamsız bir yaşam, (4) kabullenilen çaresizlik.

YUSUF DURDURMUŞ

– Yükselirken kaliten, düşerken karakterin ortaya çıkar.

 SOMER SİVRİOĞLU

– Başarısızlığa tahammül edebilirim ama denememeye asla.

MİCHAEL JORDAN

– Hayatını başkalarıyla paylaşmayı seçen hiç kimse, yalnız yürümez.

H. SARNOFF SCHİFF

– İnançlı bir kişi, kendi çıkarını düşünen yüz kişiden daha etkilidir.

J. STUART MİLL

 – Birlik; akıl, aşk, ilim ve sezgi birliği halinde belirebilir.

SCHİMMEL

 – Hayat abartıldığı kadar zor, yaşanıldığı kadar basit değildir.

– Çok düşünürsen, çok düşünürsün!

MEHMET EMİN AVANAŞ

 – Bazen yürekli kayıplar, korkak zaferlerden daha önemlidir.

FATİH TERİM

 – Önemli olan çok yaşamak değil, yaşadığın zamana çok şey sığdırmaktır.

DENİZ GEZMİŞ

 – Çocuklar hiçbir şeyde herşeyi bulurlar, yetişkinler herşeyde hiçbir şey bulamazlar.

GİOCOMO LEOPARDİ

– Ölümden korkmuyorum, sadece o varken ben orada olmak istemiyorum.

WOODY ALLEN

Bilinç, baskıdan doğar.

Her son, başka bir sonla sonsuzluğa açılır.

– Her özgürlüğü belirleyen, bir “kader” vardır.

– Sonuçlarında olanın, nedenlerinde olmaması düşünülemez.

AHMET AĞI

– Bilgi sahibi olmadan, fikir sahibi olunmaz.

UĞUR MUMCU

– Çok merhametli olandan, “lider” olmaz.

ERHAN AFYONCU

– Ele geçen hiçbir şey, hayaldeki kadar güzel kalmaz.

N.R. NASH

– Eğer bütün insanlar doğuştan özgürse, nasıl oluyor da “kadınlar” köle doğuyorlar.

M. ASTELL

– İnsan, acı çekerek öğrenir.

AESCHYLUS

– Başkaları hakkında kötü sözler söylemek, kendimizi övmenin onursuz bir yoludur.

WİLL DURANT

– İnsan; tarihin, toplumun ve doğanın zindanından kurtulabilir ama kendi zindanından asla.

ALİ ŞERİATİ

– İbret alınsaydı, tarih tekerrür eder miydi hiç?

– Batı kalbi, Doğu aklı öldürmüştür.

– Bugün İslama yapabileceğimiz en büyük iyilik,  bizim onu temsil etmediğimizi söylemektir.

– Mısır’da onbir yıl kaldım. Fakat onbir saat daha kalsaydım artık çıldırırdım. Sana halisane bir fikrimi söyleyeyim mi: İnsanlık da Türkiye’de, milliyetçilik de Türkiye’de, Müslümanlık da Türkiye’de, hürriyetçilik de Türkiye’de. Allah benim ömrümden alıp o’na (Mustafa Kemal’e) versin.

M.AKİF ERSOY

– İnsanlar, olumludan çok olumsuz uyaranlara karşı daha duyarlıdır…Bizi mutlu edecek birkaç şey varken, kendimizi kötü hissettirecek sayısız etkenlere yöneliriz.

AMOS TVERSKY

Sadakat, insanı her gün doğru karar vermek zahmetinden kurtarır.

THOMAS WATSON

Disiplin, kişinin kendisini cezalandırmasıdır.

M. FOUCOULT

– Kendimizden bir şey üretememek, ne büyük zavallılıktır.

PİCO DELLA MİRANDOLA

– Kimse kendisine ayırdığı zamandan daha fazlasını, başkasına ayırmaz.

– İnsan, önüne çıkan herkes ve her şeyle iyi geçinmeli.

– Değişik bilinç durumlarını yaşamakta fayda var.

– İslâm, insanların tarihinden ibaret değildir.

EBUBEKİR KURBAN

ZİG ZİGLAR:

– Herkes evliliğe gözleri açık girer ancak gözlerini kısarsa devam eder.

– Önce gözünün nuru olur sonra gözüne batan bir nokta.

– Aşkını gösteremeyen, aşık değildir.

– Kimin haklı olduğu değil, neyin doğru olduğudur önemli olan.

– Önemli olan birlikte yaşayabileceğimiz biriyle değil, onsuz yaşayamayacağımız biriyle evlenmektir.

Seks, tanrının fikridir. Yalnız ve mutsuz Adem için, Havva’yı yaratmıştır.

Seksin amacı, yalnızca haz duymak değildir, eşlerin birbirine bağlanıp tek vücut olmalarıdır.

Haz peşinde koşanlar, sonunda mutluluklarını yitirirler.

…/…

– Kaliteli bir yaşam için illa para gerekmiyor, doğa bize her şeyi sunuyor. Kendine, dünya varlıklarına ve doğaya sonsuz bir saygın olması lazım. Sevgi, şefkat, aşk, sevişmek, paylaşmak ve arada kaliteli bir şarap içmek, kısacası hedonistik bir yaşam tarzıdır.

BENNU GEREDE

– Şöhret, para, pul, han, hamam, apartman geçici. Keşke bir adam olsaydı hayatımda da onunla birlikte yaşlanabilseydim.

MÜZEYYEN SENAR

– Vasiyetimdir; hayvan mezarlığına gömün beni. Bu ülkeye ve bu hayata dair hiçbir şeyin, hiçbir zaman benim dilediğim gibi olmayacağını biliyor, artık bundan acı duymuyorum. İyi, güzel ve doğru da olsa benim istediğim birşey size rağmen olacağına bana rağmen olmasın daha iyi.

ZEKİ DEMİRKUBUZ

– Evde biftek varken, hamburger yemeye dışarı çıkmam.

PAUL NEWMAN

– Mutlu olmak için değil, birbirimizi mutlu etmek için evleniriz.

ROY SMİTH

Mutluluk koşulların değil, tercihlerimizin bir sonucudur.

– Yarından korkma, dünden utanma.

DORİS SWANN

Farkındalık, önce ayrıcalığa sonra acıya dönüşür.

– Dilinde olanın, yaşamında yoktur.

– Neden ne kadar şikayet ediyorsanız, o kadar önemsiyorsunuz demektir.

– Dünyanın başına ne bela geliyorsa, dünya görüşü olanlardan geliyor!

Asıl trajedi, kimse böyle olsun istemezken, böyle olmasıdır.

Dram, yaşayan hariç herkesi zengin eder.

Alçağın sesi, yüksek çıkar.

Ruhun tembelliği, dili çalıştırır.

– Alçakgönüllü olacağız diye, alçakların içinde kaldık.

MEHTAP TERZİOĞLU

Manzaranın güzelliği, onun hüznünde saklıdır

AHMET RASİM

İnsanın hayatta yaptığı üç önemli şey vardır; doğmak, yaşamak ve ölmek. Doğumundan habersizdir, ölmeyi ızdırap haline getirir, yaşamayı ise unutur.

JEAN DE LA BRUYERE

Futbol, basit bir oyundur. Zor olan, basit oynamaktır.

JOHAN CRUYFF

Çanların, kimin için çalıyor olduğunu öğrenmeye çalışma hiç. Onlar senin için çalıyor!

JOHN DONNE

– Yolda kal, yoldaşsız kalma.

– Arayanlar bulamaz, bulanlar da aramaya devam eder.

Her iş, öncesinde düştür.

CUMA GÜMRÜK

– Verileri yorumlamak; bilgi. Bilginin; moral, ahlak, vicdan gibi sunulması ise bilgeliktir.

– Çocuk yapmak kolay, baba olmak zordur.

ALİ SAYDAM

– Her hatıra, aynı zamanda şiir ve hakikattir.

ERNST MACH

– Paranı yediriyorsan enayisin, yedirmiyorsan şerefsizsin, paran yok adam değilsin.

MEHMET İŞCEN

– Bazı insanlar tanıdıkça büyür, bazıları da tanıdıkça küçülür.

– Yalnız iyilik yapmak yetmez, iyiliği zerafetle yapmak da önemlidir.

DİDEROT

– Belki de bu dünya, başka bir gezegenin cehennemidir.

ALDOUS HUXLEY

– Ya “intihar” etmekten vazgeçmeli ya da yaşamaktan.

– Yapacak hiçbir şeyin kalmamışsa, ne yaparsan yap.

KING PURPLE

– Kalmak katlanmaktır, kabuslar ortasında gülümsemek ve iyiyim demek.

– Önemli olan hayatı uzatmak değil, derinleştirmektir.

HAKAN ALBAYRAK

– Suçluyu affeden hakim, kendini mahkum etmiş olur.

PUBLİUS SYRUS

– Tatmin edilemeyen tek şehvet, “bilgi şehveti”dir.

FATİH ALTAYLI

– İnsanlar, sınırlardan önemlidir.

V. HAVEL

– Varlıklı olmak, varolmak değildir.

ÇETİN ALTAN

– Her hatıra, aynı zamanda şiir ve hakikattir.

ERNST MACH

– Hiçbir şey, gerçeğin kendisinden daha şaşırtıcı değildir.

ERWİN KİRC

Aşk, imkansızın zaferi olduğunda doruğa ulaşır.

Aşk, insanı teyakkuzda tutmadığı vakit tavsamaya başlamıştır.

Aşk, sevgiliyi her gördüğünde yeniden doğmak sevincidir.

– Aşk anarşisttir, özgürlük ister.

BUKET UZUNER

– Kendine bir hoşça bak. Alemin özü, varlıkların gözbebeği olan insansın!

ŞEYH GALİP

– Yaşlanmaktan değil, yavaşlamaktan korkmalı.

NİLÜFER GÖLE

– Durmadan gideceksin, ne varsa bundandır. Bir yerde uzun süre kalma. Gece ile gündüz birbirini nasıl kovalıyorsa, sen de hayattan soğumamak için düşüncelerini onun üzerinde toplamaktan kaçın. Hayat üzerinde düşünmeye başladın mı bil ki, soğursun ondan.

MAKSİM GORKİ

– Hayat, küçük ölçeklerde de mükemmel olabilir.

L. JOHNSON

– Seni sürekli diğerlerinden farksız kılmaya çalışan bir dünyada, kendin olarak kalabilmek, dünyanın en zor savaşını vermektir. Bu savaş bir kez başladı mı hiç bitmez.

E.H.CUMMING

“Seni seviyorum” demek, bazen bir vaat bazen de bir vedadır.

– İtiraf; daha suçlu olunan bir şeyi itiraf etmemek, gözden kaçırmak için yapılır.

DORİAN LEADER

Dualite; ontolojik değil, epistemolojiktir.

YAŞAR NURİ ÖZTÜRK

– Hep aç kalacağımızdan korktuğumuz için, aç kaldık.

Bir İran Filminden

– Kimse, hayat kadar sert vuramaz.

ROCKY BALBAO (“Rocky” filminden)

– İstesem de dört öğün yiyemem.

“BABA” Filminden

-İnsanı yaşlandıran geçip giden zamanın çokluğu değil, ideal yokluğudur. Yıllar cildi buruşturur fakat idealsizlik ruhu öldürür.

General MC ARTHUR

– Sahip olamayacakları şeyleri, yalnızca aptallar hayal eder.

KRAL ARTHUR 

– Bir konuda her şeyi, her konu da ise bir şeyler öğrenin.

Prof. Van DYKE

– İnsanlar ne kadar zeki olurlarsa olsun, sevdiği birinin sözüne aldanacak kadar, aptaldır aslında.

J. CHRİSTOPHE

– İnsanın öğretmeninin doğa, kitabının insanlık, okulunun yaşam olduğu birgün gelecek mi?

HALİL CİBRAN

– Savaş, büyük bir rant oluşturduğundan, barışı korumak da o denli zor olmaktadır.

TAYFUN TALİPOĞLU

– Sevgi ve bilgi, paylaşılarak büyür.

EMİNE ŞEN

– Huzur, vahdet sırrına erenindir.

UPANİŞADLAR

-Aydın ile sokak adamının inançları bir olabilir mi? Vedaların dışında, öteki dinlerin büyük hatası, bu gerçeği anlamamış olmalarıdır.

MAX MÜLLER

Düşünmeden okumak körletir, okumadan düşünmek yanıltır.

CLAİRVANY

-Yaşamak, gecenin tüm karanlığına rağmen buğulu bir cama güneşi çizebilmektir.

ÜLKÜ AKVARUP

– Avrupa’da insanlar tesadüfen ölür, biz de ise tesadüfen yaşarlar.

HASAN PULUR

– Hayal gücü olmayan insanın, kanatları yoktur.

– Siyah tenli olduğum için kendi ülkemde bu kadar aşağılanırken, bana hiçbir kötülüğü dokunmamış insanları (Wietnamlıları) neden öldüreyim ki!

MUHAMMED ALİ

– Ömür dediğin şey, yaştan ibaret değil, yaşadıklarından ibarettir.

İSHAK ALATON

– En büyük banka hesabın, yaptığın iyiliklerdir.

-İyilik bankası, insanın okyanusa attığı iyilikler toplamıdır.

– Oğlum sana bırakacağım en büyük miras, tavsiyelerimdir.

– Para, alkol gibidir, kazandıkça insanı şımartabilir, sarhoş edebilir. Aynı zamanda büyük para kaybı, insanı depresyona sokabilir. Bir işten para kazanınca hemen başka bir işe yatırma, parayı dinlendirmek gerekir.

– Kazandığın paranın gereken miktarını, yoksullara ver, yoksa sistem seni beslemez.

– Dürüstsen, projen doğruysa para gelir seni bulur. Çünkü, para da park edecek, güvenli bir yer arar.

– En büyük güç, para değildir. En güçlü olan, en çok dostu olandır.

– Senin gücün, seni seven dostlarının, enerjisinin toplamı kadardır.

UZEYİR GARİH

– Kuşkusuz en büyük önyargı, etrafımızdaki herkesi insan sanmamızdır.

– Önemli olan “iç güzelliği” deriz ama dışı lekeli karpuzu bile almayız.

CHARLES BUKOWSKİ

IMMANUEL KANT

Çarşamba, Haziran 3rd, 2009

  IMMANUEL KANT (1724 – 1804) :

 

  F. Bacon’un açtığı çığır; Ampirizm, sürdürenler; Locke, Berkeley, Hume.

 

  R.Descartes’in açtığı çığır; Rasyonalizm, sürdürenler; Voltaire, Diderot, Cicero.

 

  Kant, bu iki çığırı yanıtlamaya çalışıyor. Bu konudaki ünlü sözü “görüsüz kavramlar boş, kavramsız görüler kördür”.

  

SAF  AKLIN ELEŞTİRİSİ” adlı eserinden :

 

 Kant’a göre neden – etki; anlama yetisinin şeyleri apriori olarak bilmesini sağlayan tek yol değil. Biz neden –etki bağlantısındaki alışkanlığı deneyden edinmiyoruz. Biz bunu doğuştan apriori olarak getiriyoruz. Bu bilmemizi sağlayan yetiler; deneyden gelen değil, bunlar saf aklın kavramıdırlar. Oysa Hume’a göre bunlar apriori değil, biz bunları deneyden ediniyoruz.

 Hume’un tecrübesi; duyusallıkta, Kant’ın ki ise anlama yetisindedir.

 Kant’a göre, “bütün bilgilerimiz deneyle başlar ama bütün bilgilerimiz deneyden çıkmaz”.

 

 Bilginin Kaynağı Bakımından Yargılar :

 

 1- Aposteriori; deneyden gelen deneyle edindiğimiz yargılar. Buradaki bilgiler, apriori bilgilerin aksine ‘raslantısal’dır.

 

 2- Apriori; deneyden önce gelen. Terminolojisi; tümel, genelgeçer ve zorunlu olması.

 

     a) Saf apriori (saf bilgi); tümel, genelgeçer ve zorunlu olmak, daha çok bilgeler için sözkonusu. Örneğin; ‘her değişmenin bir nedeni olmalıdır’  bu bilgide tamamen bizden gelen kesin bir tümellik var.

 

     b) Saf olmayan apriori; apriori bilgi ama saf değil. Örneğin; “her değişmenin bir nedeni vardır”.

 Saf apriori ile saf olmayan aprioriyi birbirinden ayırma da ölçüt; tümel, genelgeçer ve zorunlu olup olmamalarıdır.

 

 Akıl; anlama yetisinin kavramlarını ilkeler altında birleştirme yetisi.

 

 Saf akıl; bir şeye hiç deney karıştırmadan ilkeler, apriori olarak bilmeye çalışan akıl.

 

Özne-Yüklem Bakımından Yargıların sınıflandırılması:

 

  1- Analitik yargılar (aynı zamanda apriori):

 

      Örnek; “bütün cisimler (özne), yer kaplar (yüklem)”.

      Belli bir kavram daha küçük parçalara ayrılarak analizi yapılıyor. Cismin tanımında zaten yer kaplama vardır. Bu nedenle yukardaki yargı bize yeni bir şey söylemiyor. Bu yargılar; zorunlu, tümel, genelgeçer, deney ve izlenimlere dayanmazlar. Çelişme ilkesine dayanırlar.

 

  2- Syntetik Yargılar (sadece aposteriori olduğu sanılıyor oysa sentetik olduğu halde bazı yargılar aprioridir); burada birbirinin içinde olmayan iki kavram birleştiriliyor.

     Örnek; “bazı cisimler (özne)+ ağırdır (yüklem)”.

      “ 7+5 = 12″

      Bu yargılar bilgimizi artırırlar. Burada yeni bir bilgi sözkonusu. Özneye tanımında olmayan yeni bir şey yükleyerek, yeni bir bilgi elde etme sözkonusu.

 

    a) Syntetik Aposteriori Yargılar; deneye dayanan sentetik yargılar. Örnek; “bazı cisimler ağırdır”.

 

    b) Syntetik Apriori Yargılar (asıl sorun burada); deney öncesi deneye dayanmayan yargılar. Matematiğin bütün önermeleri sentetik aprioridir. ‘7 +5 = 12’ gibi. Bilimin ve geometrinin yargıları da sentetik aprioridir. Bu yargılar bilgimizi hem genişletirler hem de analitik apriori yargıları içerirler. Sentetik deneyle ilişkili yargılar olduğu gibi tümel, genelgeçer ve zorunlu olan apriori yargılardır. Sentetik aprioriyi mümkün kılan; görülerdir.

 

  Bilgilerimizin Oluşumu (Kant bazen bunun tümüne “akıl” diyor) :

 

  1- Duyusallık; duyuları verileri buradan geliyor. Gelen duyu verilerini saf görülere yerleştiriyor. (Trancendental estetik)

 

  2- Saf görüler; kendileri deneyden gelmiyor. İki saf kategorisi var:

 

       a) Zaman (arimetik/artardalık),

       b) Mekan (geometri/ yanyanalık)

           Duyusallık pasiftir. Duyuların verdiğini alır ve saf görülere (saf zaman ve saf mekan) yerleştirir. Bilgilerimiz ancak böyle oluşuyor. Zaman ve mekana yerleştirilmeyen hiçbir bilgi mümkün değil. Sentetik apriori yargılar bunlar sayesinde mümkün. (Trancendental Estetik)

 

  3- Anlama yetisi; aktif olup duyusallığın verdiği üzerine 4 küme halinde 12 kategorisiyle düşünür bağlar kurar, sentez yapar. Deney burada oluyor. Sentetik apriorilerin sentezi yapılınca bilimsel yargılar oluşuyor. (T. Analitik)

 

  4- Akıl; ideleri var. (T. Diyalektik)

 

  Trancendental; nesnelerle değil de, genel olarak nesneleri apriori bilişimizle uğraşan bilgiye diyor.

 

  Trancendental felsefe; bu felsefenin konusu nesnelerin yapısı değil, nesnelerin yapısı üzerine yargıda bulunan anlama yetisi. Oniki çeşit yargıda bulunma var. Bu felsefe nesnelere ait apriori bilginin sistemiyle uğraşan felsefedir, direkt olarak nesnelerle ilgilenmiyor. Nesneleri apriori olarak bilişimizle ilgili bilgilerle ilgileniyor.

 

  Tancendental estetik; duyusallığın apriori ilkeleri.

 

   Trancendental analitik; saf düşünmenin ilkelerini içine alan bilim. Deneyden gelmeyen düşünmenin saf formları.

 

   Trancendental Dialektik; saf aklın idelerinin nasıl ortaya çıktığıyla ilgilenen bilim. Deneyden gelmeyen düşünmenin saf formları ile ilgilenen bilim.

 

   Kant’ın amacı, insan aklının bir eleştirisini yapmak. Neyi bilebiliriz neyi bilemeyiz; kritisizm. Aklın bilimi olan metafizik ile duyusal dünya arasında sınır çizmek. 

 

   Anlama yetisinin yaptığı iş; 1. İdeler üretir, 2. Anlama yetisinin kategorilerini ilkeler altında toplar.

   İde; duyuların kendisine karşılık olarak bir şey sağlamadıkları apriori olan bir saf akıl kavramı. İdeler trancendenttir (aşkındır). İlkeler deneyle ne doğrulanabilir ne de çürütülebilir. İdeler, bilgi değildir.

  

           Saf Aklın İdeleri

             /                  \  

Pratik ideler              Teorik ideler

(bunları duyular sağlamaz, saf akıl kavramlarıdır)

                                                         

   Teorik ideler:

 

 1-Ruh idesi

 

2- Evren idesi; kozmosun nesne olabileceği hiçbir deney olanaklı değildir. Kozmos idesi bütünü içine alır. İnsan aklının ayrılamayan, algılanamayan bir kavramıdır. Bu ide mutlak olarak koşulsuz olanı anlatır. Olanaklı deneyin dünyasında karşılığı yoktur. Bu yüzden deneyin üstünde yükselmeye çalışan düşünce, antinomilere (çelişkilere) düşer. Dört kozmolojik idesi vardır:

a) “Evrenin zaman ve mekan bakımından bir başlangıcı vardır”. Karşıtı; “evren, zaman ve mekan bakımından sonsuzdur”. Zaman ve mekanın bizde olması nedeniyle kesin bir şey söyleyemiyoruz.

b) “Dünyada her şey yalın olandan oluşur”. Karşıtı, “yalın olan hiçbir şey yoktur”. Herşey karmaşıktır.

c) “Dünyada özgürlükten gelen nedenler vardır”. Karşıtı, “özgürlük yoktur”. Herşey doğa yasalarına göredir.

    Çelişkinin olması doğal çünkü bunlar; sentetik apriori değil

d) “Nedenler dizisi sonunda zorunlu bir varlık vardır (ilk neden)”. Karşıtı, “zorunlu olan hiçbir şey yoktur, bu dizide her şey rastlantısaldır”.

 

3- Tanrı idesi; aklın hiçbir koşula bağlı olmayan yanından çıkar.

 

ETİK GÖRÜŞÜ:

 

                         EVREN İDESİ

                                   |

                         ÖZGÜRLÜK :

 

a)Fenomen dünyası (bu dünyayı teorik akıl biliyor); duyulan, algılanan deney dünyası, ‘doğa’.

-Evrende her şey doğa yasalarına göre olup biter.

-Özgürlük yok.

-Doğa yasaları var.

-Zorunluluk var.

-Özgürlük ancak, nedenler zincirini tahrip ederek, varılacak ilk nedende (tanrı) olabilir.

-Bedeni eğilimler nedeniyle insanın beden yanı da bu dünyaya girer.

-Koşullu buyruklar.

-İstekler,  arzular, eğilimler.

-Öznel ilkeler ya da maksimler.

 

b)Numen dünyası (pratik akıl biliyor); düşünülen dünya. Burada özgürlükten gelen nedenler var. Gereklilik yasaları var. Burada özgürlüğü görüyoruz, yaşıyoruz. İnsan kendini özgür olarak biliyor. Eğer zorunlu bir nedensellik olsaydı, insan yasa gereği öyle yaptım derdi.

 “Ben buldum o parayı cebime atarım” değil, bana o paranın sahibini bulmam gerek dedirten ahlak yasaları (gereklilik yasası) var. Oysa doğada zorunluluk var. ‘Bugün yağmur yağması gerekir’ diyemeyiz.

 İnsana “şunu yapmam gerekir, şu gerekmez” dedirten gereklilik yasaları var. Bu ses dışarıdan değil, yine insanın aklından gelen bir ses.

-Koşulsuz buyruklar,

-İsteme,

-Nesnel ilkeler, maksimler.

 

İnsan her iki dünyanın da yurttaşı.

 

YASALAR:

 

 Yalnızca yasa koşulsuz ve gerçekten nesnel. Dolayısıyla; tümel, genelgeçer, zorunlu kavramlarını birlikte getirir. Ve emirler (eğilimler karşı olsa bile) uyulması gereken yasalardır.

 Aslında Kant, yeni bir şey söylemiyor. “Ben varolanı, bilimsel olarak formüle etmeye çalışıyorum” diyor. Ona göre yasa, hem apriori hem de syntetik olmalı. Yani yasa; genelgeçer, tümel ve zorunlu olmalı. Mutlu olmak için yasalar, syntetik apriori olmalı.

 Koşulsuz olarak -yararlı olduğu için değil- iyiyi isteme. Kant, devamlı olarak bunu arıyor. Koşullu olursa apriori olmaz. “Şöyle yapmam gerekir” diyen ahlak yasasının koşulsuz olması lazım. Eğilimleri idare edecek bir yasa değil. Akıldan gelen öyle bir yasa olmalı ki; biz o yasaya uyarız ya da uymayız ama o yasaya uymamız gerektiğini bileceğiz. Önemli olan yasanın, yapılması gerekenin bilinmesi; uyulup, uyulmaması değil. “Hile yapabilirsin ama yapmaman gerektiğini bil”.

 Aslında yapılmaması gerekeni en adi adam bile biliyor. En azından kendisine yapıldığında, yapılmaması gerektiğini biliyor. Kant, eylem ilkesi aramıyor. İnsanın-kendi aklından gelen, koşulsuz olan- eylemlerini yönetecek bir yasa.

 Etiğin bilim olması; etiğin tümel, genelgeçer ve zorunlu olması demek.

 Kant, herkesin yasaya gerekene uymasını beklemiyor. Herkesin, “bu gerekir” diyen yasayı bilmesini istiyor. Burdaki yasa, akıldan gelen koşulsuz buyruk şeklindedir.

 Kant, bilimi bilim yapan syntetik apriorileri görüyor ve etiğin önermelerini de syntetik apriori haline getirerek, etiği bilim yapmaya çalışıyor.

 

 BUYRUKLAR:

 

 Her durumda genel bir yasa olabilecek şekilde olmalı.

a)Koşullu buyruklar(hipotetik); zorunlu, tümel ve genelgeçer değildirler. Koşullara göre eylemde bulunma sözkonusu. İyiyi iyi olduğu için isteme değil, koşullu. Deneye dayalı. “Eğer saygınlık istiyorsan yalan söyleme”.

b)Koşulsuz buyruklar; içeriği yok, biçimi var. Koşulsuz buyruk, koşulsuz olarak iyiyi istemedir. Bu buyruk hem syntetik hem de apriori olmalı. Ancak bu şekilde tümel, zorunlu ve genelgeçer olur. Etik ancak bu şekilde bilim olabilir. Kant. Yasayı buyruk olarak arıyor.

 

  İSTEME :

 

 Kayıtsız şartsız dünyanın dışında bile olsa koşulsuz iyiyi isteme. İyiyi, iyi olduğu için isteme. İnsan iki dünyanın da vatandaşı olduğundan istemeyi, sadece deneysel koşullar belirlemez.

 Yasa hem genel hem de öznel olacak, nesnel değil. Sübjektif ilkelerimize ölçü olacak. Yasa olunca isteme oluyor. İsteme olunca da -yasaya saygıdan dolayı- eylemde bulunuyoruz.

 

 ÖDEV :

 Yasaya saygıdan dolayı yapılan eylemin zorunluluğu ödev, iyiyi istemeyi de içeriyor.

 

 ÖDEVDEN DOLAYI EYLEMDE BULUNMA:

 

        Yasaya saygıdan dolayı yapılan eylemdir.

  Doğanın kendi yasalarına (doğal yasa) uymaması sözkonusu değil ama insan özgür olduğundan ahlak yasalarına uymaması sözkonusu.

  Kişi hiçbir zaman yasaya uymuyor ama yine de yasaya uymam gerekir diyebiliyorsa, kendini aşağılamaya, hor görmeye mahkum etmiş demektir.

  İnsan duyulur dünyada doğa yasalarının altında, düşünülür/numen dünyasında ise ahlak yasalarının altındadır.

  “Gerekir“i deney dünyasından aldığımızdan bir nedensellikle değil, sadece saf akıldan gelen bir nedensellikle diyoruz.

  Düşünülür dünya ile duyulur dünya arasında sentez sözkonusu. Sentetik apriori yargılar, bu iki dünya arasında bizden gelen bağlantı kurmada sözkonusu.

  İnsan, bedeni eğilimleri ile zorunluluk/fenomen dünyasının, dingansich yanıyla da gereklilik/ numen dünyasının üyesidir/yurttaşıdır.

 

      DİNGANSİCH; kendinde şey, şeyin kendisi. Fenomen değil, fenomenin arkasında olan. Bilinç onu bilse de bilmese de olan. Düşüncenin objesi. Duyulur, görülür verisi olmayan. Anlama yetisinin, amprik objenin karşısına koyduğu trancendental bir obje. Böyle bir objeyi düşünebiliriz ama görülemeyi gerçekleştiremeyiz. Ancak ancak teorik akılla bu kavrama belli bir açıdan içerik kazandırabiliriz.

  Özgürlük ahlak yasasının varlık nedeni, ahlak yasası da özgürlüğün bilinme nedenidir.

  Gerekir diyen insan özgür insandır. İnsan diyebildiğine göre özgürdür.

 

DENEY; duyusallık yoluyla elde edilen kavramların bir kategoriye oturtulması

MEKAN; dış nesnelerin saf biçimidir. Her dış nesne zorunlu olarak başka nesnelerle yan yana algılanır. Tek başına bir nesne algı nesnesi olamaz.

 

 Kant, nesnelerle değil, nesneleri apriori olarak bilişimizle ilgili bilgiye bakıyor.Bu nedenle de yatığı işe Trancendental Felsefe diyor.  

   

 Locke, Hume, Berkeley (amprikler), duyusallığı düşünüyor ama anlama yetisini düşünmüyor. Rasyonalistler ise anlama yetisini düşünüyor ama duyusallığı görmüyorlar. Kant, her ikisini de uzlaştırmak için şöyle söylüyor:

 “ Görüsüz/ algısız kavramlar boş, kavramsız görüler kördür”.

 

 ÖZGÜRLÜK; ahlak yasasını isteme.

 

 NEGATİF ÖZGÜRLÜK; zorunluluğa/ doğa yasalarına bağlı olmadan eylemde bulunmak. Belirlenmeme imkanı istiyor. Aklın kendi yasasını, kendisinin koymadan eylemde bulunması.        

POZİTİF ÖZGÜRLÜK; aklın kendi yasasını kendisinin koyarak eylemde bulunması. İnsanı yüce kılan bu özgürlüktür.

 Negatif özgürlük olmadan pozitif özgürlüğe geçemiyoruz.

 Kant’a göre, duyusallığın verdiği, bilgi değildir.

 

Deneysel yargılar:

a)Deney yargıları(nesnel yargılar)

b)Algı yargıları

 

Elmanın ‘tatlı’ olması benim için geçerlidir, ‘elma’ için değil. Algı yargısı, anlama yetisinin kavramlarından birine verilmediğinde mümkündür.

Bir algı yargısının, deney yargısına dönüşmesi:

“Güneş var ve taş ısınıyor” bu bir algı yargısıdır. Bu işi anlama yetisi yapıyor ama anlama yetisinin kavramları verilmiyor. Biz sadece karşılaştırma yaparak nedene de, nedenselliğe de ulaşamayız.

 “Güneş taşı ısıtır”. Algı yargısı+ anlama yetisinin ‘neden’ kavramı.

(Kant, insanın yargılarına bakarak bir ayrım yapıyor)Dar anlamda akıl, duyusallığın verdiği üzerine bir şey katmıyor. Saf aklın ortaya koyduğu yargılar aprioridir ama syntetik değildir. Deneysel bilginin olanaklılığı anlama yetisinin kavramlarıyla olur. Deneyin olanaksızlığının yasaları, doğanın da yasalarıdır.